"Zulümden kaçının. Zira
zulüm, kıyamet günü karanlıklar olacaktır. Cimrilikten de
kaçının, zira cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş, onları
birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helal addetmeye
sevk etmiştir."
Muslim, Birr 56; Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi,
Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.
357
İSLAM'DA KADIN
HAKLARI
Bir önceki sayımızda
bir davada şahitlik
etmekte temel
prensip olarak iki
erkeğin şahitliğinin
söz konusu olduğu,
şahitliklerin kadın
ve erkekten oluşması
halinde bir erkeğin
yanında iki kadının
bulunması gerektiği
hususundan söz
edilmişti. Bu sayıda
bu hükmün sebep ve
gerekçelerini ele
alacağız.
Kadının
şahitliği
meselesinde akla
şöyle bir soru
gelebilir: Islam
hukukunda bir
erkeğin yanında tek
kadının şahitliği
niçin yeterli
görülmemiştir.? Bu
soruyu şu sorular da
izler: Erkekle
beraber şahitlik
edecek kadının
yanında bir kadın
daha bulunması niçin
gerekli görül-müştür.?
Insan olmakta kadın
erkeğe eşit değil
midir? Kur’anda:
“Biz insanoğlunu
şerefli kıldık” (1)
buyurulmuştur. Bu
özellikte kadın ve
erkek ortak değil
midir? Şahitlikte bu
ayrıcalık nedendir?
Bu
mesele ve bu
husustaki sorular
hep zihinleri meşgul
edegelmiştir. Bu
meselenin çözümü iki
noktada
yoğunlaşıyor.
1-
Meselenin dini delil
yönünden ele
alınması.
2-
Meselenin aklî sebep
ve gerekçeleri.
Birinci
noktayı ele aldığı-mızda
öncelikle şunu ifade
edelim: Daha evvel
şâhitlik konusunu
düzen-leyen ayetten
bir alıntı
yapmıştık. Ayeti
tekrar hatırlamamız
gerekiyor:
“(.......işlerinizde)
erkeklerden iki
şahit tutun. Iki
erkek olmazsa hoşnut
olduğunuz
şahitlerden bir
erkek iki kadın
(olsun)...........”(2)
Öte
yandan hadis
kaynaklarında da bu
meselenin yer
aldığını
görmekteyiz. Hz.
Peygamber şöyle
buyurmuştur: “Ey
kadınlar topluluğu!
Çokca istiğfar
ediniz ve sadaka
veriniz. Ben
cehennemliklerin
çoğunun sizlerden
olduğunu gördüm.”
(Bu sözü duyan)
kadınlardan birisi:
“Ey Allah’ın Rasülü!
Bize ne olmuş ki
cehennemliklerin
çoğunu
oluşturuyoruz?”
dedi. Hz. Peygamber:
“Siz çok lanet okur,
eşinize nankörlük
edersiniz. Aklı ve
dini eksik olduğu
halde, dahâ akıllı
bir kimseye sizden
çok baskın gelen
birini görmedim.”
buyurdu. Kadın: “Ey
Allah’ın Rasülü!
(Kadının) dininin ve
aklının eksikliği
nedir?” dedi.
Hz.Peygamber:
“Dindeki eksiklik
özel günlerinde
kadının oruç
tutmayıp namaz
kılmamasıdır.
Akıldaki eksiklik
ise, iki kadının
şahitliğinin bir
erkeğin şahitliğine
denk olmasıdır.”
buyurdu.(3)
Görülüyor ki ayet ve
hadiste net bir
şekilde iki kadının
bir erkek yerine
şahitlik edeceği
ifade edilmiştir. Bu
meselenin niçin’i
neden’i
araştırılırken işin
aklî yönü öne
çıkacaktır. Ancak
meselenin aklî
yönünü ele almazdan
önce metodoloji
yönünden bir noktaya
işaret etmekte yarar
görüyorum. Şöyle ki:
Fıkıh
Usûlü’nde ifade
edildiği üzere emir
kipi pek çok
amaçlarla söylenir.
Her emir kipi ile
söylenen ifade, o
emrin farz olduğu
anlamına gelmez.
Nitekim Bakara
suresi 282.
Ayetindeki borçlanma
durumunda borcun
yazılması ve şahit
gösterirken iki
erkek yok ise bir
erkek, iki kadın
şahit tutulması emri
vucüb (farz) için
olmayıp irşâd
içindir.(4)
Emrin
irşâd için olması
demek dünyalık bir
yararı temin etmek
üzere uyarmak
demektir. Irşâd için
olan bir emri yerine
getirmek, çok sevaba
nail olmayı
gerektirmediği gibi,
böyle br emri yerine
getirmemek de sevap
eksikliğini
gerektirmez.(5)
Meselemizdeki aklî
yönden yapılan yorum
ve açıklamalara
gelince: Günümüz
ilim adamları, ayet
ve hadiste yer alan
kadının şahitliği
hususunda ayrıntılı
bilgiler vermişler
ve mantıkî
gerekçeler ileri
sürmüşlerdir. Şimdi
bunlardan bazılarını
görelim:
Seyyid
Kutub, tefsirinde
söz konusu ayeti
açıklarken şöyle
diyor: “......Fakat
bazı hallerde iki
erkek şahidin
bulunması kolay
olmaz. Işte burada,
Islam hukuku işi
kolaylaştırıyor ve
hanımları şahitlik
etmeğe çağırıyor.
Şahitlik etmekte
erkeğin öne
çıkarılması
şundandır: Sağlıklı
bir islam toplumunda
yerleşmiş olan
alışkanlık odur ki
alış veriş
işlemlerini erkekler
yapar. Böyle bir
toplumda kadın
yaşantısını
sürdürmek için
çalışmaya muhtaç
değildir. Kadın
çalışma dünyasına
girmekle kadınlık ve
analık meziyetlerini
incitmiş olur. Onun
görevi, insanlığın
en değerli hazinesi
olan geleceğin
neslini oluşturacak
olan çocuğunu
gözetip
yetiştirmektir. Buna
rağmen şahitlik
edecek iki erkek
bulunmazsa, bir
erkek iki kadınla
beraber şahitlik
eder. Niçin iki
kadın? demek için
ayet-i kerime bizim
bir takım zan ve
tahminler ileri
sürmemize gerek
bırakmıyor. Çünkü
ayetin devamında:
“....birisi şaşırır
unutursa, diğeri ona
hatırlatır.”
buyurulmuştur. (6)
Ayettte sözü edilen
şaşırıp unutmanın
pek çok sebepleri
vardır. Bunlardan
birisi kadının alış
veriş konularında,
ticari aktivitelerde
az deneyim sahibi
olmasıdır. Bu
özellik, kadını
ticari faaliyetlerin
tüm inceliklerini ve
karmaşık durumlarını
bilgi kapsamına
almamış durumda
kılabilir. Bundan
dolayıdır ki bir
kadın gerektiği
zaman ticari bir
konuda açık seçik
şahitlik yapacak
durumda olmayabilir.
Bu durumda ikinci
kadın, ona yardım
ederek konunun
karmaşıklığı
içerisinde
hatırlatıcı rolünü
oynar, görevini
yerine getirir.
Bir
diğer sebep kadının
yaratılışındaki
aktivite durumudur.
Çünkü kadını analık
görevine hazırlayan
biyolojik organ
yapısı, kadında
kesin bir psikolojik
durum meydana
getirmektedir. Bu
yapı ve özellik,
kadının çocuğunun
isteklerine
vijdanından kopan
bir tepkiyle ve
süratle karşılık
vermesini
gerektirir. Zira
ana- çocuk
ilişkisindeki
canlılık ağır
düşünme ve
davranmaya yer
vermez. Bu özellik
Allahın kadına ve
çocuğa bir lütuf ve
keremidir. Kadının
bu özelliği bölünmez
bir bütündür. Oysa
ticari işlemlerde
bir akdin
gerektirdiği
şahitlik büyük çapta
tepkilerden uzak
olmayı ve olayların
değerlen-dirilmesinde
etkiden ve dış
tesirlerden arınmayı
gerektirir.
Şahitlikte kadının
iki olması ilgili
konudaki hukukun
garantisidir.” (7)
Dr.
Sibâi bu konuda
şöyle diyor. “Bu
meselede ki
farklılığın
insaniyet, şerefli
kılınmak veya
şahitlik yapmaya
ehil olup olmamakla
bir ilgisi olmadığı
açıktır. Nitekim
Allahın şerefli
kılmasında erkekle
kadın eşittir. Tüm
mali konularda
üzerine düşeni yapma
sorumlulu-ğunda da
erkekle kadın
eşittir. Bir erkekle
beraber iki kadının
şahitlik yapması
şartı kadının
şerefli ve değerli
olmasının, saygı
değer olmasının
dışında bir şeydir.
Islamın kadına
ekonomik konularla
uğraşma-sını mübah
görmesine rağmen
kadının asıl
görevinin sosyal
içerikli olduğunu
dikkate almalıyız.
Ki bu görev kadının
aileyi ilgilendiren
hususlarda
yoğunlaşmasını
gerektirir. Bu ise
kadının vaktini
evine bağımlı olarak
geçirmesi demektir.
Özellikle alış
verişlerin yapıldığı
zamanda kadın evinde
olur. Bunu dikkate
aldığımızda kadının
mali konularda
insanlar arasında
dava konusu olacak
maselelerde şahitlik
etmesi,kadına göre
nadir meselelerdir.
Hal böyle olunca bir
hanım çarşıda,
pazarda gördüğü
şeyleri titizlikle
belleğinde tutma
cihetine gitmez.
Bir olayla
karşılaştığında, o
olaya gönlünde bir
yer vermeden geçer
gider. Orada
görüldüğü için
şahitliğine
başvurulduğunda,
hakimin huzurunda
hata etme veya
gördüğünü unutma
ihtimali vardır.
Oysa hukukta
kesinlik gerekir.
Hakim hakkı ortaya
koyup haksızı
belirlemek için var
gücüyle elinden
geleni yapmalıdır.
Ayetteki
“... unutursa diğeri
ona hatırlatır.”
ifadesi, “birinin
unutma veya hata
etme korkusundan
dolayı ikinci hanım
şahit olmalı ve ona
hatırlatmalıdır.”
Şeklinde
anlaşılmalıdır.
Işte bu
anlayıştan hareketle
pek çok Islam
hukukçusu kadınların
cinayet olayları ile
ilgili konularda
şahitliğinin kabul
edilemeyeceğini
söylemişlerdir.
Bunun sebebi bizim
söylediğimiz
gerekçedir.Yukarıdada
ifade edildiği gibi
hanımlar genellikle
evini ilgilendiren
şeylerle meşgul
olur. Bir bayan için
ölümle biten
kavgalarda veya
benzeri yaralanma
hadiselerdinde hazır
bulunmak kolay bir
şey değildir.
Bulunsa bile orada
donar kalır. Oradan
kaçma imkanı
bulunmazsa ya o
olaya bakamaz veya
velveleyi basarak
bağırıp çağırır.
Hatta belkide
bayılır. Kadının
yapısı bu olunca
böyle bir durumda
şahitlik yaparken,
suçluyu nasıl tarif
edecek? Suçu nasıl
anlayacak? Suç
aletlerini nasıl
tanımlayacak? Olayın
oluş şeklini nasıl
anlatacak?
Islam
hukukunda bilinen
bir kuraldır ki
cinayetlerde
uygulanacak had
cezaları şüphe ile
düşer. Adam öldürme
ve benzeri
olaylarda, kadının
suçun oluşunu tam
izleyememiş olması
gibi bir şüphe
vardır.
Halbuki
çoğu kere erkeklerin
haberdar olmadığı
kızlık, dulluk,
kadının cinsiyet
kusurları ve doğum
gibi meselelerde
kadının tek olarak
şahitliği kabul
edilmektedir.
Demek
oluyor ki mesele,
kadının şerefli olup
olamaması, kadına
değer verilip
verilmemesi,kadının
şahitliğe ehil
görülüp görülmemesi
değildir. Bilhakis
mesele yapılan
şahitlikle karar
vermekte titiz
davranıp ihtiyatlı
olmak meselesidir.
Her adaletli
sistemin ısrarla
üzerinde durdurğu
şeyde budur.’’ (8).
Dr.
Sibai bu uzun
inceleme-sinde
alım-satım ödünç
verme, para
bozdurma, kiralama,
ipotek, vekalet,
kefil olmak, havale
etmek gibi
meselelerde kadın
ile erkek arasında
bir fark olmadığını
ifade ettikten
sonradiyor ki: “
Şahitlik
meselesin-deki erkek
ile kadın arasında
varolan bu farklı
durum, kesinlikle
insan olma, şerefli
olma veya ehliyet
sahibi olma yönünden
erkekle kadın
arasında eşitlikle
alâkalı bir mesele
değildir. Kadın ile
erkeğin eşitliği çok
eskiden beri vardır.
Şahitlikteki bu
durum ekenomik,
sosyal, psikolojik
zorunluluklardan
kaynaklanmak-tadır.”(9)
Prof.
Muhammed Kutup bu
konuda şöyle
demektedir: “ Islam
hukukunda iki
kadının şahitliğinin
bir erkeğin
şahitliği gibi
sayılması, kadının
erkeğin yarısı
olduğunu göstermez.
Bu olsa olsa
şahitliğin güvenilir
olmasını bütünüyle
garantiye almak
demektir. Şahitlik
suçlanan kişinin
lehinde olsa da
aleyhinede olsa da
bu böyledir.
Kadının
yapısındaki
duygusalık ve
süratli tepki
gösterme özelliği,
mahkemede dava
konusu olarak
meselelerde etki
altında kalma
ihtimalini
beraberinde
bulundurur. Bu
itibarla kadın
şahitlik yapacak ise
yanında bir bayanın
daha bulunması
öngörülmüştür ki
şahitlik ettiği
konuda gerçeği tam
olarak ifade etmezse
diğeri ona
hatırlatır.
Kendisi
lehinde veya
aleyhinde şahitlik
yapılan kimsenin
güzel bir bayan
olduğunu varsayalım,
bu durum şahit
bayanın kıskanclık
duygusunu kamçılar,
veya hakkında
şahitlik yapılan
kimse, bir
delikanlı,yahut bir
çocuk olabilir. Bu
durum, şahitlik eden
bayanın ya iç
güdüsel duygusunu
veya annelik
özelliğinden
kaynaklanan
şefkatini harekete
geçirebilir. Benzeri
pek çok özellikten
söz edilebilir. Bu
durumlar ise
farkında olarak veya
olmayarak, kadının
şahitlik yaptığı
konuda gerçeği ifade
etmesini
etkileyebilir.Oysa
bir konuda bayan
şahidin iki tane
olması halinde her
iki bayanın da
gerçeği saptırıp
gerçek dışı
şahitliktekte
bulunması gerçekten
az görülen bir
şeydir. Zira bu
durumda biri
diğerinin
gizlediğini ortaya
çıkarır. Nitekim
kadının uzmanı
olduğu, kadınlarla
ilgili meselelerde
tek bir bayanın
şahitliği
geçerlidir.(10)
Prof. Zuhaylî’de
kadınla erkek
arasında şahitlik
konusundaki farkın,
onun psikolojik ve
biyolojik yapısından
kaynaklandığını
söylüyor ve şunları
ilave ediyor: “
Islam kadına
“analık” gibi saygın
bir görev vermiş ve
anayı babadan üç kat
üstün görmüştür. Hz.
Peygamber “Cennet’in
anaların ayakları
altında
olduğunu”(12)
bildirmiştir.”(13)
Prof.
Zuhaylî’nin anayı
babadan üç kat üstün
tutan islami
anlayışyla ilgili
ifadesi bir hadis-i
şerife işaret
etmektedir. Hz.
Peygamberin huzuruna
gelen bir adam
Resulullah’a
soruyor: “ Ey
Allah’ın Resülü!
Kendisine iyi
davranmama en çok
hak sahibi olan
kimdir?” diye
soruyor. Hz.
Peygamber: “
Annendir” buyuruyor.
Adam aynı soruyor üç
kere tekrarlıyor.
Allah’ın Resülü, her
defasında aynı
cevabı veriyor.
Ancak dördüncüsünde:
“ Babandır”
buyuruyor.(14) Eğer
Islamda kadını
erkeğin yarısına
denk tutmak gibi bir
anlayış olsaydı Hz.
Peygamberin cevabı
bu anlayışın hatalı
olduğunu göstermeye
yetmiyor mu?.
Bilim
adamlarından bu
konuda sahifeler
dolusu aktarmalar
yapmak mümkündür.
Biz bu konuyu
haddinden fazla
uzatmamak için
aktarmaları
sürdürmüyoruz.
Sadece ilgi çekici
bulduğumuz için Dr.
Berşâvi’den şunları
nakletmekte yarar
görüyoruz: “....
Fakat kadının
fizyolojik yapısı
gereği açık olduğu
bir takım etkiler
vardır. Kadın
gebelik, doğum ve
regl (âdet görme)
dönemlerinde
sinirsel ve hormon
yapısı bakımından
değişik haller
yaşamak zorundadır.
Bunların, kadının
meseleleri
algılamasında etkili
olma ihtimali
vardır. Şahitlik
yapması da bu
cümledendir. Bunun
içindir ki Islam
Hukuku kadının
şahitliği ile ekeğin
şahitliği arasında
fark gözetmiştir.
Nitekim
- daha önce ifade
ettiğimiz gibi -
kadının fizyolojik
ve biyolojik
oluşumu, onun
psikolojik yapısına
etki etmektedir.
Kadın bu özelliği
sebebiyle sinirli
bir huy yapısına
sahip olmaktadır.
Hatta (bu etkileri
yaşadığı dönemlerde)
kolaylıkla yalan
şahitliğe baş
vurabilmektedir.
Kadın’ın insan
cinsini üretmedeki
rolü sebebiyle,
cinsel duygu
eğiliminde kadın
erkekten daha
güçlüdür. Nitekim
âdet görme
dönemlerinde kadının
tepkisel davranışı
artar. Bünyesindeki
organın kanamasından
duyduğu acıyı açığa
vurmamakta gayret
sarfeder. Bu özellik
onu duygu ve
düşüncelerini
saklayabilme
hususunda daha güçlü
ve dayanıklı kılar.
Açık bir şekilde
bilinmektedir ki
kadın yapısı gereği
bir takım etkilere
açıktır. Ihtimal
dahilindedir ki
Islam hukukunda
kadının şahitliğinde
ayrıcalığın
bulunmasının sebebi
budur. Fakat bunun
manası kadının (ne
kendisinin ve de)
şahitliğinin
(erkekten ve)
erkeğin
şahitliğinden daha
az değerli olması
demek değildir.
Bil’âkis bundan
maksat kadının
şahitliğini hakimin
büyük bir titizlikle
dikkate alması
demektir. Buradaki
titizlik, kadının
(yukarda işaret
edilen) etkileşim
halinde olup
olmaması
bakımındandır. Böyle
davranmak, her zeki
ve kılı kırk yaran
uyanık hakimin
görevidir.” (15)
Buraya
kadar aktardıklarıma
ve söylediklerime
ilâveten iki husus
üzerinde durmak
istiyorum:
1- Bir
kerre daha ifade
edelimki ayet-i
kerimede ve hadisi
şerifte kadının
şahitliği hakkında
beyan buyurulan
hükmün, kadında
erkeğe göre islam
nazarında daha az
değer verilmesi ile
uzaktan yakından bir
ilgisi yoktur. Bu
sonucu, ayetteki
gerekçeden ve
hadiste ki “.....iki
kadının şahitliğinin
bir erkeğin
şahitliğine denk
olması...”
ifadesinden
anlıyoruz. Dikkat
edilirse Hz.
Peygamber: “iki
kadın bir erkeğe
denktir” demiyor.
Meselenin yoğunluğu
şahitlik
üzerindedir.
Şahitlik meselesinin
adaletle, haklıyı
haksızı ayırmakla
ilgili olduğu
açıktır. Islam
dininin de bu
hususta ne kadar
titiz olduğu
bilinmektedir.
Islam’ın adalete
verdiği önem
ciltlerce kitaba
konu olmuştur. Şu
kadarını söylemem
yeterli olur sanırım
ki yaptığım şahsi
bir araştırmada
sadece Arapça olarak
eski ve yeni, yazma
ve basma kitaplardan
oluşmak üzere
Islamdaki adalet
mekanizması ile
ilgili olarak 103
adet kitap tespit
ettim.(16)
2-
Hadis-i Şerifte
ifade buyurulan
“kadın’ın aklının
noksanlığı” husus
pek çok kimse
tarafından yanlış
anlaşılmaktadır. Bu
meselenin gereği
gibi anlaşılabilmesi
için “akıl” denilen
nesnenin incelenmesi
gerekiyor. Bu
incelemenin
çağımızın verilerini
dikkate alarak tıp,
psikoloji ve
biyoloji bilimleri
tarafından ele
alınması icabeder.
Çalışma ve araştırma
alanım dışında kalan
bu bilim dalları ile
ilgili her hangi bir
şey söylemem uygun
olmaz. Ancak şunu
söylemeliyim: Bu
meselenin daha net
bir şekilde ortaya
çıkması yukarda da
ifade ettiğim üzere
akıl nedir?
Sorusunun iyi
cevaplandırılmasına
bağlıdır. Zira nice
kadın vardır ki pek
çok erkekten daha
akıllıdır. Yaşamakta
olduğumuz dünyada
siyaset, ticaret,
eğitim, yönetim
alanlarında başarılı
ve akıllı
hanımefendiler
görülmektedir. O
halde Hz.
Peygamberin
hadisindeki “kadının
akıl noksanlığı”
isabetli bir şekilde
anlaşılmalı ve
anlatılmalıdır.
Kaynakların
araştırılmasında bu
hususa yeterince
değinildiğini
görmüyoruz. Şu kadar
ki Hidâye
şârihlerinden
Bâbertî ve Keşşâf’ın
müellifi Tehanevi,
dikkat çekici şeyler
söylemişlerdir.
Bâbertî,
akıl hakkında şu
bilgileri
vermektedir:
“kişinin benliğinin
oluşması dört
kademede
gerçekleşmektedir:
1- Aklın
oluşumu. Buna “Akl-ı
Heyülâi” denir. Bu
aşamada her insan
(kadın-erkek) eşit
durumdadır. Zira bu
aşama insanın
yaratılmasının ilk
devresidir.
2- Duyu
organları yoluyla
herkes tarafından
bilinen şeyleri
kavrayıp anlama
dönemi. Bu dönemde
akıl’a “Akıl
bil’meleke” denir.
Işte Allah’ın emir
ve yasakları ile
yükümlü olmak için
gerekli olan akıl
budur.
3- Yeni
bir kazanıma ihtiyaç
duymaksızın dilediği
anda kesin bir bilgi
halindeki teorilerin
hasıl olması dönemi.
Bu döneme “Akıl
bil’fiil”
denmektedir.
4.Bilinmesi zorunlu
olan şeyleri
öğrenmeye aklın
elverişli olması
dönemi. Buna da
“Akıl bil’müstefâd”
denir.(16)
Bu dört
dönem ve akıl
türünün
incelenmesinde
üçüncü kısımda
insanların farklı
olduğu
anlaşılmaktadır. En
iyisi Allah bilir ki
Hz. Peygamberin
“onların aklı
eksiktir.....”ifadesinden
maksat budur.
Zira
Hz.Allah’ın kadını
ve erkeği yaratırken
insanlara akıl
nimetini vermesinde
bir ayırım yoktur.
Bunun içindir ki Hz.
Allah’ın emir ve
yasaklarında kadın
ve erkek kulları
eşittir.
Sanırım
şahitlik meselesinde
kadınlar hakkındaki
farklı anlayışın
sebebini buraya
kadar
söylediklerimle
anlatmış oldum.
Cenab-ı Hak hepimize
emir ve
yasaklarındaki
hikmeti layık olduğu
gibi anlamayı
müyesser kılsın.
(3)Buhari, Hayz bab
6;Müslim, Iman,
hadis no:132; Ebu
Davud, Sünnet, Hadis
no:4679;Tirmizi,
Iman bab 6 ;Ibn-ı
mâce, Fiten, bab, 19
; Dâremi, Vudu’ bab
104; Ahmed b.
Hanbel,Müsned, 2/67
Burada yer alan
metin Müslim’in
rivayetidir.
(4)Emir kipinin bir
çok manalar ifade
etmesi ve konumuzda
irşad için olması
hususnda bakınız:
Dr. Abd’ul Kerim
Zeydan, Veciz fî
Usül’il Fıgh, 282;
Gazali, Mustasfa,
1/417.