4-NİSA:

1 – Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan eÅŸini yaratıp ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun; kendi adına birbirinizden dilekte bulunduÄŸunuz Allah’dan ve akrabalık (baÄŸlarını kırmak)tan sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir.

2 – Öksüzlere mallarını verin ve kötüsünü (onlara vererek) iyisiyle deÄŸiÅŸtirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırıp yemeyin. Zira bu, büyük bir günahtır.

3 – EÄŸer öksüz kızlarla evlendiÄŸinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoÅŸunuza giden diÄŸer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. EÄŸer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle (sahip olduÄŸunuz câriye ile) yetinin. DoÄŸruluktan ayrılmamak için bu daha elveriÅŸlidir.

4 – Kadınlara mehirlerini gönül hoÅŸluÄŸuyla verin. EÄŸer onlar gönül rızasıyla size bir ÅŸey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin.

5 – Allah’ın, sizi başına diktiÄŸi mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

6 – Evlenme çağına gelinceye kadar yetimleri gözetip deneyin. Onların akılca olgunlaÅŸtıklarını görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin. “Büyüyecekler de mallarına sahip olacaklar” endiÅŸesiyle onları israf ederek, tez elden yemeyin. Zengin olan, onların malını yemekten çekinsin. Fakir olan ise, meÅŸrû sûrette yesin. Mallarını kendilerine verdiÄŸiniz zaman, bunu ÅŸahitler karşısında yapın. Hesap görücü olarak Allah yeter.

7 – Ana, baba ve akrabaların miras olarak bıraktıklarında erkeklerin hissesi vardır. Kadınların da ana, baba ve akrabaların bıraktıklarında hisseleri vardır. Bunlar, az olsun çok olsun, farz kılınmış bir hissedir.

8 – PaylaÅŸma sırasında akrabalar, öksüzler, yoksullar hazır bulunurlarsa, onlara da bir ÅŸey verin ve onlara güzelce sözler söyleyerek gönüllerini alın.

9 – Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onların geleceÄŸinden endiÅŸe duyacak olanlar, (yetimler hakkında da aynı) endiÅŸeyi duysunlar, Allah’dan sakınsınlar ve doÄŸru söz söylesinler.

10 – Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, muhakkak ki karınlarını ateÅŸle doldurmuÅŸ olurlar ve cehennemi boylarlar.

11 – Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeÄŸe iki kadın payı kadar, eÄŸer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eÄŸer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. EÄŸer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuÄŸu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. EÄŸer ölenin kardeÅŸleri varsa terekenin altıda biri ananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduÄŸunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir.

12 – EÄŸer hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir. EÄŸer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Şâyet çocuklarınız varsa o zaman bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır. Bu paylar, yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra verilir. EÄŸer ölen bir erkek veya kadının çocuÄŸu ve babası bulunmadığı halde kelâle olarak (yan koldan) mirasına konuluyor ve kendisinin bir erkek veya kızkardeÅŸi bulunuyorsa, bunlardan herbirinin miras payı terekenin altıda biridir. EÄŸer mevcut olan kardeÅŸler bundan daha çok iseler, bu takdirde kardeÅŸler mirasın üçte birini zarara uÄŸratılmaksızın aralarında eÅŸit olarak taksim ederler. Bu paylar ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. Bunlar, Allah tarafından bir emirdir. Allah her ÅŸeyi bilen ve yarattıklarına çok yumuÅŸak davranandır.

13 – İşte bütün bu hükümler, Allah’ın koyduÄŸu hükümler ve çizdiÄŸi sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamberine itâat ederse Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte büyük kurtuluÅŸ budur.

14 – Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve Allah’ın koyduÄŸu sınırları aÅŸarsa Allah onu da ebedî kalacağı cehennem ateÅŸine koyar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır.

15 – Kadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört ÅŸahit getirin. EÄŸer onlar, ÅŸahitlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedin.

16 – Sizlerden zina edenlerin her ikisine de eziyet edin. EÄŸer onlar tevbe edip kendilerini ıslah ederlerse onlardan vazgeçin. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve çok merhamet edendir.

17 – Ancak Allah’ın kabul etmesini vaad buyurduÄŸu tevbe, o kimseler içindir ki, bilmeyerek günah iÅŸleyip hemen tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul eder. Allah alîmdir hakîmdir. (Her ÅŸeyi bilendir, hikmet sahibidir).

18 – Yoksa günah iÅŸleyip de kendisine ölüm gelince: “İşte ben ÅŸimdi tevbe ettim.” diyen kimselerin tevbesi kabul edilmez. Kâfir olarak ölenlerin de tevbeleri kabul edilmez. İşte bunlara ahirette can yakıcı bir azap hazırlamışızdır.

19 – Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal deÄŸildir. VerdiÄŸiniz mehrin bir kısmını kurtaracaksınız diye, onları sıkıştırmanız da helal deÄŸildir. Ancak açık bir hayasızlık yapmış olurlarsa baÅŸka. Onlarla iyi geçinin. EÄŸer kendilerinden hoÅŸlanmadınızsa, olabilir ki, siz bir ÅŸeyden hoÅŸlanmasanız da Allah onda bir çok hayır takdir etmiÅŸ bulunur.

20 – EÄŸer bir eÅŸi bırakıp da yerine diÄŸer bir eÅŸ almak isterseniz, öncekine yüklerle mehir vermiÅŸ de bulunsanız, ondan bir ÅŸey geri almayın. O malı bir iftira ve açık bir günah isnadı yaparak geri alır mısınız?

21 – Birbirinizle kaynaşıp baÅŸbaÅŸa kalmışken ve onlar sizden kuvvetli bir teminat almışken verdiÄŸinizi nasıl geri alabilirsiniz?

22 – Cahiliye devrinde geçenler müstesna, babalarınızın nikahladığı kadınlarla evlenmeyiniz. Şüphe yok ki o, pek çirkindi, iÄŸrenç idi, o ne fena bir âdetti.

23 – Size ÅŸunları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeÅŸleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve kız kardeÅŸlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeÅŸleriniz ve karılarınızın anneleri, ve kendileri ile zifafa girdiÄŸiniz kadınlarınızdan olan ve evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. EÄŸer üvey kızlarınızın anneleri ile zifafa girmemiÅŸseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Sulbünüzden gelen (öz) oÄŸullarınızın hanımları ile evlenmeniz ve iki kız kardeÅŸi birlikte nikahlamanız da haramdır. Ancak cahiliyyet devrinde geçen geçmiÅŸtir. Şüphesiz ki Allah gafur (çok bağışlayıcı) ve çok merhamet edicidir.

24 – Bir de harb esiri olarak sahibi bulunduÄŸunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de size haram kılındı. Bütün bunlar Allah’ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında kalanlar ise iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla mehir vermek suretiyle evlenmek istemeniz size helal kılındı. O halde onlardan nikah ile faydalanmanıza karşılık mehirlerini kendilerine verin ki, bu farzdır. O mehri takdir edip kesinleÅŸtirdikten sonra birbirinizi razı etmenizde bir mahzur yoktur. Şüphesiz ki Allah her ÅŸeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

25 – Sizden her kim hür mümin kadınları nikah edecek bir zenginliÄŸe gücü yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mümin cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikahlamak var. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. O halde sahiplerinin izni ile ve mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuÅŸ yaparlarsa, o vakit hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir. Bu hükümler, içinizden günah iÅŸlemekten korkanlaradır. Sabretmeniz ise, sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafûrdur, Rahimdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir).

26 – Allah, sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden öncekilerin yollarını size göstermek ve tevbenizi kabul etmek istiyor. Allah, her ÅŸeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

27 – Allah sizin tevbenizi kabul etmek istiyor. Halbuki ÅŸehvetlerine uyanlar ise, sizin doÄŸru yoldan büyük bir meyl ile sapmanızı istiyorlar.

28 – Allah, din hususundaki ağır teklifleri sizden hafifletmek istiyor. Çünkü insan sabır ve tahammül bakımından zayıf yaratılmıştır.

29 – Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Ancak kendi rızanızla yaptığınız ticaretle yemeniz helaldir. Birbirinizin canına kıymayın. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.

30 – Kim, zulüm ve tecavüz yolu ile bu yasakları iÅŸlerse, yakında onu cehennem ateÅŸine atacağız. Onu ateÅŸe atmak da Allah’a pek kolaydır.

31 – EÄŸer siz, yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, diÄŸer kusurlarınızı örter, sizi güzel bir makama koyarız.

32 – Bir de Allah’ın bazınıza, diÄŸerinden fazla verdiÄŸi ÅŸeyleri temenni etmeyin. Erkeklere hak ettiklerinden bir pay vardır. Kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır. İsteklerinizi Allah’ın fazlından ve kereminden isteyin. Gerçekten Allah her ÅŸeyi hakkıyla bilendir.

33 – Anne, baba ve akrabaların bıraktıkları her ÅŸey için bir mirasçı tayin ettik. Yemin akdiyle mirasçı kıldıklarınızın paylarını da verin. Şüphesiz Allah, her ÅŸeye ÅŸahittir.

34 – Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi iÅŸlerde) diÄŸerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah’ın korunmasını emrettiÄŸi ÅŸeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuÄŸunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. EÄŸer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye baÅŸka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.

35 – EÄŸer karı-koca arasının açılmasından endiÅŸeye düşerseniz bir hakem erkeÄŸin tarafından, bir hakem de kadının ailesinden kendilerine gönderin. Bu arabulucu hakemler gerçekten barıştırmak isterlerse, Allah karı-koca arasındaki dargınlık yerine geçim verir. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, her ÅŸeyin aslından haberdardır.

36 – Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir ÅŸeyi ortak koÅŸmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komÅŸulara, yakın komÅŸulara, yanında bulunan arkadaÅŸa, yolda kalanlara, sahip olduÄŸunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.

37 – Onlar ki hem kıskanır, cimrilik ederler, hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve Allah’ın kendilerine lütfundan verdiÄŸi nimeti gizlerler. Biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık.

38 – Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman etmedikleri halde mallarını, insanlara gösteriÅŸ yapmak için harcarlar. Åžeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaÅŸtır!

39 – Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah’ın verdiÄŸi rızıktan gösteriÅŸsiz harcasalardı kendilerine ne zarar gelirdi? Allah onların söz ve iÅŸlerini çok iyi bilendir.

40 – Şüphesiz ki Allah, hiç kimseye zerre kadar zulüm etmez. EÄŸer yapılan iyilik zerre kadar da olsa, onun sevabını kat kat artırır. Ve kendi katından büyük bir mükafat verir.

41 – Her ümmetten bir ÅŸahit getirdiÄŸimiz ve seni de onların üzerine bir ÅŸahit yaptığımız zaman bakalım kâfirlerin hali ne olacak!..

42 – Allah’ı, inkar edip peygambere isyan edenler, o kıyamet günü yerle bir olmayı isterler. Allah’tan hiçbir sözü gizleyemezler.

43 – Ey iman edenler! SarhoÅŸ iken ne söylediÄŸinizi bilinceye kadar namaza yaklaÅŸmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaÅŸmayın. EÄŸer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

44 – Kendilerine kitaptan bir nasib verilmiÅŸ olanları görmüyor musun? Onlar, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.

45 – Allah sizin düşmanlarınızı çok iyi bilir. Gerçek bir dost olarak Allah yeter. Ve yardımcı olarak da Allah yeter.

46 – Yahudilerden bir kısmı, (Allah’ın kitabındaki) kelimeleri esas mânâsından kaydırıp; dillerini eÄŸerek ve dine saldırarak, “Sözünü iÅŸittik, emirlerine isyan ettik, dinle, dinlemez olası ve râinâ (bizi gözet)” diyorlar. Halbuki onlar, “İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize de bak” deselerdi bu, kendileri için daha hayırlı ve daha doÄŸru olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiÅŸtir. Artık onlar, pek azı müstesna, iman etmezler.

47 – Ey kendilerine kitap verilenler! Gelin yanınızda bulunan (Tevrat)ı tasdik etmek üzere indirdiÄŸimiz bu kitaba iman edin. Biz birtakım yüzleri silip de enselerine çevirmeden yahut cumartesi halkını (yahudileri) lanetlediÄŸimiz gibi onları lanetlemeden önce iman edin. Yoksa Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir.

48 – DoÄŸrusu Allah, kendisine ortak koÅŸulmasını asla affetmez. Ondan baÅŸkasını (diÄŸer günahları) ise, dilediÄŸi kimseler için bağışlar ve maÄŸfiret buyurur. Her kim Allah’a ÅŸirk koÅŸarsa gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiÅŸ olur.

49 – Kendi nefislerini temize çıkaranları görmüyor musun? Hayır! Ancak Allah, dilediÄŸini temize çıkarır. Onlara kıl kadar zulmedilmez.

50 – Bak nasıl da Allah’a yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter.

51 – “Åžu kendilerine kitaptan (okuma yazmadan) bir nasib verilmiÅŸ olanları görmüyor musun! Onlar puta ve ÅŸeytana inanıyorlar. Ve Allah’ı tanımayanlara, “Bunlar, müminlerden daha doÄŸru yoldadır.” diyorlar.

52 – Onlar, Allah’ın lanet ettiÄŸi kimselerdir. Allah kime lanet ederse artık ona asla bir yardımcı bulamazsın.

53 – Yoksa onların mülkten bir payı mı vardır. EÄŸer öyle olsaydı, insanlara bir çekirdeÄŸin zerresini bile vermezlerdi.

54 – Yoksa onlar, Allah’ın lütuf ve kereminden insanlara verdiÄŸi nimetleri kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmeti vermiÅŸtik. Hem de onlara büyük bir mülk ve saltanat ihsan ettik.

55 – İşte o yahudilerden bir kısmı ona iman etti. Bir kısmı da ondan yüz çevirdi. O iman etmeyenlere cehennem alevi yeter.

56 – Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr eden kâfirleri biz yarın bir ateÅŸe atacağız. Derileri piÅŸtikçe azabı duysunlar diye, kendilerine baÅŸka deriler vereceÄŸiz. Çünkü, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

57 – İman edip salih ameller iÅŸliyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eÅŸler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.

58 – Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiÄŸiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her ÅŸeyi hakkıyla iÅŸiten, hakkıyla görendir.

59 – Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. EÄŸer herhangi bir ÅŸeyde anlaÅŸmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.

60 – Åžunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da taÄŸuta inanmamaları kendilerine emrolunduÄŸu halde, taÄŸut önünde muhakemeleÅŸmek istiyorlar. Åžeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor.

61 – Onlara: “Allah’ın indirdiÄŸine ve Peygambere gelin!” denince, münafıkların senden büsbütün uzaklaÅŸtıklarını görürsün.

62 – Ya nasıl, elleriyle yaptıkları yüzünden baÅŸlarına bir felaket gelince, hemen sana geldiler de: “Biz sadece iyilik etmek ve arayı bulmak istedik.” diye Allah’a yemin ediyorlar.

63 – Onlar, Allah’ın kalblerindekini bildiÄŸi kimselerdir; Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine tesir edecek güzel söz söyle!

64 – Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. EÄŸer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah’ı affedici, merhametli bulurlardı.

65 – Hayır! Rabbine andolsun ki iÅŸ bildikleri gibi deÄŸil, onlar aralarında çıkan çekiÅŸmeli iÅŸlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiÄŸin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eÄŸmedikçe iman etmiÅŸ olamazlar.

66 – EÄŸer biz onlara: “Kendinizi öldürün, veya yurtlarınızdan çıkın.” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapamazlardı. Fakat kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de daha saÄŸlam olurdu.

67 – Ve o zaman elbette kendilerine katımızdan büyük mükafat verirdik.

68 – Ve onları elbette doÄŸru yola iletirdik.

69 – Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse iÅŸte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiÄŸi peygamberlerle, sıddıklarla, ÅŸehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaÅŸtır!

70 – Bu lütuf Allah’tandır. Bilen olarak Allah yeter.

71 – Ey iman edenler! Düşmana karşı her türlü savunma tedbirinizi alınız. Onlara karşı ya küçük birlikler halinde hareket ediniz veya topyekün seferber olunuz.

72 – Şüphesiz içinizden bir kısmı vardır ki, pek ağır davranır. EÄŸer başınıza bir musibet gelirse: “Allah bana lutfetti de onlarla beraber bulunmadım.” der.

73 – Ve eÄŸer Allah’tan size bir lütuf ve zafer eriÅŸecek olsa, sizinle kendisi arasında hiç sevgi yokmuÅŸ gibi, bu sefer de hiç şüphesiz şöyle diyecek: “Ah ne olurdu, onlarla beraber olaydım da büyük murada ereydim.”

74 – O halde geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaÅŸsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceÄŸiz.

75 – Hem size ne oluyor ki, Allah yolunda: “Ey Rabbimiz! bizleri bu halkı zâlim olan memleketten çıkar, tarafından bizi iyi idare edecek bir sahip ve bize katından bir kurtarıcı gönder” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların kurtarılması uÄŸrunda savaÅŸa çıkmıyorsunuz?

76 – İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de taÄŸut yolunda savaşırlar. O halde siz ÅŸeytanın taraftarlarına karşı savaşın. Çünkü ÅŸeytanın hilesi zayıftır.

77 – Kendilerine, “Ellerinizi savaÅŸtan çekin, namazı kılın, zekatı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaÅŸ yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaÅŸ yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaÅŸasaydık?” derler. Onlara de ki: “Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez.”

78 – Her nerede olursanız olun ölüm size yetiÅŸir, son derece saÄŸlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız. Onlara bir iyilik eriÅŸirse “Bu, Allahtandır” derler, bir kötülüğe uÄŸrarlarsa, “Bu, senin yüzündendir.” derler. Ey Muhammed! De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya yanaÅŸmıyorlar?

79 – (Ey insanoÄŸlu!) sana gelen her iyilik Allah’tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna ÅŸahit olarak da Allah yeter.

80 – Kim peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiÅŸ olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.

81 – Sana “Peki” derler, fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin (gündüz) söylemiÅŸ olduklarının tersini kurarlar. Allah onların geceleyin tasarladıklarını yazıyor. Sen onlara aldırma. Allah’a güven. Vekil olarak Allah yeter.

82 – Onlar hâlâ Kur’ân’ı gereÄŸi gibi düşünüp anlamaya çalışmazlar mı? EÄŸer o Allah’tan baÅŸkası tarafından indirilmiÅŸ olsaydı mutlaka onda birçok çeliÅŸkiler bulurlardı.

83 – Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiÄŸinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah’ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, ÅŸeytana uyardınız.

84 – (Ey Muhammed) Allah yolunda savaÅŸ! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaÅŸa teÅŸvik et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü, ve cezası daha çetindir.

85 – Kim güzel bir iÅŸte aracılık ederse, ona o iÅŸin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir ÅŸeyde aracılık yaparsa, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah her ÅŸeyi gözetip karşılığını verir.

86 – Siz bir selam ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selamı aynen iade edin. Şüphesiz Allah, her ÅŸeyin hesabını gereÄŸi gibi yapandır.

87 – Kendinden baÅŸka ilâh olmayan Allah, sizi kıyamet gününde mutlaka biraraya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Allah’tan daha doÄŸru sözlü kim olabilir?

88 – O halde, siz niçin münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz? Allah onları kazandıkları günah yüzünden terslerine döndürdüğü halde Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, sen onun için bir çıkış yolu bulamazsın.

89 – Onlar, küfür iÅŸledikleri gibi, sizin de küfür iÅŸleyip kendileriyle bir olmanızı arzu ettiler. Onun için, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. EÄŸer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduÄŸunuz yerde öldürün; Onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinmeyin.

90 – Ancak o kimselere dokunmayın ki, sizinle aralarında anlaÅŸma olan bir kavme sığınmış bulunurlar. Yahut ne sizinle, ne de kendi kavimleriyle savaÅŸmayı gönüllerine sığdıramayıp tarafsız olarak size gelmiÅŸlerdir. EÄŸer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı, onlar da sizinle savaşırlardı. EÄŸer onlar sizden uzak dururlar, sizinle savaÅŸmayıp size barış teklif ederlerse, Allah, sizin için onlar aleyhine bir yol vermemiÅŸtir.

91 – DiÄŸer birtakım kimseleri de bulacaksınız ki; hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak isterler. Fitne için her davet olunuÅŸlarında onun içine baÅŸaÅŸağı dalarlar. EÄŸer bunlar sizden çekinmezlerse, kendilerini bulduÄŸunuz yerde yakalayın ve öldürün. İşte bunlar aleyhinde size açık bir ferman verdik.

92 – Hata dışında bir mümin, diÄŸer bir mümini öldüremez. Ve kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse, mümin bir köle azad etmesi ve ölenin ailesine (varislerine) teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir. Ancak ölünün ailesinin bağışlaması müstesnadır. EÄŸer öldürülen, mümin olmakla beraber size düşman bir kavimden ise, o zaman, öldürenin bir köle azad etmesi gerekir. EÄŸer öldürülen sizinle aralarında antlaÅŸma olan bir kavimden ise, öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve mümin bir köle azad etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafından tevbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Alimdir (her ÅŸeyi bilendir), Hakimdir (hüküm ve hikmet sahibidir).

93 – Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiÅŸ ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır.

94 – Ey İman edenler! Allah yolunda cihada çıktığınız zaman, mümini kâfirden ayırmak için iyice araÅŸtırın. Size selam veren kimseye, dünya hayatının menfaatini gözeterek, “Sen mümin deÄŸilsin” demeyin. Allah katında çok ganimetler var. İslâm’a ilk önce girdiÄŸiniz zaman siz de öyle idiniz. Sonra Allah size lutufta bulundu. Onun için iyice araÅŸtırın. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

95 – Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eÅŸit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlardan üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vaad etmiÅŸtir. Bununla beraber Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiÅŸtir.

96 – Kendi katından derece derece rütbeler, bir maÄŸfiret ve rahmet vermiÅŸtir. Öyle ya, O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

97 – Melekler, kendilerine zulmeden kiÅŸilerin canlarını aldıklarında, onlara, “Ne iÅŸte idiniz?” derler. Onlar da: “Biz yer yüzünde zayıf kimselerdik.” derler. Melekler: “Allah’ın yeryüzü geniÅŸ deÄŸil miydi, siz de orada hicret etseydiniz ya?” derler. İşte bunların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü gidiÅŸ yeridir.

98 – Ancak gerçekten aciz ve zayıf olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç…

99 – Umulur ki, Allah bu kimseleri affeder. Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır.

100 – Her kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, geniÅŸlik de bulur. Her kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek maksadıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetiÅŸirse, kuÅŸkusuz onun mükafatı Allah’a düşer. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

101 – Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. KuÅŸkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.

102 – Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diÄŸer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diÄŸer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eÅŸyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. EÄŸer size yaÄŸmur gibi bir eziyet eriÅŸir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. KuÅŸkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

103 – O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah’ı zikredin. Korkudan kurtulduÄŸunuzda namazı tam erkanı ile kılın. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde yazılı bir farzdır.

104 – Düşman topluluÄŸunu takip etmede gevÅŸeklik göstermeyin. EÄŸer siz acı duyuyorsanız, kuÅŸkusuz onlar da sizin acı duyduÄŸunuz gibi acı çekiyorlar. Oysa siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri ÅŸeyleri umuyorsunuz. KuÅŸkusuz Allah her ÅŸeyi bilendir, hikmet sahibidir.

105 – Biz sana Kitab (Kur’ân)ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiÄŸi ÅŸekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma!

106 – Allah’tan bağışlanmanı dile. Şüphesiz, Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.

107 – Kendilerine hainlik edenleri savunma. Muhakkak Allah hain günahkârları sevmez.

108 – Bunlar, insanlardan (hainliklerini) gizlerler de, Allah’tan gizlemezler. Oysa O, geceleyin istemediÄŸi ÅŸeyi kurarlarken onların yanı baÅŸlarındadır. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuÅŸatmıştır.

109 – Haydi siz dünya hayatında onları savunuverdiniz (diyelim). Peki kıyamet gününde Allah’ın huzurunda onları kim savunacaktır? Yahut onlara kim vekil olacaktır?

110 – Kim bir kötülük iÅŸler, yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlanmasını dilerse, Allah’ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur.

111 – Kim bir kötülük iÅŸlerse, kendi nefsine kötülük etmiÅŸ olur. Allah her ÅŸeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir.

112 – Kim bir hata veya bir günah iÅŸler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak iftira etmiÅŸ ve apaçık bir günah yüklenmiÅŸ olur.

113 – EÄŸer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir güruh seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitab (Kur’an)ı ve hikmeti indirmiÅŸ ve sana bilmediÄŸin ÅŸeyleri öğretmiÅŸtir. Allah’ın sana olan lütfu büyüktür.

114 – Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden(ler)inki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuÅŸmalarının çoÄŸunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında ona büyük bir mükafat vereceÄŸiz.

115 – Kim kendisine doÄŸru yol besbelli olduktan sonra Peygamber’e karşı çıkar, müminlerin yolundan baÅŸkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiÅŸ yeridir.

116 – Şüphesiz Allah kendisine ortak koÅŸulmasını bağışlamaz. Bunun dışında dilediÄŸini bağışlar. Allah’a ortak koÅŸan, muhakkak ki, derin bir sapıklığa düşmüştür.

117 – Onlar, Allah’ı bırakırlar da, yalnız diÅŸilere taparlar. Böylece ancak inatçı ÅŸeytana tapmış olurlar.

118-119 – Allah o ÅŸeytana lanet etti. Ve o da: “Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boÅŸ kuruntulara sokacağım, ve onlara emredeceÄŸim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceÄŸim de Allah’ın yaratışını deÄŸiÅŸtirecekler” dedi. Kim Allah’ı bırakıp da ÅŸeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uÄŸramış olur.

120 – Åžeytan onlara vaad eder ve onları boÅŸ umutlarla oyalar. Oysa ÅŸeytanın onlara vaadi, aldatmadan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.

121 – Bunların varacakları yer cehennemdir. Ondan kurtulmak için çare bulamazlar.

122 – İman edip iyi iÅŸler yapanları da altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız, orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu, Allah’ın gerçek vaadidir. Allah’dan daha doÄŸru sözlü kim olabilir?

123 – (İş), ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kötülük yapan, o yüzden cezalandırılır. O, kendisine Allah’tan baÅŸka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir.

124 – Erkek veya kadın, kim mümin olur da güzel amellerden iÅŸlerse, iÅŸte onlar cennete girerler. Zerre kadar da haksızlığa uÄŸratılmazlar.

125 – İyilik yaparak kendisini Allah’a teslim eden ve İbrahim’in dinine dosdoÄŸru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim’i dost edinmiÅŸti.

126 – Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Allah, her ÅŸeyi kuÅŸatıcıdır.

127 – Kadınlar hakkında senden fetva isterler. De ki: Onlar hakkındaki fetvayı size Allah veriyor: Yazılmış hakları olan mirası kendilerine vermediÄŸiniz ve nikahlanmayı istemediÄŸiniz öksüz kızlar ve zavallı çocuklara ve bir de yetimlere adaletle davranmanız hakkında Kitap’ta size okunan âyetler vardır. Sizin her yaptığınız iyiliÄŸi, muhakkak Allah bilir.

128 – EÄŸer bir kadın kocasının geçimsizliÄŸinden, yahut kendisinden yüz çevirmesinden endiÅŸe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında, onlara bir günah yoktur. Sulh hep hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. EÄŸer iyi geçinir ve geçimsizlikten sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

129 – Kadınlarınız arasında her yönden adaletli davranmaya ne kadar uÄŸraÅŸsanız buna güç yetiremezsiniz. Bari birisine tamamen kapılıp da diÄŸerini askıya alınmış gibi bırakmayın. EÄŸer arayı düzeltir ve haksızlıktan korunursanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

130 – EÄŸer karı-koca birbirlerinden ayrılacak olurlarsa, Allah, onların her birini geniÅŸ lutfuyla muhtaç bırakmaz. Allah’ın lutfu geniÅŸtir, hikmeti büyüktür.

131 – Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve size Allah’tan korkmanızı emrettik. EÄŸer inkâr ederseniz, biliniz ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah hiçbir ÅŸeye muhtaç deÄŸildir, hamd ve senâ O’na yakışır.

132- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.

133 – Ey insanlar! EÄŸer Allah dilerse sizi giderir de baÅŸkalarını getirir. Ve Allah, buna kadirdir.

134 – Kim dünya nimetini isterse, bilsin ki dünya ve ahiret nimeti Allah katındadır. Allah her ÅŸeyi çok iyi iÅŸiten ve çok iyi görendir.

135 – Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için ÅŸahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaÅŸmayın. EÄŸer (ÅŸahitlik ederken) dilinizi eÄŸer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

136 – Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiÄŸi Kitab’a, ve daha önce indirdiÄŸi kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur.

137 – İman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doÄŸru yola eriÅŸtirecektir.

138 – Münafıklara da haber ver ki, kendileri için çok acı bir azab vardır.

139 – Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve ÅŸeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve ÅŸeref Allah’a aittir.

140 – Allah size Kitab (Kur’an)da: “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiÄŸini ve onlarla alay edildiÄŸini iÅŸittiÄŸiniz zaman, baÅŸka bir söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.

141 – Onlar sizi gözetleyip dururlar. EÄŸer Allah tarafından size bir zafer nasip olursa: “Biz sizinle beraber deÄŸil miydik?” derler. Åžayet kâfirlerin zaferden bir payı olursa: (Bu defa da onlara): “Size üstünlük saÄŸlayarak sizi müminlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet gününde aranızda hükmünü verecektir. Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.

142 – Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını baÅŸlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriÅŸ yaparlar. Allah’ı pek az anarlar.

143 – Münafıklar, küfür ile iman arasında bocalamaktadırlar. Ne bu müminlere baÄŸlanırlar, ne de ÅŸu kâfirlere. Allah kimi doÄŸru yoldan saptırırsa, sen artık ona kurtuluÅŸ yolu bulamazsın.

144 – Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?

145 – Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateÅŸinin en aÅŸağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın.

146 – Ancak tevbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’a sarılanlar ve Allah için dinlerine samimi olarak baÄŸlananlar müstesna. İşte bunlar müminlerle beraberdirler. Allah, müminlere büyük bir mükafat verecektir.

147 – EÄŸer şükreder ve iman ederseniz Allah size azabı ne yapar? Allah, şükredenlerin mükafatını veren ve her ÅŸeyi bilendir.

148 – Allah, zulme uÄŸrayanların dışında, çirkin sözün açıkça söylenmesinden hoÅŸlanmaz. Allah her ÅŸeyi hakkıyla iÅŸiten, hakkıyla bilendir.

149 – Bir hayrı açıklar yahut gizlerseniz, yahut da bir kötülüğü bağışlarsanız, biliniz ki, Allah da çok bağışlayıcıdır, her ÅŸeye hakkıyla kadirdir.

150 – Onlar, Allah’ı ve peygamberlerini inkâr ederler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler. “Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” derler. Bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isterler.

151 – İşte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azab hazırlamışızdır.

152 – Allah’a ve peygamberlerine iman edenler ve onlar arasında ayırım yapmayanlara (Allah) pek yakında mükafatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.

153 – Kitap ehli, senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa’dan bundan daha büyüğünü istemiÅŸler ve: “Allah’ı bize açıkça göster” demiÅŸlerdi. Haksızlıkları sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine açık deliller geldiÄŸi halde buzağıyı (tanrı) edinmiÅŸlerdi. Onları bundan dolayı da affettik. Ve Musa’ya açık bir delil (yetki) verdik.

154 – Söz vermeleri için Tur dağını üzerlerine kaldırdık. Onlara: “O kapıdan secde ederek girin” dedik. Yine onlara: “Cumartesi yasağını çiÄŸnemeyin” dedik ve onlardan saÄŸlam bir söz aldık.

155 – Verdikleri sözden dönmeleri, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberlerini öldürmeleri ve “kalblerimiz kılıflıdır” demelerinden dolayı (baÅŸlarına türlü belalar verdik). DoÄŸrusu Allah, inkârları sebebiyle onların kalplerini mühürlemiÅŸtir. Pek azı hariç onlar inanmazlar.

156 -(Kalblerinin mühürlenmesinin diÄŸer bir sebebi de İsa’yı) inkâr etmeleri ve Meryem’e büyük bir iftirada bulunmalarıdır.

157 – Bir de “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oÄŸlu İsa Mesih’i öldürdük” demeleridir. Oysa onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat öldürdükleri kimse, onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında anlaÅŸmazlığa düşenler, ondan yana tam bir kuÅŸku içindedirler. O hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesinlikle öldürmediler.

158 – Fakat Allah onu kendisine yükseltmiÅŸtir. Allah, aziz (daima üstün)dir, hikmet sahibidir.

159 – Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölmeden önce ona (İsa’ya) iman etmiÅŸ olmasın. Kıyamet gününde o, onlara ÅŸahitlik edecektir.

160-161 – Yahudilerin zulmetmeleri ve birçok kimseleri Allah yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle daha önce kendilerine helâl kılınan temiz ÅŸeyleri haram kıldık. Onlardan kâfir olanlara can yakıcı bir azap hazırladık.

162 – Fakat onlardan ilimde derinleÅŸmiÅŸ olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceÄŸiz.

163 – Muhakkak biz, Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiÄŸimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik.

164 – Daha önce sana anlattığımız peygamberlerle, anlatmadığımız baÅŸka peygamberlere de (vahyettik). Ve Allah Musa ile de konuÅŸtu.

165 – Peygamberleri müjdeciler ve azab habercileri olarak gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah mutlak üstündür, yegane hikmet sahibidir.

166 – Fakat Allah, sana indirdiÄŸini kendi ilmiyle indirmiÅŸ olduÄŸuna ÅŸahitlik eder. Melekler de buna ÅŸahitlik ederler. Allah’ın ÅŸahitliÄŸi de kafidir.

167 – Şüphesiz inkâr edip, insanları Allah yolundan alıkoyanlar, derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.

168 – Muhakkak Allah, inkâr edenleri ve zulmedenleri ne bağışlar, ne de doÄŸru bir yola eriÅŸtirir.

169 – Onları ancak cehennemin yoluna (iletecek ve) onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu ise Allah’a çok kolaydır.

170 – Ey insanlar, Resul size, Rabbi’nizden hakkı (gerçeÄŸi) getirdi. Kendi yararınıza olarak ona inanın. EÄŸer inkâr ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

171 – Ey kitab ehli! Dininizde taÅŸkınlık etmeyin ve Allah hakkında ancak doÄŸru olanı söyleyin! Meryem oÄŸlu İsa Mesih, sadece Allah’ın elçisi, Meryem’e atmış olduÄŸu kelimesi ve O’ndan bir ruhtur. Allah’a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin. Kendi yararınız için buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.

172 – Hiçbir zaman Mesih de Allah’ın bir kulu olmaktan çekinmez, Allah’a yakın melekler de. Kim O’na kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa bilsin ki O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır.

173 – İnanıp güzel iÅŸler yapanlara gelince, onların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha fazlasını da verecektir. Allah’a kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara da ÅŸiddetli bir ÅŸekilde azab edecek ve onlar Allah’dan baÅŸka kendilerine ne bir dost, ne de bir yardımcı bulamayacaklardır.

174 – Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil (Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur indirdik.

175 – Allah’a inanıp O’na sımsıkı sarılanları (Allah), kendisinden bir rahmet ve lutfa sokacak ve kendisine varan dosdoÄŸru yola iletecektir.

176 – Senden fetva istiyorlar. Deki: “Allah size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse) nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: ÇocuÄŸu olmayan, fakat kız kardeÅŸi bulunan bir kiÅŸi ölürse, bıraktığı malın yarısı o (kız kardeÅŸi)nundur. ÇocuÄŸu olmayan kız kardeÅŸ ölürse, erkek kardeÅŸ ona varis olur. EÄŸer (ölenin) iki kız kardeÅŸi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. EÄŸer kardeÅŸler erkek ve kız olurlarsa, erkeÄŸin hissesi, iki kızın hissesi kadardır. Åžaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor. Allah, her ÅŸeyi hakkıyla bilendir.