Ahlak ve Sîret
Halinin sadelikle tanımasına çalış, dahi olarak tanınmandan sakın, aksi halde seni murakabeye alanlar, kollayanlar çoğalır, çok kere zararını görürsün, seni öldürebilir de.
Sevmediğin şeylere nefsini alıştır ki, karşılaştığın zaman üzüntün az olsun! Önceden yaptığın riyazetin bir zararını görmezsin, senin hesaba katmadığın ve beklemediğin sevindirici bir şeyle karşılaşırsan sevincin büyük olur. Üzüntüler çoğalır da üst üste yığılırsa, biri birini götürür, hafifler.
Gaddar bazen vefakarlık gösterir, vefakâr birinin de bazan gadrettiği görülür. En büyük saadet, zamanın zorlamasıyla insanın kardeşlerini imtihan etmek mecburiyetinde kalmamasıdır. Onlara muhtaç olup ne yapacaklarını öğrenmemektir.
Sana eziyet eden biri hakkında kötülük düşünüp kin bağlama, aksi halde kötülükte onun seviyesine tenezzül etmiş olursun, senin saadetin sana yeter. Onu tamamen karşılıksız bırakacak olursan onu şımartmış ve meydanı kötülüğe terketmiş olursun. O halde onu karşına almıyorsan aciz olduğun için değil, kendine yakıştırmadığın için olduğunu hatırlatmalısın. Fesada meydan vermemeli.
Ne mutlu o insana ki, insanların kendisinde bildikleri ayıpların daha çoğunu kendi nefsinde bilir.
Cefaya karşı sabretmek üç kısma ayrılır ;
1 – Onun gücü sana yetecek, senin gücün ona yetmeyecek kimseden gelen cefaya karşı sabır,
2 – Senin gücün yetecek, sana gücü yetmeyecek kimseye karşı sabır.
3 – Senin ona, onun da sana gücü yetmeyecek kimseye karşı sabır.
Birinci durumda sabır, zillet ve hakirliktir, fazilet değildir. Bu durum karşısında, korku sabrı bastırıyor. Ondan uzak durmak ve terketmek gerekir.
İkinci durum fazilet ve ağır başlılıktır, fazilletli insanın işidir.
Üçüncü kısım ikiye ayrılır ki, biri, cefa diğeri hata eseri olarak yapıldı, kabahat olduğu bilindi ve pişmanlık duyuldu. Bu durumda sabır efdaldır hatta farzdır, gerçek hilim de budur. İkincisi, cefa eden haddini bilmiyor ve yaptığı cefayı yerinde görüyor, pişmanlık ta duymuyor. Böylelerine karşı sabır, sabreden için zillet, sabır gösterilen kimse için fesattır. Bunlara karşı sabır göstermek onları şımartmaktır. Yaptıklarına misliyle karşılık vermek düşüklük olur, uygun olan, onlara karşı müdâfadan aciz olmadığını, bunu yapmıyorsa, karşı tarafın buna değer bulunmadığı için ve kendisine layık görmediği için yapmadığını duyurmakla yetinmeli, bundan fazlası yapılmamalıdır.
Sefil insanlara kasrı cevap, yalnız iade ve tenkil (örnek, ibret cezası) etmektir.
İnsanlarla devamlı oturan, nefsinde üzüntüsüz kalmaz, ahirete ait günah yüklenir, nefsini kabartacak bir takım öfke edinir, geri dönülmeyecek himmet kırıklığına uğrar. Onlardan ayrıldıktan sonra da onlardan aldığı sıkıntıyı içinden duyar. Ya bir de tamamen onların içinde yaşayan kişi hakkında ne düşünürsün?
İzzet, rahatlık, sevinç ve selamet onlardan ayrı yaşamaktadır. Ancak, onları ateş gibi tutacaksın, onunla ısınacaksın, fakat içine girmeyeceksin.
Böylesi insanlarla birlikte olmanın şu iki ayıbından başka bir ayıbı olmasa bile, onlardan ayrı yaşamayı gerektirmesi için bunlar yeterli mazeretlerdir. Birincisi, onlarla ünsiyet temin edildikten sonra bir takım tehlikeli -belki öldürücü- sırların açıklanmasına zemin hazırlanmış olmasıdır. İkincisi ise, ahireti tehlikeye atacak dedikodulara düşülmesi. Bu iki beladan selamette olmak için toplumdan ayrı kalmaktan başka yol yoktur.
Bugünün işini küçük te olsa hafif görerek yarına bırakma, zira küçükler toplanır da bir gün büyük iş oluverir ve o zaman da onu yapmaktan aciz kalırsın, tümünden mahrum kalırsın.
Kıyamet gününde terazini ağırlaştıracağını ümit ettiğin hiç bir şeyi hakir görme ve hemen yerine getir az da olsa. Ola ki o azlar birleşerek cehenneme atılman gerekirken ondan kurtuluverirsin.
Acı, fakirlik, ezginlik ve korkunun üzüntüsünü ancak bizzat onların içinde yaşayan bilir, hisseder, hariçte olanlar bunları duymaz. Yanlış görüşü, kusuru ve günahı da, bunların içinde yaşayan göremez, dışardan bakanlar görür. Emniyyetin, sihhatin ve zenginliğin hakkını içinde yaşayan bilmez, hariçten bakan anlar. İsabetli görüşü, fazileti, ahirete ait emeli ancak fazilet erbabı olan ehilleri takdir eder, anlar, ehli olmayanlar bunları anlayamaz.
Haini ilk terkedecek kimse, kendisi için hainlik yaptığı kimsedir. Yalancı şahitliğini ilk başına kalkacak kişi, kendisi için yalan şahitliği yaptığın kişidir. Zina eden kadını ilk aşağılayacak kişi, kendisiyle zina ettiği kişidir.
Bir şeyin fesada gittikten sonra sıhhate dönüştüğünü görmedik, belki neden sonra dönebilir. Her gece aklını içkilerle ifsad eden için ne demeli? Eğer onun aklı bunu hoş gösteriyorsa bu akla şüpheyle bakmak gerekir.
Yol usandırır, acılar olgunlaştım, mal çokluğu hırsı artırır, azlığı da aza kanaat ettirir.
Akıllı tedbiriyle bazan yanılabilir, ama ahmakın tedbiriyle isabetli iş yapması caiz değildir.
Bir sultan için en tehlikeli şey, etrafını avare kişilerle doldurmasıdır. Akıllı kişi, onlara zulüm sayılmayacak şeylerle onları meşgul eder. Aksi takdirde kendisine zulüm sayılacak şeyle onu meşgul ederler, ya da onlar yaklaşan düşmanları olur ki bu da kendisini tehlikeye atmak demektir.
İnsanların gözlerini diktiği meşhur biri olmak, onun işini kolaylaştırır da, kendisini gözden düşür de.
Birinin kendisinde olmayan meziyetlerle süslenip heybet ve azamet gösterme gayreti, dünyadan birazcık pay almış cahillerin cehaletini kapatmak için altında saklandıkları perdedir. Akıllı insan geçici devletin kendisine getirdiği iltifat ve sadâkata aldanmaz, devleti devam ettiği müddetçe zaten herkes kendisine dosttur.
Birinin yardımını isteyeceksen, o işte senin kadar kendisinin de çıkarı olacak birinden iste, o işte seninle başkasını eşit görecek birinden isteme.
Biri size bir söz getirirse, o sözün sahibinden çıktığını isbat etmedikçe ona cevap verme, aksi halde size yalancı olarak gelen, haklı olarak sizden ayrılır.
Din ehline güven, velevki onun dini senin dininden ayrı olsun. Dini hafife alana da güvenme, velevki kendisi de senin dininden olduğunu söylesin.
Allah’ın haram kıldığı ÅŸeyleri hafife alana güvenme, kıymet verdiÄŸin herhangi bir ÅŸeyini ona teslim etme!
İnsanlar arasında mallarıyla ortak olanlardan çok ruhlarıyla ortak olanları buldum, bu hususta uzun düşüncelerim oldu, tecrübelerim sonunda bundan başka bir şey bulamadım, sebebini ise bir türlü anlayamadım, ancak bu beşerin tabiatında Allahın takdiridir dedim.
Kötülükleri çok olan birinin, nadiren bir iyilik etmesini inkar etmek çirkin bir zulümdür.
Bir düşmandan kurtulan, çok düşmanlarla karşılaşabilir.
Gördüğüm kadarıyla dünya gölge hayaline benzer, değirmen pervaneleri gibi bir tarafı kapandıkça diğer tarafı peyda olur.
Ölümü uzun zaman hayretle düşündüm. Sebebi ise, bir çoklarıyla ruh-cesed dost oldum, sadakâtla birbirimize bağlandık, öldükten sonra bazılarını rüyamda gördüm, bazılarını görmedim. Halbuki onlarla öldükten sonra rüyada bir birimizi ziyaret edeceğimize dair sözleşmiştik -tabi mümkünse- Ama ahirete intikallerinden sonra görmedim, bilmem unuttular mı, yoksa meşguliyetleri mi var?
Nefsin cesede hulul etmeden önceki imtihan yurdunda olup biten şeylere karşı gafleti ve unutması, batağa batan birinin daha önceden bildiği şeylere karşı gafleti gibidir. Sonra bunun üzerinde uzunca düşündüm, bana bir şey açıklanmış oldu, o da şudur: Uyuyan biri nefsini cesedinden ayırmak ister ve bunda ciddi himmet gösterirse ve taki gaybı müşahede ederse, uykusundan biraz önceki olayların tümünü unutuyor ve yepyeni haller doğuyor. O halde kendisi uyku içinde lezzet duyuyor, ihtilam oluyor, korkuyor, üzülüyor uyku halinde iken.
Nefis nefisten ünsiyet duyar. Cesed ise hem ağırlıklı hem de kendisinden kaçınılandır. Bunun delili ise, cenazenin defni için dostunun acele etmesidir. Onun cesedinin yanında bulunmasından rahat olmuyor, ünsiyet duymuyor, cesed yanında olduğu halde dostunun ayrılığının acısını çekiyor.
İblisin askerlerinin insanların ağzına attığı şu iki kelimeden daha avlayıcı, daha çirkin ve daha ahmakça kelime görmedim. Birincisi, birinin yaptığı kötülüğe başkaları örnek gösterilerek falan da yapmıştı bunu diye mazeret saymaları. İkincisi ise, bu kabahat yalnız bugün yapılmış değil ki, önceden de niceleri yapmıştır diyerek hafife almalarıdır, ya da bugün yaptığı şeyi, canım ben bunu yalnız sana yapmadım ki, falana da yaptım bir şey olmadı, gibi sözlerdir ki, bu sözler şerri kolaylaştırmak, hatta o şerri şer olmaktan çıkararak maruf sınırları içerisine sokmak ve normal gösterilerek reddedilmesini önlemek yolunda İblisin silahıdır.
Eğer sui zannı gereği kadar hududuna riayet ederek değerlendiremeyeceksen, hüsnü zannı kullan, bununla nefsini rahatlatmış olursun. Sui zann mutlak olarak kötü değildir, eğer hududu içerisinde kullanılabilirse akıllılıktır.
Cömertliğin hududu, malının fazlasını hayır yollarında harcamaktır, bunda en önemli olanı muhtaç komşun ve fakir akrabandır. Sonra devlet düşkünü, fakir olan hemşehrilerin. Bunu yapmamak cimriliktendir. Bu hususta ileri giden methedilir, geri kalan zemmedilir, bu sınırı aşarsa savurganlık sayılır ve kötülenmiştir. Senin yiyeceğinden keserek daha çok muhtaç olanlara vermek fazilet ve îsardır, bu cömertlikten de üstündür. Bunu yapamayan bundan dolayı kınanmaz, insafın gereği de budur.
Vacip olan borcun ödenmesi farzdır, yiyeceğinden fazlasını vermek cömertliktir, kendini tehlikeden kurtaracak kadardan fazlasını, ihtiyacı olduğu halde, başkasını tercih ederek vermek fazilet ve îsardır. Borcunu ödememek haramdır, ihtiyacından fazlasını esirgemek cimrilik ve şuhtur (cimrilikten daha aşağı bir haldir ki, kendisi vermediği gibi başkasının vermesine de rızası yoktur), zaruri ihtiyacından olan şeyin bir kısmını muhtaçtan esirgemek özürdür. Kendi nefsini veya aile fertlerinin yiyeceklerini kısmak pintiliktir, rezalet ve masiyettir.
Zulümle elde ettiğin malla cömertlik göstermek, zulüm üzerine zulümdür, bunun karşılığı methedilmek değil kötülenmektir. Çünkü bu, hakikatta kendi malını vermiyor, başkasının malını veriyor. Başkalarının hakkı olarak senden olanı vermek cömertlik değil, haktır.
Åžecaatin hududu, Dini veya namusu muhafaza veya zulme uÄŸradığı için sana sığınan veya malıyla, ırzıyla büyük veya küçük te olsa haklı durumda ezilmekte olan birini gördüğünde onu kurtarmak için gerektiÄŸinde canın feda edilebilmesidir. Bu gibi durumlarda sabır göstermek korkaklık ve kofluktur. Dünya için ölüme gitmek tehevvür (köpürmek) ve ahmaklıktır. Bundan daha ahmaklık, kendi borcunu ödememek için ölüme gitmektir. Bundan da daha büyük ahmaklık, bir takım insanlar gördük ki canlarını ortaya koyar kavgaya atılırlar, niçin kavga ettiÄŸini bilmezler, bir gün Zeyd için döğüşürler, ertesi gün Amr için döğüşürler, ertesi gün fikir ve saf deÄŸiÅŸtirerek yok yere tehlikeye atılıp girerler, kınanmaktan korkuyoruz derken cehennem ateÅŸine girerler. Rasûlullah’ın (s.a.v) ÅŸu haberinden murat bunlar olsa gerek:
“Bir zaman gelecek, insanlar birbirlerini öldürecek, ne öldüren niçin öldürdüğünü bilecek, ne de ölen niçin öldüğünü bilecek.”
İffetin hududu, gözünü ve azalarını sana helâl olmayandan engellemendir, bunu aÅŸmak zinadır. Allah’ın sana helâl ettiÄŸi ÅŸeyden kendini menetmen zafiyet ve acizliktir.
Adaletin hududu, borcunu vermek ve hakkını almaktır. Zülmun hududu, aldığını vermemek, hakkını ödememektir. Keremin hududu, hakkı kendi isteÄŸinle yerine gektirmektir, baÅŸkasından hakkı alabilecek durumdayken ona kolaylık göstermendir ki bu fazilettir. Her cömertlik kerem ve fazilettir, her kerem ve fazilet cömertlik deÄŸildir. Fazilet daha umumi, cömertlik daha hususidir. Zira hilim – ağır baÅŸlılık ve olgunluk -fazilettir, cömertlik deÄŸildir. Fazilet farzdır, fazlası nafiledir.
Bir saatlik ihmal, bir senelik riyazeti ifsad eder.
Cemaat içerisindeki bir kişinin işlerini tedbirde hata etmesi, bir kişi etrafında toplanmayan bir topluluğun isabetli işinden daha hayırlıdır. Zira cemaat bir kişinin hatasını toparlayıp düzeltebilir, halbuki bir topluluğun başı boşluğu kendilerini aldatır ve sonunda helak olmalarına sebep olur.
Fitnenin çiçeği bağlanmaz (dilin kemiği olmaz).
Benim çok ayıplarım vardı, peygamberlerin, geçmiÅŸ büyüklerin tavsiyeleri istikametinde kendimi kontrol ettim, riyazetten geri kalmadım, nefsimin tedavisine çalıştım. Tabii Allah’ın (cc) tevfiki ve ihsanı oldu. Zaten riyazet ve nefis tezkiyesinin faydası ancak Allah’ın tevfik ve inayetine inandıktan sonra mümkündür.
Hastalıklarım arasında külfete razı olmak ve öfkede ileri gitmek vardı. Riyazetle tedavimden sonra öfkemi göstermemekte baÅŸarılı oldum ki, sözlerim, hareketlerim ve ölçüsüz konuÅŸmalarım bir yerde kalıba girdi. Savunulması helal olmayan ÅŸeylerden sakındım, bir çok ağırlıklara katlandım, bir çok elem ve endiÅŸilere karşı sabrettim, çok kere hastalandım, hazımsızlık oldu, bu hususlarda nefsime müsamaha gösterdim, çünkü bunları yaparken nefsimde bir eziklik hissettim ve bunun kibri kırdığını gördüm. Ayrıca bir çok hastalıklarımla ilgili olarak nefsimle aklım açıkça tartıştı ve elhamdülillah hepsi gitti, bir eser kalmadı. Gençlik gururundan kaynaklanan hareketler vardı, onlar da gitti. Şöhret olmak, üstün gelmek sevdası vardı, onlar da bitti. Bu hastalığın ilacı olarak tek bildiÄŸim, Allah’ın yasakladığı ÅŸeylerden sakınacaksın, geri kalan ÅŸeyler için Allah’ın inayetine sığınacaksın!
Kaldı ki mantık ölçüleri içerisinde kalmak kaydıyla nefsin öfkesini göstermesi fazilettir, öğülen bir ahlaktır. Akrabalarımdan birileri evlenmek istediği zaman bir takım gururlarla karşı çıkardım, bundan vazgeçmiş gibiyim, zira bu hususta karşılaştığım itirazlar makul ve haklıdır. Bir de kin tutma hastalığım vardı, tamamen kaldıramadımsa da bunu da bir dereceye kadar yendim, belki ciddi olarak bana düşman olanlara karşı sadakat gösteremiyorum.
Su-i zannı mutlak olarak kötü sayarlar, halbuki öyle değildir. Eğer bu durum insanı dinde helâl olmayan veya muamelatta kabahat sayılan bir şeye götürmezse tutarlılıktır, akıllılık ve fazillettir.
Halk arasında, inandığım ÅŸeyde muhaliflerime karşı direnmem, hatta yeryüzündeki bütün insanlar da olsa onlara aldırmadığım hususunda bana düşman olan cahillerin görüşlerine gelince; Benim memleket halkından hiç bir anlam ifade etmeyecek giyim kuÅŸamlarıyla bana uymayanlarına aldırmadığım gibi onlara da aldırmıyorum. Bu durum benim eÅŸi ve benzeri bulunmayan en büyük özelliÄŸimdir ve fazilettir. Yemin ederim bundan baÅŸka bir özelliÄŸim bulunmasa dahi onunla memnun olacağım ve Cenabı Hakka hamdedeceÄŸim ve O’ndan isteyeceÄŸim, sözümün yetiÅŸtiÄŸi herkese tavsiye edeceÄŸim cok önemli fazilettir. Allah’ın rızasına ve insanların takdirine vesile olmayacak aksine bir çok sıkıntıların yolunu açacak faydasız ÅŸeylerde insanlara uymakta bir yarar yoktur ve bu bir fazilette deÄŸildir.
Yine hakikati göremeyen birileri, aleyhimdeki söylentilere aldırmadığımdan dolayı beni suçlarlar. Ben bunu kendimi aÅŸarak kardeÅŸlerim adına da paylaşıyorum, bazan benim yanımda onlar aleyhine konuÅŸulduÄŸunda da karşı çıkmıyorum. Ben onlara diyorum ki, bu husus kapalıdır, söz kapalı söylenince çirkini güzel, güzeli çirkin olur. Biri “filan bacısı ile yatıyor” dediÄŸinde bu çok çirkin olur, fakat “din kardeÅŸiyle” dendiÄŸinde ne kadar yanlış anlaşıldığı açığa çıkar. Ben aleyhimdeki sözlerden etkilenmem desem doÄŸru olmaz, her insanın bu gibi ÅŸeylerden etkilenmesi fıtrîdir. Ancak bundan dolayı öfkelenmemeyi, heyecana kapılıp saçmalamamayı becerebilir karşılık vermeden susarsam bu bir baÅŸarıdır, Allah’tan istediÄŸim ve vereceÄŸini ümit ettiÄŸim ÅŸeydir. EÄŸer iÅŸ tartışma alanına sürüklenir de cehalete ve öfkeye götürmeden makul ölçüler içinde düşünerek, doÄŸru olan sözleri seçerek incitmeden etkili olabilir ve ikna edersem bunu isterim ve özenirim. Esasen mecbur olmadığım böyle bir alana sürüklenmek te istemiyorum. Beni eleÅŸtirenlere ya da onlara cevap verme durumunda kalanlara tavsiyem, kendilerinin susması ve muhataplarını susturmasıdır. Dedikodunun önlenmesi için en tesirli tedbir susmaktır. Böylece bir çok düşmanlığın, soÄŸukluÄŸun ve fitnenin önü kesilmiÅŸ olur.
Beni eleştirenler iki durumdan hali kalmaz, üçüncü şıkkı yoktur. Ya yalancı ya da doğrudur. Eğer yalancı ise Allah onun diliyle bana peşinen yardım etmiştir, kendisi yalancılardan olmuştur, dinleyicilerin büyük bir kısmı aynı zamanda yalan olduğunu anlamışlardır, bir kısmı ise araştırdıktan sonra anlamıştır, bana isnat ettiği şeyin bende olmadığı hususunda da uyarmış oldu. Eğer doğru ise yine üç durumdan hali değildir. Ya onu sırrıma ortak ettim, emin olarak gördüğü birine içini açarak rahatlayan biri gibi rahatladım ama, o emniyeti kötüye kullandı, düşüklük yaptı, kendisi kaybetti. Ya da suç olmayan bir şeyimi suç zannederek açıklamıştır, o zaman da onun cehaleti beni kurtarmıştır, zira ayıp kendi üzerinde kalmıştır, ayıpladığı kişiyi temize çıkarmıştır. Veya gerçekten kabahat olan bir şeyimi işitti, o da dilini kaptı koyverdi ve etrafa yaydı. O zaman da onun kınanmasından çok kendimi kınamam ve suçlamam gerekir ki, o beni haklı olarak suçladığı için onu değil kendimi suçlamalıyım.
Ama kardeÅŸlerimin iÅŸine gelince, ben onları desteklemiyor deÄŸilim, ancak yumuÅŸak bir tavırla destekliyorum. Benim yanımda onların aleyhinde söz söyleyenleri caydırıyorum, ezilme, mahcup olma ve özür dileme noktasına getiriyorum. Bunu yaparken, insanların aleyhinde konuÅŸmanın güzel bir ÅŸey olmadığını, aslında insanlar baÅŸkalarının kusurlarıyla uÄŸraÅŸacağına kendi kusurlarını düşünmelerinin daha isabetli bir hareket olacağını anlatırken bir taraftan da dostlarımın faziletlerinden bahsediyorum. “Onlar sizler hakkında eleÅŸtiri yapmıyorlar, siz de onları eleÅŸtirmemekte daha haklısınız. Nefsiniz için razı olmayacağınız ÅŸeye baÅŸkaları için de razı olmayın…” vb. sözlerle yumuÅŸatıyorum. EÄŸer ben de onun söylediklerine katılsam, onu fitlesem, ona hoÅŸ olmayacak ÅŸeyler söyletsem cinayeti ben iÅŸlemiÅŸ olurum ve böylece baÅŸkalarının da iÅŸitmediÄŸi bir takım dedikoduların yayılmasına sebebiyet vermiÅŸ olurum. Belki daha da acı akıbetlerle neticelenecek hadiseler meydana gelebilir. Benim dostlarıma karşı yapabileceÄŸim bu kadardır, kendim için de onlardan bekleyeceÄŸim bu kadardır, bundan daha fazlasına giderek aleyhimde yapılacak eleÅŸtirilerin ateÅŸlenmesini istemiyorum.. Zira hasmın ÅŸahsiyet durumuna göre yapılacak atışmalarda sözü ana-babalarımıza da sürükleyebilirler, belki el sataÅŸmalarına da gider, bu durumda bunu yapana teÅŸekkür edilmez, ancak kınanır. Tevfik Allah’tandır.
Bazan da incelemeden ölçüsüz bir şekilde, malımı zayi ettiğim yolunda beni eleştirenler oluyor. Bunu kısmen şöyle açıklayabilirim: Ben malımı ancak dinime, ahlakıma, ırzıma ya da nefsimin yorulmasına sebebiyet verecek yerlerde harcarım. Bu yollarda harcadığım mal az da olsa, üzerine güneş doğan bütün mallarımın harcanmasından daha önemli ve daha kıymetlidir.
Bir insanın mazhar olduğu Allah nimetleri arasında en büyüğü, o insana tabiatında adaleti sevdirmesi ve hakkı üstün tutturmasıdır. Ben ancak bu kuvvetle dinde ve dünyada hayırlar üzerine kapanmasından sakınılacak fesatları söküp attım. La havle vela kuvvete illa billahü aliyyil azîm.
Bir insanın tabiatında zulmü sevme, kolayca yapma ve hafife alma sevgisi varsa, tabiatının ıslahını hiç beklemesin, onun dininden ve ahlakından felah umulmaz.
Kibirlilik, hased, yalancılık ve hıyanet benim tabiatımda hiç yoktur. Bu hususta öğünmüyorum da, zira Allah Teala bunlara karşı tabii bir nefret verdi. Hamd Allahadır.
Desinlerin kötülüğü, bir ÅŸey yapan eÄŸer bunun için yapmışsa, yaptığının hayrını görmesi karşılığında sevap yazılmaması ve bu iÅŸiyle Allah rızasından baÅŸka bir ÅŸey murad ettiÄŸi için, Allah’a ÅŸirk koÅŸmuÅŸa benzemiÅŸ olmasıdır. Bu hal fazilet duygusunu söndürür. Zira bu duygu ile yapılan iÅŸler Allah rızası ve fazilet için deÄŸil, desinler içindir.
Sizde olmayan bir şey ile medhedilmeniz, kötülenmenizden daha zararlıdır ve ağır hakarettir, zira böylece kusurunuz üzerine uyarıldınız, bunu yapan da sizin kınanmanızdan kurtulmanız için yardımınızda bulunmuş oldu.
İnsan noksanını bilse kamil olurdu. Hiç bir yaratık kusursuz olmaz. Saadet sahibi sayılacak kimse , hayatta az kusuru görülerek defnolunandır. En çok olan ÅŸey, hiç zannetmediÄŸin ÅŸeydir. Akıllılık, zannettiÄŸi ÅŸeye karşı tedbirli bulunmaktır.. Allah’ı (c.c) tesbih ederim ki O, bunu böyle tertip etti. Böylece İnsanın acizliÄŸini ve O’na olan – yardımına – ihtiyacını gösterdi.





