"Zulümden kaçının. Zira
zulüm, kıyamet günü karanlıklar olacaktır. Cimrilikten de
kaçının, zira cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş, onları
birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helal addetmeye
sevk etmiştir."
Muslim, Birr 56; Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi,
Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.
357
20
Ağustos 2006
Mirac Gecesi
Geceniz Mübarek Olsun
Miraç Kandili
"Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye
(Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek
kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan
münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir." (İsra :1)
Mirac Gecesi, Recep ayının 27. gecesidir. Mirac mucizesi,
hicretten bir buçuk yıl önce, 621 yılı başlarında vuku
bulmuştur. Olayın iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz.
Peygamber (s.a.v) Mescidül-Haram'dan Beytü'l-Makdis'e (Kudüs)
götürülür. Kur'an'ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında
isra adını alır. İkinci aşamayı ise Hz. Peygamber (s.a.v)'in
Beytü'l-Makdis'ten Allah'a yükselişi oluşturur. Mirac olarak
anılan bu yükselme olayı Kur'an'da anılmaz, ama çok sayıdaki
hadis-i şerifde ayrıntılı biçimde anlatılır.
Hadis kitaplarında rivayet edildiği üzere:
Hz. Peygamber (s.a.v) Burak ile Beytü'l Makdis'e vardıktan sonra
oradaki büyük ve sert kayadan göğe çıkarıldı. Her bir gökte
peygamberlerden biriyle görüştü, nice nice melekler gördü.
Cennet ve cehennemin durumlarını gördü, Sidre-i Müntehâ'ya
geçti, Allah'ın melekût âleminden bir çok acaib şeyler gördü.
Nihayet beş vakit namazın farz kılınması emri ile aynı gecede
geri döndü.
Sabahleyin Mescid-i Haram'a çıkıp Kureyş'e haber verdi. Hayret
etmek ve kabul etmemekten kimi el çırpıyor, kimi elini başına
koyuyordu. İman etmiş olanlardan bazıları dönüp dinden çıktı.
Birtakım erkekler Ebû Bekir'e koştular.
Ebu Bekir;
"Eğer o, bunu söylediyse şüphesiz doğrudur" dedi.
Onlar:
"Onu bu konuda da mı tasdik ediyorsun?" dediler.
O da:
"Ben onu bundan daha ötesinde tasdik ediyorum, sabah akşam
gökten getirdiği haberleri yani peygamberliğini tasdik ediyorum"
dedi. Bunun üzerine kendisine Sıddık unvanı verildi.
Kureyşliler içinde Beytü'l-Makdis'i o zamanki haliyle bilenler
vardı. Bunlar, onun vasıfları ve durumuyla ilgili sorular
sordular, tanımlamasını istediler. Derhal Hz. Peygambere Beytü'l-Makdis
gösterildi. Bunun üzerine ona bakıp anlatıyordu.
"Gerçi Beytül-Makdis'i tanımlamada isabet etti." dediler.
Sonra:
"Haydi bakalım bizim kervandan haber ver, o bizce daha
önemlidir, onlardan bir şeyle karşılaştın mı?" dediler.
Peygamber (s.a.v)
"Evet, falancanın kervanlarıyla karşılaştım, Revhâ'da idi. Bir
deve kaybetmişler arıyorlardı. Yüklerinde bir su kadehi vardı.
Susadım onu alıp su içtim ve yine eskiden olduğu gibi yerine
koydum. Geldiklerinde sorun bakalım kadehte suyu bulmuşlar mı?"
buyurdu.
"Bu da diğer bir alâmettir" dediler. Sonra sayıların, yüklerini
ve görünüşlerini sordular.
Bu defa da kervan olduğu gibi Hz. Peygambere gösterildi ve
sorduklarının hepsine cevap verdi ve buyurdu ki:
"İçlerinde falan ve falan önde, boz renkte bir deve üzerinde
dikilmiş iki harar olduğu halde falan gün güneşin doğması ile
beraber gelirler".
Bunun üzerine:
"Bu da diğer bir âyettir" dediler ve o gün hızla Seniyye'ye
doğru çıktılar. Güneş ne zaman doğacak da onu yalancı
çıkaracağız diye bakıyorlardı. Derken içlerinden birisi:
"Güneş doğdu!" diye haykırdı. Diğer birisi de:
"İşte kervan geliyor, önünde boz bir deve ve içlerinde falan ve
falan da var, tıpkı (Hz. Muhammed'in) dediği gibi" dedi. Böyle
olduğu halde yine iman etmediler de:
"Bu apaçık bir büyüdür." dediler.
Bazıları göğe yükselmenin de "Burak" üzerinde meydana geldiğini
söylemişler ise de gerçek olan şudur: Mescid-i Aksâ'ya kadar
İsrâ (gece yolculuğu) Burak ile olmuş. Ondan sonra Mirac,
asansör kurulmuştur.
Ebu Sa'îd-i Hudrî'den rivayet olunduğu üzere Resulullah
buyurmuştur ki:
"Beytü'l-Mak-dis'te olanları bitirdiğim zaman Mirac getirildi
ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. Ve o, odur ki, ölünüz can
çekişme vaktinde gözlerini ona diker. Arkadaşım, beni, onun
içinde kapılardan bir kapıya ulaşıncaya kadar çıkardı ki, ona
"Koruyucu melekler kapısı" denir. Koruyucular kapısı, gök
koruyucularının beklediği dünya göğü kapısıdır.
Nitekim bu konuda
"Ve onu, her kovulmuş şeytandan koruduk" (Hicr, 15/17)
buyurulmuştu.
Ve Ebu Sa'îd-i Hüdrî'nin diğer bir rivayetinde şu detaylı
açıklama vardır:
"Sonra Mirac getirildi -ki insanların ruhu onda göğe yükselir.
Baktım ki, gördüğüm şeylerin en güzeli; görmez misin ölmek üzere
olan kimse, ona nasıl gözünü diker? Bunun üzerine dünya göğü
kapısına kadar yükseltildik. Cebrail kapının açılmasını istedi.
"O kimdir?" denildi.
"Cibril" dedi.
"Yanındaki kim?" denildi.
"Muhammed" dedi.
"Öyle mi?
O Peygamber olarak gönderildi mi?" denildi.
O, "evet" dedi.
Hemen kapıyı açtılar ve beni selamladılar. Bir de ne bakayım
görevli bir melek gördüm ki göğü koruyor ve ona İsmail
deniliyor, emrinde yetmişbin melek ve her birinin emrinde yüzbin
melek var.
"Burada Resulullah (s.a.v) şu âyeti okudu:
Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve
onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu)
yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle
inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap
verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın.
Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin:
"Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini
böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir.
Rabbinin ordularını Kendisi'nden başka (hiç kimse) bilmez. Bu
ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.
(Müddessir, 74/31)
ve buyurdu ki:
Derken bir adam ile beraberim ki, şekli Allah'ın yarattığı günkü
gibi, ondan hiçbir şey değişmemiş, kendisine soyundan olan
insanların ruhu arzediliyor: "Mümin ruhu, hoş ruh, hoş
kokuludur. Bunun kitabını (iyilerin defterin)de kılın" diyor.
"Kâfir ruhu ise; kötü ruh, kötü kokuludur. Bunun kitabını
(kötülerin defterin) de kılın" diyor.
"Ey Cibril! bu kim?" dedim.
"Baban Âdem" dedi. Ve o, bana selam verdi, gönlümü aldı, hayır
ile dua etti
"Hoş geldin salih peygamber ve salih evlad" dedi.
Sonra baktım bir toplum gördüm ki, dudakları deve dudağı
gibiydi. Onlara bir takım memurlar görevlendirilmişti,
dudaklarını kesiyorlar ve ağızlarına ateşten bir taş koyuyorlar,
bu taşlar makadlarından çıkıyordu.
"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim.
O: "Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir" dedi.
Sonra baktım bir toplum vardı ki, derilerinden sırım kesiliyor
ve ağızlarına tıkılıyor. Ve yediğiniz gibi yiyiniz deniliyor. Ve
bu onlara en iğrenç bir şey oluyor.
"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim.
"Bunlar o koğucular, fitnecilerdir ki, insanların etlerini
yerler ve sövmek ile ırz ve namuslarına saldırırlar." dedi.
Sonra baktım bir toplum var ki, önlerine bir sofra kurulmuş,
üzerinde benim gördüğüm etlerin en güzellerinden kebaplar var,
etraflarında da leşler var. Onlar, o güzel etleri bırakıp bu
leşlerden yemeğe başladılar.
"Bunlar kim? Ey Cebrail!" dedim. O:
"Bunlar zinakarlar" dedi. "Allah'ın helal kıldığını bırakırlar
da haram kıldığını yerler."
Sonra baktım bir toplum var ki, karınları evler gibidir. Bunlar
Firavun ailesinin yolu üzerinde bulunuyor. Firavun ailesi sabah
ve akşam ateşe atılırken bunlara uğruyor, uğradı mı bunlar bir
fırlıyorlar, fırlayınca her biri karnının ağır basması ile
düşüyor ve bunun üzerine Firavun ailesi bunları ayaklarıyla
çiğniyorlar.
"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim...
Dedi ki:
"Bunlar, karınlarında faiz yiyenlerdir. "onların misali
kendisini şeytan çarpmış olan kimse gibidir".
Sonra birtakım kadınlar memelerinden asılmış ve birtakım
kadınlar, baş aşağı ayaklarından asılmış.
"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim. O:
"Bunlar zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlardır" dedi.
Sonra ikinci göğe çıktık. Orada Yusuf ile buluştum. Ümmetinden
kendine tabi olanlar da etrafında idi. Yüzü, ayın ondördündeki
dolunay gibiydi. Bana selam verdi, hoş geldin dedi.
Sonra üçüncü göğe geçtik. Orada iki teyzeoğlu; Yahya ve İsa ile
buluştum. Giyimleri ve saç sakalları birbirine benziyordu. Bana
selam verdiler. Hoş geldin dediler.
Sonra dördüncü göğe geçtik. İdris ile buluştum. Bana selam
verdi, hoşgeldin dedi. Nitekim yüce Allah:
"Biz onu yüce bir yere yükselttik" (Meryem, 19/57) buyurmuştur.
Sonra beşinci göğe geçtik. Orada milletine sevdirilmiş olan
Harun ile buluştum. Etrafında ümmetinden birçok tabileri vardı,
uzun sakallı idi. Sakalı hemen hemen göbeğine değecekti. Beni
selamladı, hoşgeldin dedi.
Sonra altıncı göğe çıktık, Orada Musa b. İmran ile buluştum. Çok
kıllı idi. Üzerinde iki gömlek olsaydı kılları onlardan çıkardı.
Musa dedi ki:
"İnsanlar beni "Allah katında en şerefli olan yaratık" diye
iddia ederler. Bu ise Allah katında benden yalnız daha şerefli
olsaydı aldırış etmezdim. Fakat her peygamber ümmetinden kendine
uyanlarla beraberdir. "
Sonra yedinci göğe geçtik. Ben, orada İbrahim ile buluştum.
Sırtını Beyt-i Ma'mur'a dayamıştı. Beni selamladı.
"Salih Peygamber ve Salih evlad hoş geldin" dedi. Bunun üzerine
bana denildi ki:
"İşte senin yerin ve ümmetinin yeri."
Sonra Resulullah,
"Gerçekten İbrahim'e insanların en yakını, zamanında ona tabi
olanlarla şu Peygamber (Hz. Muhammed) ve ona iman edenlerdir.
Allah müminlerin yardımcısıdır." (Al-i İmran, 3/68) âyetini
tilavet etti ve buyurdu ki:
"Sonra Beyt-i Ma'mur'a girdim, içinde namaz kıldım. Ona her gün
yetmişbin melek girer, Kıyamete kadar geri de dönmezler. Sonra
baktım bir ağaç var ki bir yaprağı bu ümmeti bürür. Bunun
kökünde bir kaynak akıyor, iki kola ayrılıyordu.
"Ey Cibril! Bu nedir?" dedim. O:
"Şu rahmet nehri, şu da Allah'ın sana verdiği Kevser'dir" dedi.
Bunun üzerine rahmet nehrinde yıkandım, geçmiş ve gelecek
günahlarım bağışlandı. Sonra Kevser'in akış istikametini tuttum
ve nihayet cennete girdim. Bir de ne bakayım orada hiçbir gözün
görmediği, kulağın işitmediği, insan kalbine gelmeyen şeyler
var.
Namaz Emri
Sonra yüce Allah bana emrini emretti ve elli namaz farz kıldı.
Ondan sonra Musa'ya uğradım.
"Rabbin ne emretti?" dedi.
"Üzerime elli namaz farz kıldı" dedim. O:
"Dön, azaltması için Rabbine yalvar. Çünkü ümmetin bunun
altından kalkamaz" dedi.
Rabbime döndüm, azaltması için yalvardım. O benden on vakit
namaz indirdi. Sonra Musa'ya döndüm. Bu şekilde Musa'ya
uğradıkça Rabbime dönüyordum. Sonunda beş vakit namaz farz
kıldı.
Musa, yine:
"Rabbine dön, azaltmasını iste" dedi.
Ben:
"Çok müracaat ettim, artık utandım." dedim.
Bunun üzerine bana denildi ki:
"Sana bu beş vakit namaz, elli namazdır. Bir iyilik on katı
iledir. Her kim iyilik yapmaya gayret eder de onu işlemezse, onu
bir iyilik yazılır, işleyene de on iyilik yazılır. Her kim de
bir günah yapmaya teşebbüs eder de işlemezse bir şey yazılmaz,
işlerse bir günah yazılır."
Alâî Tefsiri'nden Âlûsî'nin naklettiğine göre, Resulullah'ın
İsra gecesi biniti beş tane idi. Birincisi Beytü'l-Makdis'e
kadar Burak. İkincisi dünya göğüne kadar Mi'rac; üçüncüsü
yedinci göğe kadar meleklerin kanatları; dördüncüsü Sidre-i
Münteha'ya kadar Cibril'in kanadı; beşincisi Kâbe Kavseyn'e
(Mirac gecesi iki yay arası kadar Allah'a yaklaşmasına) kadar
Refref (manevî bir binek)
Farsça bir şiirde şöyle denilmiştir:
"Renk Onu, yani Muhammed (s.a.v.)'i âyetlerimizden göstermemiz
için geceleyin yürüttük. Bu şekilde Mirac, Peygambere âyet
göstermekten ibaret değil, Peygamberin kendisini bir âyet olarak
kâinata göstermek olmuştur. Gerçekten Necm Sûresi'nin inişi daha
önce olduğuna göre, Peygamber hakkında;
"Andolsun, O, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü" (Necm,
53/18)
anlamı daha önce gerçekleşmiştir. Ve o, kendisi Allah'ın
âyetlerinden en büyük bir âyettir. Ve İsrâ'nın hikmeti de ona
göstermeden çok, onu göstermeye daha uygundur.
Muhakkak ki, ancak o, herşeyi işiten ve herşeyi görendir.
Tefsircilerin çoğu, bu zamiri yüce Allah'a işaret etmek üzere
tefsir etmişler ve meâlini şöyle açıklamışlardır: O noksan
sıfatlardan münezzeh zattır ki, ancak o, kulunun gizli ve açık
bütün hallerini gerçek anlamda gören ve haberdar olan ve bundan
dolayı, bu yüksek makama ehil ve layık olduğunu bilendir. Onun
için bu makamı ona tahsis etmiş ve ona bu şekilde ikramda
bulunmuştur. Bu şekilde âyet, gıyabdan (üçüncü şahıstan) birinci
şahısa iltifat (çevirme) ile başlamış ve birinci şahıstan üçüncü
şahısa iltifat ile son bulmuş olur. Aynı zamanda kâfirlere karşı
bir tehdid mânâsını da gerektirir. Ebu'l-Bekâ'nın naklettiğine
göre, bazı tefsirciler de zamirin Peygambere işaret ettiğini
söylemiş ve âyetin meâlinde demiştir ki: "Gerçekten sözümüzü
işiten ve zatımızı gören yalnız o kuldur". Bu şekilde üçüncü
şahısa iltifat yoktur. Ve âyet, zahirine göre yorumlanmıştır.
Ancak "zatımızı gören" diye tefsir etmek için açık bir ipucu
yoktur. "O gösterdiğimiz âyetleri gören" demek daha açıktır.
Bununla birlikte Tıybî demiştir ki: "Zamirin böyle iki ayrı
yoruma muhtemel olarak gelmesinin sırrı, Hz. Peygamberin yüce
Allah'ı görmesi ve noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'ın
sözünü işitmesi ve ancak, "Benim yardımımla işitir ve benim
yardımımla görür." Hadisi şerifin mânâsı üzere olduğuna işaret
olsa gerektir.
Mirac olayının gerçekleştiği gece müslümanlarca kadir gecesinden
sonra en kutsal gece sayılmış ve bu gecenin ibadetle ihyası
gelenekleşmiştir. Osmanlılar döneminde, camiler kandillerle
donatıldığı için Mirac kandili olarak anılan geceyi izleyen gün,
cami ve tekkelerde Mirac olayını anlatan ve Miraciye adı verilen
şiirlerin okunması, dinleyenlere süt ikram edilmesi de bir
gelenekti.
--------------------------------------------------------------------------------
Geceyi İhya Etmek İçin
--------------------------------------------------------------------------------
Yatsı namazından sonra 12 rek'at "Hacet namazı" kılınır.
Beher rek'atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur.
Namaza niyet:
"Yâ Rabbî, rızâ-i şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece
yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile
müşerref kıldığın sevgili habîbin Resûl-i Zîşan Efendimiz
hürmetine ben âciz kulunu afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve
rızâ-i ilâhîne mazhar eyle, Allâhü Ekber."
Namazdan sonra:
4 Fâtiha-i şerîfe,
100 defa:
"Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü
ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym"
100 İstiğfâr-ı şerîf,
100 Salevât- şerîfe okunup duâ yapılır.
Bu namazda, İhlâs-ı şerîfeler 100'er adet okunursa veya bu namaz
100 rek'at olarak kılınırsa; bunu yerine getiren mü'min huzûr-i
ilâhîye namaz borçlusu olarak çıkmaz.
Mi'rac gecesinden sonraki gün, mutlaka oruçlu olmalıdır.
Namaz borcu olanların hiç olmazsa 1 günlük namazlarını kaza
etmeleri makbul olsa gerekir.