<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kanal 7 , islami sohbet , islami chat , dini sohbet , kanal 7 sohbet</title>
	<atom:link href="http://www.kanal-7.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kanal-7.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Mar 2010 06:00:25 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Peygamberlerin en üstünü</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/peygamberlerin-en-ustunu.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/peygamberlerin-en-ustunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 06:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberlerin]]></category>
		<category><![CDATA[üstünü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4352</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberlerin en üstünü 
Sual: Kur’anda, (Resuller arasında ayrım yapmayız) denirken, hazret-i Muhammed’in diğer peygamberlerden üstün olduğu nasıl söylenir?
CEVAP
Tefsir kitaplarında, bu âyet-i kerimenin, (Yahudi ve Hıristiyanlar gibi, Peygamberlerden bazısını kabul edip, bazısını inkâr ederek ayrım yapmayız, hepsi de peygamberdir) demek olduğu bildiriliyor; çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253]
(Nebilerden bazısını bazısından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Peygamberlerin en üstünü</strong> </span></p>
<p>Sual: Kur’anda, (Resuller arasında ayrım yapmayız) denirken, hazret-i Muhammed’in diğer peygamberlerden üstün olduğu nasıl söylenir?<br />
CEVAP<br />
Tefsir kitaplarında, bu âyet-i kerimenin, (Yahudi ve Hıristiyanlar gibi, Peygamberlerden bazısını kabul edip, bazısını inkâr ederek ayrım yapmayız, hepsi de peygamberdir) demek olduğu bildiriliyor; çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253]<br />
(Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55]<br />
Demek ki, Resullerin de, Nebilerin de birbirinden üstün olanları vardır. Peygamberlerin birbirinden üstün olduğunu kabul<br />
<span id="more-4352"></span><br />
etmemek, bu iki âyet-i kerimeyi inkâr etmek olur.</p>
<p>Her peygamber kendi milletine geldi; fakat Muhammed aleyhisselam bütün âlemlere [insanlara, cinlere] geldi. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Âlemlere [Cin ve insanlara, ilâhi azapla] korkutucu [uyarıcı] olsun diye Furkan’ı [Kur’anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allah’ın şanı] ne yücedir.) [Furkan 1]</p>
<p>Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfir olur) buyuruldu. (Hatib)</p>
<p>Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Yâ Âdem, Yâ Musa, Yâ İsa) diyerek ismiyle hitap ederken, Muhammed aleyhisselama, (Yâ eyyühennebiyyu, yâ eyyüherresul) yani (Ey sevgili Peygamberim) diye özel hitap ediyor. Bu hitap şekli de Onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Fatiha suresinde bildirdiği gibi, Allahü teâlâ Âlemlerin Rabbi’dir. Resulullah da âlemlerden üstün olduğu için, Rabbüke, Rabbike yani Senin Rabbin buyuruluyor. (Bekara 30, Saffat 180)</p>
<p>Birkaç âyet-i kerime meali daha:<br />
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Hangi elçi âlemlere rahmet olarak gönderildi? Bu rahmet, yalnız insanlar için değil, bütün mahlûklar içindir. Hatta kâfirler bile faydalanır. Nitekim (Sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onlara [kâfirlere] azap etmez) buyuruluyor. (Enfal 33) Başka hangi peygamber için böyle buyuruldu?)</p>
<p>(De ki: “Ey insanlar! Ben, Allah’ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.”) [Araf 158] (Her elçi bir millete gelmişken, Muhammed aleyhisselam bütün insanlara gelmiştir.)</p>
<p>(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28]</p>
<p>(Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükâfat vardır. Elbette sen, en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 2-4] (En büyük ahlak sahibi olan, başka Nebi var mı?)</p>
<p>(Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5] (Razı olana kadar nimet verecek. Başka hangi Peygambere bu nimetler veriliyor?)</p>
<p>(Allah ve melekleri, Nebiye salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56] (Başka hangi Peygambere bu makam veriliyor? Hangi peygambere Allahü teâlâ salât ediyor?)</p>
<p>Fetih suresinin, (Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak dinle gönderen Odur) mealindeki 28. âyet-i kerimesi de Resulünün getirdiği dinin ve kendisinin en üstün olduğunu göstermektedir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Öğünmek için söylemiyorum, ben peygamberlerin efendisi, sonuncusu ve şefaat edicilerin de ilkiyim.) [Darimi]</p>
<p>Buhari ve diğer hadis kitaplarındaki bir hadis-i şerifte de bildirildiği şekilde, insanlar şefaat için Hazret-i Âdem’den itibaren bütün peygamberlere gidecekler, hepsi bir özür beyan edecek, sonunda Muhammed aleyhisselama gönderecekler. İlk şefaati Peygamber efendimiz yapacaktır.</p>
<p style="text-align: center;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-1691330401499687";
/* 468x60, oluşturulma 05.03.2010 */
google_ad_slot = "7141881040";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/peygamberlerin-en-ustunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cenaze namazı ve defin</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cenaze-namazi-ve-defin.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cenaze-namazi-ve-defin.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 05:57:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[cenaze]]></category>
		<category><![CDATA[defin]]></category>
		<category><![CDATA[namazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4350</guid>
		<description><![CDATA[Cenaze namazı ve defin 
Sual: Cenaze namazı kılmak farz mıdır?
CEVAP
Farzı kifayedir. Birkaç kişi namazı kılarsa diğerlerinden bu farz sakıt olur [düşer]. Yani bir müminin vefat ettiğini haber alan erkeklere, erkek yoksa, kadınlara cenaze namazı kılmak, gasl, techiz ve defn farzı kifayedir.

Sual: Cenaze için namaz olur mu?
CEVAP
Cenaze namazı, Allah için namaz ve ölen kimse için duadır.
Sual: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Cenaze namazı ve defin</strong> </span></p>
<p>Sual: Cenaze namazı kılmak farz mıdır?<br />
CEVAP<br />
Farzı kifayedir. Birkaç kişi namazı kılarsa diğerlerinden bu farz sakıt olur [düşer]. Yani bir müminin vefat ettiğini haber alan erkeklere, erkek yoksa, kadınlara cenaze namazı kılmak, gasl, techiz ve defn farzı kifayedir.<br />
<span id="more-4350"></span><br />
Sual: Cenaze için namaz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Cenaze namazı, Allah için namaz ve ölen kimse için duadır.</p>
<p>Sual: Cenaze namazının kabul olması için şartlar nelerdir?<br />
CEVAP<br />
Altı şart vardır:<br />
1- Meyyit [ölü] Müslüman olmalıdır.</p>
<p>2- Yıkanmış olmalıdır. Yıkanmadan gömülen, üzerine toprak atılmamış ise, çıkarılıp yıkanır, sonra namazı kılınır. Cenazenin ve imamın bulunduğu yer temiz olmalıdır. Cemaatinki şart değildir. Çünkü, yalnız imamın kılması ile farz yapılmış olur.</p>
<p>3- Cenazenin veya bedeninin yarısı ile başının veya başsız yarıdan fazla bedenin, imamın önünde bulunması lazımdır.</p>
<p>4- Cenaze, yerde veya yere yakın, ellerle tutulmuş veya taşa konmuş olmalıdır. Başka bir yerde bulunan veya hayvan üstünde veya el ile yüksekte tutulan cenazenin namazı kabul olmaz. Cenazenin başı, imamın sağına, ayağı soluna gelecektir. Tersine koymak günahtır.</p>
<p>5- Cenaze, imamın önünde hazır olmalıdır.</p>
<p>6- Cenazenin ve imamın avreti örtülü olmalıdır.</p>
<p>Cenaze namazının farzı ikidir:<br />
1- Dört kere tekbir getirmektir.<br />
2- Ayakta kılmaktır. Özürsüz, oturarak veya hayvan üstünde kılmak caiz değildir. Yağmurdan, çamurdan dolayı hayvandan inemezse caiz olur.</p>
<p>Sual: Cenaze namazı için niyet farz mı?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Cenaze namazının sünneti kaçtır?<br />
CEVAP<br />
Cenaze namazının sünneti üçtür:<br />
1- Sübhaneke okumak.<br />
2- Salevat okumaktır. Çünkü, duadan önce salevat okumak, duanın sünnetidir.<br />
3- Kendine, ölüye ve bütün Müslümanlara af ve mağfiret için dua okumak.</p>
<p>Sual: Cenaze namazı nasıl kılınır?<br />
CEVAP<br />
Maddeler halinde bildirelim:<br />
1- Önce, (Allah için namaza, meyyit [ölü] için duaya) diye niyet edilir.</p>
<p>2- İlk tekbir alınır, yani Allahü ekber denir, iki el bağlanır, Sübhaneke okunur. Sübhaneke okurken, (Ve celle senaüke) de ilave edilir. Fatiha okunmaz.</p>
<p>3- İkinci tekbirden sonra, teşehhüdde okunan Salli bârikler okunur.</p>
<p>4- Üçüncü tekbirden sonra, cenaze duası okunur. Cenaze duasını bilmeyen, Rabbena âtina duasını okur veya yalnız (Allahümmağfirleh) der yahut dua niyetiyle besmelesiz Fatiha okur.</p>
<p>5- Dördüncü tekbirden sonra, hemen sağa ve sonra sola selam verilir. Selam verirken, cenazeye ve cemaate niyet edilir. Sağa selam verirken sağ el indirilir, sola selam verirken sol el indirilir. Yahut okuma bitince iki el birden indirilse de olur.</p>
<p>6- Namaza geç yetişen, imam herhangi bir tekbiri getirirken, beraber tekbir getirip namaza başlar. Bu tekbire iftitah tekbiri olarak niyet eder. İmam selam verdikten sonra, kaçırdığı tekbirleri birbiri arkasından söyleyip, bir şey okumadan selam verir. Dördüncü tekbire de yetişemeyen, namazı kaçırmış olur.</p>
<p>7- Cenaze namazının dört tekbirinden her biri, bir rekât gibidir. Dört tekbirin yalnız birincisinde eller kulaklara kaldırılır. İndirilince, göbek altına bağlanır. Sonraki üç tekbirde eller kaldırılmaz.</p>
<p>Sual: Cenazede de ön safta namaz kılmak daha sevap mıdır?<br />
CEVAP<br />
Hayır, cenazede son safta kılmak daha sevaptır.</p>
<p>Sual: Cenaze olduğu zaman, Âyet-el kürsiyi ve tesbihleri okumayarak sünnet terk etmek uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Cenaze sebebiyle sünneti terk etmek uygun değildir. Cenaze namazını acele kılmak müstehaptır. Müstehap işlemek için sünnet terk edilmez. Cemaatin çok olması için, cenazeyi saatlerce bekletip, sonra acele ederek Âyet-el kürsiyi ve tesbihleri terk etmek, özürsüz bir sünneti terk etmek, ortadan kaldırmak ve hele önem vermemek çok yanlıştır.</p>
<p>Sual: Akıl baliğ olmamış çocuk, cenazeyi yıkayabilir mi ve cenazenin namazını kıldırabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Çocuğun cenaze yıkaması caiz ise de, namazını kıldırması caiz değildir.</p>
<p>Sual: Cenazeyi yıkarken kıbleye karşı yan yatırarak mı yıkamak gerekir?<br />
CEVAP<br />
Cenaze, göbek ile diz arası örtülü olarak, sırt üstü veya kolay olan şekilde yatırılır. Kıbleye karşı yatırmak sünnettir.</p>
<p>Sual: Sabah ölmüş bir kişinin cenaze namazını, cemaat çok olsun diye öğle namazından sonraya bırakmak uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Cemaat çok olsun diye, cenaze namazını vakit namazlarından sonraya bırakmak mekruhtur.</p>
<p>Cenazeye kalkmak<br />
Sual: Cenazeyi görenin saygı duruşuna kalkması caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Caiz değildir. Musallada cenaze namazı için bekleyenler, cenaze yere konmadan önce ayağa kalkmazlar. Surret-ül-fetava kitabında, (Musallada oturanlar, cenaze gelince ayağa kalkmamalıdır) denmektedir.</p>
<p>Merak-ıl-felah ve Dürr-ül-Muhtar’da, cenazeyi görenin, saygı duruşu olarak ayağa kalkmasının caiz olmadığı yazılıdır.</p>
<p>Resulullah efendimizin cenaze görünce kalktığı, geçtikten sonra oturduğu ve siz de böyle yapın diye emrettiği bildirildiyse de, bu emir nesh edildi; yani bir zaman sonra bu emrini değiştirdi. (Halebî, S. Ebediyye)</p>
<p>Sual: Cenazeye toprak atanların, elindeki küreği başkasına vermeyip yere atması doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Yanlıştır. Başkasına verince, melekler, şaşırıp yanlışlıkla sevabı o kürekle son toprak atana yazar diyorlar. Bu çok yanlıştır. Hâşâ, melekler şaşırmaz, yanlış iş yapmaz. Hiç kimsenin sevabını başkasına yazmaz. Küreği yere atmayıp başkasına vermek daha uygundur.</p>
<p>Sual: Mezar başında ayakta durmak uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Cenazeyi kabir başına koyunca, iş yapmayanlar oturmalı veya çömelmeli, gayrı müslimler gibi ayakta durmamalıdır.</p>
<p>Sual: Cenaze defnedilirken neler okumalıdır?<br />
CEVAP<br />
Cenaze defnedilirken, Kadir, Kâfirun, Nasr, İhlas, Felak, Nas ve Fatiha surelerini okumak, ölü için dua ve istiğfar etmek müstehaptır. Bekara suresinin başını ve sonunu okumak da müstehaptır.</p>
<p>Sual: Kabirde yüksek sesle Kur’an okumak uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Yüksek sesle okumak mekruhtur. Maalesef bugün kabristanda Kur’an-ı kerimler sesli olarak okunmaktadır. Gerek ölü defnedilirken ve gerekse başka zaman, mezarlıkta Kur’an-ı kerimi, kendi duyacağımız kadar sessiz okumak gerekir.</p>
<p>Sual: Bazı meşhur kişiler ölünce nutuk çekilerek övülüyor. Uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Kabir yanında nutuk söylemek, ölüyü kendinde bulunmayan şeylerle övmek caiz değildir. Kendinde bulunan sıfatlar ile övmek de faydasızdır.</p>
<p>Sual: Cenaze götürülürken yüksek sesle tekbir getirilebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Cenaze götürülürken, yüksek sesle tekbir, tehlil, ilahiler okumak bid’at ve günahtır. (Halebi, Merakıl-felah, Tahtavi haşiyesi, Nimet-i İslam, Şir’a şerhi)</p>
<p>Sual: Ölü için matem tutmak, siyah elbise giymek, siyah perde ve rozet, işaret asmak, matem işaretleri, resmini taşımak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Caiz değildir. (Hazânet-ür-rivâyât)</p>
<p>Sual: Cenaze defnedildikten sonra, mezarlıkta bulunanların, cenaze sahiplerine taziyede bulunmaları bid’at midir?<br />
CEVAP<br />
Bid&#8217;at değildir.</p>
<p>Sual: Cenaze sahibine rast gelince taziye etmek, yani başsağlığı dilemek sabır tavsiye etmek müstehap mıdır?<br />
CEVAP<br />
Evet müstehaptır.</p>
<p>Sual: Taziye için neler söylemelidir?<br />
CEVAP<br />
Taziye için, (Allahü teâlâ güzel sabretmeni nasip etsin, rahmetlinin günahlarını affetsin) gibi bir şey söylenir.</p>
<p>Sual: Ölü için kaç güne kadar taziye etmek uygun olur?<br />
CEVAP<br />
Üç günden sonra taziye yapmak mekruhtur. Ancak uzakta olanlar ve yakın olup da, geç haber alanlar için mekruh olmaz.</p>
<p>Sual: Ölü için, çeşitli kimselerin sessiz olarak çeşitli cüzler okuyup, Kur&#8217;an-ı kerimi hatmetmeleri ve her birinin okuduğunun sevabını ölünün ruhuna göndermeleri veya birinin hepsi yerine hediye etmesi, yani hatim duasını yapması, okuyanların da âmin demeleri caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Caiz ve çok faydalı olur.</p>
<p>Sual: Peygamber efendimiz, bir borçlunun cenaze namazını kılmak istememiş, bir başkası borcu üzerine alınca kılmıştır. Borçlu ölenin cenaze namazı kılınmaz mı?<br />
CEVAP<br />
Kılınır. Peygamber efendimiz kul borcu ile ölmemenin önemini göstermek için bildirdiğiniz harekette bulunmuştur.</p>
<p>Sual: Hangi Müslümanın cenaze namazı kılınmaz?<br />
CEVAP<br />
Şu dört kişinin cenaze namazı kılınmaz: 1- Bâginin yani haksız olarak halifeye isyan edenler, dövüşürken öldürülürse, 2- Müslümanların yolunu kesen hırsızlar, dövüşürken öldürülürse, 3- Zulüm ile meşhur olan kabileler, dövüşürken ölürse, 4- Silah ile ev basan kimse, o zaman öldürülürse, cenaze namazı kılınmaz.</p>
<p>Sual: Kadınların cenaze namazı kılması caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Caiz değildir, mekruhtur. Bu hususta Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarından Sahih-i Buhari muhtasarı, Tecrid-i sarih tercümesi isimli kitabın üçüncü cilt, 361. sayfasında özetle deniyor ki:<br />
(Ümmü Atıyye radıyallahü anhanın rivayeti şöyle:<br />
(Biz kadınlar, Resulullah tarafından cenazeyi takip etmekten nehyolunduk. Cenazeye ittibâ’, bizim üzerimize farz kılınmadı.) Bu hadisi, Buhari hayz bahsinde zikretmiştir.</p>
<p>Taberani’nin rivayetine göre, Ümmü Atıyye anlatır:<br />
Resulullah Medine’ye hicret ettiğinde Medine kadınlarını bir evde topladı. Sonra Hazret-i Ömer’i bize gönderdi. Hazret-i Ömer, “Ben Resulullahın size gönderdiği bir elçisiyim. Kadınların cenazeye çıkmasını nehyetti” dedi.</p>
<p>İbni Münzir de, İbni Mesud’un, İbni Ömer’in, Hazret-i Âişe’nin, Ebu Ümame’nin, kadınların cenaze iştiraklerini kerih gördüklerini rivayet etmiştir.</p>
<p>İbrahim Nehai’nin, Hasan-ı Basri’nin, Mesruk’un, İbni Sirin’in, Evzâi’nin, Ahmed’in, İshâk’ın da kerâhetine hükmettiklerini bildirmiştir.</p>
<p>Süfyan-i Sevri de kadınların cenazeye iştirakini bid’at addetmiştir. İmam-ı a’zam Ebu Hanife de: “Kadınlara cenaze takibi uygun değildir” demiştir. İbni Abbas, Kasım, Salim, Zühri, Rebia, Ebü’z-Zinâd’dan cevazı rivayet edilmiştir. İmam-ı Malik bu hususta yaşlı kadınlara ruhsat vermiş, gençler için hoş görmemiştir. İmam-ı Şafii de mekruhtur, fakat haram değildir, demiş. İmam-ı Malik’ten kerâheti hakkında da bir rivayet vardır.</p>
<p>Ebu Ya’lâ’nın bildirdiği hadis-i şerifte, Hazret-i Enes demiştir ki:<br />
Resulullah ile bir cenazeye gitmiştik. Resulullah (orada) gördüğü kadınlara sordu:<br />
- Cenazeyi omuzlar mısınız?<br />
- Hayır, omuzlamayız.<br />
- Ya ölüyü defneder misiniz?<br />
- Hayır.<br />
- Öyle ise hiçbir sevaba nail olmayarak evinize dönünüz, buyurdu.</p>
<p>Netice olarak kadınların cenaze nakline iştirakleri caiz görülmemiştir. Şu kadar ki, cenazeyi nakledecek erkek bulunmazsa, böyle istisnai vaziyet bir zarurettir. Bu surette caiz görülmüştür.</p>
<p>Demek ki, kadına cenaze namazı farz değildir. Hiçbir erkek yoksa, o zaman kadın cenaze namazını bizzat kendisinin kıldırması caiz oluyor. Böyle bir mecburiyet yoksa, cenaze namazına katılması, kerih görülmüştür.</p>
<p>Sual: Bir kabre iki kişiyi koymak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Zaruret olmadıkça, bir kabre, iki kişi gömülmez. Bir ölü çürüyüp, kemikleri toprak olmadan, bu mezara başkası gömülemez. Başka mezar kazılamazsa, kemikler toplanıp, mezar içinde, toprakla örtülerek, başkası, toprağın öte yanına gömülebilir. (Seadet-i Ebediye)</p>
<p>Sual: Ölü çürüyüp, toprak olunca, bu mezara başkası defnedilebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Ölüler için sadaka, mevlid gibi hayrat belli günlerde mi yapılır?<br />
CEVAP<br />
1., 3., 7., 40., 52. veya 53. günü helva ve benzeri şeyler dağıtmak doğru değildir. 7. ve 40. gününde yapılan hatim ve sadaka gibi hediyeleri öldüğü gün hemen göndermeli, birinci günü yaparak imdadına bir an önce yetişmelidir. 7. veya 53. gecelerine bırakmak, boğulmak üzere olan birine, &#8220;Biraz bekle, yardıma birkaç gün sonra geleceğim&#8221; demeye benzer. Bunun belli gün veya gecede yapılmasının aslı yoktur. Ölüler için sadaka, mevlid gibi hayratın belli günlerde yapılması Hıristiyanlardan geçmiştir. (40. gün burnu düşer, 53. gecesi çürümeye başlar) gibi sözler doğru değildir.</p>
<p>Sual: Cenaze için verilen sâla caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Bid&#8217;attir.</p>
<p>Sual: Tanımadığımız bir cenaze olunca, ardından &#8220;Allah rahmet eylesin&#8221; denir mi?<br />
CEVAP<br />
İlla bir şey demek lazım değildir. Ama cenazeyi tanıyan biri varsa mesele yok, o ne derse öyle denir.</p>
<p>Sual: Cami içine cenazeyi sokarak cenaze namazı kılmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Cenazeyi cami içine koyup namazını kılmak haramdır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Bir ölünün namazını cami içinde kılana sevap yoktur.) [İbni Mace]</p>
<p>Sual: Caminin dışında kılınan cenaze namazına caminin içinde uyulabilir mi? Yani cenazeyi görmeden cenaze namazını caminin içinde imama uyarak kılabilir miyiz?<br />
CEVAP<br />
Cenaze dışarıda, cemaatin bir kısmı camide olursa, caiz diyenler varsa da, böyle de kılmak haram olur. Cemaat de dışarıda kılmalıdır. Çünkü, camiler beş vakit namaz kılmak için ve buna bağlı olan sünnet ve nafile namazları kılmak için ve okumak, vaaz, ders için yapılmıştır. Yağmur, fırtına ve hastalık gibi özürlerle, cenaze namazı camide kılınabilir. Fakat, cenaze camiye sokulamaz. (Hidaye)</p>
<p>Sual: Cenaze namazını öldüğü şehirde kıldıktan sonra, gömüldüğü şehirde de kılmak caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Birinci namaz farzdır. Bir daha kılınırsa nafile olur. Hanefi’de cenaze namazını nafile olarak kılmak mekruhtur.</p>
<p>Sual: Ölü yıkanmadan yanında Kur&#8217;an-ı kerim okumak mekruh mudur?<br />
CEVAP<br />
Ölü yıkanmadan önce, yanında Kur&#8217;an-ı kerim okumaya mekruh diyen âlimler var ise de, ölünün üzeri örtülü iken ve yatağına bitişik olmayarak, sessiz okumak caizdir. (Redd-ül Muhtar)</p>
<p>Sual: Müslüman bir ölünün terlemesi ve gözünden yaş gelmesi neye alamettir?<br />
CEVAP<br />
Hayra alamettir.</p>
<p>Sual: Müslüman ölü için, toprağı bol olsun demek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Kâfir için söylenir.</p>
<p>Sual: Tabutun üzerine örtülen örtüde ne yazmaktadır?<br />
CEVAP<br />
Tabutun üzerindeki âyet-i kerimedir. (Her nefs [herkes] ölümü tadıcı) demektir.</p>
<p>Sual: Cenaze namazı kılınmadan defnedilen bir ölünün, namazı kılınır mı?<br />
CEVAP<br />
Defnedilen cenazenin namazı kılınmamışsa, koktuğu zannedilmedikçe, kabri üstünde namazı kılınır. Koktuğu zannediliyorsa namaz kılınmaz. Kokmaya başlama zamanı, toprağın cinsine, mevsimine, sıcaklığa, soğukluğa, mevtanın zayıf ve şişman olmasına göre değişir. Kokma işi, üç gün ile bir ay arasında değişir.</p>
<p>Sual: Cenaze namazı kılarken ayakkabılarımızı çıkarmak gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Altı necis olan ayakkabıyla veya necis yere basarak, cenaze namazı kılınamaz, bu ayakkabıyı çıkarıp, temiz olan üst tarafına basarak kılınırsa sahih olur. (S. Ebediyye) Böyle açıkça necaset görünmedikçe, ayakkabıyı çıkarmak gerekmez.</p>
<p>Sual: Cenaze namazını kılanların çok olması iyi midir?<br />
CEVAP<br />
Cenaze namazında cemaatin çok olması iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Kırk müslüman, bir Müslümanın namazını kılarsa, Allahü teâlâ, ölü için yaptıkları duayı kabul eder.) [Müslim]</p>
<p>(Bir müslüman ölür de, üç saflık Müslüman bir cemaat, namazını kılarsa, o kimse, Cennete girmeye hak kazanır.) [Tirmizi]</p>
<p>(Cenaze namazında yüz Müslüman bulunan mevtayı Allahü teâlâ mutlaka affeder.) [Taberani]</p>
<p>(Bir Müslümanın iyi olduğuna dört komşusu şahitlik ederse, Allahü teâlâ, &#8220;Ben sizin bildiğinizi kabul ettim. Onun bilmediğiniz hususlarını da affettim&#8221; buyurur.) [Ebu Ya’la]</p>
<p>(Bir Müslümanın iyiliğine dört müslüman şahitlik ederse, Allahü teâlâ onu Cennete koyar.)<br />
[Buhari]</p>
<p>(Bir müminin cenazesinde, kırk Müslüman bulunursa, Allahü teâlâ o kırk kişiyi bu Müslümana şefaatçi kılar.) [Müslim]</p>
<p>Sual: Cenazede okunan duayı bilmeyen kimse ne yapar?<br />
CEVAP<br />
Cenaze duası yerine (Rabbena âtina&#8230;) okunur. Yahut besmele çekilmeden dua niyetiyle Fatiha okumak da olur. Dua, ölünün affına sebep olur.</p>
<p>Sual: Cenaze namazında eller ne zaman bırakılır?<br />
CEVAP<br />
Sağa selam verirken sağ el, sola selam verirken sol el salınır. Selam vermeden iki eli birlikte indirmek de caizdir.</p>
<p>Sual: Kitaplarda, (Cenaze namazında selam verirken cenazeye ve cemaate niyet edilir) diyor. Niyet namaza dururken yapılmaz mı?<br />
CEVAP<br />
Namaza dururken yapılan niyet ayrı, namaz bitip selam verirken yapılan niyet ayrıdır. Birisi namaza başlamak için niyettir, diğeri de en sonda selama ortak etmek için yapılan niyettir.</p>
<p>Beş vakit namazı kılıp selam verirken, sağ omzumuzdaki meleğe, sağımızdaki cemaate ve imam sağda ise imama da niyet edilir. Peygamber efendimize de niyet etmek iyi olur. Sola selam verilirken de, sol omzumuzdaki meleğe ve soldaki cemaate niyet edilir. İmam solda ise imama da niyet edilir.</p>
<p>Cenaze namazı bitip selam verilirken de, cenazeye, sağımızdaki ve solumuzdaki cemaate niyet edilir.</p>
<p>Baştaki niyet ayrıdır. Kitaplarda bildirilen, selam verilirken yapılacak niyettir. Cenaze namazını kılmaya başlarken, (Allah için namaza, meyyit için duaya) diye niyet edilir.</p>
<p>Sual: Gemide ölen veya şehid olan kişi, nasıl defnedilir?<br />
CEVAP<br />
Gemide ölen, karaya gidinceye kadar kokacak ise, yıkanır, kefenlenir, namazı kılınır. Kâfirlerce şehid edilmişse, yıkanmaz, kefene sarılmaz. Kefen miktarından fazla elbisesi soyulup çamaşırla defnedilir ve cenaze namazı Hanefi’de kılınır, Şafii’de kılınmaz. (Redd-ül Muhtar)</p>
<p>Sual: İntihar edenin cenaze namazı kılınır mı?<br />
CEVAP<br />
İntihar etmek çok büyük günah ise de, intihar eden kâfir olmadığı için de cenaze namazı kılınır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Müslüman her ölünün cenaze namazını, intihar etmiş olsa da kılınız.) [Deylemi]</p>
<p>Sual: Gaibe, yani uzak ülkede ölenin ardından burada cenaze namazı kılmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Hanefi ve Maliki’de gaibe cenaze namazı kılmak caiz olmaz. Peygamber efendimiz, Necaşi için kılmışsa da, bu ona mahsus idi. Şafii ve Hanbeli’de, gaibe cenaze namazı kılmak caizdir. Hanbeli’de kılabilmek için aradan bir ay geçmiş olmamalıdır! (Halebi, M. Erbea)</p>
<p>Sual: Bir cenaze olunca, imam, &#8220;Bunu nasıl bilirsiniz?&#8221; diye soruyor. Böyle söylemek caiz midir? Cenaze için, &#8220;iyi biliriz&#8221; demenin ölüye ne faydası olur?<br />
CEVAP<br />
Cenaze için &#8220;Nasıl bilirsiniz?&#8221; diye sormak caizdir. &#8220;İyi biliriz&#8221; demek faydalıdır. Enes bin Malik hazretleri bildirir: Bir cenaze kötülenince Resul-i ekrem, (O cezayı hak etti) buyurdu. Başka bir cenazeyi de övdüler. Buyurdu ki:<br />
(Ona da iyilik vacip oldu. Bunu övdünüz Cenneti, ötekini kötülediniz Cehennemi hak etti. Sizler yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.) [Buhari]</p>
<p>Sizlerden maksat, salihlerdir. Fasıklar, dinsizler Allah’ın şahitleri değildir. Onların sözleri ile bir kimse Cenneti veya Cehennemi hak etmez. Salihler, müslümanlara hüsn-i zan eder. Salih, zan ile hiçbir müslümana kötü demez. Böyle salihlerin, günahkâr müslümanlar hakkındaki şahitliğini Hak teâlâ kabul eder. Ölülerimizi, hayırla anmalıyız. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ölülerinizi iyilikle anın. Eğer Cennetlikse, kötü söylemekle günahkâr olursunuz. Cehennemlik ise, zaten içinde bulunduğu hâl kâfi gelir.) [Nesai]</p>
<p>(Müslüman cemaat, ölünün iyiliğine şahitlik ederse, Hak teâlâ, meleklere buyurur ki: Şahit olun, bu şahitliği kabul ettim. Ölünün de kötülüklerinden vazgeçtim.) [İ.Ahmed]</p>
<p>Sual: Cenazeyi taşırken önce hangi taraftan tutmalıdır?<br />
CEVAP<br />
Cenaze taşımakta önce ön tarafta, ölünün sağ tarafı, sağ omuza alınıp, on adım taşınır. Sonra, arka sağ bacak tarafı sağ omuzda, on adım taşınır. Sonra cenazenin arkadan bakılışa göre tabutun sağ tarafına geçip, sol omuzda, on adım önde, on adım arkada taşınır. Hepsi 40 adım eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Cenazeyi 40 adım taşıyanın 40 büyük günahı affolur.) [İ.Asakir]</p>
<p>Cenazeyi taşıdıktan sonra, cenazenin arkasından, Şafii’de önünden yürünür.</p>
<p>Sual: Birkaç cenazenin namazını birlikte kılmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Birkaç cenaze birlikte ise, her birinin namazını ayrı kılmak efdaldir. Hepsi için bir namaz kılmak da caizdir. Bunun için, birinin başı ötekinin ayağına gelmek üzere sıralanır. İmam, derecesi yüksek olanın önünde durarak kılar. Cenazelerin bir kısmı imamın sağında, bir kısmı da imamın solunda bulunur. Yahut, hepsini imamın önünde olarak yan yana koyup, imam hepsinin göğsü hizasında durur. Önce erkekler, sonra kadın cenazesi konur.</p>
<p>Bunlar için niyet ederken, erkek veya kadın olduklarını söylemek şart değildir. Söylenmesinde de mahzur yoktur.</p>
<p>Sual: Bir cenaze, bir kabirden başka bir kabre nakledilirken tekrar cenaze namazı kılınır mı?<br />
CEVAP<br />
Kılınmaz. Kılınırsa bid&#8217;at olur.</p>
<p>Sual: Dinimizde cenaze marşı diye bir şey var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Dinimizde cenaze marşı diye bir şey yoktur. Batıdan gelme, bâtıl bir iştir. Zaten cenaze marşı düzenleyenler, dinin emri olduğu için değil, Batıya uymak için yapıyorlar.</p>
<p>Sual: Şafii’de şehidin namazı kılınmaz. Şehid Hanefi mezhebinde olsa, Şafiiler yine şehidin namazını kılmazlar mı?<br />
CEVAP<br />
Ölünün mezhebine göre değil, dirilerin mezhebine göre hareket edilir. Şehid Şafii olsa da, Hanefiler şehidin namazını kılarlar. (Hulasat-üt-tahkik)</p>
<p>Sual: On yıl önceki ölünün cenaze namazını kılmak bid&#8217;at mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Van’da cenaze çıkan eve giren herkes, Fatiha diyor. Herkes Fatiha okuyup ölüye bağışlamak bid’at mi?<br />
CEVAP<br />
Âdette bid&#8217;at olduğu için caizdir.</p>
<p>Sual: Camiye namaz için gidince, Müslümanların cenaze namazı kıldığını görüyoruz. Bu cenaze kim diye sormadan, namazını kılmakta mahzur var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Mahzuru olmaz. Oradaki Müslümanlara hüsnüzan edilmiş olur.</p>
<p>Sual: Cenazeye çiçek götürülür mü?<br />
CEVAP<br />
Çiçeğin hiç faydası yoktur. Fakat kabre çiçek dikmek faydalıdır.</p>
<p>Sual: Cenaze işlerini ücretle yapmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Ölüyü yıkamak, kefenlemek, cenaze namazı kılmak ve gömmek farz-ı kifayedir. Bu farzları, ücretsiz olarak Allah rızası için yapmak lazımdır. Cenazeyi parasız yıkamak çok sevabdır. Ücret istemek de caizdir. Ancak, parasız yıkayan yoksa para istemek caiz olmaz. Cenaze taşımak, kabir kazmak ücreti de böyledir.</p>
<p>Sual: Mezar taşı dikmek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: &#8220;Biri baş, diğeri ayak ucuna olmak üzere, iki tane mezar taşı dikmek şart&#8221; deniyor. Bir tane mezar taşı dikilse mahzuru olur mu?<br />
CEVAP<br />
Mezar taşı dikmek şart değil, sadece caizdir. Yani dikilse de, dikilmese de olur. Mezar taşı, bir tane de olur, iki tane de olur. Hatta kabri korumak için etrafını taşla, betonla, demir parmaklıkla çevirmek caizdir.</p>
<p>Sual: Taş üzerine âyet-i kerime, mübarek isimler, şiir, methiye gibi şeyler yazmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Caiz değildir. Kötü bir bid&#8217;attir. Bazı âlimler, mezar taşına sadece isim ve ölüm tarihinin yazılmasının caiz olduğunu bildirdiler. Bunları İslam harfleri ile yazmalıdır.</p>
<p>Sual: Süslü aile mezarı yapmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Âlimlerin kabirlerini korumak için türbe, bina yapmak caizdir. (Halebi)</p>
<p>Sual: Kabir üzerine taş, çimento, demir parmaklık yaparak korumak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Evet caizdir.</p>
<p>Sual: Cenazeyi ebedi istirahatgâhına tevdi ettik diyorlar. Kabri ebedi yer sanmak Cenneti, Cehennemi inkâr değil midir? Sonra kabir istirahat yeri midir?<br />
CEVAP<br />
Ahireti inkâr kastı ile söyleniyorsa elbette küfür olur. Çünkü kabir, ebedi değil, geçicidir, ya Cennet bahçesi veya Cehennem çukurudur. Ebedi kelimesini sonsuz anlamında değil, uzun müddet manasında kullanarak, (iyi biliriz) manasında kullanarak, defnedilen müslümanlar için ebedi istirahatgâh demek caizdir. Cennet bahçesinde de istirahat edilir.</p>
<p>Sual: Kadınların türbe ve kabir ziyaretlerine gitmeleri caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Kadınların kabir ziyaretleri caiz ise de, sık sık gitmeleri uygun değildir. Hayzlı iken de gitmek caizdir. Hayzlı iken ezbere de olsa, Kur&#8217;an-ı kerim okunmaz. Sadece dua âyetleri, dua niyetiyle okunabilir. Dua niyetiyle Fatiha okunabilir. Tesbih ve zikir çekilir.</p>
<p>Sual: Kabir üzerine su dökmek iyi olur deniyor. Dökülmezse ne olur?<br />
CEVAP<br />
Kabir üzerine su dökmek sünnettir. Dökülmezse, sünnete uyulmamış olur, sevabı noksan olur. Başka mahzuru olmaz.</p>
<p>Sual: Mezarlıktaki otları koparmak uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Mezarlıktaki yeşil otları, dalları koparmak mekruhtur. Kuru otları koparmak caizdir. Kabir üzerine herhangi bir çiçek dikmek ölüye faydalıdır, iyidir.</p>
<p>Sual: Ölü çürüyüp toprak olduktan sonra, buraya tarla, bina yapmak caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Mezarlar, sel, ırmak suları altında kalırsa, çıkarıp başka yere gömmek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Caiz değildir.</p>
<p>Sual: Eski kâfir mezarlarında, kâfirlerin alametleri kalmayınca, buraya müslümanlar gömülebilir ve cami yapılabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet. Nitekim, Medine’de Mescid-i nebinin yeri önce kâfirlerin kabristanı idi. Kazılıp, kemikler başka yere götürülüp, buraya mescid yapıldı.</p>
<p>Sual: Avrupa’da ölen bir yakınımızı, kâfirlerin mezarlığına koymakta mahzur var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Müslüman kabri Cennet bahçesi, kâfirin mezarı Cehennem çukuru olur. Kâfir mezarlığına zulmet yağar. Müslüman o kabirde azap görmez ise de, kâfirlere inen zulmetten rahatsız olur. Onun için Müslüman kabristanına koyma imkanı varsa onu tercih etmelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ölülerinizi salih bir kavmin arasına defnedin. Çünkü diriler kötü komşudan rahatsız olduğu gibi, ölüler de kötü komşudan rahatsız olur.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>Sual: Kadın veya erkek cenazeyi tabut ile gömmek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Toprak çürük, nemli ise, tabut ile gömmek caiz olur. Toprak kuru ve sağlam ise, erkeği tabut ile gömmek mekruh olur. Tabut ile gömünce tabut içine biraz toprak konur. Kadınları, her zaman tabut ile gömmek efdaldir.</p>
<p>Sual: Ölüyü, altın, gümüş veya madeni diş ile gömmek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Kıymetli mal ve ziynetle gömmek caiz değildir.</p>
<p>Sual: Beş aylık çocuğun kabri büyük insan kabri gibi mi olmalıdır?<br />
CEVAP<br />
Büyük insan gibidir. Mümindir, derin olması iyi olur.</p>
<p>Sual: Kabir kazınca su çıktı. Susuz yer yok. Buraya defin caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Zaruret olunca caizdir.</p>
<p>Sual: Yer darlığı sebebiyle üst üste katlı mezar yapmak caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Zaruret olursa caiz olur. Zaruretsiz caiz olmaz.</p>
<p>Sual: Vefat etti yerine, irtihal buyurdu demek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet. İrtihal = dünyadan ahirete göçmek demektir.</p>
<p>Sual: Ölen kadını kefenlerken, avret yerine bez koymak caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır.</p>
<p>Sual: Tebarekeyi okuyana kabir suali olmaz mı?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Ölü sahibi, taziyeyi kabul için evde üç gün durması gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Durması caizdir. Ama durmaması iyidir. İbni Âbidin hazretleri, (Ölü sahibinin taziye için evinde oturması mekruh, kabristandan çıkarken taziye mekruh değildir) buyuruyor.</p>
<p>Sual: Ölüyü taziyeye gelenlere bir şeyler ikram etmek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Eve gelene bir şey ikram etmek âdettir, caizdir.</p>
<p>Sual: Taziye için uzaktan gelen misafire yemek yedirmek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Ölü evine yemek getiriliyor. Ekşimemesi için taziyeye gelenlere vermek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Fakire vermek sevap. Ölünün ruhuna bağışlanır.</p>
<p>Sual: Belediye, ölüleri beton mezara gömdürüyor. Ne yapalım?<br />
CEVAP<br />
Zaruret olunca caiz olur.</p>
<p>Sual: 40 yıl önce ölenin kabrinde yüksek sesle Kur&#8217;an okunur mu?<br />
CEVAP<br />
Yüksek sesle mezarlıkta Kur’an okumak mekruhtur.</p>
<p>Sual: Taşlara okuyup mezar üstüne koymak caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Tahta çivili tabut, bazen açılıyor. Tahta çivi tutkalla yapıştırılsa caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Kabirdeki kemikler çürümüşse, başkasını defnedeceğiz. Kemiklerin çürüme vakti var mı?<br />
CEVAP<br />
Yoktur.</p>
<p>Sual: Bahçeyi kazarken çıkan kemikleri ne yapmalı?<br />
CEVAP<br />
Kemikleri toplayıp bir çukura koymalı. Kemiksiz yerler ekilir.</p>
<p>Sual: Babamı Bulgaristan’da gayri müslim mezarlığına gömmüşler. Rüyamda babamı gördüm. Kendisinin kurtarılmasını istedi. Babamın mezarını müslüman mezarlığına nakletmem caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Zulmetten kurtulması için nakletmek çok iyi olur.</p>
<p>Sual: Akşam vakti mezarlıktan geçerken kabir ehli üzerine Fatiha okunur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet her zaman okunur, mahzuru yoktur.</p>
<p>Sual: Altı toprak, dört tarafı betondan yapılmış hazır kabrin içine lahd kazıp meyyiti defin etmek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Defnederken, kerpiç yerine beton, mermer koymak caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Vücuda dokunmadığı için caizdir. Kabrin içi sayılmaz.</p>
<p>Sual: Aniden ölmek kötü müdür? Kelime-i şehadet getiremeden ölen, kâfir olarak mı ölmüş olur?<br />
CEVAP<br />
Müminler için ani ölüm, nimet, facirler, kâfirler için ise azaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ölüm, mümin için hediyedir.) [Taberani]</p>
<p>(Fücceten [aniden] ölüm, müminlere rahmet, facirlere ise üzüntüdür.) [Beyheki]</p>
<p>(Fücceten ölüm, müminlere rahat, kâfirlere ise azaptır.) [Taberani] [Facir, kötü işlerle uğraşan kimsedir.]</p>
<p>Facirler, aniden ölmeyip de hastalık çekerek ölürlerse, günahlarına tevbe etmek imkanı vardır. Kâfirlerin de imana gelme ihtimali mevcuttur. Onun için kâfirlere ve facirlere ani ölüm iyi değildir. Fakat salihler, her zaman tevbe ettikleri için ansızın ölüm onlar için bir nimet olur.</p>
<p>Kalb krizi, trafik kazası, bir bombanın patlaması gibi sebeplerle kelime-i şehadet getiremeden ölen, uyurken ölen müslüman, imansız ölmüş olmaz. Aniden ölüp de son sözünün kelime-i şehadet olmaması ona zarar vermez.</p>
<p>Sual: Ölü için ağlamak uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Ölü için sessiz ağlamak caizdir. (Şerh-us-sudûr) ve (Berekât)da, (Müminin ölümüne gökler ağlar) yazılıdır. Ölü için yüksek sesle ağlamak, matem tutmak, siyah elbise giymek, siyah perdeler ve rozetler, işaretler asmak, matem işaretleri, resmini taşımak caiz değildir.</p>
<p>(Hazânet-ür-rivâyât) kitabında, (Cenazeye ve cenaze çıkan yere siyah örtmek ve siyah giyinmek caiz değildir) diyor. Bütün hadis kitapları, Peygamber efendimizin ölü için yüksek sesle ağlamanın ölüye sıkıntı vereceğini buyurduğunu bildirmektedir.</p>
<p>Bu hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:<br />
(Şu dört şey cahiliyet mirasıdır: Soyu ile övünmek, bir kimsenin soyuna sövmek, yağmuru yıldızlardan aramak, ölüleri methederek ağlamak.) [Buhari]</p>
<p>(Ölü, yakınlarının kendisine bağırarak ağlamasından azap [sıkıntı] duyar.) [Buhari]</p>
<p>(Ölülerinize feryat ederek ağlamayın, çünkü ölü, bundan azap duyar.) [Şirazi]</p>
<p>(Yüksek sesle ağlayarak &#8220;Kolum kanadım kırıldı, yardımcım gitti” gibi sözler söylemek ölüyü sıkıntıya sokar.) [İbni Mace]</p>
<p>(Üzülünce, yüzünü yolan, elbisesini yırtan ve bağırıp çağıran bizden değildir.) [Buhari]</p>
<p>Sual: Bir kimsenin öldüğünü duyunca ne denir?<br />
CEVAP<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir müslümanın ölümünü duyunca, &#8220;İnna lillah ve inna ileyhi raciun&#8221; dedikten sonra, &#8220;Ya Rabbi onu salihlere kat, rahmetine eriştir, çoluk çocuğuna iyilikler ihsan et, bizi de onu da mağfiret et&#8221; diye dua edin!) [İbni Asakir]</p>
<p>[İnna lillah ve inna ileyhi raciun, Bekara suresinin 156. âyet-i kerimesidir. "Elbette biz, Allahü teâlânın kuluyuz, ölümden sonra dirilerek yine Ona döneceğiz" mealindedir.]</p>
<p>(Hiç bir ümmete verilmeyen bir şey benim ümmetime verildi. O da bir bela ve musibet karşısında istircadır.) [Taberani] [İstirca, bela zamanında veya acı bir haber duyunca "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" demektir.]</p>
<p>(Birinize bir musibet veya bir bela geldi mi, istirca ettikten sonra &#8220;Ya Rabbi, senin yanında bu musibetin ecrini [sevabını] bekliyorum, bunun ecrini bana ver ve bunu daha hayırlı bir şeyle değiştir&#8221; diye dua etmelidir.) [Tirmizi]</p>
<p>(Bir musibet karşısında istirca edilirse, musibetin sonucu güzel olur.) [Taberani]</p>
<p>(Çocuğu ölen, Allah’a hamd edip, istirca ederse, Hak teâlâ meleklere &#8220;Şu kuluma Cennette bir ev yapın, adını da hamd evi koyun&#8221; buyurur.) [Tirmizi]</p>
<p>Sual: Doğar doğmaz ölen çocuğun, cenaze namazı kılınır mı?<br />
CEVAP<br />
Doğduktan sonra, hemen ölen çocuk, yıkanır ve namazı kılınır, vâris olur, mirası kalır ve ismi konur. Cansız doğan çocuk, dört aylık olmuş ise, yıkanıp bir kefene sarılarak gömülür, namazı kılınmaz. Dört aylık değil ise, yıkanmaz ve namazı da kılınmaz. (S. Ebediyye)</p>
<p>Sual: Birçok cenazenin hepsi için tek namaz kılmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Birkaç cenaze birlikte ise, her birinin namazını ayrı kılmak efdaldir. Hepsi için bir namaz kılmak da caizdir. Bunun için, birinin başı ötekinin ayağına gelmek üzere sıralanır. İmam, derecesi yüksek olanın önünde durarak kılar. Cenazelerin bir kısmı imamın sağında, bir kısmı da imamın solunda bulunur. Yahut, hepsini imamın önünde olarak yan yana koyup, imam hepsinin göğsü hizasında durur. Önce erkekler, sonra oğlan, sonra kadın, en son kız cenazesi konur. Bunlar için niyet ederken, erkek veya kadın olduklarını söylemek şart değildir. (S.Ebediyye)</p>
<p>Sual: Dinsiz akrabamızın cenaze merasimine gitmekte mahzur var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Müslüman olmayanın cenazesine gidilmez.</p>
<p>Sual: Anasını babasını öldürenin cenaze namazı kılınır mı?<br />
CEVAP<br />
Evet, günümüzde ana babasını öldürenin cenaze namazı kılınır.<br />
Eskiden ana baba katili mahkeme kararı ile öldürülünce bu katilin cenaze namazı kılınmazdı.</p>
<p>Resulullahın cenaze namazı<br />
Sual: Resulullahın cenaze namazını kim kıldırdı?<br />
CEVAP<br />
Peygamber efendimizin cenaze namazını, vasiyetine uyularak herkes teker teker kıldı.</p>
<p>Bir kabre iki ölü<br />
Sual: Birisi öldükten beş yıl sonra aynı mezara başka bir ölünün konması caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Bir ölü çürüyüp, kemikleri toprak olmadan, bu mezara başkası gömülemez. Başka mezar kazılamazsa, kemikler toplanıp, mezar içinde, toprakla örtülerek, başkası, toprağın öte yanına gömülebilir. Ölü çürüyüp, toprak olunca, bu mezara başkası defnolunabilir. (S. Ebediyye)</p>
<p>Ölünün ne kadar sene sonra çürüyeceği toprağın durumuna bağlıdır. Bazı topraklarda tez, bazı topraklarda çok geç çürür. Beş yılla kayıtlamak yanlış olur.</p>
<p>Cenazeyi duyurmak<br />
Sual: Cenaze olduğunu bildirmek için gazeteye ilan vermek ve belediyeden anons ettirmek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Caizdir. Fakat, cenaze olduğunu bildirmek için, minarelerde salât okunması bid’attir.</p>
<p>Sual: Hayzlı kadın cenaze yıkayabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Ölü yıkayacak kimsenin, önce gusül abdesti alması müstehabdır. Cünübün ve özürlü kadının yıkaması mekruhtur. (S. Ebediyye)</p>
<p>Kefen bezi<br />
Sual: Erkek ve kadın için, kaç metre kefen bezi almak gerekir?<br />
CEVAP<br />
Erkek için 7, kadın için 8 metre patiska almak yeterlidir.</p>
<p>Sual: Eşlerden birisi ölünce diğeri bunun cenazesini yıkayabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Kadın, ölen kocasını yıkar. Çünkü kocanın ölümünden sonra, nikah, ölüm iddeti bitinceye kadar [dört ay, on gün] devam eder. Hanefi mezhebinde kadın ölünce, kocası bunu yıkayamaz. Çünkü ölünce nikah bozulur. Fakat diğer üç mezhepte yıkaması caizdir. (Redd-ül-muhtar)</p>
<p>Sual: Namaz kılması mekruh olan vakitlerde, cenaze namazı kılınır mı?<br />
CEVAP<br />
Eğer cenaze, mekruh vakitte hazırlanmışsa, geciktirmemek için, mekruh vakitte de kılmak caizdir. Daha önce hazırlanmış olan cenazenin namazını, mekruh vakte bırakmak caiz değildir, mekruhtur. (Redd-ül-muhtar)</p>
<p>Sual: Maliki’yi taklit ediyorum. Cenaze namazına durunca, Hanefi’ye göre bozmayan, Maliki’ye göre abdesti bozan bir hal oldu. Namaza devam etmek caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Cenaze namazını, sonradan kılma imkânı olmadığı için, Hanefi mezhebine uyarak namaza devam edilir. Beş vakit namazdan biri olsaydı, sonra kılma imkânı olduğu için, o abdestle kılınamazdı.</p>
<p>Sual: Yanarak ölenin cenazesi yıkanır mı, namazı kılınır mı?<br />
CEVAP<br />
İnsanın yalnız başı veya bedenin yarısı ele geçerse, yıkanmaz ve namazı kılınmaz. Öylece gömülür. Bedenin yarıdan fazlası, başı olmasa bile veya bedenin yarısı ve başı bulunursa, yıkanır ve namazı kılınır. (Dürr-ül-muhtar)</p>
<p>Sual: Denizde veya gölde boğularak ölen kimsenin cenazesini yıkamak gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, üç kere yıkanır veya yıkamak niyetiyle suda üç kere hareket ettirilir.</p>
<p>Sual: Ölünün kefen parasını, başka birisi kendi parasından verse uygun olur mu?<br />
CEVAP<br />
Kefenin, ölünün kendi helal malından olması ve önceden yıkanmış olarak hazır bulundurulması iyidir. Kefen, ölünün malından alınır. Borcundan, vasiyetinden ve mirasından önce, kefen parası ayrılır. Kadın zengin olsa da, kefenini kocası verir.</p>
<p>Sual: Ölünün kefeni kaç parça olmalıdır?<br />
CEVAP<br />
Erkeğin kefeninin üç parça, kadının kefeninin, beş parça olması sünnettir. Daha fazla olması bid’attır. Kefenin yeni, temiz, kıymetli ve beyaz pamuklu [patiska] olması sünnettir. Erkeğe, ipek kefen haramdır. Tabutunu da, ipekle örtmek haramdır. Kadınlara ipek caizdir.</p>
<p>Sual: Kefeni zemzemle yıkamak uygun olur mu?<br />
CEVAP<br />
Zemzemle yıkanmış kefen, Hanefi’de caiz, Şafii’de haramdır. Hanefi’de, kuruyunca zemzemin hepsi gider. Şafii’deyse, eseri kalıp, meyyitin kanıyla ve iriniyle kirletmeye sebep olur.</p>
<p>Sual: Cenaze, nasıl yıkanır?<br />
CEVAP<br />
Teneşir etrafında, önce buhur otu yakılıp üç veya beş defa dolaştırılır.</p>
<p>Cenaze, örtülü olarak, tütsülenmiş teneşir üzerine, sırt üstü veya kolay olan şekilde yatırılır. Göbekle diz arası örtülü olarak yıkanır; çünkü kadının kadınlar için avret yeri, erkeğin erkekler için olan avret yeri gibidir. Teneşire, kıbleye karşı yatırmak sünnettir.</p>
<p>Teneşir, göbeğe kadar yüksek ve az eğik olmalıdır. Su, pek sıcak olmamalı, tuzlu olmalıdır. Serin ve tuzlu su, çürümeyi geciktirir. Ölü, çocuk da olsa, önce abdest aldırılır; fakat ağzına, burnuna su verilmeyip, bezle temizlenir. Önce yüzü yıkanır. Sonra, kolları yıkanıp, başı, kulakları ve ensesi mesh edilir ve ayakları yıkanır. Kâfurlu suyla, bu yoksa yalnız su dökerek, başı ve sakalı, sabunla yıkanır. Sonra sol yanına çevrilip, sağ yanına su dökülür. Su, teneşir tahtasına değen yerlerine kadar akıtılmalı, sonra, sağ yanına yatırılıp, sol tarafına, omuzdan ayağa kadar su dökülür. Sonra oturtulup, karnı hafifçe bastırılır. Bir şey çıkarsa yıkanır, yani su döküp giderilir. Sonra sol yanına yatırıp, sağ yanı tekrar yıkanır, yani omuzdan ayağa kadar su dökülür. Böylece sünnete uygun, yani üç kere yıkanmış olur. İki yanı yıkanırken de, üç defa su dökülür.</p>
<p>Hasta, cünüp olarak vefat etmiş olsa da, bir defa yıkanır. Yıkandıktan sonra, abdesti bozan şeyler çıkarsa, tekrar yıkanmaz ve abdest aldırılmaz. Yalnız çıkan şeyler, su dökerek giderilir. Ölüyü yıkarken, niyet etmek sünnettir. Niyetsiz temiz olursa da, farz sakıt olmaz.</p>
<p>Yıkama yerine, yıkayıcılardan başkası girmez. Velisi girebilir.</p>
<p>Zaruret yoksa kokmaması için morga koymak yerine çabuk gömmeli, yolcu gelecek diye bekletmemelidir. Canlıya eziyet veren şey, ölüye de verir. Bunun için, çok soğuk ve çok sıcak suyla yıkanmaz. Zemzemle yıkamak caiz değildir. Saçları dökülürse, kefeni içine konur; çünkü insanın her parçası muhteremdir, gömülür. Yıkandıktan sonra, teneşir üzerinde bezle kurulanır. Ölünün saçlarını taramak, saç, sakal, bıyık ve tırnaklarını kesmek, Hanefi’de caiz değildir. Ağız, burun ve kulak deliğine, gözlere pamuk koymak caizdir.</p>
<p>Su bulunmadığı zaman, teyemmüm yaptırılıp, namazı kılınır. Sonra su bulunursa, yıkanır; fakat namazı tekrar kılınmaz. Ölü yıkayacak kimsenin, önce gusletmesi müstehabdır. Cünübün ve özürlü kadının yıkaması mekruhtur. Cenaze yıkanmış su, müstamel su olur. Necis olur. Bunun için, yıkayanların üstüne sıçramaması, peştamal sarınmaları gerekir. Cenaze, yıkandıktan sonra temiz olur.</p>
<p>Sual: Evliya bir zatın elbisesinden bir parça, kefen içine konulması iyi olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, çok iyi olur. Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:<br />
Salihlerin, Velilerin elbisesinden kefen yapmak veya kefen içine, yüzüne, göğsüne koymak faydalıdır. (1/3)</p>
<p>Âyet-i kerîmeleri, duaları, muhterem isimleri kefene yazmak veya kabre koymak caiz değildir.</p>
<p>Sual: İhtiyaç halinde, kadının cenazesini, erkek yıkayabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır, yıkayamaz. Yıkayacak kadın bulunamazsa, cenaze baştan ayağa örtülü olarak, akrabası, eline bez sararak, elini örtü altına sokup, teyemmüm yaptırır; çünkü ölünün avreti, dirinin avreti gibidir. Bakması haram olan yere, dokunmak da, haramdır. Bir çocuğa da, öğretilip, yıkatılabilir.</p>
<p>Sual: Cenazeyi, gece gömmek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Gündüz defnetmek müstehabsa da, gerektiğinde gece de gömmek caizdir. (S. Ebediyye)</p>
<p>Sual: Kadın ölünce, kocası hanımının yüzüne de mi bakamaz?<br />
CEVAP<br />
Yüzüne bakabilir.</p>
<p>Sene-i devriye [Yıl dönümü]<br />
Sual: Ölümüzün sene-i devriye denilen yıl dönümünde veya kırkında yahut elli ikisinde mevlid okutmak maksadıyla, o günü hesap etmek için, öldüğü günden itibaren mi, yoksa toprağa verildiği günden itibaren mi saymak gerekiyor? Babam akşama doğru vefat etti, ertesi güne kaldı. Akrabalar gelecek diye bekletilirken, gece oldu ve ertesi günü kaldırdılar, yani iki gün sonra defnedildi. Hesabı buna göre iki gün sonra mı yapacağız?<br />
CEVAP<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Kabirdeki ölü, denize düşüp, imdat diye bağıran kimseye benzer. Boğulurken, kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, ölü de, bir dua gözler.) [Deylemi]</p>
<p>Ölen bir yakınımız, (Aman, acele bana hayır hasenat yapın, dua gönderin) diye bağırırken, ona, (Acele etme, bekle, kırk günü veya elli iki günü yahut bir seneyi doldur, sana o zaman dua edeceğiz, hayır hasenat yapacağız, mevlit okutacağız) demek ne kadar yanlıştır.</p>
<p>Ziyaretime gelen bir imam anlattı:<br />
Cemaatinden biri, ona aynı soruyu sormuş. İmam da uzun uzun bunların bid’at olduğunu, hayır hasenat yapmak ve dua etmek için gün tayin etmenin, Hıristiyanlıktan geldiğini anlatmış. Adama, anladın mı diye sormuş. O da, (İyi anladım; ama anlamadığım husus, bu kırkını ölünün öldüğü günden mi sayacağız, yoksa toprağa girdikten sonra mı sayacağız) demiş.</p>
<p>Ölü için yapılacak hayır ve hasenatı geciktirmemeli, belli günleri beklememeli, ilk fırsatta yapmaya çalışmalıdır.</p>
<p>Ölüyü yıkamak<br />
Sual: Kocası, ölen karısının cenazesini yıkayamadığı gibi, kadın da kocasının cenazesini yıkayamaz mı?<br />
CEVAP<br />
Kadın yıkayabilir. Kocası ölünce, kadın dört ay on gün iddet bekler. Bu zaman zarfında, onun karısı sayılır. Onun için, kadın kocasını yıkayabilir.</p>
<p>Kadını erkek, erkeği kadın yıkayamaz. Kadın cenazeyi yıkayacak kadın yoksa, erkek, eline bez sarıp, kollarına bakmadan, örtü altından teyemmüm yapar. Teyemmüm yapan erkek, mahrem akrabasıysa, mesela oğlu annesine veya teyzesine teyemmüm ettiriyorsa, eline bez sarmak istemez; çünkü mahrem olan akrabanın kollarına ve yüzüne bakmak ve dokunmak caizdir. Teyemmüm de zaten yüze ve kollara yapılır.</p>
<p>Kabir üzerindeki çiçekler<br />
Sual: Kabir üzerindeki çiçeklerin ölüye faydası olur mu?<br />
CEVAP<br />
Çiçeklerin tesbihlerinin sevabı ölüye ulaşır. (Redd-ül-muhtar)</p>
<p>Ölüm hastası<br />
Sual: Ölmek üzere olan hastayı yatağına nasıl yatırmak gerekir? Ölünce yıkanırken nasıl yatırılır?<br />
CEVAP<br />
Ölüm hastası, sağ yanı üzere yatırılıp, yüzü kıbleye çevrilir. Böyle yatırmak sünnettir. Ayakları kıbleye doğru, sırt üstü yatırmak da caizdir; fakat, baş altına bir şey koymalı. Böylece yüzü kıbleye karşı olur. Bunlar güç olursa, kolayına gelecek şekilde yatırmak da caiz olur. Cenaze, sırt üstü veya kolay olan şekilde yatırılır. Kıbleye karşı yatırmak sünnettir.</p>
<p>Kabrin derinliği<br />
Sual: Kadınların kabrini, erkeklerin kabrinden, daha derin kazmak gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Genelde, kadın için olsun, erkek için olsun, kabri derin kazmak iyidir. Derinliği, insanın göğsüne kadar, hatta insan boyu kadar olması iyidir. (Cami-ul-fetava)</p>
<p>Kadın cenazenin defni<br />
Sual: Mahremi olmayan bir kadın ölünce, cenazesini kocası kabre koyabilir mi? Yoksa kadınlar mı koymalı?<br />
CEVAP<br />
Kadınlar koyamaz. Diğer üç mezhepten birini taklit ederek, kocası, ölen karısını kabre koyabilir. Çünkü kadını, kocasının yıkaması da, diğer üç mezhepte caizdir. Hazret-i Ali, hanımı Hazret-i Fatıma’yı, kendisi kabre koymuştu.</p>
<p>Cenaze duası<br />
Sual: Cenazede hangi dua okunur?<br />
CEVAP<br />
Cenaze için aşağıdaki dua okunur. Bunu bilmeyen, Rabbena âtina veya Rabbenağfirli âyetlerini, dua olarak okuyabilir. Yahut dua niyetiyle, besmelesiz Fatiha-i şerife okumak da olur. Başka dua okumak da caizdir. Sadece, Allahümmağfir-leh dense de olur.</p>
<p>Cenaze kadın ise, parantez içindekiler yani kırmızılar okunur.</p>
<p>Duanın İslam harfleriyle yazılmış orijinali için tıklayınız.</p>
<p>Allahümmağfir li-hayyinâ ve meyyitinâ ve şâhidinâ ve gâibinâ ve zekerinâ ve ünsânâ ve sagîrina ve kebîrinâ. Allahümme men ahyeytehü (ahyeytehâ) minnâ fe ahyihî (ahyihâ) alel-islâmi ve men teveffeytehü (teveffeytehâ) minnâ fe teveffehü (teveffeh) alel-îmâni ve hussa hâzel-meyyiti (hâzihil- meyyitete) bir-revhi ver-râhati vel-mağfireti ver-rıdvâni. Allahümme in kâne (kânet) muhsinen (muhsineten) fezid fî insanihî (ihsânihâ) ve in kâne (kânet) müsîen (müsîeten) fe tecâvez anhü (anhâ) ve lekkıhi (lekkıhâ) emne vel-büşrâ vel-kerâmete vez-zülfâ. Allahümmec’al kabrehü (kabrehâ), ravdaten min riyadil cinâni ve lâ tec’al kabrehü (kabrehâ) hufraten min huferin-nîrâni. Rabbiğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-mü’minîne vel-mü’minâti vel-müslimîne vel-müslimâti ve li cemi’ıl müslimîne vel-müslimâti el-ahyâ-i min hüm vel emvâti bi-rahmetike yâ erhamer-râhimîn.</p>
<p>Tercümesi:<br />
Allah’ım! Dirilerimizi, ölülerimizi, hazır olanlarımızı, burada olmayanlarımızı, erkeklerimizi, kadınlarımızı, küçüklerimizi ve büyüklerimizi af ve mağfiret eyle! Ya Rabbi, içimizdeki kimseleri İslâm üzere yaşat, ölenleri iman üzere öldür. Bilhassa bu ölüyü, kolaylığa, rahata erdir! Onu mağfiret et ve ondan razı ol! Allah’ım! Eğer bu ölü, iyilerdense, iyiliğini artır. Kötülerdense, onu affet! Ona emniyet, müjde, ihsan ve yakınlık nasip et! Allah’ım! Onun kabrini Cennet bahçelerinden bir bahçe eyle! Onun kabrini Cehennem çukurlarından bir çukur yapma! Ya Rabbi! Beni, ana babamı, ölü diri bütün müminleri ve müslümanları affet, bi-rahmetike yâ erhamer-râhimîn.</p>
<p>Cenazede selam verirken<br />
Sual: Cenaze namazında, dördüncü tekbirden sonra bir şey okumadan mı selam verilir? Selam verirken kimlere niyet edilir?<br />
CEVAP<br />
Dördüncü tekbirden sonra, dua okumadan, ölüye ve cemaate niyet ederek iki tarafa selam verilir. (Redd-ül muhtar, Halebî-yi sagir)</p>
<p>Cenazede tekbir alırken<br />
Sual: Cenaze namazında her tekbirde elleri kaldırmak gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır, sadece ilk tekbirde eller kaldırılır. Diğer üç mezhepte ise, her tekbirde eller kaldırılır. Belh âlimleri de eller her tekbirde kaldırılır demişlerdir. (Halebî)</p>
<p>Başınız sağ olsun<br />
Sual: Ölü sahiplerini taziye için, (Başınız sağ olsun) demenin, kadere, rızaya aykırı olduğu için, caiz olmadığı söyleniyor. Neresi, kaza ve kadere aykırıdır?<br />
CEVAP<br />
Şimdi, eski âlimlerin bildirdiği her şeyi kötülemek moda haline geldi. Bu da kıyamet alametlerindendir. Başınız sağ olsun demek, ölüyle ölünmez, Allahü teala size ve yakınlarınıza sabır versin demektir. Sabır tavsiye etmek sünnettir.</p>
<p>Cenaze namazından sonra<br />
Sual: Cenaze namazından sonra nutuk söyler gibi konuşmak veya ölünün yaptığı iyi işleri anlatmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Caiz değildir, bid’attir. İmam-ı Rabbani hazretleri vefat edince, bid’at işlenmesin diye, cenaze namazından sonra hemen kabre koymuşlar ve kabre koyduktan sonra dua okunmuştur.</p>
<p>Beton kabir<br />
Sual: Altı toprak dört tarafı betondan yapılmış hazır kabir satıyorlar. İçine lahd kazıp meyyiti defnetmek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, caizdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cenaze-namazi-ve-defin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>What does belief in the Last Day mean?</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/english-islamic/what-does-belief-in-the-last-day-mean.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/english-islamic/what-does-belief-in-the-last-day-mean.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 20:44:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[English- Islamic]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4347</guid>
		<description><![CDATA[What does belief in the Last Day mean? 
Question: What does belief in the Last Day (al-Yawm al-âkhir) mean?
ANSWER
The fifth fundamental of îmân is the belief in the Last Day. The expression wal yawm-il âkhirî … wal-ba’thu ba’d-al mawt haqqun in the Âmantu teaches the belief in the Last Day and in the Resurrection after [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">What does belief in the Last Day mean? </span></strong></p>
<p>Question: What does belief in the Last Day (al-Yawm al-âkhir) mean?<br />
ANSWER<br />
The fifth fundamental of îmân is the belief in the Last Day. The expression wal yawm-il âkhirî … wal-ba’thu ba’d-al mawt haqqun in the Âmantu teaches the belief in the Last Day and in the Resurrection after death.</p>
<p>This time begins on the day when a person dies and continues till the end of Doomsday. The reason it is called the “Last Day” is because there is no night to come after it, or because it comes after the world. The “Day” mentioned in this hadîth-i sharîf is not like the day or night we know. It denotes some time. It was not made known when Doomsday will occur. No one could estimate its time. Nevertheless, our master the Prophet pointed out many of its harbingers and precedents:<br />
<span id="more-4347"></span><br />
Hadrat al-Mahdî will come; ’Îsâ ’alaihis-salâm will descend from the sky; ad-Dajjâl will appear; people called Ya’jûj and Ma’jûj will put the whole world into turmoil; the sun will rise in the west; violent earthquakes will occur; religious knowledge will be forgotten; vice and evil will increase; irreligious, immoral, dishonest people will become leaders; Allahu ta’âlâ’s orders will be forbidden; harâm will be committed everywhere; fire will come out of Yemen; seas and mountains will split into pieces; the sun and the moon will darken; seas will mix with each other, boil, and dry up.</p>
<p>A Muslim who does sinful acts is called fâsiq. Fâsiqs and all disbelievers will be tortured in their graves. These are certainly to be believed. After interment, the deceased will return to an unknown life and will be either in blessings or in torture.</p>
<p>As it was clearly declared in hadîth-i sharîfs, two angels named Munkar and Nakîr, in the guise of two unknown horrible people, will come to the grave and question people. Questions in the grave will be on some fundamentals of îmân according to some scholars or on the whole of îmân to some others. For this reason, we should teach our children the answers to the following questions: Who is your Rabb? What is your religion? Whose umma (which prophet’s community) do you belong to? What is [the name of] your Holy Book? What is your qibla? What are your madhhabs in îmân and in ’ibâdât (or ’amal)? It is written in Tadhkirat al-Qurtubî that those who are not Ahl as-Sunna will not be able to answer correctly.</p>
<p>The graves of those who will give precise answers will enlarge, and a window will be opened to Paradise. Every morning and every evening they will see their places in Paradise, and angels will do them favors and give them good news. Those who cannot answer precisely will be beaten with iron mallets so severely that every creature but humankind and genies will hear them cry out. Their graves will become so tight that they will feel as if their bones would intertwine. A hole will be opened to Hell. In the morning and in the evening they will see their places in Hell. They will be tortured bitterly in their graves till the Resurrection.</p>
<p>It is necessary to believe in [the other] life after death. After the flesh and bones rot and turn into earth and gas, they will come together again; the souls will enter the bodies they belong to, and everybody will rise up from graves. Therefore, this time is called the Day of Qiyâma (Resurrection).</p>
<p>[Plants absorb carbon dioxide from the air and water and salts (mineral substances) from the soil and unite them with one another and form organic substances, the living matter of our organs. It is known today that a chemical reaction taking years happens in less than a second when a catalyst is used. Similarly, Allahu ta’âlâ will unite water, carbon dioxide, and mineral substances in graves and create organic substances and the living organs in a moment. Mukhbir-i sâdiq (that is, our master the Prophet) reported that we would come to the other life in this manner. And science shows that this is being done in the world.]</p>
<p>All living creatures will gather at the place of Mahshar. The deed-books will fly to their owners. Almighty Allah, the Creator of the earth, heavens, stars, and all particles, will make all these happen. Allahu ta’âlâ’s Messenger reported that these will happen. It is for certain that what he said is true. All will certainly happen.</p>
<p>The deed-books of the pious (sâlih), the good people, will be given from their right, and those of the sinful (fâsiq), the bad people, will be given from their back or left. Every action, good or evil, big or little, done secretly or openly, will be in that book. Even those deeds unknown to the Kirâman kâtibîn angels will be revealed by the human organs’ witnessing and by Allahu ta’âlâ, who knows everything, and there will be questioning and settlement of accounts on every action. At Mahshar, every secret action will be revealed if Allahu ta’âlâ wills it so. Angels will be questioned on what they have done on the earth and in the heavens, prophets on how they communicated Allahu ta’âlâ’s commands and His religion to humans, and people on how they adapted themselves to prophets, how they lived up to the duties revealed to them, and how they took care of one another’s rights. At Mahshar, those who have îmân and whose actions and morals are beautiful will be rewarded and blessed, and people with a bad temper and wrong deeds will be punished severely.</p>
<p>Allahu ta’âlâ will forgive, with His Mercy and Grace, all grave and small sins of Muslims whom He wills. Except disbelief (kufr) and polytheism (shirk), He will forgive every sin if He wills, and He will torture, with His justice, for small sins if He wills. He declares that He will never forgive those who die as disbelievers and polytheists. Disbelievers with or without a heavenly Book, that is, those who do not believe that Muhammad ’alaihis-salâm is the Prophet for all human beings and who disapprove even one of the rules [orders and prohibitions] he communicated, will certainly be put into Hell and tortured eternally.</p>
<p>On the Day of Judgement, there will be a Mîzân (balance), different from those we know, for weighing deeds and conduct. It will be so large that one of its scales can hold the earth and the sky. The scale for good deeds will be bright and to the right of the ’Arsh where Paradise is, and the scale for sins will be dark and to the left of the ’Arsh where Hell is. Actions, words, thoughts, and looks that are done in the world will take shapes there, and the good deeds in bright figures and the evils in dark and ugly figures will be weighed on this balance, which does not resemble worldly balances; it was said that the scale carrying the heavier load will go up and the one carrying the lighter load will go down. According to some scholars, there will be various balances. And many others said, “It was not shown clearly in Islam how and how many balances will be, so it would be better not to think of it.”</p>
<p>There will be a bridge called Sirât, which will be built over Hell upon Allahu ta’âlâ’s command. Everybody will be ordered to cross that bridge. That day, all prophets will entreat as, “O Allah! Give safety!” Those who are to go to Paradise will cross the bridge easily and reach Paradise. Some of them will pass with the speed of lightning, some with that of wind, and some others like a galloping horse. The Sirât Bridge will be thinner than a hair and sharper than a sword. Adapting yourself to Islam in this world has a similar aspect; adapting yourself precisely to Islam is like crossing the Sirât. Those who withstand the difficulty of struggling with their sensual desires (the nafs) here will cross the Sirât easily there. Those who do not follow Islam but chase after the nafs will cross the Sirât with difficulty. For this reason, Allahu ta’âlâ called the right path, pointed out by Islam, the Sirât al-Mustaqîm. This similarity in names shows that staying within Islam’s path is like crossing the Sirât. Those who deserve Hell will fall off the Sirât down into Hell.</p>
<p>There will be a body of water called Hawd al-Kawthar reserved for our Prophet, Muhammad Mustafâ sall-Allahu ’alaihi wa sallam. It will be vast like a journey of one month. Its water will be whiter than milk, and its scent will be more pleasant than musk. The drinking glasses around it are more plentiful than stars. A person who drinks its water would never become thirsty again even if he or she were in Hell.</p>
<p>It must be believed that there will be shafâ’a (intercession). Prophets, Awliyâ’, pious Muslims, angels, and those who are allowed by Allah will intercede for the forgiveness of the venial and grave sins of those Muslims who die without having repented, and their intercession will be accepted. [Our master the Prophet declared, “I will make shafâ’a (intercession) for those who commit grave sins of my umma.”]</p>
<p>Afterlife<br />
Question: Will there be only one life in the Hereafter?<br />
ANSWER<br />
The life before death is called worldly life, and the life after death is called afterlife (âkhirah). Afterlife is divided into three:<br />
1. The life in the grave [the period that lasts until people rise from their graves]<br />
2. The life on the Day of Resurrection [the period starting with the resurrection of bodies and lasting until dispersing to go into Paradise or Hell]<br />
3. The life in Paradise and Hell [the life that will be lived eternally]</p>
<p>Payment in cash versus payment on credit<br />
Question: There are people who, though believing in the Hereafter, say, “Payment in cash does not equal payment on credit. Surely a cash payment is better. Give me cracked wheat in this world, and I will give you rice in the Hereafter. Give me a chicken in this world, and I will give you a goose in the Hereafter.” Is it appropriate to say so?<br />
ANSWER<br />
This is the devilish reasoning of atheists, who do not believe in afterlife. A Believer must not utter such statements. Becoming arrogant, they are selling their Hereafter. In fact, the world is evanescent, but the Hereafter is everlasting. Is an eternal thing swapped for a transient one? Is an eternal earthen vase of the Hereafter ever compared with a transient gold vase of this world? The purport of several pertinent âyat-i karîmas is as follows:</p>
<p>(Those are the people who buy worldly life in exchange for the Hereafter.) [Sûrat-ul-Baqara 86]</p>
<p>(What is with you [worldly possessions] runs out. But treasuries of mercy with Allah last forever.) [Sûrat-un-Nahl 96]</p>
<p>(What is with Allah is better.) [Sûrat-ul-Qasas 60]</p>
<p>(The Hereafter is better and everlasting.) [Sûrat-ul-A’lâ 17]</p>
<p>(The worldly life is nothing but a deceptive pleasure.) [Sûrat-u Âl-i ‘Imrân 185]</p>
<p>(Never let the worldly life deceive you.) [Sûrat-u Luqmân 33]</p>
<p>Atheists themselves do not give any credence to the statement, “Payment in cash is better than payment on credit,” either, because in trade they give one dollar in cash to earn ten dollar in the future. And when doing this, they never give up the dealing, saying, “Payment in cash is better than payment on credit.” If a doctor prohibits an atheist man from eating certain food and fruit, he immediately quits them out of fear of an imminent disease. As it is seen, atheists, too, desist from cash payment and agree to payment on credit. Every trader makes journeys for commercial purposes. So he gets tired in advance. He does all these activities in order to earn a profit and to have a rest, which will be obtained in the future. Because the ten dollars to be earned in the future is better than the one dollar on hand, if we then compare worldly pleasure in its time span with the time span in the Hereafter, then it will be revealed how wrong the reasoning of atheists is, for if a person lives 100 years or 1,000 years in this world, this 1,000 years is nothing when it is compared with the never-ending one.</p>
<p>Then those who believe in the life to come are as if they renounced a short period of time compared with eternity in order to attain endless blessings. Besides, if the qualities of blessings are assessed, they will judge worldly pleasures to be mixed with troubles and blurred but pleasures of the world to come to be limpid. Therefore, the saying, “Payment in cash is better than payment on credit,” is wrong.</p>
<p>If Believers do not accept this reasoning of the devil’s, he will again attack them with another one. He will say, “What is known for certain and seen manifestly is better than what is doubtful. The Hereafter is doubtful.” This reasoning is more unfounded than the former because certainty is better than doubt only when a thing has a similitude. Otherwise, whether the trader will turn a profit is doubtful. Similarly, whether a hunter will hunt game is doubtful, too. But it is a rational requirement to take precautions. The trader says, “If I do not trade, I will go hungry, so my loss will be great. If I trade, my fatigue will be less beside my profit.” Likewise, an ill person who will die if he or she does not undergo an operation will have an operation by enduring a variety of sufferings. In fact, his or her recovering health is doubtful, but the pain he will suffer because of operation is certain. Despite this, he or she says, “The pain of the operation is considerably less compared with death.” The following should be said to atheists, who are dubious about the life to come:</p>
<p>The days you should endure are a few, until you die at the very most. This, in turn, is relatively short compared with the Hereafter, eternity. It is not even a moment. If the Hereafter you doubt is nonexistent (never!), your loss in this world is a little. Because the Hereafter is a fact certain to happen, you will remain in the Fire endlessly as you do not believe in it, which is an eternal loss on your part. A person who has reason takes necessary precautions so as not to sustain an endless loss.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/english-islamic/what-does-belief-in-the-last-day-mean.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarlanız tabiri</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/tarlaniz-tabiri.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/tarlaniz-tabiri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 20:41:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4343</guid>
		<description><![CDATA[Tarlanız tabiri 
Sual: (Kadınlar sizin tarlanızdır) mealindeki âyetle, anal veya oral yol gibi, her çeşit ilişkiye izin verildiği söyleniyor. Bunlar dinimizde yasak değil mi?
CEVAP
Bildirdiğiniz âyet-i kerimenin meali şöyledir:
(Kadınlarınız sizin [evlat yetiştiren, ekin] tarlanızdır. O halde, [evlat yetiştirmek üzere tohum ekilen tarlanıza, yani döl yatağına] dilediğiniz gibi [arzu ettiğiniz şekilde, gece, gündüz] gelin. Kendiniz için önden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Tarlanız tabiri </span></strong></p>
<p>Sual: (Kadınlar sizin tarlanızdır) mealindeki âyetle, anal veya oral yol gibi, her çeşit ilişkiye izin verildiği söyleniyor. Bunlar dinimizde yasak değil mi?<br />
CEVAP<br />
Bildirdiğiniz âyet-i kerimenin meali şöyledir:<br />
(Kadınlarınız sizin [evlat yetiştiren, ekin] tarlanızdır. O halde, [evlat yetiştirmek üzere tohum ekilen tarlanıza, yani döl yatağına] dilediğiniz gibi [arzu ettiğiniz şekilde, gece, gündüz] gelin. Kendiniz için önden iyi ameller gönderin [hayırlı<br />
<span id="more-4343"></span><br />
evlatlar yetiştirin]. Bir de Allah’tan korkun ve bilin ki, elbette Allah’ın huzuruna varacaksınız. İman edenlere [Cenneti] müjdele!) [Bekara 223]</p>
<p>Bu âyette, çocuk yetiştirmekten bahsediliyor. Bir önceki âyette, kadınlarınıza meşru yoldan yaklaşın deniyor. Bu âyette de tarla deniyor. Tarla, ürün yetiştirilen yer demektir. Tarlaya tohum ekilen yer bellidir. Başka yerden tohum ekilse ürün alınmaz. Bu ayetin iniş sebebi tefsirlerde şöyle bildiriliyor:<br />
Yahudilerin (Kadının arkasından ön uzvuna yaklaşılırsa, çocuk şaşı olur) demeleri üzerine, Allahü teâlâ da, öyle bir şey olmadığını, ön uzuvdan olmak şartıyla her şekilde birleşmenin mahzuru olmadığını bildiriyor.</p>
<p>Bu âyetin anal veya oral yolla bir alakası yoktur. Hele dübürden yaklaşmak, büyük günahtır. Peygamber efendimiz, (Hanımına arka uzvundan [dübüründen] yanaşan melundur) buyuruyor.</p>
<p>Karısına arka yoldan yaklaşan kimseyle, erkekle livata yapan, hüküm itibariyle aynıdır; çünkü pislik çıkan yerdeki pislik ve rahatsızlık verici şeyler, ay hali kanından daha fazladır. Ay halinde, kan necaseti bulunduğu için, helal yol bile haram olmaktadır. O bakımdan, pislik yeri olan dübür, daha çirkin ve daha kötüdür. (Kurtubi tefsiri)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/tarlaniz-tabiri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kız çocuğu bir nimettir</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kiz-cocugu-bir-nimettir.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kiz-cocugu-bir-nimettir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 05:45:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğu]]></category>
		<category><![CDATA[kız]]></category>
		<category><![CDATA[nimettir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4340</guid>
		<description><![CDATA[Kız çocuğu bir nimettir 
Sual: Kız çocuğu olunca üzülenler oluyor. Kız çocuğunun dinimizdeki yeri nedir?
CEVAP
Kız, çocuğu olunca üzülmek, hele hele anneyi suçlamak çok yanlıştır.
Kur&#8217;an-ı kerimde mealen, (Allah dilediğine kız, dilediğine erkek çocuk bahşeder. Kimine hem erkek, hem kız çocuğu verir, dilediğini de kısır bırakır. Her şeyi hakkı ile bilen ve her şeye gücü yeten ancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Kız çocuğu bir nimettir </span></strong></p>
<p>Sual: Kız çocuğu olunca üzülenler oluyor. Kız çocuğunun dinimizdeki yeri nedir?<br />
CEVAP<br />
Kız, çocuğu olunca üzülmek, hele hele anneyi suçlamak çok yanlıştır.<br />
Kur&#8217;an-ı kerimde mealen, (Allah dilediğine kız, dilediğine erkek çocuk bahşeder. Kimine hem erkek, hem kız çocuğu verir, dilediğini de kısır bırakır. Her şeyi hakkı ile bilen ve her şeye gücü yeten ancak Allah’tır) buyuruldu. (Şura 49, 50)<br />
Peygamber efendimiz, (Kız çocuklarını hor görmeyin) buyurdu. Hor görmek dini bilmemekten ileri gelir. Hayırlı evlat<br />
<span id="more-4340"></span><br />
istemelidir. Hayırlı olmadıktan sonra, kız veya erkek olmuş ne fark eder?</p>
<p>Dinimizde, kadının ve kız çocuklarının fazileti büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Kızlarınızı altın ve gümüş ile süsleyin! Elbiseleri güzel olsun! İtibar kazanmaları için en güzel hediyelerle ihsanda bulunun!) [Hakim]</p>
<p>(Kız çocuğunu güzelce terbiye edip, Allahü teâlânın verdiği nimetlerle bolluk içinde yedirir giydirirse, o kız çocuğu onun için bir bereket olur, Cehennemden kurtulup kolayca Cennete girmesine vesile olur.) [Taberani]</p>
<p>(İki kız evladına güzel muamele eden, mutlaka Cennete girer.) [İbni Mace]</p>
<p>(İki kızı veya iki kız kardeşi olup da, maişetlerini güzelce sağlayanla Cennette beraber oluruz.) [Tirmizi]</p>
<p>(Çarşıdan aldığı şeyleri, erkek çocuklardan önce kız çocuklarına verene Allahü teâlâ rahmetle nazar eder. Allahü teâlâ, rahmetle nazar ettiğine de azap etmez.) [Harâiti]</p>
<p>(Çarşıdan turfanda meyve alıp evine getiren, sadaka sevabı alır. Getirdiği meyveyi, erkek çocuklarından önce kız çocuklarına versin! Kadınları, kızları sevindiren, Allah korkusundan ağlayanlar gibi sevap kazanır. Allah korkusundan ağlayanın bedeni de Cehenneme haram olur.) [İbni Adiy]</p>
<p>(Üç kızına, ihtiyaçtan kurtulana kadar iyi bakan, yedirip giydiren, elbette Cenneti kazanır.) [Ebu Davud]</p>
<p>(Üç kız veya kız kardeşinin geçim veya başka sıkıntılarına katlananı, Allahü teâlâ Cennete koyar.) Eshab-ı kiramdan biri, (İki tane olursa da aynı mıdır?) diye sual edince, Peygamber efendimiz (Evet, iki tane olursa da aynıdır) buyurdu. Başka birisi, (Ya bir tane olursa?) diye sual etti. Cevabında buyurdu ki: (Bir tane de olsa gene aynıdır.) [Hakim, Harâiti]</p>
<p>Görüldüğü gibi, kız ve kadınlara değer vermeyenler, müslümanlığı bilmeyen kimselerdir. Müslüman, dinini iyi öğrenip kadına layık olduğu değeri vermelidir!</p>
<p>Başlık parası denilen kötü âdetin birçok yöreden kalktığını işitiyoruz. Halen bazı bölgelerde devam eden bu âdetin kaldırılmasına çalışmak gerekir.</p>
<p>Kız evlat kıymetlidir<br />
Sual: Mirasta farklı olduğu gibi, erkek çocuğu için iki, kız çocuğu için bir akika hayvanı kesiliyor. Bu evlat ayrımı değil mi? Kız evlada niye az değer veriliyor?<br />
CEVAP<br />
Dinimizde kadın, miras almaya muhtaç bırakılmamıştır. Onun bütün ihtiyaçlarını, kocası, babası, erkek kardeş ve amca gibi yakınları, ona vermeye mecbur tutulmuştur. Bakacak hiçbir akrabası yoksa onun ihtiyaçlarını Beyt-ül-mal karşılar. Kadın, çalışıp kazanmak zorunda değildir. Erkeklerin bu güç vazifelerinden dolayı, mirasın hepsini almaları gerektiği halde, dinimiz kadınlara yine ikide bir pay verdi. İki akika kesmek yerine bir akika kesilmesi kızların faziletini gösterir. Yani kız için kesilen bir akika, erkek için kesilen iki akika sevabı kadardır. Dinimiz, kadınlara çok değer verir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Kimin kız çocukları olur, onların sıkıntılarına katlanır, iyi yetiştirir ve dengiyle evlendirirse, bu kız çocukları onun için Cehenneme perde olur.) [Tirmizi]</p>
<p>(İlk çocuğunun kız olması, kadının bereketindendir.) [İbni Asakir]</p>
<p>(Üç kız çocuğunu terbiye edip evlendiren ve onlara iyilikte bulunan, Cennete gider.) [Buhari]</p>
<p>Kadınlara, kızlara değer vermeyenler, Müslümanlığı bilmeyen cahillerdir. Dinini bilen bir Müslüman, kız çocuklarına ve kadına layık olduğu değeri verir. Üç hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Kadınlara ancak, asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağı kimseler hor görür.) [İ. Asakir]</p>
<p>(Allahü teâlâdan hayırlı evlat istedim. Bana kız çocukları ihsan etti.) [Şir’a]</p>
<p>(Kız çocuklarını hor görmeyin; çünkü ben kızlar babasıyım.) [M. Cinan]</p>
<p>Peygamber efendimiz, kız babası olmakla iftihar ediyor. Bu vesikalar karşısında hiç kimse, İslamiyet kadınlara, kızlara değer vermiyor diyemez.</p>
<p>Önceki milletler, 300, 500 hatta 1000 sene yaşayıp, ibadet ederlerdi. Peygamber efendimiz, (Ya rabbi benim ümmetimin ömrü kısadır. Diğer ümmetler çok yaşadı, çok sevab kazandı. Ümmetimin hali nice olur?) diye sual ettiği zaman, (Allahü teâlâ, ben ümmetine bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini verdim) buyurdu. Bin ay, 83 sene eder. 50 sene ibadet eden bir Müslüman, 4000 seneden fazla ibadet etmiş gibi sevab kazanıyor. Bu ümmetin az yaşaması, az ibadet etmesi, bir dezavantaj gibi görülemez. Bu ümmetin az ibadeti, diğer ümmetlerin çok ibadetinden üstün olduğu gibi, kız çocuk için kesilen bir akika, erkek çocuk için kesilen iki akikaya denk gelmektedir. Dinimiz kız evlatlar için bu kolaylığı bildirmiştir. Bu da, kız çocuklarının değerini göstermektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kiz-cocugu-bir-nimettir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınların camiye gitmesi</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kadinlarin-camiye-gitmesi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kadinlarin-camiye-gitmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 05:41:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[gitmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadinlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4337</guid>
		<description><![CDATA[Kadınların camiye gitmesi 
Sual: Sitede, kadınların cemaatle namaz kılmak için camiye gitmesinin uygun olmadığını İbni Âbidin’den alarak bildiriyorsunuz. Başka kitaplarda da bu husus var mıdır?
CEVAP
Vardır. Mesela Fetava-i Hindiyye’de deniyor ki:
Kadınların cemaate gelmeleri mekruhtur. Ancak, (Yaşlı kadınların, sabah, akşam ve yatsı namazına gelmeleri caizdir) diye fetva verilmişse de, zamanımızda fesadın meydana çıkmış olmasından dolayı, kadınların, artık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Kadınların camiye gitmesi </span></strong></p>
<p>Sual: Sitede, kadınların cemaatle namaz kılmak için camiye gitmesinin uygun olmadığını İbni Âbidin’den alarak bildiriyorsunuz. Başka kitaplarda da bu husus var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Vardır. Mesela Fetava-i Hindiyye’de deniyor ki:<br />
Kadınların cemaate gelmeleri mekruhtur. Ancak, (Yaşlı kadınların, sabah, akşam ve yatsı namazına gelmeleri caizdir) diye fetva verilmişse de, zamanımızda fesadın meydana çıkmış olmasından dolayı, kadınların, artık bütün namazlara gelmeleri<br />
<span id="more-4337"></span><br />
mekruhtur. Tebyin’de de böyle bildirilmiştir. (İmamlık bahsi)</p>
<p>Hayzı kesilen kadın<br />
Sual: Hayzlı bir kadının, kuşluk vaktinde hayzı kesilse, imsak vaktinden sonra da orucu bozacak bir şey yapmamışsa, bir şey yiyip içmemişse, o anda niyet edip herhangi bir oruç tutabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır, tutamaz. Hayzlı olmak, oruçlu olmaya, oruca başlamaya manidir. İmsak vaktinden önce hayzı kesilseydi niyet edebilirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kadinlarin-camiye-gitmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölen babanın yerine hac</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-hikayeler/olen-babanin-yerine-hac.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-hikayeler/olen-babanin-yerine-hac.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 06:38:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[babanın]]></category>
		<category><![CDATA[hac]]></category>
		<category><![CDATA[ölen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4335</guid>
		<description><![CDATA[Ölen babanın yerine hac 
Sual: Ölen babamın yerine hacca gitmek istiyorum. Ne yapmam lazımdır?
CEVAP
Vekaleten hacca gidecek kimsenin daha önce haccetmiş olması yahut zengin birisi olması tercih edilmelidir! Vekil olarak hacca gidecek kimse fakir ise, daha önce de hacca gitmemişse, kendi için de, başka bir yıl hac yapması farz olur.
Vekilin, ihrama girerken, emreden kimse için, kalb [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ölen babanın yerine hac</strong> </span></p>
<p>Sual: Ölen babamın yerine hacca gitmek istiyorum. Ne yapmam lazımdır?<br />
CEVAP<br />
Vekaleten hacca gidecek kimsenin daha önce haccetmiş olması yahut zengin birisi olması tercih edilmelidir! Vekil olarak hacca gidecek kimse fakir ise, daha önce de hacca gitmemişse, kendi için de, başka bir yıl hac yapması farz olur.<br />
Vekilin, ihrama girerken, emreden kimse için, kalb ile niyet etmesi şarttır. Hac borcu olan kimsenin, öldükten sonra kendi için hac yapacak vekilin adını bildirerek vasi olan kimseye emir vermesi lazımdır. Meyyit veya meyyitin vasi yaptığı yabancı<br />
<span id="more-4335"></span><br />
kimse, vârislerden birini, diğer vârisler izin vermedikçe, vekil yapamaz.<br />
Bir kimse izin vermeden, başkasının, bunun yerine hacca gönderilmesi caiz değildir. Yalnız vâris, ölen akrabası, vasiyet etmemiş, yani hac parası ayırmamış ise, kendine miras kalan para ile, onun yerine hacca gidebilir veya başkasını gönderebilir. Böylece ana-babasını hac borcundan kurtarmış olur. Kendine de, farz olmuş ise, kendi için, ayrıca gitmesi lazımdır. Onları borçtan kurtarması, kendine çok sevap kazandırır.</p>
<p>Sual: Ölmüş veya sağ olan bir kimsenin yerine farz olan hacca gitmek caiz midir? Mesela bir kimse, bu yıl dayısının, öteki yıl amcasının yerine gidiyor. Onlar, hac borcundan kurtuluyor mu?<br />
CEVAP<br />
Namaz, oruç gibi beden ile yapılan ibadetler başkası yerine yapılamaz. Herkesin kendi yapması lazımdır. Vekaletle yaptırılamaz. Zekat gibi yalnız mal ile yapılan ibadetleri, onun izni ve malı ile başkasının yapması caiz olur. Hac, hem beden, hem mal ile yapılır. Bir kimse, hayatta iken, bir özrü de yok iken onun yerine başkası hac yapamaz. Devamlı özrü olan, kendi yerine başkasını hacca gönderebilir. İzinsiz vekil olup haccedenin haccı kendine olur. Sevabını vekil olduğu kimseye bağışlayabilir. Fakat bağışladığı kimse, hac borcundan kurtulamaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-hikayeler/olen-babanin-yerine-hac.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mevlid gecesi</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/mevlid-gecesi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/mevlid-gecesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 06:27:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[mevlid]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4332</guid>
		<description><![CDATA[Mevlid gecesi 
Sual: Mevlid nedir, bid’at midir?
CEVAP
Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır.
Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartıyla, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb’in, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Mevlid gecesi </strong></span></p>
<p>Sual: Mevlid nedir, bid’at midir?<br />
CEVAP<br />
Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır.<br />
Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartıyla, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb’in, her mevlid<br />
<span id="more-4332"></span><br />
gecesinde, azabı biraz hafifler. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminler pek çok sevab kazanır. Hafız Muhammed ibni Cezeri Şafii diyor ki: (Ebu Leheb’e rüyada hali sorulduğunda, çok azap çekiyorum. Ancak, Resulullahın dünyaya gelişini müjdeleyen cariyemi sevincimden azat ettiğim için, her yıl, Rebiul-evvel ayının 12. geceleri, azabım hafifliyor) dedi. Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır, ziyafet verir, böylece, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ onu Cennetine sokar. (M. Nasihat)</p>
<p>Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebu Bekir de, halifeyken, Eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin doğumundaki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resulullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Bugün veya ertesi gün oruç tutmakta mahzur yoktur. Tutmak iyi olur, sevab olur. İslam âlimleri mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hazret-i Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur. Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Hatta Mevlid gecesi Kadir gecesinden de kıymetlidir diyen âlimler de vardır.</p>
<p>El-mukni, el-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında Mevlid gecesinin Kadir gecesinden kıymetli olduğu bildiriliyor. (Ed-dürer-ül-mesun)</p>
<p>(Allah, bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır mevlid kitapları yazılmış ve okunmuştur. Resulullah efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de her zaman okunan Mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Bunların asr-ı saadetten sonra yazılması, bid’at olmasını gerektirmez. Çünkü Resulullahı övmek ibadettir. Her zaman Onu övücü kasideler, yazılar yazılabilir. Onları da okumak bid’at değil, sevap olur. Mevlid-i şerif okumak, Resulullahın dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Her müminin, imanı gereği Resulullahı çok sevmesi gerekir. Çok sevmek kâmil müminin alametidir. Buhari’deki hadis-i şerifte, (Beni ana baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz) buyuruldu. Mevlid okumak değil, mevlidde dine aykırı şeyler yapmak günahtır.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven de onu çok anar.)</p>
<p>(Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] (Bu ibadeti, şiir olarak söylemek daha tesirli olur. Resulullah efendimizin şairleri, camide, Resulullahı öven ve kâfirleri kahreden şiirler okurlardı.)</p>
<p>Bunlardan Hassan bin Sabit hazretlerinin şiirlerini çok beğenirdi. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, mescide bu şair için bir minber koydurdu. Hassan bin Sabit hazretleri minbere çıkar, düşmanları kötüler, Resulullahı överdi. Resulullah efendimiz de buyurdu ki:<br />
(Hassanın sözleri, düşmanlara ok yarasından daha tesirlidir.) [M. Nasihat]</p>
<p>Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi de şöyle:<br />
(Allahü teâlâ, Resulünü övmek ve müdafaa etmek hususunda Hassanı, Ruh-ül-kuds [Cebrail aleyhisselam] ile takviye etmektedir.) [Buhari]</p>
<p>Peygamber efendimiz, şairin söylediği şiiri beğenip (Dişlerin dökülmesin) diye dua etmiştir. (Hakim)</p>
<p>Şiir hakkında hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyle:<br />
(Şiir, öyle bir sözdür ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir.) [Buhari]</p>
<p>(Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır.) [Ebu Davud]</p>
<p>(Bazı şiirler elbette apaçık bir hikmettir.) [Buhari]</p>
<p>Vehhabiler, mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve ondan şefaat isteyen Müslümanlara müşrik damgasını basıyorlar. Bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid’at diyorlar. Resulullahı övmek bid’at olmaz. Bu övgüden ancak, Allah’ı ve Resulünü sevmeyen rahatsız olur; çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]</p>
<p>(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28]</p>
<p>(Senin için bitmeyen, sonsuz ecir vardır. Elbette sen, en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 3-4]</p>
<p>Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]</p>
<p>(Allah ve melekleri, Nebiye salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]</p>
<p>Erkek kadın karışık olmadan, çalgı ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için mevlid okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, Mevlid gecesinin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Nimet-ül kübrâ, Hadika, M. Nasihat)</p>
<p>Doğum gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan öğrenip almışlardır.</p>
<p>Mevlid okumanın kıymetli bir ibadet olduğunu bildirmek için İslam âlimleri çeşitli dillerde kitaplar yazmışlardır. Bunlardan on tanesi, Keşf-üz-zünunda bildirilmektedir.</p>
<p>İbni Hacer-i Hiytemi hazretlerinin En-Nimet-ül-kübra isimli mevlid kitabı ile imam-ı Süyuti hazretlerinin Erreddü ala men enkere kıraetel mevlid-in-Nebi kitabı meşhurdur.</p>
<p>Resulullah efendimizi çok övmek, mahlûkların en üstünde olduğunu söylemek, Allahü teâlânın, sevgili Peygamberine verdiği üstünlükleri saymak ve Ondan şefaat istemek, büyük ibadettir. Buna karşı koymak, koyu bir cahillik, pek çirkin bir inattır. Resulullahı övmek, anmak lazım geldiğine delil olarak, Ahzab suresinin (Allah ve melekleri, Nebiye salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin) mealindeki 56.âyet-i kerimesi yetmez mi?</p>
<p>İslam âlimleri buyuruyor ki:<br />
Mevlid gecelerinde toplanarak, mevlid kasidesi okumak, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Salihlere elbise ve benzeri hediye vermek, bu geceye hürmet etmek olur. Bunları Allah rızası için yapmak çok sevap olur. (İbni Battal maliki)</p>
<p>Mevlid cemiyetinde, salihleri toplayıp, salevat okumak, fakirleri doyurmak, her zaman sevaptır. Fakat, bunlara çalgı gibi haram karıştırmak büyük günah olur. (Allame Zahirüddin bin Cafer)</p>
<p>Mevlid cemiyetinde, sadaka, hediye vermek, neşe ve sevinç göstermek, haram karıştırmadan mevlid kasidesi okutmak çok sevap olur. (Allame Nasirüddin)</p>
<p>Haram şeyler karıştırmadan mevlid cemiyeti yapmak müstehaptır. (S.ibni Mace şerhi)</p>
<p>Pazarlık etmeden, sırf Allah rızası için hatim veya mevlid okuyan hafızın, okutanın verdiği hediyeyi alması caiz olur. Kur&#8217;an okuyup hediye almayı meslek haline getirmemelidir! Zira âdet haline gelen hediye, şart edilen ücret gibidir. (Dürr-ül muhtar)</p>
<p>Ücretle okunan Kur&#8217;andan ölüye sevap hasıl olmaz. (Hidaye)</p>
<p>Sual: Mevliddeki (Habibim sana aşık olmuşam) ifadesi caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet. Şimdi nefsin şehvani arzularına aşk deniyor. Dinde ise, fazla sevgiye denir.</p>
<p>Sual: Kadın kadına mevlid okur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet. Erkekler duyarsa caiz değildir.</p>
<p>Sual: Mevlidde (Doğdu ol saatte&#8230;) denirken ayağa kalkılır mı?<br />
CEVAP<br />
Mahzuru olmaz.</p>
<p>Sual: Yılbaşı gecesi, toplanıp mevlid okumak uygun mu?<br />
CEVAP<br />
Uygun değil. Bu gecede de, her gece ne yapılıyorsa aynı şeyler yapmalı, farklı bir şey yapmamalı.</p>
<p>Sual: Mevlid münasebetiyle Peygamber aşırı övüldü. “O da bir beşer [insan] idi, Kur’anı getirmekle görevi bitti. Aşırı övmek şirk değil mi?<br />
CEVAP<br />
O, ilah değildi, elbette beşer idi, ama “Seyyid-ül-beşer” idi, bütün insanların efendisi idi. Hiç kimse Onu Allahü teâlânın övdüğü kadar övemez. Bu övgüden de ancak başka dinde olan rahatsız olur.</p>
<p>Hatırlatma: Bazı Hıristiyan fırkaları, doğum günü kutlamazlar. Doğum günü kutlamasına yaratıklara tapınmak derler. Selefiyeciler de doğum günü olan mevlidi bid’at sayar, Peygambere tapmak derler. Bunların, Hıristiyanlarla bu benzer inanışlarında bir sebep olması gerekir.</p>
<p>Sual: İslamiyet’im emretmediği bir şeyi ibadet olarak, sevab kazanmak niyetiyle yapmak bid’at olduğunu göre, mevlid okumak bid’at değil midir?<br />
CEVAP<br />
Hadis-i şerifte, (Beni övmek ibadettir) buyuruluyor. Resulullahı övmek, bid’at değil ibadettir. Mevlid kandilinde, Peygamber efendimizin doğum zamanlarında görülen halleri, mucizeleri okumak, dinlemek çok sevabdır. Kendisi de anlatırdı. Eshab-ı kiram da bir yere toplanıp, okurlar ve birbirlerine anlatırlardı.</p>
<p>Mevlid okunurken bid’atler işlenmesi, mevlidi ibadet olmaktan çıkarmaz. Bugünkü şekliyle yapılan Mevlid cemiyetlerinin çoğu bid’attir. Kadın erkek karışık oluyor, hatta teganni yapılıyor. Mevlide Kur’an-ı kerimden daha çok öncelik tanınabiliyor. Çalgı eşliğinde okuyanlar da var. Bunları ibadet olarak görmek yanlıştır. Bu yanlışlara bid’at denecek yerde, mevlidin aslına bid’at demek yanlış olur.</p>
<p>Nitekim devir-iskat işine de bid’at diyenler oluyor. Bugünkü yapılış şekli uygun değil diye, devir-iskat yapmaya bid’at denemez.</p>
<p>Mevlide bid’at diyenler, (Bugünkü mevlidlere çok bid’at karıştırılıyor) deseler doğru olur, ama Vehhabiler işin aslını inkâr ediyorlar. Peygamber efendimizin övülmesine tahammül edemiyorlar.</p>
<p>Efendimiz doğduğu gün<br />
Putlar devrildi yüz üstü<br />
Efendimiz doğduğu gün<br />
Yıkıldı tağutun büstü<br />
Efendimiz doğduğu gün</p>
<p>Hemen secdeye eğildi<br />
Ben peygamberim dedi<br />
Sünnet edilmiş görüldü<br />
Efendimiz doğduğu gün</p>
<p>Kâinat nur ile doldu<br />
Şeytanlar sararıp soldu<br />
Çok garip olaylar oldu<br />
Efendimiz doğduğu gün</p>
<p>Kurumuştu Save gölü<br />
Bin yıl yanan ateş söndü<br />
Kâfirler şaşkına döndü<br />
Efendimiz doğduğu gün</p>
<p>Büyücüler âciz kaldı<br />
Sihrini yapamaz oldu<br />
Kisra’nın köşkü yıkıldı<br />
Efendimiz doğduğu gün</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/mevlid-gecesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tevbe et hemen!</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-siirler/tevbe-et-hemen.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-siirler/tevbe-et-hemen.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 11:42:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Şiirler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4329</guid>
		<description><![CDATA[Tevbe et hemen! 
Hiç gönül yıkma!
Kendini yakma!
Dilden bırakma!
Tevbe et hemen!
Arayan bulur,
Çok murat alır,
Ne güzel olur,
Tevbe et hemen!

Göster azimet!
Tevbe ganimet,
Ne büyük nimet,
Tevbe et hemen!
İstersen Cennet,
Ol Ehl-i sünnet!
Getirme cinnet!
Tevbe et hemen!
Etme suizan!
Düzelsin iman!
Her yerde her an,
Tevbe et hemen!
Yuvadan gitme!
Halkı incitme!
Hakkı reddetme!
Tevbe et hemen!
Bundadır felah,
Bırakmaz günah,
Demeden eyvah,
Tevbe et hemen!
Tasavvuf yolu,
Müjdeler dolu,
Gel Hakk&#8217;ın kulu!
Tevbe et hemen!
Haktan ayrılma!
Kızıp darılma!
Boşa yorulma!
Tevbe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Tevbe et hemen! </span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hiç gönül yıkma!<br />
Kendini yakma!<br />
Dilden bırakma!<br />
Tevbe et hemen!</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Arayan bulur,<br />
Çok murat alır,<br />
Ne güzel olur,<br />
Tevbe et hemen!<br />
</strong><span id="more-4329"></span><br />
<strong>Göster azimet!<br />
Tevbe ganimet,<br />
Ne büyük nimet,<br />
Tevbe et hemen!</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>İstersen Cennet,<br />
Ol Ehl-i sünnet!<br />
Getirme cinnet!<br />
Tevbe et hemen!</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Etme suizan!<br />
Düzelsin iman!<br />
Her yerde her an,<br />
Tevbe et hemen!</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Yuvadan gitme!<br />
Halkı incitme!<br />
Hakkı reddetme!<br />
Tevbe et hemen!</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Bundadır felah,<br />
Bırakmaz günah,<br />
Demeden eyvah,<br />
Tevbe et hemen!</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Tasavvuf yolu,<br />
Müjdeler dolu,<br />
Gel Hakk&#8217;ın kulu!<br />
Tevbe et hemen!</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Haktan ayrılma!<br />
Kızıp darılma!<br />
Boşa yorulma!<br />
Tevbe et hemen!</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Densin vefakâr!<br />
Gel, ol tevbekâr!<br />
Ölme günahkâr!<br />
Tevbe et hemen!</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Tevbe zırhı tak!<br />
Kalbin olur pak,<br />
Hoca, muhakkak,<br />
Tevbe et hemen!</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-siirler/tevbe-et-hemen.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oruçta niyet</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/oructa-niyet.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/oructa-niyet.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 11:37:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4326</guid>
		<description><![CDATA[Oruçta niyet 
Sual: Kaza veya nafile oruçlarda, Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü oruç tutmak isteyen, nasıl niyet ederse daha çok sevab alır?
CEVAP
Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü de oruç tutmak isteyen, (Cuma günü oruç tutmak müstehab diyen âlimlere uymak niyetiyle, bugün oruç tutmalıyım) diye niyet etmek daha iyi olur.

Definden önce devir iskat
Sual: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Oruçta niyet </span></strong></p>
<p>Sual: Kaza veya nafile oruçlarda, Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü oruç tutmak isteyen, nasıl niyet ederse daha çok sevab alır?<br />
CEVAP<br />
Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü de oruç tutmak isteyen, (Cuma günü oruç tutmak müstehab diyen âlimlere uymak niyetiyle, bugün oruç tutmalıyım) diye niyet etmek daha iyi olur.<br />
<span id="more-4326"></span><br />
Definden önce devir iskat<br />
Sual: Cenaze defnedilmeden önce, devir ve iskatı yapılabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, yapılabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/oructa-niyet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Görülmeyen olay ve varlıklar</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/gorulmeyen-olay-ve-varliklar.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/gorulmeyen-olay-ve-varliklar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 06:19:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[olay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4323</guid>
		<description><![CDATA[Görülmeyen olay ve varlıklar 
Sual: Bazıları, (Melek, cin, şeytan gibi varlıkları göremiyoruz. Görülmeyen şey yoktur) diyor. Bazıları da nazara bâtıl inanış diyorlar. Bu konularda âyet, hadis yok mudur?
CEVAP
(Melek, cin, şeytan gibi varlıkları göremiyoruz. Görülmeyen şey yoktur) sözü, çok basit, çok yanlış, ilme aykırı bir sözdür.
Dünya, bir imtihan yeridir. Allahü teâlâ, Bekara suresinin başında gayba imanı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Görülmeyen olay ve varlıklar </span></strong></p>
<p>Sual: Bazıları, (Melek, cin, şeytan gibi varlıkları göremiyoruz. Görülmeyen şey yoktur) diyor. Bazıları da nazara bâtıl inanış diyorlar. Bu konularda âyet, hadis yok mudur?<br />
CEVAP<br />
(Melek, cin, şeytan gibi varlıkları göremiyoruz. Görülmeyen şey yoktur) sözü, çok basit, çok yanlış, ilme aykırı bir sözdür.<br />
Dünya, bir imtihan yeridir. Allahü teâlâ, Bekara suresinin başında gayba imanı, yani görmeden inanmamızı emretmiştir. İyi ile kötünün, inananla inanmayanın ayırt edilmesi için bir imtihan gerekir. Allahü telâlâ imtihan etmeden de kullarının ne<br />
<span id="more-4323"></span><br />
yapacağını, suç, günah işleyeceğini bilir. Fakat, henüz suç işlemeden cezalandırılsa, Suçum yokken, imtihan edilmeden, beni cezalandırmanız doğru değil diyebilir. İşte bunun gibi sebeplerle, insanlar imtihan için dünyaya getirilmiştir. Söz dinleyenle, dinlemeyen, suç işleyenle işlemeyen belli olsun diye, bazı yasaklar konmuş, bazı ibadetleri yapma mecburiyeti getirilmiştir. Mesela (domuz eti veya besmelesiz kesilen kuzu eti niye haram) diye soruluyor. Etin mutlaka bir zararı olduğu için değil, emri dinleyenle dinlemeyen belli olsun diye de haram edilmiş olamaz mı?</p>
<p>Bu öyle bir imtihan ki sorular da, cevaplar da bellidir. Kabirde ne sorulacak, ahirette ne sorulacak hepsi bellidir. Ben soruları ve cevapları bilmiyordum diye itiraz edilemeyecektir.</p>
<p>Cin, şeytan, nazar, Cennet, Cehennem gibi şeylerin görülmemesi de bir imtihandır. Görüldükten sonra imtihanın ne önemi kalır?</p>
<p>İyi ile kötünün, bilenle bilmeyenin, çalışkanla tembelin, inananla inanmayanın ayırt edilmesi için bir imtihan gerekmez mi?</p>
<p>İnsanlar akla tâbi olurlar<br />
Melek, cin, şeytan gibi varlıkları göremiyoruz. Bunların var olduğu Kur&#8217;an-ı kerimle ve hadis-i şeriflerle sabittir. Peki, göz tek başına her zaman bir ölçü olabilir mi? Göz neleri görür, neleri göremez?<br />
Görünüşe aldanmamalıdır. Akıl, çok zaman gözün yanlışını çıkarır. Göz ile pencereden güneşe baktığımız zaman, güneşin, bir tepsi kadar olduğunu zannederiz. Fakat, akıl, güneşin dünyadan büyük olduğunu söylüyor. Gözümüzün aldandığı açıktır. Meleğe, şeytana, cine, nazara inanmayanlar, elbette, (Biz gözümüzün gördüğüne inanırız. Güneş, top kadar küçüktür) diyemezler. Diyemediklerine göre, göz her zaman ölçü olamaz. Görmedikleri şeye yok diyemezler.</p>
<p>Gözle görülmeyen şeylerin yok olduğunu söylemek, akla değil, his uzuvlarına tâbi olmak demektir. Hayvanlar his uzuvlarına tâbi olur, insanlar ise, akla tâbi olurlar. İnsanların his uzuvları, hayvanlarınkinden daha geridedir. Köpek çok kuvvetli koku alır. İnsan, bu kadar koku alamaz, gecenin zifiri karanlığında yarasa gibi hareket edemez, kedinin gördüğü gibi karanlıkta göremez.</p>
<p>Mıknatısın magnetik gücünü gözümüzle göremiyoruz. Fakat demiri çekmesinden mıknatısta bir güç olduğunu anlıyoruz. Kumanda âleti ile, TV&#8217;yi açıp kapatıyoruz. Kumanda âletinde gözümüzle görmediğimiz bir güç, bu işleri yapıyor.</p>
<p>Uzaktan kumandalı bir âletle, otonun kapılarını açıp, arabayı çalıştırabiliyoruz. Fakat bu işi yapan gücü gözümüzle göremiyoruz. O halde, hisse değil, akla değer vermek lazımdır.</p>
<p>Lazer ışınları ile çeşitli ameliyatlar yapılıyor. Demir bile kesiliyor. Bu ışınları, magnetik dalgaları gözümüzle göremiyoruz. Göremediğimize yok demek akla, ilme uygun değildir.</p>
<p>Bir teldeki elektrik akımını gözümüzle göremiyoruz. Fakat yaptığı işlerden, mesela elimizi dokunduğumuz zaman, bizi çarpmasından, içinde cereyan olduğunu anlıyoruz. Göz ile görmediğimiz için cereyanı inkâr etmek mi gerekir?</p>
<p>Yer çekimini de gözümüzle göremeyiz. Fakat cisimlerin havaya doğru değil de yere doğru düşmesinden yerde bir çekim kuvvetinin olduğunu anlıyoruz. Karanlıkta göremediğimiz gibi, çok kuvvetli ışıkta da göremeyiz.</p>
<p>İnsandaki ruh denilen bir varlığı göremiyoruz. Ancak insanları ayakta tutup hareket etmesini sağladığı için ruhun varlığını anlıyoruz.</p>
<p>İyiyi kötüden ve hakkı bâtıldan ayıran insana akıllı diyoruz. Halbuki aklı da göremiyoruz. Görülemeyen şeyi inkâr etmek ilme aykırı bir ahmaklıktır.</p>
<p>Gözle görülmediği halde, mevcut olduğu akılla anlaşılan çok şey vardır. Bazı kimseler, bir şeye bakıp beğendikleri zaman gözlerinden çıkan şualar, canlı cansız şeylerin bozulmasına sebep oluyor. Fen, belki bir gün, şuaları ve tesirlerini daha iyi açıklayacaktır. Nazar gözle görülmez ama, diğer tesir eden şeyler gibi neticesinden anlaşılır. Toplumda, nazarı değen insanlar vardır. Nazarın, kadınlara ve çocuklara daha çok tesir ettiği tecrübelerden anlaşılmıştır.</p>
<p>Akıl, göze değil, göz akla bağlıdır<br />
(Cin ve şeytanı gözümüzle görmüyoruz. Görülmeyen şeylere inanmayız) sözünü ancak cahiller, akılsızlar ve bazı dinsizler söyler. Fenden haberi olan, normal düşünebilen ve akıl sahibi bir kimsenin, yalnız gözüne göre konuşması, karar vermesi mümkün değildir.</p>
<p>Akıl, göze değil, göz akla bağlıdır. Göz her şeyi göremez. Mesela tecrübeler neticesinde havanın içinde çeşitli gazlar bulunduğunu biliyoruz. Gözümüzle havayı ve içindeki gazları göremiyoruz. Göremediğimiz için, aklımızı göze tâbi kılarak, (Hava ve gaz diye bir şey yoktur, olsaydı görürdük) demek aklı, tecrübeyi hiçe saymak olur.</p>
<p>Bugün fen yolu ile suyun, oksijen ve hidrojen denilen iki gazdan meydana geldiğini biliyoruz. Bu gazların biri yakıcı, diğeri de yanıcıdır. Suya baktığımız zaman ne oksijeni, ne de hidrojeni görmemiz mümkün olmaz. Hatta su renksiz olduğu için ağzına kadar dolu bir şişedeki suyu bile göremeyiz. Aklı göze tâbi kılarak, (şişede su, suda da gaz yoktur) diyebilir miyiz?</p>
<p>İnsanlık şerefi<br />
Aklın önemi, insanlığın şerefi, gözün görme kuvvetiyle ölçülseydi, kedinin insandan daha şerefli olması gerekirdi. Çünkü insan, ışık olmadan, karanlıkta göremediği halde kedi görebiliyor. O halde göze değil, akla göre karar vermek lazımdır.</p>
<p>Bazı zehirli gazlar, renksiz ve kokusuz olduğu için görülemez ve varlığı anlaşılamaz. Tüpteki bir gazın çıkıp da odadaki insanları zehirlememesi için gaza koku katılmaktadır. Bu sayede bir odadaki gazı gözümüzle görmediğimiz halde, kokusundan dolayı anlarız.</p>
<p>İki biberin birinin tatlı, diğerinin acı olduğunu gözümüzle anlayamayız. Gözün vazifesi bu değildir. Göz, belli bir uzaklıktan sonraki ve belli bir büyüklükten daha küçük olan cisimleri göremez. Küçük mikroplar görülemediği gibi, çok uzaktaki koca bir insan da görülemez. Göremediğimiz için bunların yokluğunu iddia edemeyiz.</p>
<p>Göz her şeyi göremediği gibi, kulak da her sesi işitemez. Sağlam bir kulak, belli bir frekans ve belli bir uzaklıktaki sesleri işitebilir. Şu anda Ankara&#8217;da insanlar konuştukları halde, biz onları duyamıyor, göremiyoruz. Biz duyamıyoruz diye onların konuşmadığını iddia edebilir miyiz? Evimiz içinde çeşitli frekansta sesler bulunduğu halde, bir radyo olmadan bu sesleri duyamıyoruz. Biz bu sesleri duyamıyoruz diye varlıklarını nasıl inkâr edebiliriz?</p>
<p>Bu bakımdan fenne inanan bir insan, göremediği şeyi inkâr edemez. Aslen var olup da göremediğimiz şeyleri akıl reddedemez.</p>
<p>Bazı gezegenlerin varlığından haberdar değiliz. Bugünkü fen, bunları anlayamadığı için başka gezegenlerin yokluğu iddia edilemez. Canlıları ayakta tutan ruhu da göremiyoruz, ama inkârı mümkün değildir.</p>
<p>Misalleri çoğaltmak mümkündür. Fenden anlayan bir dinsiz, sadece, (Gözümle görmediğim için, cin, şeytan, melek gibi varlıklar vardır diyemem ve inceleme alanına girmediği için yoktur da diyemem) derse, daha insaflı hareket etmiş olur.</p>
<p>Gözle görülmeyen şeylerin yok olduğunu söylemek, akla değil, his uzuvlarına tâbi olmak demektir. Hayvanlar his uzuvlarına tâbi olur, insanlar ise, akla tâbi olurlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/gorulmeyen-olay-ve-varliklar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namazda yanlış okumak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/namazda-yanlis-okumak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/namazda-yanlis-okumak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 06:14:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4320</guid>
		<description><![CDATA[Namazda yanlış okumak 
Sual: Bir insan namaz kılarken yanlış okusa, yanlışı küfrü gerektirse, sonra dönüp düzeltse, namazı bozulmuş mu olur?
CEVAP
Hayır, namazı bozulmuş olmaz. Doğrusunu okuyunca namaza devam

eder.
İşe yaratmak
Sual: Yaratmak Allah’a mahsus olduğuna göre, (Eski eşyaları işe yaratıyorlarmış) demek küfür olur mu?
CEVAP
Hayır. Oradaki yaratmak, işe yararlı hale getirmek demektir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Namazda yanlış okumak</strong> </span></p>
<p>Sual: Bir insan namaz kılarken yanlış okusa, yanlışı küfrü gerektirse, sonra dönüp düzeltse, namazı bozulmuş mu olur?<br />
CEVAP<br />
Hayır, namazı bozulmuş olmaz. Doğrusunu okuyunca namaza devam<br />
<span id="more-4320"></span><br />
eder.<br />
İşe yaratmak<br />
Sual: Yaratmak Allah’a mahsus olduğuna göre, (Eski eşyaları işe yaratıyorlarmış) demek küfür olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Oradaki yaratmak, işe yararlı hale getirmek demektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/namazda-yanlis-okumak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>What would happen if all people were equal?</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/english-islamic/what-would-happen-if-all-people-were-equal.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/english-islamic/what-would-happen-if-all-people-were-equal.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 16:37:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[English- Islamic]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/english-islamic/what-would-happen-if-all-people-were-equal.html</guid>
		<description><![CDATA[What would happen if all people were equal?
Question: There are people who say, “Allah has created some people healthy and some others disabled, some people tall and some others as dwarfs, some people beautiful and some others ugly, some people rich and some others poor, some people as Whites and some others as Blacks, some [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">What would happen if all people were equal?</span></strong></p>
<p>Question: There are people who say, “Allah has created some people healthy and some others disabled, some people tall and some others as dwarfs, some people beautiful and some others ugly, some people rich and some others poor, some people as Whites and some others as Blacks, some people sane and some others insane. Would it not have been better if He had created all people equal?” I replied, “Allah creates what is the best. If it had been better, He would have created them equal. It means that behind it there are things that are unknown to us.” But they have not been satisfied with my answers. What should I say?<br />
ANSWER<br />
<span id="more-4319"></span><br />
You gave them the best answer. There is no answer better than yours. If the purpose of the creation of humans is not known, the reasons for the events taking place in this world cannot be understood. Allahu ta’âlâ created this and the next worlds for Muhammad ‘alaihis-salâm, who is His beloved born servant and messenger. He created the other living and lifeless creatures for people to make use of. The world has not been created for pleasures and tastes. The next world, on the other hand, is the eternal place where reward and punishment will be given. This world is a place of trial for the next world. If all people were equal in every respect, the trial would be meaningless, and the bad could not be distinguished from the good. We will face various trials and tribulations in observing Allah’s commandments and prohibitions. Thus, the obedient will be distinguished from the disobedient.</p>
<p>Humans were not created like a lifeless being, like grass, or like an animal. They were created for servitude [to Allah] and trial. If they had been created unneedy of anything, free from worries, and flawless in every respect, this world and the trial would have been meaningless. When the actions and the dumbfounding systems of humans, animals, and the other living and lifeless beings in the universe are observed, there is no room for the thought that our Almighty Lord created this world aimlessly.</p>
<p>Hadrat Imâm-i Rabbânî declares:<br />
“If humans did not suffer cares and disasters in the world, they would not appreciate the endless tastes in Paradise, nor would they appreciate the blessing of endless comfort and health. One who does not suffer hunger will not get pleasure from eating. One who does not suffer difficulties will not appreciate comfort.”</p>
<p>If everyone were the same in all points, it would be a disaster, and there would not be societies. If all people were the same in all aspects, such as in height, color, shape, intelligence, wealth, health, strength, beauty, and morals, it would be impossible to differentiate people from one another. A husband and a wife could not recognize each other, and a man could not discriminate his daughter from his wife. Consequently, life would be paralyzed. The existence of this shape similarity alone would cause thousands of problems to come up. Before we witness and experience equality in other fields, life would collapse.</p>
<p>If everyone were identical in knowledge and culture, there would be no need for newspapers, books, or films. There would be no such sports as wrestling, running, and swimming, for everyone would be of the same talent.</p>
<p>The value of the good is understood when there is the bad. If everybody were good, then the value of the good would cease to exist. But for ugliness and illness, the value of beauty and health could not be appreciated.</p>
<p>People want to get a good education and to be a perfect individuals in every respect. If all people were the same, who would be higher? There cannot be a society without chiefs, civil servants, employees, and bosses.</p>
<p>The disadvantages of equality in all respects are too many to count. Therefore, Allahu ta’âlâ created everything with justice and with a purpose. When there is justice, activities go properly. For example, if the five fingers were the same or if the thumb were in between the others, we could not use them as efficiently as we do now, and it would be a great defect.</p>
<p>Being created with justice cannot even be compared with being created equal. The creation of children with different levels of intelligence and innate abilities from the same parents, the absence of resemblance in billions of people, even in their fingerprints, testify to Allahu ta’âlâ’s unlimited power. He is all-powerful and sublimely exalted in glory.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/english-islamic/what-would-happen-if-all-people-were-equal.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güzel ahlaklı olmak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/guzel-ahlakli-olmak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/guzel-ahlakli-olmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 10:04:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4316</guid>
		<description><![CDATA[ Güzel ahlaklı olmak
 Sual: Güzel ahlaklı olmak için, özet halinde birkaç prensip bildirmek mümkün müdür?
CEVAP
İyi ve kötü huyları bilmek ve tatbik etmek gerekir. İslam Ahlakı kitabını okuyup, oradaki bilgilerle amel eden, güzel ahlaklı olur. Şu iki prensibi esas alan da güzel ahlaklı olur:
1- Düşmanlarımız, muhaliflerimiz, bizi çekemeyenler, hep ayıplarımızı araştırır. Onlardan kusurlarımızı öğrenip güzel ahlaka sahip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: center;"><span class="metin-justify"> <span style="color: #ff0000;">Güzel ahlaklı olmak</span></span></h6>
<p><span class="metin-justify"><strong><span style="color: #000000;"> </span></strong><span style="color: #660000;"><span style="color: #000000;"><strong>Sual:</strong> Güzel ahlaklı olmak için, özet halinde birkaç prensip bildirmek mümkün müdür?<br />
</span></span><strong>CEVAP<br />
</strong>İyi ve kötü huyları bilmek ve tatbik etmek gerekir. <strong>İslam Ahlakı </strong>kitabını okuyup, oradaki bilgilerle amel eden, güzel ahlaklı olur. Şu iki prensibi esas alan da güzel ahlaklı olur:<br />
<strong>1- </strong>Düşmanlarımız, muhaliflerimiz, bizi çekemeyenler, hep ayıplarımızı araştırır. Onlardan kusurlarımızı öğrenip güzel ahlaka sahip olabiliriz. Birisi, ahlakını düzeltmek için İbrahim Ethem hazretlerine, ayıbını, kusurunu bildirmesi için yalvarınca, (Seni dost edindim. Her halin bana güzel görünüyor. Ayıbını başkasına sor) dedi.</span></p>
<p><strong>2-</strong> Başkasında bir ayıp görünce<span id="more-4316"></span>, bunu kendinde aramak, kendinde bulursa bundan kurtulmaya çalışmak gerekir. <strong>(Mümin müminin aynasıdır)</strong> hadis-i şerifinin manası budur. Yani, başkasının ayıplarında, kendi ayıplarını görür. İsa aleyhisselama, bu güzel ahlakını kimden öğrendin dediklerinde, <strong>(İnsanlara baktım. Hoşuma gitmeyen şeylerinden sakındım. Beğendiğimi ben de yaptım) </strong>buyurdu. Hazret-i Lokman’a, (Edebi kimden öğrendin) denince, (<strong>Edepsizden)</strong> buyurdu. Yani birisinin yaptığı hareket bizim hoşumuza gitmiyorsa, edepsizlik olarak görüyorsak, onu biz de yapmamalıyız. Birisi bizim bir kusurumuzu söyleyince sevinmiyorsak, başkalarının da kusurlarını söylememeliyiz. Birisi bizi tenkit edince hoşlanmıyorsak, biz de başkalarını tenkit etmemeliyiz.</p>
<p>İnsan, bu prensipleri uygularsa, güzel ahlaklı olur. O halde, bir söz söylerken, kendimizi karşımızdakinin yerine koymalıyız. Böyle bir söze tepkimiz ne olur diye düşünmeliyiz. Bunun da istisnaları çıkarsa da, azdır. Zaten istisna genel kaideyi bozmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/guzel-ahlakli-olmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suizan zararlıdır</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/suizan-zararlidir.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/suizan-zararlidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 14:47:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4310</guid>
		<description><![CDATA[ 
Suizan zararlıdır 
Sual: Kur’an-ı kerimdeki, (Zannın çoğundan kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır) mealindeki âyette bildirilen hususun ne olduğunu anlayamıyordum. Sitenizde, (Suizan etmekten sakının) diye açıklamışsınız. Yaşadığım bir olay, bana suizannı öğretti:
Bir arkadaş, altın yüzük takıyor, karısı açık, evinin dibindeki camiye gelmiyor, bir gün de yarım dakikada falan abdest aldığını gördüm, yani bazı uzuvlarını yıkamadığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<h6 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;">Suizan zararlıdır </span></h6>
<p><span style="color: #660000;"><span style="color: #000000;"><strong>Sual: </strong>Kur’an-ı kerimdeki,<strong> (Zannın çoğundan kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır) </strong>mealindeki âyette bildirilen hususun ne olduğunu anlayamıyordum. Sitenizde, (Suizan etmekten sakının) diye açıklamışsınız. Yaşadığım bir olay, bana suizannı öğretti:<br />
Bir arkadaş, altın yüzük takıyor, karısı açık, evinin dibindeki camiye gelmiyor, bir gün de yarım dakikada falan abdest aldığını gördüm, yani bazı uzuvlarını yıkamadığı belli oluyordu. Başka bir zaman da normal çoraba mesh ederken gördüm. Evine gazete kâğıdıyla sardığı bir şişe içinde bira veya şarap getirdiğini gördüm. Bir sefer de bid’at sakal bıraktığını gördüm.<br />
Daha bunlar gibi çok yamuğunu<span id="more-4310"></span> gördüm. Bu arkadaşla karşılaşmamak için azami gayret sarf ettim, hep uzak durdum. Yıllar sonra bir arkadaşa, bu kimseden bahsettim. Ona, bu kimsenin uygunsuz birisi olduğunu söyledim. O pek inanmadı. Gidip o kimseye söylemiş. Sen böyle yapıyormuşsun diye. O da, bunların hiçbirinin gerçek olmadığını söylemiş. Ben de nasıl olur, gözümle gördüm dedim. Sonradan öğrendim ki, yanında gördüğüm açık bayan ablasıymış, hanımı değilmiş. Hanımı kapalıymış. Parmağındaki altın yüzük değilmiş, gümüşmüş; ama çalıştığı yerde dikkati çekmemesi için altın kaplama yüzük takıyormuş. Yakınındaki camideki imam bid’at ehli, fâsık birisi olduğu için, oraya gitmeyip daha uzaktaki bir camiye gidiyormuş. Ayağında mest olduğu için çabuk abdest alıyormuş. Çorabın üstüne mest ediyormuş; ama çorabın altında deri çorap mest varmış. Şişede getirdikleri de, sirke vesaireymiş. Hasta olduğu için, on gün kadar sakal tıraşı olamamış, yani kasten kısa sakal bırakmamış. Diğerlerinin de hep böyle bir sebebi varmış. Suizan ettiğimi o zaman anladım. Şimdi benim ne yapmam gerekiyor?<br />
</span></span><span style="color: #000000;"><strong>CEVAP<br />
</strong>Tevbe etmek, bir daha, kesin bilmedikçe suizandan sakınmak ve o arkadaşla helalleşmek gerekir<span id="_marker"> </span></span><span class="metin-justify"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p align="center"><strong><span style="color: #000000;">Suizan zararlıdır </span></strong></p>
<p><span style="color: #660000;"><span style="color: #000000;"><strong>Sual: </strong>Kur’an-ı kerimdeki,<strong> (Zannın çoğundan kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır) </strong>mealindeki âyette bildirilen hususun ne olduğunu anlayamıyordum. Sitenizde, (Suizan etmekten sakının) diye açıklamışsınız. Yaşadığım bir olay, bana suizannı öğretti:<br />
Bir arkadaş, altın yüzük takıyor, karısı açık, evinin dibindeki camiye gelmiyor, bir gün de yarım dakikada falan abdest aldığını gördüm, yani bazı uzuvlarını yıkamadığı belli oluyordu. Başka bir zaman da normal çoraba mesh ederken gördüm. Evine gazete kâğıdıyla sardığı bir şişe içinde bira veya şarap getirdiğini gördüm. Bir sefer de bid’at sakal bıraktığını gördüm.<br />
Daha bunlar gibi çok yamuğunu gördüm. Bu arkadaşla karşılaşmamak için azami gayret sarf ettim, hep uzak durdum. Yıllar sonra bir arkadaşa, bu kimseden bahsettim. Ona, bu kimsenin uygunsuz birisi olduğunu söyledim. O pek inanmadı. Gidip o kimseye söylemiş. Sen böyle yapıyormuşsun diye. O da, bunların hiçbirinin gerçek olmadığını söylemiş. Ben de nasıl olur, gözümle gördüm dedim. Sonradan öğrendim ki, yanında gördüğüm açık bayan ablasıymış, hanımı değilmiş. Hanımı kapalıymış. Parmağındaki altın yüzük değilmiş, gümüşmüş; ama çalıştığı yerde dikkati çekmemesi için altın kaplama yüzük takıyormuş. Yakınındaki camideki imam bid’at ehli, fâsık birisi olduğu için, oraya gitmeyip daha uzaktaki bir camiye gidiyormuş. Ayağında mest olduğu için çabuk abdest alıyormuş. Çorabın üstüne mest ediyormuş; ama çorabın altında deri çorap mest varmış. Şişede getirdikleri de, sirke vesaireymiş. Hasta olduğu için, on gün kadar sakal tıraşı olamamış, yani kasten kısa sakal bırakmamış. Diğerlerinin de hep böyle bir sebebi varmış. Suizan ettiğimi o zaman anladım. Şimdi benim ne yapmam gerekiyor?<br />
</span></span><strong>CEVAP<br />
</strong>Tevbe etmek, bir daha, kesin bilmedikçe suizandan sakınmak ve o arkadaşla helalleşmek gerekir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/suizan-zararlidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kimler nasıl seferi olur</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/islami/kimler-nasil-seferi-olur.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/islami/kimler-nasil-seferi-olur.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 07:33:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4307</guid>
		<description><![CDATA[



Kimler nasıl seferi olur




Sual: Seferilikte vatan ve önemi nedir?
CEVAP
İnsanın mukim olduğu, yerleştiği yere Vatan denir.

3 çeşit vatan vardır:
1- Vatan-ı asli: İnsanın doğup büyüdüğü, daha sonra evlendiği yerdir. Bundan sonra da hep kalmak niyetiyle yerleştiği yerdir. Burayı da değiştirip temelli kalmak üzere başka yere göçebilir. O zaman göçtüğü yer vatan-ı asli olur.

2- Vatan-ı ikamet: 15 gün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="560" align="center">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;" height="30">
<h5><span style="color: #ff0000;">Kimler nasıl seferi olur</span></h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<div id="p1"><strong>Sual:</strong> Seferilikte vatan ve önemi nedir?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>İnsanın mukim olduğu, yerleştiği yere Vatan denir.<br />
<strong><br />
3 çeşit vatan vardır:<br />
1-</strong> <strong>Vatan-ı asli:</strong> İnsanın doğup büyüdüğü, daha sonra evlendiği yerdir. Bundan sonra da hep kalmak niyetiyle yerleştiği yerdir. Burayı da değiştirip temelli kalmak üzere başka yere göçebilir. O zaman göçtüğü yer vatan-ı asli olur.<br />
<strong><br />
2-</strong> <strong>Vatan-ı ikamet:</strong> 15 gün veya daha çok kalıp, sonra çıkmaya niyet edilen yerdir.<br />
<strong><br />
3-</strong> <strong>Vatan-ı sükna:</strong> İnsanın uğradığı yer olup, 15 günden az kalmak<span id="more-4307"></span> için niyet edilen, yahut bugün yarın çıkarım diyerek uzun müddet oturulan yerdir.<br />
<strong><br />
Vatanın değişmesi:<br />
</strong>Vatanın değişmesi aşağıda belirtilen örneklerdeki gibi olur:<br />
Bir kimse, evlenip veya temelli kalmak üzere bir yere yerleşmedikçe, doğup büyüdüğü yer vatan-ı asli olmaktan çıkmaz. Evlenirse, eski vatan-ı aslisi bozulur. Evlendiği yer vatan-ı asli olur. Başka bir yerde temelli kalmak üzere yerleşirse, bu sefer evlendiği yer vatan-ı asli olmaktan çıkar. Temelli yerleştiği yerden ayrılıp başka bir yere temelli yerleşirse, önceki yerleştiği yer vatan-ı asli olmaktan çıkar. Yani bir kimse, Haymana’da doğsa, vatan-ı aslisi Haymana olur. Bu kişi, Samsun’da evlense, Haymana vatan-ı asli olmaktan çıkar ve vatan-ı aslisi Samsun olur. Daha sonra Fatih’te temelli yerleşmeye karar verirse, o zaman vatan-ı aslisi Fatih olur. Samsun vatan-ı asli olmaktan çıkar.</div>
<p>Vatan-ı aslide bir saat de kalınsa namazlar kısaltılmaz.</p>
<p>Bir kimse, evlenip bir yere yerleştikten sonra, hanımı o şehirde ikamet ettirse, iş icabı kendisi gidip başka bir şehre temelli yerleşse, iki vatan-ı aslisi olur.</p>
<p>Bir köyde, ikamet eden bir kadın, şehirdeki doğum evine giderek çocuğu olsa, çocuğun vatan-ı aslisi annesinin ikamet ettiği köydür. Çünkü orada büyüyecektir. Birkaç gün kaldığı yerde, yani vatan-ı süknada doğmuş sayılmaz.</p>
<p>Bir kimse 60 km.lik mesafeye gitmek için bir otobüse binse, otobüste uyuyup 150-200 km.lik mesafeye gitse bile yine seferi olmaz. Çünkü buraya gelmeye niyet etmemiştir. Burada iken 60 km. ilerideki şehre bir iş için gitse, yine seferi olmaz. Dönerken ilk çıktığı yere gelmeye niyet ederse, dönüşte seferi olur. Bunun gibi, bir kişi, 60 km. olan Çatalca’ya gitmek üzere Fatih’ten çıksa, otobüste uyuduğu için Edirne’ye gelse, Edirne’ye kendi isteği ile gitmediği, niyetsiz gittiği için, Edirne’de namazlarını mukim olarak yani 4 rekat olarak kılar. Edirne’den tekrar Fatih’e gitmeye niyet ederek yola çıksa, Edirne’den çıkar çıkmaz, namazlarını kısaltır.<br />
<strong><br />
Seferilikte mesafe<br />
</strong>Üç günlük yola, süratli bir araç ile, mesela trenle daha az zamanda giden de seferi olur. Keşfedilecek yeni bir vasıta ile, bir saniyede, bir anda Amerika’ya giden de seferi olur. Kerametle bir anda başka ülkelere giden evliya da seferi olarak namazlarını kılar.</p>
<p>Bir yere iki başka yoldan gidilse, biri kısa, öteki uzun olsa, uzun yol, üç günlük yürüyüş ise, bu yoldan her vasıta ile giden seferi olur.</p>
<p>Bir kimse, üç günlük mesafede bulunan bir yere, süratli yürüyen bir at ile iki günde veya daha az bir zamanda varmış olsa da, yine seferi olur, dört rekatlık namazlarını kısaltır.</p>
<p>Âlimlerin hepsi, seferiliği fersah denilen, bir saatte gidilen yolun uzunluğu ile bildirmiştir. Üç günlük yol ise, 15, 18 ve 21 fersahtır. Fetva 18 fersaha göredir. Bir fersah, 5.800 m. kadardır. Bazısı yaklaşık olarak bunu 6.000 m., bazıları da 5.000 m. kabul etmiştir. Seferilik için gerekli uzaklığı net olarak hesaplamak için 5.800 m. ile 18 fersah çarpılır, yaklaşık 104 km bulunur. Maliki, Şafii ve Hanbeli’de ise 80 km.den biraz fazla giden seferi olur.</p>
<p>Mestli bir kimse, abdestli olarak sefere çıksa, 3 günlük mesh süresi abdest bozulduğu anda başlar 3 gün devam eder.<br />
<strong><br />
Seferilik müddeti</strong><br />
Maliki, Şafii ve Hanbeli&#8217;de, 80,640 kilometre mesafeye gidip, giriş ve çıkış günleri hariç, 4 günden az kalan seferi olur. 4 veya daha fazla gün kalan mukim olur. Sefere çıkan kimse, sabah ezanları okunurken bir şehre girse, o gün sayılmaz.</p>
<p>Ezanlar okunurken o şehirden çıksa çıktığı gün de sayılmaz. 3 gün kalınca 3 sabah namazı kılar, bir girişte, bir de çıkışta sabah namazı kılınmış olur ki, hepsi 5 sabah namazı eder. Demek ki, 3 sabah namazı değil, en fazla 5 sabah namazı kılan bile seferi oluyor, mukim olmuyor. Şer&#8217;i gün, imsak vakti girince başlar.<br />
<strong><br />
Giriş çıkış günlerinde ölçü imsak vaktidir<br />
</strong>Gün, oruçta olduğu gibi imsak vaktinde başlar. Ertesi günü imsak vaktine kadar devam eder. Mesela, İstanbul’a imsak vaktinden sonra, sabah ezanı okunurken giren kimse, giriş günü olduğu için o günü saymaz. Eğer imsak vaktinden önce girerse, imsak vaktinden sonraki gün giriş günü olmaz. İmsak vaktinden sonra çıkarsa, o gün çıkış günüdür.</p>
<p>Demek bir kimse, bir yere güneş doğarken girse, o gün giriş günü olduğu için hesaba katmaz. Üç gün kaldıktan sonra, dördüncü günü imsak vaktinden sonra, mesela güneş doğarken oradan çıksa, giriş-çıkış günleri sayılmadığı için o kimse, üç gün o yerde kalmıştır ve seferidir.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/islami/kimler-nasil-seferi-olur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tütsü yakmak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/islami/tutsu-yakmak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/islami/tutsu-yakmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 07:27:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4304</guid>
		<description><![CDATA[ 
Tütsü yakmak 
Sual: (Tütsü yakmak bâtıl bir inançtır. Tütsü son 15 yıldır bizim ülkemizde yaygınlaştı. Budizm inancında vardır. Ayrıca, tütsü yakılan eve cinler musallat olur) diyenler oluyor. Bunlar doğru mudur?
CEVAP
Tütsü yakmakla cinler musallat olmaz. Bu hurafedir.(Fetava-i Hindiyye)

Cenaze, örtülü olarak, tütsülenerek yıkanır. (Redd-ül-muhtar) kitabında da, cenazeyi tütsülemenin müstehab olduğu yazılıdır.
(Meleklerin hediyeleri, camilere tütsü koymaktır.) [Ebu-ş-şeyh]

Resulullah öd [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="metin-justify"> </span></p>
<h5 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;">Tütsü yakmak </span></h5>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Sual:</strong> (Tütsü yakmak bâtıl bir inançtır. Tütsü son 15 yıldır bizim ülkemizde yaygınlaştı. Budizm inancında vardır. Ayrıca, tütsü yakılan eve cinler musallat olur) diyenler oluyor. Bunlar doğru mudur?<br />
</span><span style="color: #000000;"><strong>CEVAP<br />
</strong>Tütsü yakmakla cinler musallat olmaz. Bu hurafedir.</span><span style="color: #000000;"><strong>(Fetava-i Hindiyye)<br />
</strong><br />
Cenaze, örtülü olarak, tütsülenerek yıkanır. </span><span style="color: #000000;"><strong>(Redd-ül-muhtar)</strong> kitabında da, cenazeyi<span id="more-4304"></span> tütsülemenin müstehab olduğu yazılıdır.</span><strong><br />
<span style="color: #000000;">(Meleklerin hediyeleri, camilere tütsü koymaktır.) </span></strong><span style="color: #000000;">[Ebu-ş-şeyh]<br />
</span><strong><br />
<span style="color: #000000;">Resulullah öd ağacıyla tütsülenir, ona bazen kafur da katardı.</span></strong><span style="color: #000000;"> (Müslim)</span></p>
<p>Tütsülemek, kötü kokuyu yok etmek için yapılır. Budistler de yapsa, tütsü yakmak günah olmaz. Din kitaplarımızda deniyor ki:<br />
Nazar değen çocuklara tütsü yapmak caizdir.</p>
<p>Nimet-i İslam</p>
<p>Bu konudaki birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
<strong>(Mescid kapılarının önünde temizlik yerleri yapın! Cuma günleri böyle yerleri tütsüleyin!)</strong> [İbni Mace, Taberani]</p>
<p><strong>(Oruçlu ziyaretçinin hediyesi sakalına koku sürünmek, elbisesini tütsülemektir.) </strong>[Beyheki]</p>
<p><strong>Ebu Davud</strong>’daki bir hadis-i şerifte de, hazret-i Fatıma’nın tütsü yaptığı bildiriliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/islami/tutsu-yakmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lisan ve harfler</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/islami/lisan-ve-harfler.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/islami/lisan-ve-harfler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 10:17:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4301</guid>
		<description><![CDATA[ 
Lisan ve harfler 
Sual: S. Ebediyye’de, (Bütün semavi kitaplar İslam harfleriyle gönderilmiştir) dendiği halde, Herkese Lazım Olan İman kitabında, Tevrat’ın aslının İbranice, İncil’in ise Süryanice olduğu bildiriliyor. Burada bir çelişki yok mu?
CEVAP
Hayır, çelişki yoktur. Lisanla harfler farklıdır. Fransızca konuşanlar da, İngilizce veya Almanca konuşanlar da Latin harflerini kullanıyorlar.
Türkler de, şimdi Latin harflerini kullanıyorlarsa da asırlarca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<h5 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;">Lisan ve harfler </span></h5>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Sual:</strong> <strong>S. Ebediyye’</strong>de, (Bütün semavi kitaplar İslam harfleriyle gönderilmiştir) dendiği halde, <strong>Herkese Lazım Olan İman </strong>kitabında, Tevrat’ın aslının İbranice, İncil’in ise Süryanice olduğu bildiriliyor. Burada bir çelişki yok mu?<br />
</span><strong>CEVAP<br />
</strong>Hayır, çelişki yoktur. Lisanla harfler<span id="more-4301"></span> farklıdır. Fransızca konuşanlar da, İngilizce veya Almanca konuşanlar da Latin harflerini kullanıyorlar.</p>
<p>Türkler de, şimdi Latin harflerini kullanıyorlarsa da asırlarca İslam harflerini kullandı; ama dilimiz yine Türkçeydi, Arapça değildi. İranlılar da İslam harflerini kullanıyorlar; ama dilleri Arapça değil, Farsçadır. Dil ile harfleri karıştırmamak lazımdır. İslam harfleriyle inmişse de, Tevrat’ın dili İbranice, İncil’in dili Süryaniceydi.</p>
<p><strong>* * *</strong>Dünkü yazıda geçen üç dua, hatalı yazılmıştır. Doğru şekilleri aşağıdadır:<br />
<strong>Allahümme en’im aleyye.<br />
Allahümmerzuknil-âfiyete.<br />
Allahümmerzuknî rü’yeteke.<br />
</strong></p>
<p>Not:</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/islami/lisan-ve-harfler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namazda dua okumak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/namazda-dua-okumak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/namazda-dua-okumak.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 09:53:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[namâz?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4298</guid>
		<description><![CDATA[Namazda dua okumak 
Sual: Namazın herhangi bir yerinde, Estağfirullah, Allahümmağfirlî ve benzeri duaları okumak, namazı bozar mı?
CEVAP
Hayır, hiçbiri bozmaz. Halebi-yi sagir’de deniyor ki:
Allahümme ekrimnî = Allah’ım, bana ikram et!
Allahümme en’im aleyhe = Allah’ım, bana nimet ver!
Allahümme eslıh emrî = Allah’ım, işimi ıslâh et!

Allahümmerzuknil-âriyete = Allah’ım, beni afiyetle rızıklandır!
Allahümmağfirlî ve li-vâlideyye ve lil-mü’minîne ve’l-mü’minât = Allah’ım, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Namazda dua okumak </span></strong></p>
<p>Sual: Namazın herhangi bir yerinde, Estağfirullah, Allahümmağfirlî ve benzeri duaları okumak, namazı bozar mı?<br />
CEVAP<br />
Hayır, hiçbiri bozmaz. Halebi-yi sagir’de deniyor ki:<br />
Allahümme ekrimnî = Allah’ım, bana ikram et!<br />
Allahümme en’im aleyhe = Allah’ım, bana nimet ver!<br />
Allahümme eslıh emrî = Allah’ım, işimi ıslâh et!<br />
<span id="more-4298"></span><br />
Allahümmerzuknil-âriyete = Allah’ım, beni afiyetle rızıklandır!<br />
Allahümmağfirlî ve li-vâlideyye ve lil-mü’minîne ve’l-mü’minât = Allah’ım, beni, anamı, babamı ve erkek kadın bütün müminleri affet!</p>
<p>Yukarıdaki Arapça duaların hiçbirini okumak namazı bozmaz. Bu hususta asıl kaide şudur: Namazda insanlardan istenilmesi imkânsız olan bir şeyle Arapça dua etmek, namazı bozmaz. Bunun için Hidaye’de, (Allahümmerzuknî = Allah’ım beni rızıklandır demek, insanlardan talep edilmesi imkânsız olan şeylerden değildir. Bu bakımdan namaz bozulur) denilmişse de, bu duadan sonra, mal veya benzeri bir şey zikredilmedikçe, sadece Allahümmerzuknî = Allah’ım bana rızık ver demekle de, namaz bozulmuş olmaz.</p>
<p>Allahümmerzuknî rü’yetike = Allah’ım, beni seni görmekle rızıklandır veya Allahümmerzuknî Cenneteke = Allah’ım beni Cennetinle rızıklandır demek de namazı bozmaz. Çünkü bunlar halktan istenebilecek şeylerden değildir; fakat aşağıdakileri söylerse namazı bozulur.</p>
<p>Allahümmerzuknî dâbbeten = Allah’ım, bana bir hayvan ver!<br />
Allahümmerzuknî kermen = Allah’ım, bana bir bağ ver!<br />
Allahümmerzuknî zevcen = Allah’ım, bana bir zevce ver!<br />
Allahümmekdı deynî = Allah’ım, borcumu öde!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/namazda-dua-okumak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pahalı satmak ve aldatmak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/pahali-satmak-ve-aldatmak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/pahali-satmak-ve-aldatmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 23:19:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4294</guid>
		<description><![CDATA[ 
Pahalı satmak ve aldatmak 
Sual: 300 liraya veresiye aldığım bir ürünün 200 lirasını verdim, 100 lirası, daha duruyor. Sonra bu ürünün başka bir yerde 200 liraya satıldığını öğrendim. Müslümanlıkta aldatmak da, aldanmak da olmadığı için ve adamdan senetsiz aldığıma göre, kalan yüz lirayı vermesem günah olur mu?
CEVAP
Normal rayiçten satıyorsa, başka yerlerde de 300 liraya satan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="metin-justify"> </span></p>
<h5 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;">Pahalı satmak ve aldatmak </span></h5>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Sual:</strong> 300 liraya veresiye aldığım bir ürünün 200 lirasını verdim, 100 lirası, daha duruyor. Sonra bu ürünün başka bir yerde 200 liraya satıldığını öğrendim. Müslümanlıkta aldatmak da, aldanmak da olmadığı için ve adamdan senetsiz aldığıma göre, kalan yüz lirayı vermesem günah olur mu?</span><br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Normal rayiçten satıyorsa, başka yerlerde de 300 liraya satan varsa kalan 100 lirasını vermemek<span id="more-4294"></span> günah olur. Herkes malını, istediği fiyata satabilir. Bir kuruş eksik verilse kul hakkı olur. Eğer o mal her yerde 200 liraya satılıyorsa, bir tek o kişi 300 liraya satıyorsa, bu da rayicin üstündeyse o zaman alış verişi fesh etme yetkimiz olur. 300 liraya satan başka yerler de varsa, başka birileri de 200 liraya satıyorsa, bu ölçü olmaz.</p>
<p>Bir şey satarken, bu benzerlerinden farklı diyerek yalan söylemek veya malın kusurunu gizlemek, aldatmak olur. Bir de, piyasadaki rayiç fiyatların en yükseğinden, sarraflıkta % 2,5, hayvandan başka menkul mallar için % 5, hayvan için % 10, bina için % 20 ve daha fazlası kadar yüksek fiyatla satın almak da aldanmak olur. Böyle bir aldanma olursa, müşteri alış verişi fesh edebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/pahali-satmak-ve-aldatmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rükün nedir</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/rukun-nedir.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/rukun-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 21:20:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[rükün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4290</guid>
		<description><![CDATA[Rükün nedir 
Sual: S. Ebediyye’de, (Bir rükünde, üç kere Sübhanallah diyecek kadar avret yeri açılırsa veya imamın önüne geçerse yahut aynı imama uymuş olan kadınla bir hizada olursa namaz bozulur) deniyor. Yani, bir rüknün tamamında değil, bir rüknün içinde üç kere Sübhanallah diyecek kadar zaman avret yeri açılırsa veya imamın önüne geçerse yahut kadınla yan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Rükün nedir </span></strong></p>
<p>Sual: S. Ebediyye’de, (Bir rükünde, üç kere Sübhanallah diyecek kadar avret yeri açılırsa veya imamın önüne geçerse yahut aynı imama uymuş olan kadınla bir hizada olursa namaz bozulur) deniyor. Yani, bir rüknün tamamında değil, bir rüknün içinde üç kere Sübhanallah diyecek kadar zaman avret yeri açılırsa veya imamın önüne geçerse yahut kadınla yan yana durursa mı namaz bozuluyor?<br />
CEVAP<br />
Evet, rüknün uzunluğu veya kısalığı ölçü alınmıyor. Son teşehüdde oturmak, uzun bir rükündür. Rükû ve secdeler ise çok<br />
<span id="more-4290"></span><br />
kısadır. Allah diyecek kadar çok az durmak, bir rükündür. Uzun rükünde olsun, kısa rükünde olsun, üç kere Sübhanallah diyecek kadar bir zaman, bildirilen bu işler yapılınca namaz bozuluyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/rukun-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnternet ve diğer yayın vasıtaları</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/internet-ve-diger-yayin-vasitalari.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/internet-ve-diger-yayin-vasitalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 21:15:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4287</guid>
		<description><![CDATA[İnternet ve diğer yayın vasıtaları 
Sual: Temiz gençleri aldatmak için, (İslamiyet ilerlemeye engel olmaktadır. Hıristiyanlar ilerliyor. Gözleri kamaştıran her türlü fen vasıtası yapıyorlar. Biz de Hıristiyanlara uymalıyız) gibi sözlerle, İslamiyet’teki güzel ahlakı, kardeşliği bıraktırmaya uğraşanlar var. Dinimizin ilme verdiği önem ile internet ve diğer yayın vasıtaları hakkında açıklama yapar mısınız?
CEVAP
(İslamiyet ilerlemeye engel olmaktadır) sözü kuru [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İnternet ve diğer yayın vasıtaları</strong> </span></p>
<p>Sual: Temiz gençleri aldatmak için, (İslamiyet ilerlemeye engel olmaktadır. Hıristiyanlar ilerliyor. Gözleri kamaştıran her türlü fen vasıtası yapıyorlar. Biz de Hıristiyanlara uymalıyız) gibi sözlerle, İslamiyet’teki güzel ahlakı, kardeşliği bıraktırmaya uğraşanlar var. Dinimizin ilme verdiği önem ile internet ve diğer yayın vasıtaları hakkında açıklama yapar mısınız?<br />
CEVAP<br />
(İslamiyet ilerlemeye engel olmaktadır) sözü kuru bir iftiradan başka bir şey değildir. Çünkü İslamiyet, fende, sanatta ilerlemeyi emrediyor. Peygamber efendimiz, (İlim Çin’de de olsa talep edin! Öğrenin!) buyuruyor. Çin, eskiden olduğu gibi<br />
<span id="more-4287"></span><br />
yine müslüman değildir. Çin’den alınacak ilim, elbet fen ilmidir. Her türlü teknolojidir. Bazı din simsarcıları da batıdan geldi diye fen vasıtalarına zararlı diyor. Böyle söylemek, böyle düşünmek çok yanlıştır. (Fen ve sanat müminin yitik malıdır. Nerede bulursa alsın!) hadis-i şerifine uymamız gerekir.</p>
<p>İnternet ve faydaları<br />
Dünyadaki en büyük bilgi deposu 20 milyon bilgisayarın birleşmesinden meydana gelen 250 milyon kullanıcılı internet bilgisayar ağıdır. İnternetle ilgili bir gencin verdiği bilgiler şöyledir:</p>
<p>Günümüzde internet temelde şu 5 farklı hizmeti sunmaktadır: Web, e-mail, chat, news, ftp.<br />
Web, şahısların veya şirketlerin düşüncelerini açıkladıkları, reklamlarını yaptıkları sayfaların oluşturduğu ortamın adıdır. Ticari kuruluşlar, web sayfaları üzerinden ürünlerini online olarak satabilmekte, kullanıcılar, borsa, döviz kurları gibi değişen bilgileri anında takip edebilmekte, her türlü habere, akademik, siyasi, coğrafi bilgiye ulaşılabilmektedir. Kütüphanelere, müzelere bağlanmak, hatta evde üniversite dersleri alarak mezun olmak, seyahat için bilet almak, rezervasyon yaptırmak, aynı zamanda çeşitli eğlence faaliyetlerine de web üzerinden ulaşmak mümkündür. Her türlü yazılı, sesli, görüntülü metne web üzerinde rastlayabiliriz.</p>
<p>Çocukların zihinsel gelişimleri için faydalı bir çok eğlenceler var. İnternette iş ya da eş aranabiliyor. Birçok çöp çatan siteleri var. Gazetelerde zaman zaman haberler çıkıyor: İnternette tanıştılar evlendiler diye.</p>
<p>Dünyanın bir ucundan, mesela Amerika&#8217;dan kitap sipariş edip kısa zamanda almak mümkündür.<br />
E-mail hizmeti, ışık hızıyla dünyayı dolaşan elektronik mektuplardır.</p>
<p>Chat sayesinde de klasik telefon haberleşmesi sanal dünyaya taşınmakta, her kültürden insan, demokratik bir platformda bir araya gelip, yazılı, sesli hatta görüntülü olarak sohbet edebilmektedir.</p>
<p>News denilen haber gruplarına üye olarak ilgi alanları ne olursa olsun ortak merakları olan insanlar bir araya gelebilmekte ve fikir alış-verişinde bulunabilmektedir.</p>
<p>Ftp ise internet üzerinden bilgisayar dosyalarının transferine imkan sağlamaktır. Bu yönleriyle internet, sınırları kaldırarak dünyanın her tarafındaki insanlara ticari ve kültürel alanda birçok işbirliği sağlamaktadır.</p>
<p>Artık vakit kaybetmeden online eğitime gidilmeli, zaman ve mekan gibi problemleri ortadan kaldıran, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamanın en kolay yollarından biri olan internetten azami şekilde faydalanmaya çalışmalıdır. Her aile çocuklarını yarının şartlarına göre yetiştirmelidir. Herkesin evinde bir bilgisayar bulunmalıdır.</p>
<p>İnternetin şu andaki kontrolsüz yapısı, onu kötü niyetlerle kullanmak isteyenlere de fırsat tanımaktadır. Dünyanın her yerinde kutsal sayılan aile, namus, ahlak, insan hakları gibi kavramlara yönelik saldırılar, internet kullanıcılarını tehdit etmektedir. Çeşitli kuruluşlar bir araya gelip bu tür zararları engellemek için projeler üretmektedir. Bunun yanı sıra, devletler de kendi rejimlerine yönelik saldırıları ve terörist fikirleri engellemek istemektedirler.</p>
<p>İnternete müptela olmak<br />
Yukarıda internetin bazı faydalarını anlattık. Gerçekten de internetten herkes faydalanmalıdır. Çocuklarımızı yarının şartlarına göre yetiştirmeliyiz. İnternetin bu muazzam faydaları yanında, bazı zararları da var. Adamın biri kalkıyor, İslam sitesi diye bir site kuruyor. Orada, kendi düşüncelerini İslamiyetmiş gibi anlatıyor. Ne kadar büyük zarar. İsteyen her sapık bir site kurabilir. İntihar metodlarını ve bomba yapımını anlatan siteler var. Devlet büyüklerini kötüleyen siteler var. Satanist siteleri var. Porno siteler var. Çeşitli sapık siteler var. Var da var. Bir de internete bağımlılık kazanmak da sıkıntılar doğuruyor. Birçok tanıdığımız var. Evlerine geç gittiklerinden veya hiç gidemediklerinden dolayı yuvaları yıkılmaya yüz tutmuştur. Milliyet Gazetesinden sayın Meral Tamer hanım bir yazı yazmış. Yerimiz dar olduğu için yazısının özetini veriyoruz:</p>
<p>(Kızım İnternet&#8217;in başında sabahlamaya ilk başladığında çok tedirgin olmuştum. Telefon faturalarımız da hatırı sayılır ölçüde kabardı. İnternet kızıma yeni bir dünyanın kapılarını açtı. Önce sıradan sitelerde &#8220;chat&#8221; yaptı. Sonraları belli bir düzeyi olan siteler buldu. O sitelerde karşılaştıklarından bazılarıyla yüz yüze tanışıp arkadaşlıklar kurdu. Bu arada dünyanın dört bir yanından değişik uluslardan gençlerle &#8220;chat&#8221; yaparak İngilizcecini geliştirdi. Bir okurumuzdan gelen mektubu okuduğumda ne yapacağımı bilemedim. Bir yandan kızımın İnternet&#8217;le ilk tanıştığı günlerdeki tedirginliğimi anımsadım. Yer yer kendisine hak verdim. Diğer yandan &#8220;zaaf&#8221;a dönüşen her tür tutkunun benzeri sonuçları olabileceğini düşündüm. Okurumuz anne diyor ki:</p>
<p>&#8220;Her şey eşimin işyerinden eve getirdiği bilgisayarla başladı. Nereden bilebilirdik ki eve giren bu aletin, medeniyetin tek dişi kalmış bir canavarına dönüşebileceğini. Ve bu canavarın bir aileyi maddi manevi çökertebileceğini. Oğlumuz internetin faydalarını anlattığında her şey kulağa hoş geliyordu, tâ ki internetin tutsağı haline gelene kadar! Bilgisayara bir kumar tutkusuyla bağlandı. Telefonumuz haziran ayında gelen yüklü telefon faturaları ve kendi imkanlarımızla ödenmesi mümkün olmayan borçlar nedeniyle kesildi. Bu arada bilgisayar bozuldu. Eğer tamir ettirmezsek oğlumuz kumar alışkanlığından kurtulur diye düşünüp çok sevinmiştik, ama boşuna sevinmişiz. İnternet kafeler sabaha kadar açıkmış. Oralara dadandığı ilk gün eve geç geldi. Gece 2&#8242;de merak içinde polisi aradık. Polisin &#8220;Kaza v.s. yok, biraz daha bekleyin&#8221; demesi bizi rahatlatmadı. Nerede olduğunu ancak gecenin geç vakti eve geldiğinde öğrenebildik. İnternetin başına oturduğunda zaman mefhumunu unutuyor, paralar da suyunu çekiyor. Kumara nasıl para dayanmıyorsa bilgisayara da para dayanmıyor. Biz çok üstüne gitmedik, ama oğlumuz sarhoş [morfinman] gibiydi, ikazımızdan etkilenmiyordu. Sonunda iflas ettik. Borçlarımızı ödeyebilmek için evimizi satılığa çıkardık, fakat kriz nedeniyle satamadık. Bu İnternet canavarının verdiği zararlar, yararlarını çoktan aştı. Bu olaydan sonra oğlumun okul hayatı söndü. İş hayatı da yok. Gençlik en güzel çağını bu aletin başında geçiriyor. Bu canavardan kurtulmak için kurum ve kuruluşlar neler yapabilir? Bu gidişi durduracak etkili bir merci yok mu? Benim oğlum bu örneklerden sadece biri.&#8221;</p>
<p>İşin maddi boyutunu sorduk: Haziran-Temmuz ayı telefon faturası faizleriyle birlikte 100 milyon liranın üzerinde. Faizleriyle diyoruz, çünkü fatura ödemelerini oğulları yapıyormuş, ancak internete merak sardıktan sonra ailesinin bankaya yatırsın diye verdiği paraları da internet kafelerde harcamış. Kredi kartlarından çektiği para 500 milyon lirayı buluyor. Babasının arkadaşlarından aldıklarıyla toplam borç 1 milyarı aşıyor. Bu arada emekli baba, ikramiyesiyle oğluna bir muhasebe bürosu açmış. Ancak oğul internetten zaman bulup da ilgilenememiş.)</p>
<p>İnternetin bazı zararları<br />
İnternet de, bıçak gibidir, faydalı işlerde kullandığı sürece kıymetlidir. Web’de internetin büyük yararları inkâr edilemez. İş yerime gitmeden de evdeki bilgisayarımla, birçok kütüphaneye erişme imkanı buluyorum. Birçok gazete ve dergileri okuma imkanı vardır. Hazırladığımız yazıları Gazeteye gönderme imkanı vardır. Okuyucularımızdan gelen birçok suali, e-mail ile en kısa zamanda cevaplandırma imkanını buluyoruz. Daha sayılamayacak kadar çok faydaları vardır. Her nimetin bir külfeti olduğu gibi, yerinde kullanılmadığı zaman birçok zararları da vardır. Genç bir okuyucum diyor ki:<br />
(İnternet de günümüzde süratle yayılmaktadır. İnternet uçsuz bucaksız olduğu kadar da denetimsiz veya denetimi çok azdır. Çeşitli TV kanallarındaki uygunsuz filmler, az da olsa sansüre uğruyor veya gece yarısından sonra yayınlanıyor. Ama internet öyle değil, her türlü kepazelik her an herkese açık. İnternetteki müstehcen sitelerin bazılarında (18 yaşından küçüklere sakıncalıdır) yazıyor.</p>
<p>Müstehcenliğin, 18 yaşından büyüklere zararı olmayacağını vurgulamaya çalışıyor. Evinde kendisini gözetleyen, engelleyen olmadığı müddetçe, kaç yaşında olursa olsun herkes, bu siteleri kolayca bulabilir. İzlemeye devam ederse, ahlakının erozyona uğramaması imkansızdır. Evinde internette gezemeyenler, internet cafe denilen yerlerde gizli veya açık bu uygunsuz sitelere ulaşabiliyorlar. Hatta internet kafelerden bazıları, ilgi çekmek için akşamları bilgisayara porno film koymaktan çekinmiyorlar.</p>
<p>Oğlunuzun veya kızınızın bilgisayarda sadece oyun oynadığını ve ders yaptığını sanmayınız. Müstehcen sitelere giriyor veya karşı cinslerle chat yapıyordur. Bütün haramlar nefsin hoşuna gider. Zamanla morfinman gibi internete bağımlılık kazanır. Artık kurtulması güçleşir. Bir kimsenin elinde etli kemik varsa, bunun kokusunu alan köpek kemiği yalamak için fırsat kollar. Nefs de köpek gibidir. Çocukların internetteki girdiği siteler mutlaka kontrol edilmelidir. Çocuğun yalnızken internete girmesine izin verilmemelidir. İnternete bağlanmak için gereken şifreyi çocuk bilmezse internete bağlanamaz.</p>
<p>Bir de internetin Chat (çet) denilen programı vardır. Chat sohbet manasına geliyor. Chat yapmak, porno bir siteye girmekten daha zararlıdır. Chat insanı yavaş yavaş zehirler. Chat işinde, tanınmıyorum gerekçesiyle, en ağza alınmayacak sözleri, yaptıkları utanç verici ahlaksızlıkları hiç çekinmeden anlatabiliyorlar. Chat işini randevu yerine çevirmek işten bile değil. Normalde karşı cinsle konuşmaktan utanan gençler, chat’in kolaylığı yüzünden bu duygularını tatmin etmek için hiç çekinmeden, utanmadan karşı cinsle her şeyi konuşabiliyorlar. İlk önceleri chat’te isimlerini açıklamayıp lakap kullanmaları veya erkekse kız, kız ise erkek ismi kullanıp kimliklerini saklamaları gençlere müthiş bir cesaret veriyor. Genç kız, nasıl olsa beni tanımıyorlar diyerek, erkeklerle her türlü müstehcen konulara giriyor. Zamanla onlarla samimi olunca, kimliklerini açıklamaktan da çekinmiyor. Resim istiyor, kendi resmini gönderiyor. Ondan sonra da olanlar oluyor, yosma olup çıkıyor.</p>
<p>Bilgisayarı olan çocuk kontrol altında tutulmalıdır. İnternette gezerken o istemese bile porno site reklamlarıyla karşılaşabilir. Gençler, satanistlerle internet yolu ile tanışıyorlar. Birçok sapıklığı internet vasıtası ile öğreniyorlar. Ana babalar ve devlet bu işe vakit geçmeden el atmalıdır.)</p>
<p>Genç okuyucumun yazısı gerçekten ilgi çekicidir. Gerekli tedbiri almakta gecikmemelidir.<br />
Web&#8217;de internetin zararları ABD gündemini de girmiştir. Bazı şikayetler ve gençleri korumaya yönelik talepler sonuç vermeye başlamıştır. İnternet sektöründeki şirketler Web&#8217;de zararlı yayınları engellemek üzere ortak bir karar almışlar. İnternet üzerindeki pornografi, ırkçılık ve şiddet içeren Web sitelerinden nasıl koruyabilecekleri konusunda bir site kurdular. GetNetWise adlı bu site internette gençlerin pornografi ve diğer uygunsuzluklardan korunmak için neler yapılabileceği hakkında bilgi veriyor. Gençlerin, çocukların internetten güvenli, eğitici ve eğlendirici bir şekilde yararlanmalarına yardımcı olmaya çalışıyor.</p>
<p>America Online, Microsoft gibi firmaların ana sponsorluğunda yürütülen GetNetWise Internet sektörünün pek çok firma tarafından da destekleniyor. Disney Online, Yahoo!, IBM, Net Nanny gibi kuruluşlar GetNetWise&#8217;a destek veriyorlar. Bu kadarı bile ümit vericidir. Her aile çoluk çocuğuna dikkat etmeli, bu büyük zarardan korumaya çalışmalıdır.</p>
<p>Televizyonun önemi<br />
Bazı fanatikler, televizyon ve radyo batıdan geldi diye TV seyretmenin radyo dinlemenin ve diğer fenni buluşların günah olduğunu söylüyorlar. Halbuki Batıdan geldiği için televizyona ve radyoya zararlı demek doğru olmaz. Bugün tıpta, sanayide ve diğer alanlarda kullandığımız makinelerin çoğu Avrupa’dan gelmiştir. Hadis-i şerifle de bildirildiğine göre, dinimizde fen, müminin kaybedilmiş malıdır, nerede bulursa alması gerekir. Televizyon çok iyi bir haber ve eğitim vasıtasıdır.</p>
<p>Televizyon, bir bıçak gibidir, iyi bir silahtır. Bıçakla faydalı çok işler yapılır. Bu faydalı alet, düşmanın eline geçerse, gözümüzü oyar, gırtlağımızı kesebilir. Düşman, bıçağı, böyle kötü bir işte kullandığı için &#8220;Bıçak kötü alettir&#8221; denemez. Bıçağı kötü işte kullanan kimse kötülenir. Modern silahların müdafaada büyük rolü olur. Bu silahlar anarşistlerin veya başka düşmanların eline geçerse, çeşitli katliamlara girişebilirler. İşte televizyonlar da böyledir. İyi kimselerin elinde bulunursa, insanlığa büyük hizmetleri olur. Kötülerin elinde olursa insanlığa büyük zararları olur.</p>
<p>Gösterilen filmin, bir sahnesinde, din ile alay eden bir şey olsa, bunu seyreden müslüman da buna gülse, o müslümanın imanı gider. Ayrıca dine aykırı hususlar, müstehcenlik, iyi bir şey gibi gösterilmeye devam edilirse, ister istemez seyircilerin beyni menfi yönde yıkanır. Bu bakımdan güzel yayın yapan televizyonlar varsa, onları seyretmelidir.</p>
<p>Radyo, kitap, gazete, dergi<br />
Radyo da böyledir. Radyo da TV gibi neşir vasıtasıdır. Kitap, gazete, dergi gibidir. Bunlar, tabanca gibi, birer alettir. Tabancayı, suçsuz bir kimseye karşı kullanmak günahtır. Savaşta düşmanlara karşı kullanmak ise, çok sevaptır.</p>
<p>Bunun gibi, gazete, radyo ve TV, iyi insanlar tarafından hazırlanır, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri bildirir, İslamiyet’in faydalarını, ahlak, ticaret, sanat, fabrikaların çalışması, tarih olayları, askerlik gibi din ve dünya bilgileri verirse, böyle radyoyu dinlemek, böyle TV&#8217;leri seyretmek, mubah olur, iyi olur.</p>
<p>İlme hizmet için<br />
Kibir çok kötü ise de, savaşta düşmana karşı kibretmek sevaptır. Dine, yani ilmin her çeşidine hizmet için, dinin izin verdiği her imkandan faydalanmak gerekir.</p>
<p>Şimdi internet ile Avrupa, Amerika ve diğer kıtalardan, mesajlar geliyor. Çeşitli sualler soruyorlar. Anında cevaplandırma imkanı buluyoruz. Gerçekten büyük hizmetlere vesile oluyor. Yabancılardan, Hıristiyanlardan da, e-mail [elektronik posta] gelmektedir.</p>
<p>Görmeyen vatandaşların, radyo ve TV&#8217;deki din bilgilerinden, duymayan vatandaşların da, gazetelerden istifade etmeleri çok normal değil midir?</p>
<p>Herkes kitaptan anladığına göre hareket etse, değişik görüşler meydana çıkar. Zaten piyasada dini bilgiler hakkında farklı görüşlerin bulunması, buradan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Herkes kendi anlayışını esas kabul etmektedir. Halbuki 14 asırdan beri gelen İslam âlimlerinin bildirdiklerine uyulsa farklı görüş meydana çıkmaz.</p>
<p>Dine hizmet için, teknik imkanlardan, her çeşit modern vasıtadan faydalanmak şarttır. Cihada hazırlanmayıp, yeni vasıtaları kullanmadan yapılan duaları Allahü teâlâ kabul etmez. Duanın kabul olması için, önce sebeplerine yapışmak gerekir. Düşman atom bombası kullanırken, tüfekle karşı koymak akıl kârı değildir.</p>
<p>Düşman, her çeşit vasıta ile dini yıkmaya çalışırken, dine hizmet için gazete, radyo ve tv&#8217;yi kullandırmamak, internetten istifade ettirmemek düşmanın ekmeğine yağ sürmektir.</p>
<p>TV ve video iyi bir eğitim vasıtasıdır demiştik. Mesela namazın nasıl kılınacağını tatbiki olarak göstermek çok iyi olur. Fakat namaz kılan imamın filmini alıp, imam yerine ekrandaki bu görüntüye uymak caiz olmaz. Bunun gibi, ezan okuyan müezzinin filmini videoya alıp, vakit gelince videodan ezan okutturmak da caiz olmaz. Çünkü TV ekranındaki resim, müezzinin kendisi değil, görüntüsüdür. TV’deki ses de, müezzinin bizzat kendi sesi değil, benzeridir.</p>
<p>İnternet ile hizmetinizdeyiz<br />
Peygamber efendimiz, (İlim, Çin’de de olsa alınız) buyurdu. Yani ilim, dünyanın en uzak yerinde olsa, hatta kâfirlerde bulunsa da, gidip almak gerektiğini bildirdi. Dinimizi yaymak, dinimizin güzel ahlakını herkese tanıtmak için gerekli vasıtaları, en uzak yerde bile olsa arayıp, bulup öğrenmek, yapmak, insanlığın hizmetine sunmak, namazdan sonra, en birinci vazifedir.</p>
<p>Kur’an-ı kerimde, bütün insanları, sonsuz saadete kavuşturmak için, her müslümanın gücü yettiği kadar durmadan çalışması, günün şartlarına uygun en mükemmel vasıtaları yapması emrediliyor. (Enfal 60)</p>
<p>İnsanlara huzur veren dinimizi tanıtabilmek için, müslümanların mevcut teknik vasıtaların hepsini yapmaları ve kullanmaları şarttır. Bunu yapmayan müslüman dinini, milletini koruyamaz ve büyük günaha girer. Bu günahın vebali ağırdır. Hatta, bir İslam şehrinde, fennin yeni bulduğu bir alet, bir vasıta yapılmayıp, bu yüzden bir müslüman zarar görürse, o şehrin idarecileri, âmirleri mesuliyet altında kalır.</p>
<p>Zamanımızda her türlü yayın ve propaganda yolu ile herkes bir şeyler yapma gayretindedir. Kitap, dergi, gazete, TV, radyo ve filmler ile herkes belli bir gaye için yoğun bir propaganda yapmaktadır. Doğru ile yanlış, hak ile bâtıl karışmış haldedir. Gün geçtikçe de yanlışların içinden doğruları ayırabilmek zorlaşmaktadır. Eğer, nakil esas alınarak İslamiyet’in üstünlüğü, faydaları müslümanlara anlatılıp bütün dünyaya yayılırsa, hak ile bâtıl birbirinden ayrılmış olur.</p>
<p>Doğruyu ayırma<br />
Doğru ile yanlış, her gün birbiri ile mücadele etmektedir. Tabii ki, doğruyu, insanlar için faydalı olanı yayma gayreti içinde olanlar, dünyada ve ahirette bunun karşılığını bulacaklardır. Yanlış üzerinde ısrar edenler de, dünyada sıkıntı içinde bir ömür sürecekleri gibi, ahirette de sonsuz azaba düçâr kalacaklardır.</p>
<p>İnsanlık için faydalı çalışmalara destek olanlar, elinden geldiği kadar yardım edenler, dinimizde en büyük sevap olan emri maruf ve nehyi münker [İyiliği emretme, kötülüğü nehyetme] sevabına kavuşurlar. İslam ahlakının yayılmasına mani olan; milletleri sömürerek, bütün gelirlerini kendi zevk ve eğlenceleri için, insanları köle yapmak için kullanan kimselerin elinden, masum insanları kurtarmak ve saadete kavuşmalarına vasıta olmak akl-ı selim sahibi her insanın vazifesidir.</p>
<p>Zamanımızın kültür savaşında, önemli bir yeri olan İnternet bütün dünyaya hızla yayılmakta, her inançtaki insanlar, düşüncelerini bu vasıta ile de yaymaya çalışmaktadır. İşte bu maksatla biz de, dinimizin güzel ahlakını bütün dünyaya yaymak, doğruyu, faydalıyı bulmada insanlara yardımcı olmak için İnternete geçmiş bulunuyoruz. Maksadımız insanların dünya ve ahiret saadetine kavuşmalarıdır.</p>
<p>İslam’ın güzel ahlakı ile ahlaklanan kimseden, kimseye zarar gelmez. O, herkesin iyiliğine, yardımına koşar. Vatanına, milletine zarar vermez. Vatanını, milletini sever. Peygamber efendimiz, müslümanı şöyle tarif etmiştir:<br />
(Müslüman, elinden ve dilinden hiç kimsenin zarar görmediği kimsedir.) [Müslim]</p>
<p>1- www.dinimizislam.com adresine girdiğiniz zaman, merak edip öğrenmek istediğiniz her bilgiye, konu başlığını tıklatmak suretiyle ulaşabileceksiniz. Burada en emin, en doğru, en doyurucu bilgiyi bulabileceksiniz. İstifadenize sunulan bilgiler, konularında uzman bir kurul tarafından hazırlanmaktadır.</p>
<p>2- Bu bilgilerin dışında özel olarak sorup öğrenmek istediğiniz, merak ettiğiniz her türlü dini meselenizi çözmek için de adresimize e-mail göndermeniz kâfidir. En güvenilir kaynaklardan alınacak sağlam bilgi en kısa zamanda adresinize ulaştırılır.</p>
<p>3- Yine www.hakikatkitabevi.com adresine girdiğiniz zaman, Türkçe ve birçok yabancı dillerde, binlerce kaynaktan derlenen hazine değerinde kitaplarla karşılaşacaksınız. Öğrenmek istediğiniz, merak ettiğiniz her türlü dini konuyu en geniş şekilde burada bulabileceksiniz. Burada istediğiniz konuyu arama imkanına da sahip olacaksınız.</p>
<p>Sual: Bu zamanda İslam’a hizmet nasıl olur? Müslüman olarak ne yapmamız gerekir?<br />
CEVAP<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını, sözlerini yaymak için, keramet sahibi olmak, âlim olmak şart değildir. Her müslümanın bunu yapmak için uğraşması gerekir. Fırsatı kaçırmamalıdır. Kıyamette her müslümana bunu soracaklar, &#8220;İslam’a niçin hizmet etmedin?&#8221; diyeceklerdir. Dine hizmet için uğraşmayanlara, din bilgilerini yayan kurumlara, kimselere yardım etmeyenlere, çok azap yapılacaktır. Özür, bahane kabul edilmeyecektir.</p>
<p>Peygamberler, insanların en üstünleri, en kıymetlileri iken, hiç rahat oturmadı. Allahü teâlânın dinini, seadet-i ebediyye yolunu yaymak için, gece gündüz uğraştılar. Mucize isteyenlere de, (Mucizeyi Allahü teâlâ yaratır. Benim vazifem, Allahü teâlânın dinini bildirmektir) buyurdular. Bu yolda çalışırlarken, Allahü teâlâ da bunlara yardım eder, mucize yaratırdı.</p>
<p>Bizim de, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını, sözlerini yaymamız ve kâfirlerin, düşmanların, müslümanlara iftira ve eziyet edenlerin, kötü, yalancı olduklarını, gençlere, dostlara bildirmemiz gerekir. Bu yolda malı ile, kuvveti ile, mesleği ile çalışmayanlar, azaptan kurtulamayacaklardır. Bu yolda çalışırken, sıkıntı çekmeyi büyük saadet, büyük kazanç bilmelidir.</p>
<p>Peygamberler, Allahü teâlânın emirlerini bildirirken, cahillerin, soysuzların hücumlarına uğrardı. Çok sıkıntı çekerlerdi. O büyüklerin en üstünü, seçilmişi, Allahü teâlânın habibi olan Muhammed aleyhisselam, (Benim çektiğim eziyet gibi, hiçbir Peygamber eziyet görmedi) buyurdu. [C.1 m.193]</p>
<p>Her müslümanın, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmesi ve sözü geçenlere öğretmesi gerekir. Ehl-i sünnet âlimlerinin sözlerini bildiren kitapları ve gazeteleri bulup almalı, bunları gençlere, tanıdıklara göndermeli, okumaları için çalışmalıdır! İnsanlara, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmek, kıymetli bir hizmettir. Ancak cenab-ı Hakkın sevdikleri bu hizmet ile şereflenir.</p>
<p>Vasıtalardan istifade etmek<br />
Sual: Bir yazar, (dini suallere cevap vermek, vaaz ve nasihatte bulunmak, camide yapılır veya kitaba yazılır. Gazete sütunları, radyo ve tv, dini anlatmanın yeri değildir) diyor. Kitap okumayan, camiye gitmeyen insanlara gazete ile, radyo ve tv ile hitap etmenin dini mahzuru olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hiç mahzuru olmaz. Aksine çok iyi olur.<br />
(Din bilgisi yalnız kitaptan öğrenilir) demek yanlıştır. Din bilgisi bir üstaddan, hocadan öğrenilir. Biz de, okuduğumuz bir kitaptaki bilgileri, acaba doğru anladık mı diye, bir bilene soruyoruz. Herkes kitaptan anladığına göre hareket etse, değişik görüşler meydana çıkar. Zaten piyasada dini bilgiler hakkında farklı görüşlerin bulunması, buradan kaynaklanmaktadır. Herkes kendi anlayışını esas kabul etmektedir. Halbuki 14 asırdan beri gelen İslam âlimlerinin bildirdiklerine uyulsa farklı görüş meydana çıkmaz.</p>
<p>Yazarın sözü, (Tarla sabanla sürülür, traktörün yeri tarla değildir) demeye benzer. Dine hizmet için, teknik imkanlardan, her çeşit modern vasıtadan faydalanmak şarttır. Düşman, her çeşit vasıta ile dini yıkmaya çalışırken, gazete, radyo ve tv&#8217;yi kullandırmamak, internetten istifade ettirmemek düşmanın ekmeğine yağ sürmektir.</p>
<p>Yazarın suçu<br />
Sual: Bir gazetede bir yazar, bazen yanlış görüşler ileri sürüyor. Bir arkadaş bu yazarın yüzünden o gazeteyi okumaktan vazgeçti. Hâlbuki diğer yazarlar uygun yazıyorlar. Onun böyle yapması doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Doğru değildir. Bir gazetede, iyi ve kötü insanlar bulunabilir. Önemli olan gazetenin genel politikasıdır. Bir kötünün yanlışları yüzünden, bütün iyiler dışlanamaz. Bir veya birkaç Müslüman kötü işler çevirse, buradan bütün Müslümanların veya Müslümanlığın kötü olduğu fikri savunulamaz.</p>
<p>İnternet siteleri<br />
Sual: İnternet sitelerine, dînî veya dinle alakası olmayan yazılar, fotoğraflar göndersek, sonra başkaları bunların altına uygun olmayan, dine aykırı yorumlar yazsalar, biz de bunlardan dolayı sorumlu olur muyuz?<br />
CEVAP<br />
Onların yazmalarına sebep olan, elbette günaha ortak olur. Özellikle yorum yazma imkânı olan yerlere bir şey koymamalı. Böyle şeylerle meşgul olmak zaten uygun değildir. Yani yorum yapmasalar bile, malayani olur. İnternette faydalı siteler de olmakla beraber, lüzumsuz ve zararlı yayınlar çok daha fazladır. Burada, ihtiyacımız olan şeylere, gerekiyorsa maillerimize filan bakıp çıkmalıyız. Saatlerce internetle meşgul olmak uygun olmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/internet-ve-diger-yayin-vasitalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seferilikle ilgili çeşitli sual cevaplar</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/seferilikle-ilgili-cesitli-sual-cevaplar.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/seferilikle-ilgili-cesitli-sual-cevaplar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 11:55:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4285</guid>
		<description><![CDATA[Seferilikle ilgili çeşitli sual cevaplar 
Sual: Sekiz senedir Bursa&#8217;da yaşıyorum. Bayram tatilinde doğum yerim olan İzmir&#8217;e gideceğim. İzmir’de iken namazı seferi olarak mı kılacağım?
CEVAP
Yolda seferi olursunuz. İzmir’de seferi olmazsınız.
Sual: Van’da doğdum, İstanbul’da yeni evlendim, burada kalacağız. Vatan-ı aslim neresi?
CEVAP
Herkesin bir vatan-ı aslisi olur. Evlendiğiniz yer neresi ise, vatan-ı asliniz orasıdır. İleride beyiniz, başka bir yere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Seferilikle ilgili çeşitli sual cevaplar </span></strong></p>
<p>Sual: Sekiz senedir Bursa&#8217;da yaşıyorum. Bayram tatilinde doğum yerim olan İzmir&#8217;e gideceğim. İzmir’de iken namazı seferi olarak mı kılacağım?<br />
CEVAP<br />
Yolda seferi olursunuz. İzmir’de seferi olmazsınız.</p>
<p>Sual: Van’da doğdum, İstanbul’da yeni evlendim, burada kalacağız. Vatan-ı aslim neresi?<br />
CEVAP<br />
Herkesin bir vatan-ı aslisi olur. Evlendiğiniz yer neresi ise, vatan-ı asliniz orasıdır. İleride beyiniz, başka bir yere gider ve<br />
<span id="more-4285"></span><br />
temelli orada kalmaya niyet ederse, evlenilen yer vatan-ı asli olmaktan çıkar. Evinizin bulunduğu yer, vatan-ı asliniz değilse, evinize gitmekle mukim olmazsınız, seferi olursunuz.</p>
<p>Sual: Tekirdağ&#8217;da üniversitede okuyan, vatan-ı aslisi İstanbul olan ve Maliki mezhebini taklit eden hanefi bir öğrenci; her Pazartesi İstanbul&#8217;dan çıkıyor Tekirdağ&#8217;a gidiyor. Orada yurtta kalıyor ve Cuma günü Tekirdağ&#8217;dan çıkıp, İstanbul&#8217;a geliyor. Bu öğrenci Tekirdağ&#8217;da iken 4 rekatlık farz namazlarını kaç rekat olarak kılmalı?<br />
CEVAP<br />
Tekirdağ’da ve yollarda iki rekat kılması gerekir. İstanbul vatan-ı aslisi olmasa idi, İstanbul’da da seferi olurdu.</p>
<p>Sual: Kimse bulunmayan bir dağ başına veya ev bulunmayan bir adaya 15 günden fazla kalmak üzere kamp kuran kimse mukim sayılır mı?<br />
CEVAP<br />
Kamp ev sayıldığı için mukim olunur. Çadırsız kalınırsa misafir olur. Çünkü ev olmayan adada, çölde çadırsız kalan kimseler ise, mukim olmaz. (Redd-ül-muhtar)</p>
<p>Sual: Bir yere temelli yerleşmek nasıl olur?<br />
CEVAP<br />
Ben artık doğduğum veya evlendiğim yere gitmeyeceğim, hep İstanbul’da kalacağım demişse, İstanbul vatan-ı aslisi olur. Burası vatan-ı aslisi olunca ana babasının evine de gitse, doğduğu yere de gitse 15 günden az kalınca seferi olur. 15 günden fazla nereye giderse gitsin orada mukim olur.</p>
<p>Sual: İstanbul Anadolu yakasında oturmaktayım. Bazen müşteri ziyareti için İzmit&#8217;e gidiyorum (sabah gidip akşam geliyorum) İstanbul-İzmit arası mesafe yaklaşık 100 km. Maliki mezhebini taklit ediyorum. İzmit’te iken veya gidiş dönüş yolunda iken seferi oluyor muyum?<br />
CEVAP<br />
Kilometre, evinizden çıkıp ilk mezarlık, fabrika, kışla gibi belli yerden hesap edilir. Eğer gittiğiniz yer 104 km ise, seferi olursunuz. Daha aşağı ise olunmaz. Seferi olunca çıkıştan itibaren seferi olunur. Yolda da dört rekatlı namazlar iki rekat olarak kılınır. Giriş ve çıkış günleri dahil 6 gün kalan mukim olur, beş gün kalan seferi olur, daha az kalan da seferi olur.</p>
<p>Sual: Doğum yerim İzmir, burada 3 yaşına kadar yaşamışım. Buradan sonra Erzincan’da 3 sene, Diyarbakır’da 5 sene, Ankara’da 15 sene yaşadım. 4 seneden beri de İstanbul’da yaşamaktayım. Eğer ben İzmir&#8217;e 3 günden az kalmak için gidersem İzmir’de seferi mi olurum yoksa mukim mi? Bu sorum daha önce yaşadığım iller için de geçerli.<br />
CEVAP<br />
İzmir vatan-ı asliniz, diğer bütün iller vatan-ı ikamet olur. İzmir’e bir saatliğine de gitseniz mukim olursunuz, seferi olunmaz.</p>
<p>Sual: Memleketim Konya. İstanbul’da çalışıyorum. Evli değilim. 1 haftalığına Konya’ya ailemin yanına gidiyorum. 1 hafta müddetince seferi miyim?<br />
CEVAP<br />
Memleketiniz değil, doğum yeriniz Konya ise, ancak yolda seferi olursunuz. Konya&#8217;da mukim olursunuz, yani namazları Konya’da iken kısaltmazsınız.</p>
<p>Sual: Sık sık tatil olması nedeniyle memleket ve görev yerimiz arasında mekik dokumaktayım. Kendi memleketimizden görev yerine giderken (104 km’den fazla), veya tam tersi iken, namazlarımızı seferi mi yoksa normal mi kılmalıyız?<br />
CEVAP<br />
Yollarda seferi kılarsınız. Temelli ikamete niyet ettiğiniz yer yoksa, evlendiğiniz yer neresi ise orası vatan-ı aslinizdir. Oraya girince bir gün veya bir saat bile kalsanız namazları tam kılarsınız. Başka şehirlerde ise15 günden az kalırsanız seferi kılarsınız.</p>
<p>Sual: Ankara’da ikamet eden aynı zamanda talebe olup evli olmayan bir bayan (Babasının doğum yeri ve memleketi Urfa, kendi doğum yeri Ankara) Urfa’ya 10 günlüğüne giderse (Hanefi mezhebinde olup diş dolgusu olduğu için Maliki’yi taklit ediyor) yolda ve oraya gidince seferilik durumu nasıl olur?<br />
CEVAP<br />
O bayanın doğum yeri Ankara’dır, Ankara vatan-ı aslisidir. Urfa’ya giderken yolda seferi olarak namazlarını kılar. Urfa’da giriş çıkış günleri dahil 5 günden fazla kalacağı için seferi olamaz, mukim olur, yani namazlarını tam kılar, kısaltamaz. Yolda dört rekatlık farzları iki kılar, üç rekatlıkları aynen kılar, sünnetleri ise vakit müsaitse kılar, değilse kılmaz.</p>
<p>Sual: Seferi olan kimse Cuma günü zuhr-i ahiri iki rekat mı dört rekat mı kılar?<br />
CEVAP<br />
İki rekat kılar.</p>
<p>Sual: Bir süre için Amerika’dayız. Namaza eve yetişemeyeceğimiz zaman arabayı bir kenara çekip kıbleyi bularak ayaklarımızı altımıza toplayarak araba içinde imayla namaz kılıyoruz, olur mu?<br />
CEVAP<br />
Ayakta kılmalısınız. Ayakta kılma imkanı yoksa o zaman oturarak bahsettiğiniz şekilde kılabilirsiniz. Fakat ayakta kılınacak yerler bulunur. Başkalarının namaz kılarken kadınları görmeleri namazı bozmaz.</p>
<p>Sual: Bir kimsenin vatan-ı aslisi İstanbul, namazda Maliki mezhebini taklit ediyor. Çalıştığı iş yerinden 21 gün yıllık iznini alarak yola çıksa, niyet olarak ta 2 gün Bursa’da 6 gün İzmir’de 8 gün Niğde’de birkaç gün Mersin’de ve günü birlikte Hatay’a giderim diye niyet etse, gittiği yerlerde bu kişi namazlarını nasıl kılar?<br />
CEVAP<br />
Hanefi olanlar hep seferi olarak kılar. Maliki olanlar da giriş çıkış günleri hariç, 4 gün kaldığınız yerler mukim, üç gün kaldığınız yerlerde seferisiniz.</p>
<p>Sual: İstanbul, New York gibi çok büyük şehirlerde şehrin bir ucundan diğerine 104 km den fazla mesafe varsa, şehrin içinde bir ucundan diğerine gidince seferi olunur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet. Beylikdüzü’nden Avcılar’dan çıkıp İzmit’e gidilse, hemen hemen yollarda boş yer yok, sanki bir şehir gibi. Kilometreyi geçerse seferi olur. Ankara’ya kadar evler bitişik olsa, hepsi bir şehir olsa yine seferi olur.</p>
<p>Sual: Vatan-ı aslim Manisa Akhisar&#8217;dır. İstanbul’da oturuyorum. Bursa’ya 15 günden az kalma niyeti ile geldim. Fakat geldiğim günden 3 gün sonra 15 günden daha fazla kalmaya niyet ettim. Acaba bu üç günlük namazı kaza etmem gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Üç gün 15 günün içinde ise seferi olmazsınız. Çünkü niyet ettiğiniz günden itibaren 15 veya daha fazla kalmaya niyet etmeniz gerekir. Eğer, üç gün kaldıktan sonra, yeniden bir 15 günden fazla kalmaya niyet etmişseniz, o zaman mukim olursunuz. Üç gündür kıldığınız namazlar da doğrudur, kaza etmek gerekmez. Çünkü o zaman seferi idiniz.</p>
<p>Sual: Diyelim ki saat 20:35 te yatsı namazı vakti giriyor. Saat 21:00 ise sefere çıkılacak. Yatsı namazı sefere çıkılmadan önce mi kılınmalı yoksa seferi olunca da kılınabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Her iki halde de kılınabilir. Eğer sefere çıkmadan kılınırsa, dört rekat olarak kılınır. Sefere çıkınca kılınırsa, iki rekat olarak kılınır.</p>
<p>Sual: İstanbul’da daimi ikamet eden bir kişi sabah erkenden araba ile yola çıkıp Adapazarı’na gitse öğlenin vakti çıkmadan İstanbul’a dönse ve ikindi zamanında da tekrar Adapazarı’na dönse ve yatsı vaktinde de tekrar İstanbul’a dönse o günkü namazları nasıl kılacağını izah eder misiniz?<br />
CEVAP<br />
İstanbul’un bir semti vatan-ı aslisi ise, öğleyi de orada kılacaksa mukim olarak kılar. Yani kısaltmaz, aynen kılar. İkindiyi de Adapazarı’nda kılsa, seferi olarak kılar yani kısaltır, iki rekat olarak kılar. Yatsıyı da nasıl kılacağını biliyorsunuz. İstanbul’daki vatan-ı asli olarak seçtiği semtinde kılarsa mukim olarak kılar. Koca İstanbul bir köy gibi düşünülmez. Her yer müstakil bir karye kabul edilir. Mesela o kişi Fatih’te oturuyorsa, namazını da Üsküdar’da kılmışsa Üsküdar’da seferi olarak kılması gerekir.</p>
<p>Sual: Ankara’ya gitmek üzere yola çıktım. İzmit’e gelince öğle oldu. Öğle namazını iki rekat olarak kıldım. Namazdan çıkınca Ankara’ya gitmekten vazgeçtim. İzmit’teki işlerimi yaptım. İkindi vakti oldu. İki mi dört mü kılacağımda tereddüt ettim. Tereddüt edilen yerlerde dört kılınmasını bildirdiğiniz için dört kıldım. Kaç kılmam gerekirdi?<br />
CEVAP<br />
Seferi uzaklığa gitmeden, geri dönmeye niyet ettiğiniz için, o andan itibaren misafirlikten çıkıp mukim oldunuz. Mukim olduktan sonra da ikindiyi dört kılmak gerekir. Öğleyi kılarken seferi olduğunuz için iki rekat kılmakla isabet etmişsiniz. (Halebi)</p>
<p>Sual: Bekârım. Van vatan-ı aslim idi. Fatihe gelip temelli kalmak üzere yerleştim. Ankara’da evleneceğim. Ankara’da evlenince vatan-ı aslim neresi olur?<br />
CEVAP<br />
Devamlı kalacağınız Fatih vatan-ı aslinizdir.</p>
<p>Sual: Yolcu, seferden dönerken mukim olduğu yere ne kadar yaklaşırsa misafirlikten çıkar?<br />
CEVAP<br />
Çıkarken misafir olduğu yere gelinceye kadar misafir sayılır. Gelince mukim olur.</p>
<p>Sual: Vatan-ı aslim Van’dır. Çoluk çocukla İzmir’e temelli geldik. Oteldeyiz. Ev tutunca eşya gelecektir. Çoluk çocuk daha sonra gelseydi vatan-ı aslim yine İzmir mi olurdu?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: İznik’te ikamet ederken annem, doğum için Bursa’ya gitmiş. Bursa’da doğmuşum. 7 gün sonra İznik’e getirmiş. Vatan-ı aslim neredir?<br />
CEVAP<br />
İznik’tir. Vatan-ı süknada doğanın, vatan-ı aslisi vatan-ı sükna olmaz.</p>
<p>Sual: Hanımı vefat eden, başka bir yerde evlenince, son evlendiği yer mi vatan-ı asli olur?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Her hafta Van’dan Bingöl’e gidip geliyorum. Her hafta gideceğimi bildiğime göre, memuriyet sebebiyle ikamet ettiğim Van’da da seferi olur muyum?<br />
CEVAP<br />
Sefere çıkılınca seferi olunur. Bilmek ve tahminle seferi olunmaz. Niyetle iş bir arada olunca seferi olur.</p>
<p>Bingöl’e gitmek üzere Van’dan çıkınca seferi olursunuz. Bingöl’den Vana gelince de, bir hafta sonra tekrar gitmeye karar verilmişse, Van’da da seferi olunur.</p>
<p>Sual: Vatan-ı aslim Muş iken Van’da evlendim. Hanım öldü. Hâlâ Van’da oturuyorum. Vatan-ı aslim neresidir?<br />
CEVAP<br />
Başka bir yere temelli yerleşmediğiniz müddetçe vatan-ı asliniz hep Van olur.</p>
<p>Sual: Ankara’da doğdum. Memuriyet sebebiyle Samsun’da ikamet ediyorum. Bir iş sebebiyle Fatih’e gittim. 20 gün Fatihte kalmaya niyet ettim. Sonra Giresun’a gitmek niyetiyle Fatih’ten çıkıp Ankara’da 3 gün kaldım. Sonra Samsun’a uğradım. 3 gün de Samsun’da kaldıktan sonra Giresun’a gittim. Giresun’da da 4 gün kaldıktan sonra Samsun’a döndüm. Yolda ve uğradığım yerlerde namazlarımı nasıl kılmam gerekirdi?<br />
CEVAP<br />
Ankara’da doğduğunuz için vatan-ı asliniz Ankara’dır. Samsun vatan-ı ikametiniz olur. Fatih’e giderken ve dönerken yol boyu 4 rekatlık farzları 2 rekat olarak kılmak gerekir.</p>
<p>Fatih’te 20 gün kalmaya niyet edilince, Samsun, vatan-ı ikamet olmaktan çıkar. Fatih vatan-ı ikamet olur. Sefer niyetiyle vatan-ı ikametten çıkılınca vatan-ı ikamet bozulur. Fatihte 15 günden fazla kalınmaya niyet edilince namazlar kısaltılmaz, 4 rekat olarak kılınır. Fatih’ten Ankara’ya uğranınca Ankara’da ister bir saat, ister 3 gün kalınsın, Ankara vatan-ı asli olduğu için Ankara’da namazlar asla kısaltılmaz. Ankara’dan Giresun’a giderken yol boyu yine namazlar kısaltılır. Samsuna uğrayınca 3 gün kendi evinde kalınırsa, yine namazlar kısaltılarak kılınır. Giresun’a gidince, 15 günden az kalındığı için orada da namazlar kısaltılır. Samsun’a geri gelindiğinde, 15 günden önce başka bir yere gitmeye niyet etmedikçe Samsun’da namazlar kısaltılmaz.</p>
<p>Sual: Aynı şahıs, Samsun’da evlense ve aynı yolları gitse namazlarını nasıl kılar?<br />
CEVAP<br />
Ankara vatan-ı asli olmaktan çıkmış, Samsun vatan-ı asli olmuştur. Ankara’da namazlarını kısaltması gerekir. Samsun vatan-ı asli olduğu için kaç günlüğüne gelirse gelsin Samsun’da namazlarını kısaltamaz. Diğer yerler aynıdır.</p>
<p>Sual: Aynı memur, emekli olup Fatih’e yerleşse, yukarıdaki yerlere gitse namazlarını nasıl kılar?<br />
CEVAP<br />
Fatih’e temelli yerleşince, Samsun vatan-ı asli olmaktan çıkar. Ankara ise daha önce vatan-ı asli olmaktan çıktığı için Fatih haricinde 15 günden az kaldığı yerlerde namazlarını kısaltır.</p>
<p>Sual: Aynı şahıs, Edirne’ye gitmek üzere yola çıksa, Çatalca’da birkaç gün kaldıktan sonra unuttuğu bir şeyi almak üzere Fatih’e gelip tekrar Edirne’ye hareket etse, namazlarını nasıl kılar?<br />
CEVAP<br />
Edirne’ye gitmek üzere Çatalca’da bulunduğu müddetçe namazlarını kısaltır. Hatta bugün yarın giderim diye Çatalca’da 15 günden fazla kalsa, yine namazlarını kısaltır.</p>
<p>Eğer Çatalca’da 15 günden fazla kalmaya niyet ederse, Çatalca vatan-ı ikameti olur ve namazlarını kısaltamaz.</p>
<p>Unuttuğu şeyi almak üzere Fatih’e dönmeye karar verince, Çatalca Fatih arası 104 Km.den az olduğu için namazlarını dört kılar. Fatih’te ise, orası vatan-ı asli olduğu için hep dört kılar.</p>
<p>Tekrar Edirne’ye hareket etmek üzere yola çıksa, çıkıştan itibaren namazlarını kısaltarak kılar.</p>
<p>Sual: 15 günden fazla kalmak niyetiyle Ankara’dan Fatih’e gittim. Fatih’e gelince işimin birkaç günde biteceğini anladım. Yani 15 günden fazla kalmayacağıma karar verdim. Fatih’te seferi miyim, mukim miyim?<br />
CEVAP<br />
15 günden az kalmaya karar verdiğiniz andan itibaren seferisiniz.</p>
<p>Sual: Vatan-ı aslim Bursa iken Adana’da evlenip bir gün kaldıktan sonra Ankara’ya geldim. Temelli yerleşme niyetim yoktur. Vatan-ı aslim neresidir?<br />
CEVAP<br />
Evlenilen yer vatan-ı asli olur. Doğduğu yer vatan-ı asli olmaktan çıkar. Sizin vatan-ı asliniz Adana’dır. Ankara’ya temelli yerleşmeye niyet ederseniz Ankara vatan-ı asliniz olur.</p>
<p>Sual: Vatan-ı aslim Adana’dır. Ankara’dan Bursa’ya 2 günde bir gidip geliyorum. Şoförlük yapıyorum. Hem Ankara’da hem Bursa’da evim var. Ankara ve Bursa’da seferi olur muyum?<br />
CEVAP<br />
Evet, hem Ankara’da, hem de Bursa’da seferi olursunuz. 15 günden fazla kalmaya niyet etmedikçe hep seferi olursunuz. Eğer Adana’ya giderseniz, orası vatan-ı asliniz olduğu için seferi olmazsınız. Vatan-ı aslide bir saat de kalınsa seferilik sona erer.</p>
<p>Sual: Eskişehir’de ikamet ediyorum. Vatan-ı aslim Adana’dır. Eskişehir’den çıkıp gezerken niyetsiz 45 km uzaklıktaki Bozüyük’e uğrayınca, Ankara’ya gitmeye karar versem, Eskişehir üzerinden veya Eskişehir’e uğramadan Ankara’ya gitsem, namazlarımı nasıl kılarım?<br />
CEVAP<br />
Eskişehir’e uğramazsanız, Bozüyük’ten çıkıştan itibaren seferi olursunuz. Eskişehir’e uğrarsanız, Eskişehir’de mukim olursunuz. Fakat Ankara’dan dönerken Bozüyük’e gitmeye niyet etseniz, Eskişehir üzerinden dönseniz, Eskişehir’de seferi olursunuz.</p>
<p>Sual: Fatih’te talebeyim. Her cumartesi günü bir iş için seferi uzaklığa gidiyorum. Seferden dönüşte de, bu hafta da falan yere gideceğim diye niyet ediyorum. Fatih’te seferi olur muyum?<br />
CEVAP<br />
Sefere gitmekten vazgeçmediğiniz müddetçe hep seferi olursunuz.</p>
<p>Sual: Seferilik, yatsı namazını kerahet vaktine bırakmak için özür olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, özür oluyor.</p>
<p>Sual: Bir ay kalmak üzere, Van’dan Muş’a gittim. 2 gün kalınca, dönmeye karar verdim. Karardan itibaren seferi miyim?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Sarıyer’den Van’a gitmek üzere, vapurla boğazdan karşıya geçen seferi olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, karşıya çıkınca seferi olur.</p>
<p>Sual: Erenköy’den Edirne’ye giden, Karacaahmed’i geçince mi seferi olur?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Kabataş’tan İzmir’e vapurla giden, ne zaman seferi olur?<br />
CEVAP<br />
Kabataş sınırını geçince.</p>
<p>Sual: Vatan-ı aslim İzmir’dir. Fatih’te ikamet ediyorum. Her hafta Bursa’ya gelip üç gün sonra Fatih’e dönüyorum. Hep seferi olur muyum?<br />
CEVAP<br />
Evet, hep seferisiniz.</p>
<p>Sual: Sefere yalnız çıkarken, birkaç arkadaşa (Sen de gel) diye teklif edilince, yalnız gitme mekruhundan kurtulmuş olunur mu?<br />
CEVAP<br />
Olunmaz.</p>
<p>Sual: Yenibosna’daki İhlas Yuvadan sefere çıkan, ne vakit seferi olur?<br />
CEVAP<br />
Mezarlığı veya fabrikaları geçince seferi olur.</p>
<p>Sual: Memuriyet sebebiyle bir yerde yıllarca kalmaya niyet edilse, orası vatan-ı asli olur mu?<br />
CEVAP<br />
Bir kimse, tahsil veya vazife için bir yerde yıllarca kalmaya ve sonra buradan çıkmaya niyet ederse, burası vatan-ı ikamet olur. Temelli yerleşseydi, burası vatan-ı asli olurdu.</p>
<p>Sual: Birkaç ay kalmak üzere Bursa’ya gideceğim. Geceleri Bursa’da, gündüzleri ilçe ve köylerine gideceğim. Bursa vatan-ı ikamet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Geceleri Bursa’da, gündüzleri başka yerde kalmaya niyet edilirse, Bursa vatan-ı ikamet olur.</p>
<p>Sual: İhlas Kuzuluk kaplıcasına devremülk olarak 15 günlüğüne giden, orada seferi olur mu?<br />
CEVAP<br />
Seferi uzaklıktan Kuzuluk kaplıcasına gelen kimse, giriş-çıkış günleri hariç, 15 veya daha fazla gün kalırsa mukim olur. Fakat giriş-çıkış günleri ile beraber 15 gün kalırsa seferi olur. Çünkü giriş-çıkış günleri sayılmadığı için 13 gün kalmış olur. 5 gün kaldıktan sonra, bir arkadaşı, (Benim 15 günlük devremülkte de sen kal) dese, o da kabul etse, karar verdiğinden itibaren mukim olur. 15 günden fazla kalacağı için mukim olur. Namazlarını kısaltamaz.</p>
<p>Bazı kimseler, (Burası da sizin evinizdir. Burada kaç gün kalırsanız kalın hep mukim olursunuz) diyormuş. Orası devremülk olmayıp hepsi de bizim evimiz olsa, yine mukim olmayız. Mukim olmanın şartları vardır. Ancak vatan-ı aslide her zaman mukim olunur. İkinci, üçüncü, dördüncü evimiz, vatan-ı asli değil ki mukim olalım. 15 günden az kalınınca seferi, 15 günden fazla kalınca mukim olunur.</p>
<p>Sual: Çorlu ile Kartal arası 120 km.dir. Çorlu’dan Kartal’a gelen seferi olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet Kartal, müstakil belde kabul edildiği için, seferi olur.</p>
<p>Sual: Bursa’dan İzmir’e bir ay kalmak üzere giden bir kimse, İzmir’de bir gün kaldıktan sonra, dönmeye karar verse, mukimlikten çıkıp seferi olur mu?<br />
CEVAP<br />
İzmir’de kalmak kararını değiştirinceye kadar mukimdir. Sonra seferi olarak geri döner. (Hindiyye)</p>
<p>Sual: Vatan-ı aslinin üstünden uçakla geçince seferilik biter mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Memurun vatan-ı aslisi nasıl olur?<br />
CEVAP<br />
Memurun ailesi ile yerleştiği yer vatan-ı aslisidir. Bekâr memurun niyeti ile vatanı değişmez, onunki doğduğu yerdir.</p>
<p>Sual: 6 ay evlendiği yazlıkta, 6 ay şehirde kalana vatan-ı asli neredir?<br />
CEVAP<br />
Şehirdir.</p>
<p>Sual: Çorlu’dan Erenköy’e gelen seferi olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Su altında kalıp köyü dağılanın vatan-ı aslisi neresidir?<br />
CEVAP<br />
Yeni yerleşilen yerdir.</p>
<p>Sual: Gar ve otelde, namaz kılınan oda, mescit hükmünde mi?<br />
CEVAP<br />
Namaza mahsus ise ve cemaat ile kılınıyorsa evet.</p>
<p>Sual: İstanbul’da ikamet ediyorum. Bursa’ya gittim. Her hafta İstanbul’a gelip 3 gün sonra Bursa’ya dönüyorum. Nasıl kılacağım?<br />
CEVAP<br />
Hep seferi.</p>
<p>Sual: Gölcük’te vatan-ı ikametteyim. İstanbul’a iki günlüğüne geliyorum. Gölcük’e dönerken bir hafta sonra tekrar İstanbul’a dönmeye niyet ediyorum .Gölcük’te de seferi olur muyum?<br />
CEVAP<br />
Evet. Her iki yerde seferi olunur.</p>
<p>Sual: Vatan-ı aslime gittim. Bir şey almak için vatan-ı ikametime dönüyorum namazı nasıl kılacağım?<br />
CEVAP<br />
Seferi olarak kılınır. Çıkmakla bozulmuştur.</p>
<p>Sual: Büyükada’dan Van’a giden, karaya çıkınca mı seferi olur?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Sarıyer’den Ankara’ya, gitmek üzere, vapurla boğazdan karşıya geçen, karaya çıkınca mı seferi olur?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Vatan-ı aslim Şişli. Edirne’den Fatih’e gelince, seferi miyim?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Maliki’yi taklit eden, on gün kaldığı seferde, seferi olur mu?<br />
CEVAP<br />
Seferi olmaz.</p>
<p>Sual: Maliki’de 3 günden çok kalınan yerde, farzlar kasredilir mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır.</p>
<p>Sual: Fatih’ten Ankara’ya, Topkapı’dan sonra, Edirnekapı’dan gidiliyor. Topkapı’da seferi olunur mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır.</p>
<p>Sual: Issız adaya kamp kurup, 20 gün kalan mukim olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet. Kamp ev sayılır.</p>
<p>Sual: Seferi iken öğleyi ikindi vaktine tehir ettik. Gideceğimiz yere varınca mukim olduk. Vardığımızda İkindi vakti de hâlâ çıkmamışsa öğle ve ikindiyi cem ederken dört mü yoksa iki mi kılarız?<br />
CEVAP<br />
Artık mukim olunca cem edilmez. Öğle kaza edilir. Kazaya bir özürle kaldığı için günah olmaz. İki rekat olarak kaza edilir. İkindi de dört rekat olarak kılınır.</p>
<p>Sual: Vatan-ı aslimiz Merzifon, vatan-ı ikametimiz Çorum, seferilikten Çorum’a dönünce ertesi gün tekrar sefere çıkarsam vatan-ı ikamette kaldığım gün seferi olarak mı namaz kılacağım?<br />
CEVAP<br />
Seferi kılacaksınız. Sefere çıkarsam değil de, ertesi günü sefere gideceğinizi bilirseniz ve karar verirseniz o zaman Çorum’da seferisiniz. Yani Merzifon’dan Çorum’a gidip üç gün kaldıktan sonra Ankara’ya gidecekseniz o zaman Çorum’da seferisiniz.</p>
<p>Sual: Seferilikte mesafe hesap ederken yerleşim yerinin eski merkezi mi esas alınacak. Misal: Yozgat’a giderken Çorum çıkışından ölçünce 100 km., eski kabristandan ölçünce 105 km. seferi olunuyor mu?<br />
CEVAP<br />
Kabristandan itibaren ölçülür.</p>
<p>Sual: Kişinin uzak yoldan gelmesi ve 15 günden az kalacak olması onu memleketinde seferi yapar mı?<br />
CEVAP<br />
Vatanda seferi olamaz. Beş dakika bile kalsa seferi olmaz.</p>
<p>Sual: Seferi olan necaseti temizlemek için su bulamasa ne yapar?<br />
CEVAP<br />
Seferi olan, bir mil içinde su bulamazsa, necasetli örtü ile kılar ve iade etmez. Hiç temiz elbise bulamayan kimsenin de, namazı terk etmesi caiz değildir. Dörtte birinden azı temiz olan örtünecek bir örtüden başka bir şey bulamayan kimse, bu örtü ile kılar veya oturup ima ile kılar. Dörtte biri temiz olan örtü ile, ayakta kılar ve namazını iade etmez.</p>
<p>Durum1: Maliki’yi taklit eden, geldiğinin ilk 2 günü ne kadar kalacağını bilmiyor. Geldiğinden 2 gün sonra, 1 gün daha kalacağını anladı. Bu durumda namazları nasıl kılacak? (İlk 2 günde nasıl ve sonraki 1 günde nasıl kılacak?)<br />
CEVAP<br />
Her üç günde de seferi kılacak.</p>
<p>Durum2: Geldiğinin ilk 2 günü ne kadar kalacağını bilmiyor. Geldiğinden 2 gün sonra, 4 gün daha kalacağını anladı. Bu durumda namazları nasıl kılacak? (İlk 2 günde nasıl ve sonraki 4 günde nasıl kılacak?)<br />
CEVAP<br />
İlk iki günü seferidir, diğer dört gün mukimdir.</p>
<p>Durum3: Geldiğinin ilk 6 günü ne kadar kalacağını bilmiyor. Geldiğinin ilk 6 günü, 5 gün daha kalacağını anladı. Bu durumda namazları nasıl kılacak? (İlk 6 günde nasıl ve sonraki 5 günde nasıl kılacak?)<br />
CEVAP<br />
İlk günden altı güne kadar, bugün yarın giderim diye kalmışsa, hepsini de seferi kılar, 18 güne kadar böyledir. Altı günden sonra beş gün kalacağına karar vermişse artık mukimdir.</p>
<p>Maliki’yi taklit etmeyerek yani Hanefi’de;<br />
Durum1: Geldiğinin ilk 13 gününe kadar kalacağını bilmiyor. Geldiğinden 13 gün sonra, 1 gün daha kalacağını anladı. Bu durumda namazları nasıl kılacak? (İlk 2 günde nasıl ve sonraki 1 günde nasıl kılacak?)<br />
CEVAP<br />
Geldiğinden itibaren hep seferi kılar.</p>
<p>Durum2: Geldiğinin ilk 13 gününe kadar kalacağını bilmiyor. Geldiğinden 13 gün sonra, 4 gün daha kalacağını anladı. Bu durumda namazları nasıl kılacak? (İlk 2 günde nasıl ve sonraki 4 günde nasıl kılacak?)<br />
CEVAP<br />
13 gün niyet etmeden bugün yarın giderim diye kalsa değil, 2 veya 3 gün 14 daha kalacağına niyet etse yine hep seferi olur. 14 gün sonra yine 14 gün kalacağına niyet etse yine seferidir, 15 günden fazlaya niyet etmediği müddetçe hep seferidir.</p>
<p>Sual: İşim gereği aşağı yukarı günde ortalama 400 km. yolculuk yapıyorum. Bu yolculuklar örneğin; 200 km.lik bir noktaya gidiş ve dönüş şeklinde oluyor ve her akşam yine evime geri dönüyorum, dolayısıyla gittiğim yerlerde hiç geceyi geçirmiyorum. Bu durumda namazları seferi olarak kılmam gerekir mi? Ayrıca yolculuğa bir gün gidip bir gün gitmediğimde de bu seferilik hali devam eder mi?<br />
CEVAP<br />
Evet gittiğiniz yerlerde ve yollarda hep seferi olursunuz. Eğer eviniz vatan-ı aslide değil de ikamet ettiğiniz yerde ise, kendi evinizde de hep seferi olursunuz.</p>
<p>Sual: Evlendiği yer demek (ilk geceyi geçirip gerdeğe girdiği yer mi) demektir?<br />
CEVAP<br />
Evet. Mesela İstanbul’da düğünü olan fakat İzmir’de gerdeğe giren birisi İzmir’de evlenmiş olur.</p>
<p>Sual: Rize’den hanımımı, ağabeyim yengem ile beraber getirebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Salih namahrem de getirebilir. Sefere göndermez. Salih namahrem fasık mahremden daha iyidir.</p>
<p>Sual: Akşam namazını kılmadan İstanbul’dan Ankara’ya otobüsle giderken trafik sıkışıklığından dolayı, şehri çıkmadan yatsı vakti girse, ne yapar?<br />
CEVAP<br />
Şehri çıkınca, diğer üç mezhepten birini taklit ederek akşamla yatsıyı cem eder.</p>
<p>Sual: Büyükada&#8217;dan Ankara’ya gitmek üzere hareket eden bir kimse, adadan çıkar çıkmaz mı seferi olur?<br />
CEVAP<br />
Evet, Büyükada’dan ayrılınca seferi olur. Büyükada ve diğer adalar, bağımsız belde hükmündedir. Seferi olmak için, kilometre hesabını da, Büyükada’dan itibaren hesaplamak lâzımdır. Diyelim ki, Büyükada ile İzmit 110 km. ise İzmit&#8217;e Büyükada’dan giden kimse seferi olur.</p>
<p>Sual: S. Ebediyye’de, (Bir veya iki erkeğin sefere gitmesi mekruhtur. Üç erkeğin gitmesi mekruh olmaz) deniyor. Otobüsle, tek başına sefere gitmek de, mekruh olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır, mekruh olmaz. Otobüste, başka yolcular da olduğu için, tek başına gidilmiş sayılmaz.</p>
<p>Sual: Seferilik mesafesinde olan bir şehre gidip, geceleri bu şehirde kalsak, gündüzleriyse çeşitli sebeplerle bu şehrin ilçe ve köylerine gidecek olsak, bu şehirde mukim mi oluruz, seferi mi oluruz?<br />
CEVAP<br />
Gece kalınan yere itibar edilir. Bu şehirde 15 günden az kalmak niyetiyle gitmişsek seferi oluruz, 15 günden çok kalmak niyetiyle gitmişsek mukim oluruz. Gündüzleri bir yerlere gidip gelmek, mukim veya seferi olmayı etkilemez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/seferilikle-ilgili-cesitli-sual-cevaplar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İctihad hatası</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ictihad-hatasi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ictihad-hatasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 11:52:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[İctihad]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4283</guid>
		<description><![CDATA[İctihad hatası 
Sual: Hazret-i Ali’nin, yaptığı savaşların sebebi neydi? Bu savaşlarda hangi taraf haklıydı?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Eshab-ı kiram arasında olan savaşları, iyi sebeplerden, güzel düşüncelerden ileri geldi bilmek, dünyalık için, menfaat için bilmemek gerekir; çünkü onların ayrılığı ictihad ve tevil ayrılığıydı. Heva ve hevesten doğan ayrılık değildi. Ehl-i sünnet âlimleri hep böyle söylüyor. Şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İctihad hatası</strong> </span></p>
<p>Sual: Hazret-i Ali’nin, yaptığı savaşların sebebi neydi? Bu savaşlarda hangi taraf haklıydı?<br />
CEVAP<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Eshab-ı kiram arasında olan savaşları, iyi sebeplerden, güzel düşüncelerden ileri geldi bilmek, dünyalık için, menfaat için bilmemek gerekir; çünkü onların ayrılığı ictihad ve tevil ayrılığıydı. Heva ve hevesten doğan ayrılık değildi. Ehl-i sünnet âlimleri hep böyle söylüyor. Şu kadar var ki, hazret-i Ali ile savaşanlar, hata etti. Hak, hazret-i Ali tarafındaydı; fakat<br />
<span id="more-4283"></span><br />
hataları ictihad hatası olduğundan, bir şey denemez ve dil uzatılamaz. Şerh-ı mevakıf kitabında Âmidî, (Cemel ve Sıffin vakaları ictihad yüzündendi) diyor. Ebu Şekûr-i Sülemî, Temhid kitabında, (Ehl-i sünnet vel-cemaate göre hazret-i Muaviye ve onunla beraber olanlar hata etmişlerdi; fakat hataları, ictihad hatasıydı) diyor. İbni Hacer-i Mekkî, Savâık kitabında, (Hazret-i Ali’nin hazret-i Muaviye ile savaşı, ictihad sebebiyleydi. Ehl-i sünnet âlimleri böyle bildiriyor) diyor. (1/251)</p>
<p>İmam-ı Nevevi hazretleri de, Müslim hadislerini açıklarken buyuruyor ki:<br />
O savaşlarda, Eshab-ı kiramın her biri, kendi ictihadına uygun iş yaptı. Bunun için hiçbirini ayıplamak doğru değildir. Bununla beraber, hazret-i Ali ve onun ictihadında olup, ona uyanlar, ictihadda doğruyu bulmuşlardı. Karşılarındakiler ictihadda yanılmışlardı; fakat ictihadda yanılma olduğu için kötülenemez. Yanılanlar bir sevab aldı. Doğruyu bulanlar on sevab aldı. Yanıldılar demek bile doğru değildir. Yanılanları da iyilikle anmak lazımdır. (Müslim şerhi, Mektubat-i Masumiyye 2/36, Redd-i Revafıd)</p>
<p>Bu savaşlar sebebiyle, hepsinin Cennetlik olduğu nassla [âyet ve hadisle] bildirilen Eshab-ı kiramdan bir kısmına dil uzatılırsa, fâsık veya kâfir denirse, o konudaki âyetler inkâr edilmiş olur. Eshab-ı kiramın Cennetlik olduğunu bildiren âyet-i kerimelerden birinin meali şöyledir:<br />
(Mekke’nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlara, fetihten sonra verenlerden ve savaşanlardan daha yüksek derece vardır. Bunların dereceleri eşit değilse de, hepsi için Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10]</p>
<p>Bazı cahiller iki Müslüman birbiriyle savaşır mı diyorlar. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Müminlerden iki fırka birbiriyle savaşırsa aralarını bulun!) [Hücurat 9]</p>
<p>O halde, İmam-ı Nevevi hazretlerinin, (Yanıldılar demek bile, doğru değildir) sözünü esas alarak, (Bir tarafın ictihadı hatalıydı) bile dememiz uygun olmaz; çünkü müctehid âlimler, bu savaşlar hakkındaki ictihadlarını bildirebilirler; ama bizim avam olarak, bir tarafın hata veya isabet ettiğini söylememiz caiz olmaz. Sadece Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerini nakledebiliriz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ictihad-hatasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mevlana Celaleddin Rumi</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/mevlana-celaleddin-rumi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/mevlana-celaleddin-rumi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 06:22:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[celaleddin]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4281</guid>
		<description><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi 
Adı Muhammed, lakabı Celaleddin olup, Anadolu’ya gelip yerleştiği için, Rûmî diye anılmıştır. Mevlana diye meşhur olmuştur. Mevlana, efendimiz demektir. 1207 yılında Belh şehrinde doğdu, 1273 yılında Konya’da vefat etti. Kadiri tarikatında idi.
Soyu baba tarafından Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddîk’a, anne tarafından İbrahim Edhem hazretlerine ulaşmaktadır. Babası sultan-ül-Ulema Muhammed Behaeddini Veled büyük âlim ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Mevlana Celaleddin Rumi </span></strong></p>
<p>Adı Muhammed, lakabı Celaleddin olup, Anadolu’ya gelip yerleştiği için, Rûmî diye anılmıştır. Mevlana diye meşhur olmuştur. Mevlana, efendimiz demektir. 1207 yılında Belh şehrinde doğdu, 1273 yılında Konya’da vefat etti. Kadiri tarikatında idi.</p>
<p>Soyu baba tarafından Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddîk’a, anne tarafından İbrahim Edhem hazretlerine ulaşmaktadır. Babası sultan-ül-Ulema Muhammed Behaeddini Veled büyük âlim ve Veli idi. Daha çocuk iken babasının kalbindeki feyizlere kavuştu. Beş yaşında iken kiramen katibin meleklerini, Evliyanın ruhlarını ve sokaktaki cinleri görürdü. (Nefehat)<br />
<span id="more-4281"></span><br />
Ney ve dümbelek çalmadı. Dönmedi, raks etmedi. Bunları, sonra gelen cahiller uydurdu.</p>
<p>Farsça olan Divanında 30 bin, Mesnevi’sinde 47 bin beyt vardır. Daha bir çok kıymetli eserleri de bulunmaktadır.</p>
<p>Nakşibendi tarikatının büyüklerinden Abdullah-i Dehlevi hazretleri, (Mevlana Celaleddin, Evliyanın büyüklerinden ve Ehl-i sünnet âlimlerinden idi) buyurdu. Yine buyurdu ki: (Üç kitabın eşi yoktur. Bunlar, Kur&#8217;an-ı kerim, Buhari’yi şerif ve Celaleddin-i Rumi’nin Mesnevi’sidir.) [Mekatib-i şerife m.107]</p>
<p>Yani, Evliyalık yolunun kemalatını bildiren kitapların en üstünü Mesnevi’dir. Evliyalık ve nübüvvet yollarının kemalatını ve inceliklerini bildirmekte ise, İmam-ı Rabbaninin Mektubat’ının eşi yoktur. (S. Ebediyye)</p>
<p>Onun, çeşitli din, mezhep, meşrep sahibi kimseleri kendisine hayran bırakan merhameti, insan sevgisi, tevâzuu, gönül okşayıcılığı gibi üstün vasıfları, mensup olduğu İslam dininin yüksek ahlak telakkîsinden bazı örnekleridir. Onda bunlardan başka İslam ahlakının diğer hususları da kemal derecede mevcuttur. Bunların hepsini saymak, İslamiyet’i tam olarak anlamak ve anlatmakla mümkün olur. Hazret-i Mevlana’yı yalnız bir mütefekkir, şair, hümanist gibi düşünmek ve öylece anlamaya çalışmak asıl varlığı bırakıp herhangi bir özelliği içinde sıkışıp kalmaya benzer. Bu ise, en azından Mevlana’yı çok eksik ve yarım anlamaya, hatta hiç anlamamaya sebep olabilir. Nitekim Hazret-i Mevlana’yı, sözlerini, yolunu anlamanın anahtarını kendisi şöyle dile getirmektedir:<br />
Ben sağ olduğum müddetçe Kur’ânın kölesiyim.<br />
Ben Muhammed muhtârın yolunun tozuyum.<br />
Benim sözümden bundan başkasını kim naklederse;<br />
Ben ondan da bîzârım, o sözlerden de bîzârım.</p>
<p>Tasavvuf deryasına dalmış bir Hak âşığıdır. İlmi, teşbihleri, sözleri ve nasihatleri bu deryadan saçılan hikmet damlalarıdır. O, bir tarikat kurucusu değildir. Yeni usûller ve ibadet şekilleri ihdâs etmemiştir. Ney, dümbelek, tambur gibi çeşitli çalgı âletleri çalınarak yapılan törenler ve âyinler, Hazret-i Mevlana’nın vefatından 3-4 asır sonra meydana çıkmıştır. Halbuki o, ney ve dümbelek çalmadı. Dönmedi, raks etmedi. Bunları sonra gelenler uydurdu. 24 binden ziyade beytiyle dünyaya nûr saçan Mesnevî’sine, her ülkede, birçok dillerde şerhler yapılmıştır. En kıymetlisi Mevlana Câmi’nin kitabı olup, bunun da şerhleri vardır. Türkçe şerhlerinden, Ankara vâlisi Âbidin Paşanın şerhi çok kıymetlidir. Âbidin Paşa bu şerhinde, ney’in, insan-ı kâmil olduğunu ispat etmektedir.</p>
<p>Mevlevîlik, cahillerin eline düştüğünden, bunlar ney’i çalgı sanarak, ney, dümbelek gibi şeyler çalmaya, dönmeye başlamışlar. İbadete, İslam dininin yasak ettiği çirkin şeyler karıştırmışlardır. Hazret-i Mevlana, bırakın ney çalmayı, oynayıp dönmeyi, yüksek sesle zikir bile yapmadı. Nitekim Mesnevî’sinde diyor ki:<br />
Pes zî cân kün, vasl-ı Canan-râ taleb<br />
Bî leb-ü gâm mîgû nâm-ı rab.</p>
<p>Manası şudur:<br />
O halde, Canana kavuşmayı, cân-u gönülden iste<br />
Dudağını oynatmadan, Rabbinin ismini kalbinden söyle.</p>
<p>Bugün, bu tasavvuf üstadının türbesine sonradan konan çalgı âletlerini görenler, işin gerçeğini bilmeyenler, bu mübarek zatın çalgı çaldığını, bu aletlerin onun olduğunu zannetmektedirler. O hakikat güneşini yakından tanıyanlar, bunlara elbette itibar etmez. Zaten bu büyükler, şüpheli şeylerden kaçtıkları gibi, mubahları bile sınırlı ve ölçülü kullanmışlardır.</p>
<p>Hikmet dolu sözlerinden bazıları şunlardır:</p>
<p>Sünnet-i seniyyeye harfiyen uymak lazımdır.</p>
<p>Helal kazanıp helalden yemelidir. Her hareketi Resulullah efendimize uydurmalıdır.</p>
<p>Tenhada, yalnız kalınca da günahtan sakınmalıdır.</p>
<p>Nefsi mağlup etmek için, onu terbiye etmeli. İstediği her şeyi vermemeli. En tesirlisi, oruç tutmak, az uyumak ve gece namaz kılmaktır.</p>
<p>Hakiki bir âlime teslim olmalıdır.</p>
<p>Gizli ve âşikâr Allahü teâlâdan korkun. Günahlardan sakının. Az yiyip, az uyuyun, az konuşun. Çok oruç tutun. Zamanlarınızı namaz kılarak değerlendirin. Şehveti terk edip, sefihlerle, cahillerle mücadele etmeyin. Onlarla oturup kalkmayın. Hep iyi insanlarla beraber olun. Ya hayır konuşun veya susun. İnsanların sıkıntılarına sabredin. Bilin ki, insanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.</p>
<p>Oğlu Sultan Veled&#8217;e nasihatlerinde şöyle buyurdu:<br />
&#8220;Ey oğlum! Her zaman ilim, edep ve takva üzerine bulun. Her zaman din büyüklerinin eserlerini oku, Ehl-i sünnet vel-cemaat yolundan ayrılma. Fıkıh öğren, cahil sofulardan olma. Namazı her zaman cemaatle kıl. Şöhret isteme, zira şöhret âfettir. Makâm mevki düşkünü olma. Yazdığın şeylerde adını yazma. Mahkemelik işin olmasın. Kimseye kefil olma. Halkın işlediği işlere karışma. Devlet büyüklerinin çocuklarıyla arkadaşlık etme. Uzlete çekilip de yalnız kalma. Çok konuşma. Az söyle ve halkın kötülük ve eğrilerinden aslandan kaçar gibi kaç. Kadınlardan sakın. Zenginlerle oturup kalkma. Helal ye ve şüphelilerden kaç. Dünya malına kapılma. Dünya arzusu dinin yok olmasına sebep olur. Çok gülme, çok gülmek kalbin ölümüdür. Herkese şefkatli ol. Dışını süsleme. Dışın süsü; için, kalbin, ruhun harap olduğunu gösterir. Başkalarıyla mücadele etme ve hiç kimseden bir şey isteme. Kimseye hizmet buyurma. Ulemaya, evliyaya, mal ve canla hizmet et. Din büyüklerinin hâllerini, kerametlerini inkâr etme. İnkâr eden mahrum kalır.”</p>
<p>Talebelerine de buyurdu ki:<br />
“Ey bizi sevenler! Sevgili Peygamberimizin gittiği Ehl-i sünnet yolundan yürüyüp, bu yolu ihyâ etmeli. Allahü teâlânın sevdiği ameller, ibadetler ile, helâl yollardan çoluk-çocuğunun ihtiyaçlarını kazanarak, râzı olunan kullar zümresine dâhil olmalı. Hep helâli istemelidir. Söylediklerimiz, dinlediklerimiz, düşündüklerimiz hep helâl olmalı. Her hareketimizi Peygamber efendimizin hâl ve hareketlerine uydurmalıyız. Herkes, bir sanata sahip olmalı ve din ilimlerini iyi öğrenmelidir. Bunu özellikle istiyorum. Bizim yolumuzda olanlara, kıyamet günü yardımcı olur, yüzlerinin ak olmasına çalışırız. Ancak, edebe riâyet etmeyenler ve Ehl-i sünnet yoluna muhalefet edenler, kıyamet günü bizi göremez.”</p>
<p>Menkıbelerinden birkaçı</p>
<p>Haydi ters cevap ver<br />
Âlim bir zat, &#8220;Bugün Mevlana, tertip edilen bu mecliste ne söylerse, karşı gelip, ters cevap vereceğim&#8221; dedi. O sırada Hazret-i Mevlana kapıdan içeri girip buyurdu ki: Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah diyorum. Haydi, ters cevap ver bakalım.</p>
<p>Bu hâli gören o kibirli âlim, tevbe edip üstadın elini öperek sadık talebelerinden oldu.</p>
<p>Ona layık ibadeti kim yapabilir<br />
Hanımı anlatır:<br />
Bir gün namaza durdu. Kur&#8217;an-ı kerim okuyor, bir taraftan da gözlerinden yaşlar akıtıyordu. Evdekilerle birlikte onun bu hâline hayretle bakıyorduk. Namazdan sonra her zamanki gibi tesbihini çekip duasını yaptı. Onun bu hâli bana çok tesir etti, ağlamaya başladım. Sonra; &#8220;Ey efendi, biz günahkârların ümîdi sensin. Bu kadar çok ibadetinle, böyle korkar, ağlar, yalvarırsan, biz bu tembel hâlimizle kıyâmette ne yaparız” dedim.</p>
<p>Yemîn ederek şöyle söyledi:<br />
Allahü teâlânın bana verdiği nîmetlerin, ihsânların yanında benim yaptığım ibadet, yalvarışlar ve bütün hareketlerim, ziyâde kusûr ve nihâyetsiz eksiklikten başka bir şey değildir. Bütün bu korku ve yakarışlarımla; Ey Kerîm olan Allah&#8217;ım! Benim gibi bir âcizin, bir çâresizin kuvveti ve tâkatı ancak bu kadardır, mâzur buyur yâ Rabbî demek istiyorum. Yoksa Ona lâyık bir ibadeti kim yapabilir?</p>
<p>Sen kurt oluyorsun<br />
Bir gün Selçuklu Sultanı İzzeddîn Keykâvus, onu ziyarete gelmişti. Hazret-i Mevlana ona sultanlara gösterilen iltifatı göstermedi. Sultan bu hâle şaştı ve tevâzu ile; &#8220;Efendim, bana nasihat edin&#8221; dedi.</p>
<p>Sultana şunları söyledi:<br />
Sen nasihatten anlar mısın? Sana, kuzulara çoban ol denmiş, sen kurt oluyorsun. Sana, insanlara bekçi ol denmiş, sen hırsız oluyorsun. Seni sultan yapan Allahü teâlânın değil de, şeytanın sözü ile hareket ediyorsun.</p>
<p>Sultan ağlayarak dışarı çıktı. Medresenin kapısında başını açıp tevbe etti; Yâ Rabbî, Mevlana bana senin adına söyledi. Ben zavallı kul da sana yalvarıyorum. Bana acı ve beni doğru yolda bulundur diyerek pişmanlık içinde oradan ayrıldı.</p>
<p>Bu altınları çamura atın<br />
Selçuklu Sultânı Rükneddîn, Hazret-i Mevlana&#8217;ya beş kese altın gönderdi. Talebelerinden Mecdüddîn, altınları arz edince; Hazret-i Mevlana, &#8220;Beni seviyorsan, bu altınları dışarıdaki çamurun içine at&#8221; buyurdu. Emir hemen yerine getirildi.</p>
<p>Dünyâya düşkün olan kimseler bunu duyup, çamurun içinde altınları aramaya başladılar. Fakat üstleri, başları, yüzleri çamurdan görünmez hâle geldi.</p>
<p>Hazret-i Mevlana, talebelerine onların bu durumlarını göstererek buyurdu ki:<br />
Bu altınlar, şu gördüğünüz dünyâ ehlinin üstünü başını batırdığı gibi, ahiret ehli olanların da kalbini kirletir. Çeşitli günahlara sevk edip, ibadetlerden alıkoyar. Dünya için çalışmayın demek istemiyorum. Dünya malının sevgisini kalbinize koymayın diyorum. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyâya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışmak lazım gelir. Burada dikkat edilecek nokta; hırsa kapılmadan kanâat üzere bulunmaktır. Dünyada, ahiret saadeti için çalışmalı, kazanmalı, niyeti düzeltmelidir. Çünkü İslamiyet, insanlara faydalı olmayı emreder. En büyük saadet, en büyük sermaye, helâlinden kazanıp, hayır ve hasenât yaparak ahirete göndermektir. Buna rağmen asıl sermaye, mal, mülk, para sahibi olmak değil, ilim, amel, ihlâs ve güzel ahlak sahibi olmaktır.</p>
<p>Altın yapma ilmi<br />
Bedreddîn Tirmizi isimli bir zat, simyâ ilmi ile uğraşırdı. Hazret-i Mevlana&#8217;nın ismini duyarak Konya&#8217;ya ziyaretine geldi. Önce oğlu Sultan Veled&#8217;e uğrayarak, yapacağı altınlardan her gün bir miktar Mevlana&#8217;nın talebelerine vereceğini vaat etti. Bu haberi Mevlana&#8217;ya ulaştırdılar, fakat o hiç cevap vermedi. Birkaç gün sonra Bedreddîn&#8217;in çalıştığı yere gitti. Bedreddîn simyâ ilmiyle altın yapmaya çalışıyordu. Mevlana&#8217;nın geldiğini görünce, ayağa kalktı. Mevlana, oradaki demirden, bakırdan ve diğer madenlerden yapılmış eşyaları teker teker alıp Bedreddîn&#8217;e vermeye başladı. Bedreddîn, her eline gelen eşyanın som altından yapılmış olduğunu hayretle gördü.</p>
<p>Bedreddîn&#8217;in şaşkın bir hâlde kendisine baktığını görünce Hazret-i Mevlana ona buyurdu ki:<br />
Kardeşim, simyâ ile uğraşmayı bırak. Çünkü sen ahirete gidince, simyâ dünyâda kalacaktır. Sen öyle bir simyâ ile uğraş ki, seninle beraber ahirete gitsin. İşte o da din ilmidir. Bu, kalbden mâsivâyı, yani Allahü teâlâdan başka her şeyin sevgisini çıkarıp, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri kalbe doldurmakla olur.</p>
<p>Mevlana’ya havale olundu<br />
Sultan Mahmud’un saray nazırlarından Halet efendi, mevlevi idi. Mevlana Halid-i Bağdadinin şöhret ve itibarını çekemeyerek kendisini halifeye çekiştirdi ve (Onbinlerle adamı vardır. Devlet ve saltanat için tehlikelidir. Ortadan kaldırılması lazımdır) dedi. Sultan Mahmud da (Gerçek din adamlarından devlete zarar gelmez) diyerek sözüne kıymet vermedi. Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri bunu işitince, halifeye hayır ve selametle dua edip (Halet efendinin işi, piri Celaleddin-i Rumi hazretlerine havale olundu. Onu huzuruna çekip, cezasını verecektir) buyurdu. Az zaman sonra sultan Mahmud han, Mora isyanına sebep olduğu için, onu Konya’ya sürdü. Orada idam olundu.</p>
<p>Bir duası<br />
Ey affı çok olan, günahları örten Rabbim, o günahlar dolayısı ile bizden intikam alma. Bize azâb etme.</p>
<p>Ey mahlûkâtın, yaratıkların canlıların ihtiyacını gideren Rabbim! Sen varken hiç bir kimseyi hatırlamak ve ondan bir şey ummak lâyık değildir.</p>
<p>Ey ihsânı çok olan Rabbim! Cefâ içinde geçip giden ömre merhamet et.</p>
<p>Ey affetmeyi seven Rabbim! Bizi affeyle. İsyân derdimize çâre eyle.</p>
<p>Ey yardım isteyenlerin yardımcısı! Bizi hidâyete çıkar.</p>
<p>Ey âlemin yaratıcısı! Kasvetli, kararmış, katılaşmış âdetâ taş gibi olmuş olan kalbimizi mum gibi yumuşat, feryâdımızı, âh u vâhımızı, hoş eyle ki rahmetini çeksin.</p>
<p>Yâ Rabbî, hâlimize göre muâmele etme. Kendi ikrâm ve ihsânına göre muâmele et.</p>
<p>Kerem ve lütfünle hidâyet ettiğin kalbi tekrar sapıklığa meylettirme.</p>
<p>Yâ Rabbî, dua ve yakarışlarımızda sana lâyık olmayan sözleri bilmeyerek söyleyip hatalarda bulunmuş isek, o kelimeleri sen ıslâh et ve duamızı kabul buyur. Çünkü sözlerin hâkimi ve sultanı ancak sensin.</p>
<p>Yâ Rabbî! Sana ne arz edeyim. Çünkü sen gizli ve açık her şeyi bilirsin.&#8221;</p>
<p>Hazret-i Mevlana<br />
Konya’dan çıkarken, ne gelmişse kalbine<br />
Şam&#8217;a gidecek iken, uğradı Nusaybin&#8217;e.</p>
<p>Zangoçlar ve papazlar, haçlara tapıyorlar<br />
İstidraç ve sihirle, halka şov yapıyorlar</p>
<p>Ters ters baktıktan sonra, hazreti Mevlana&#8217;ya,<br />
Bir erkek çocuğunu, uçurdular havaya.</p>
<p>Mevlana Celaleddin, bir duâ etti o an,<br />
Havada kala kaldı, inmedi yere oğlan</p>
<p>Korkudan ağlayarak şöyle dedi o çocuk;<br />
&#8220;Düşüp de öleceğim, indirin beni çabuk!”</p>
<p>Papazlar ve zangoçlar yere serdi gocuğu<br />
Hiç biri indiremedi, havadan o çocuğu.</p>
<p>Çocuk bağırıyor hep: &#8220;Bu öyle değil kolay<br />
O zâtın duâsıyla, oldu bu tuhaf olay.</p>
<p>Ancak onun duâsı, kurtarır beni bundan,<br />
Yoksa helak olurum, yere düşüp buradan.&#8221;</p>
<p>Papazlar mecbur kalıp, yalvardılar kaç kere,<br />
Dediler: &#8220;Duâ et de, çocuğu indir yere.&#8221;</p>
<p>Buyurdu ki: &#8220;Nereye varır bu işin sonu?<br />
Kelime-i şehâdet, kurtarır ancak onu.&#8221;</p>
<p>Korkup bekleyen çocuk, sevindi bu habere,<br />
şahâdeti söyleyip kolayca indi yere.</p>
<p>Papazlar şahit oldu, böyle bir keramete<br />
İnsaf edip hepsi kavuştu hidayete</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/mevlana-celaleddin-rumi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur’an-ı kerim ve CD</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kur%e2%80%99an-i-kerim-ve-cd.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kur%e2%80%99an-i-kerim-ve-cd.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 06:15:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[cd]]></category>
		<category><![CDATA[kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4279</guid>
		<description><![CDATA[Kur’an-ı kerim ve CD 
Sual: Kur’an-ı kerimin bazı surelerini CD’ye almak ve dinlemek caiz midir?
CEVAP
Sevab olsun diye dinlemek caiz olmaz; çünkü aletten çıkan sesi dinlemekle Kur’an-ı kerim dinlenmiş olmaz. Ancak okumayı veya tecvitle okumayı öğrenmek için yahut bazı ayetleri ezberlemek için, Kur’an-ı kerim surelerini CD’ye almak ve dinlemek

caizdir. Hoparlörden çıkan ses, aslı değil de benzeri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Kur’an-ı kerim ve CD </span></strong></p>
<p>Sual: Kur’an-ı kerimin bazı surelerini CD’ye almak ve dinlemek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Sevab olsun diye dinlemek caiz olmaz; çünkü aletten çıkan sesi dinlemekle Kur’an-ı kerim dinlenmiş olmaz. Ancak okumayı veya tecvitle okumayı öğrenmek için yahut bazı ayetleri ezberlemek için, Kur’an-ı kerim surelerini CD’ye almak ve dinlemek<br />
<span id="more-4279"></span><br />
caizdir. Hoparlörden çıkan ses, aslı değil de benzeri ise de, yine de saygı göstermeli, dinlerken başka işle meşgul olmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kur%e2%80%99an-i-kerim-ve-cd.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gıybet etmek</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/giybet-etmek.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/giybet-etmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2010 06:18:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4277</guid>
		<description><![CDATA[Gıybet etmek 
Sual: Gıybet nedir?
CEVAP
Belli bir mümin veya zimmi kâfirin aybını, onu kötülemek için arkasından söylemek, gıybet olur. Gıybet, haramdır. Dinleyen, o kimseyi tanımıyorsa, gıybet olmaz.
Gıybet olunan kimse, bedeninde, nesebinde, ahlakında, işinde, sözünde, dininde, dünyasında, hatta elbisesinde, evinde, hayvanında bulunan bir kusur, arkasından söylendiği zaman, bunu işitince üzülürse, gıybet olur. Duyunca üzüleceği bir sözü yüzüne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Gıybet etmek</strong> </span></p>
<p>Sual: Gıybet nedir?<br />
CEVAP<br />
Belli bir mümin veya zimmi kâfirin aybını, onu kötülemek için arkasından söylemek, gıybet olur. Gıybet, haramdır. Dinleyen, o kimseyi tanımıyorsa, gıybet olmaz.</p>
<p>Gıybet olunan kimse, bedeninde, nesebinde, ahlakında, işinde, sözünde, dininde, dünyasında, hatta elbisesinde, evinde, hayvanında bulunan bir kusur, arkasından söylendiği zaman, bunu işitince üzülürse, gıybet olur. Duyunca üzüleceği bir sözü yüzüne karşı da söylemek günahtır.<br />
<span id="more-4277"></span><br />
Kapalı söylemek, işaret ile, hareket ile bildirmek, yazı ile bildirmek de, hep söylemek gibi gıybettir.</p>
<p>Bir müslümanın günahı ve kusuru söylendiğinde, hafızların, din adamlarının, (Elhamdülillah, biz böyle değiliz) demeleri, gıybetin en kötüsü olur. Birisinden bahsedilirken, (Elhamdülillah, Allah bizi hayasız yapmadı) gibi, onu kötülemek, çok çirkin gıybet olur. (Falanca kimse çok iyidir, ibadette şu kusuru olmasa, daha iyi olurdu) demek de gıybet olur.<br />
Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
(Birbirinizi gıybet etmeyiniz.) [Hucurat 12]</p>
<p>Gıybet, adam çekiştirmek demektir. Birisini gıybet etmenin, ölmüş insanın etini yemek gibi olduğu bildirildi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:</p>
<p>(Miraca çıkarıldığımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan kimseler gördüm. &#8220;Bunlar kim&#8221; dedim. Cebrail aleyhisselam, &#8220;Gıybet ederek insanların etini yiyen, şahsiyetlerini zedeleyen kimselerdir&#8221; dedi.) [Ebu Davud]</p>
<p>(Kıyamette bir kimse, sevap defterinde, yapmadığı ibadetleri görür. &#8220;Bunlar seni gıybet edenlerin sevaplarıdır&#8221; denir.) [Harâiti]</p>
<p>(Bir cemaat içinde bulunurken, bir kimse hakkında gıybet edildiğini görürsen, o kimse için yardımcı ol. Ve cemaatı da ondan men etmeye çalış veya oradan kalk git.) [İ.Ebiddünya]</p>
<p>(Din kardeşinin yüzüne söylemekten hoşlanmayacağın şey gıybettir.) [İbni Asakir]</p>
<p>(Bir kimsenin yanında din kardeşi gıybet edilir de, yardıma muktedirken ona yardım etmezse, Allahü teâlâ o kimseyi dünya ve ahirette rezil eder.) [İbni Ebiddünya]</p>
<p>(Bir kimsenin malı az, çoluk çocuğu çok, namazı güzel olursa ve müslümanları gıybet etmezse, kıyamette onunla yan yana oluruz.) [Hatib]</p>
<p>(Falancanın boyu kısadır) diyen birisine, Peygamber efendimiz, (Bu sözün denize atılsa, denizi kokutur) buyurdu. (Tirmizi)</p>
<p>Gıybet, insanın sevaplarının azalmasına, başkasının günahlarının kendine verilmesine sebep olur. Bunları her zaman düşünmek, gıybet etmeye mani olur. (İslam Ahlakı)</p>
<p>Gıybetin zararı<br />
Sual: Gıybetten kurtulmak mümkün müdür?<br />
CEVAP<br />
Evet, gıybeti ve zararını bilen gıybetten kaçıp kurtulur. Mesela yılanı ve zararını bilen, yılanla oynar mı? Yılanı koynuna alıp yatar mı? Gıybetten kurtulmak için:<br />
1- Gıybetin zararını düşünmeli! Gıybet sebebiyle, sevaplarının gideceğini, hatta gıybet ettiği kimsenin günahlarını da yükleneceğini bilmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Kıyamette, sevap defteri açılan bir kimse, &#8220;Dünyada iken, şu ibadetleri yapmıştım, burada yazılı değil&#8221; der. &#8220;Onlar, silinip gıybet ettiklerinin defterlerine yazıldı&#8221; denir.) [İsfehani]</p>
<p>2- Gıybet, dünyada da alında bir kara lekedir! Kendine dedikoducu dedirtmemelidir. Çünkü Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Gıybet edeni dinleyen de günahta ortaktır.) [Taberani]</p>
<p>3- Bir kimse, başka birine kırgınsa, onu kötülemeye çalışır, gıybetini eder. Başkasına kızıp da kendini Cehenneme atmanın ahmaklık olduğunu bilen, gıybet etmez. Gıybet etmekle, ona zarar vermiş olmuyor, kendini felakete atıyor. Üstelik sevmediği kişinin günahlarını alıp, yerine kendi sevaplarını veriyor.</p>
<p>4- Bazen topluluktakileri memnun etmek, onları güldürmek için gıybet edilir. İnsanları memnun etmek için, Allahü teâlânın gazabına maruz kalmayı istemek ne kadar yanlıştır.</p>
<p>5- Gıybet eden, övülmeyi, herkesin kendisinden bahsetmesini ister. Bu bakımdan kendini övmek için dolaylı yolları seçer. Mesela, (Falanca çok geçimsizdir) der. Bu, (Ben geçim ehliyim) demektir. Cömert olduğunu bildirmek için, (Falanca çok cimridir) der. Eğer böyle gıybet edeni dinleyen, akıllı birisi ise, kendini bu şekilde övene hiç değer vermez, onun değersiz olduğunu anlar. Bunları dinleyen akıllı değil de, cahil, ahmak birisi ise, gıybet ettiği için ona değer verse, ne çıkar? Kazancı ne olur?</p>
<p>6- Başkalarını gıybet edip kusur araştıran kimse, kendi kusurlarını göremez. Halbuki kendi kusurları ile meşgul olan başkalarının kusurlarını göremez. Başkalarının kusurları ile uğraşan birisinin, kendi kusurunu görmeyen zavallı bir ahmak olduğu anlaşılır.</p>
<p>7- Kıskanç olan, mal sahiplerini kötüler. (Malı çok ama yemesini bilmez, cimrinin biridir) der. Yahut mevki sahibi için, (Müdür oldu diye kendini bir şey zannediyor) der. Böyle söylemekle, gıybet edilenin ne malı azalır, ne de makamı elden gider. Buna rağmen kıskançlık ateşi, söyleyeni yakıp kavurur. Üstelik, gıybet günahına girdiği için sevaplarını sevmediği kimseye vermeye mahkum olur.</p>
<p>Sual: Dini bir meseleyi öğrenmek için, (Beyim şunu yapıyor, caiz midir?) diye soruyorum. Beyimi gıybet etmiş oluyor muyum?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Fakat beyinden bahsetmeyip, (Bir erkek hanımına şöyle yapsa caiz olur mu?) diye sormak daha uygun olur.</p>
<p>Sual: İstişare edene, (O erkeğin veya kızın şu kusuru vardır) demek, yahut, (O malı alma, şu kusuru var) demek gıybet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Gıybet olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Facirin hâlini anlatmaktan çekinmeyin ki halk, onun zararından korunsun.) [Taberani]</p>
<p>Sual: Meşhur lakabı ile bilinenden bahsederken, mesela (Kara Bülent) demek gıybet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Bu lakabı ile çağırılınca üzülmüyorsa gıybet olmaz.</p>
<p>Sual: Arkadaşımı, kötü arkadaşlardan korumak için, (Falan kumarbazdır, diğeri de sarhoştur) demek gıybet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Gıybet olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Hayasızdan bahsetmek gıybet olmaz.) [İ.Adiy]</p>
<p>Sual: Birisini kasdederek kaş göz hareketi yapmak günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Eğer o, o hareketten dolayı üzülürse gıybet olur, günah olur. Üzülmezse hoşlanırsa günah olmaz, caiz olur.</p>
<p>Sual: Hükümetteki insanlar hakkında konuşmak gıybet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Açıkça yanlış yapıyorlarsa söylemek caizdir.</p>
<p>Sual: Savunanlara karşı, cahil şeyhlerin yanlışlıklarını söylemek, kötülemek gerekmez mi? Müslümana bunu bildirmek gıybet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Onların liderleri yanlarında kötülenirse, onlar da ehl-i sünnet âlimlerine hücum eder. Buna sebep olmamak lazım. Kendi aranızda kötülükleri söylenir. Zararlarından korunmaya çalışılır. Kötülerin zararından korunmak için kötülüğünü söylemek gıybet olmaz.</p>
<p>Gıybet zinadan kötüdür<br />
Sual: Gıybetin zinadan kötü olduğunu bildiren hadise uydurma diyorlar. Bu hadis din kitaplarında yok mudur?<br />
CEVAP<br />
O hadis-i şerifin meali şöyledir:<br />
(Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina edip tevbe eder de, [bir daha yapmazsa], Allahü teâlâ onun tevbesini kabul eder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.) [İbni Ebid-Dünya, Deylemi, Taberani, Beyheki, Tergib ve Terhib, İ. Şarani, İ. Gazali]</p>
<p>İslam âlimlerinin kitaplarında bulunan hadis-i şeriflere itiraz edilmez, dil uzatılamaz. Ancak acaba açıklaması nasıldır, âlimlerimiz ne bildirmişlerdir diye sorulabilir.</p>
<p>Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:<br />
(Fitne, katillikten daha kötüdür.) [Bekara 191]</p>
<p>Âyet-i kerimede fitnenin adam öldürmekten daha büyük günah olduğu bildiriliyor. Fitne nasıl olur da katillikten daha kötü denmediği gibi, gıybet nasıl olur da zinadan daha kötüdür denmez. Adam öldürmek bir suç ise, fitne bir çok suçlara sebep olabilir. Fitnenin, birçok anlamı vardır. Daha çok küfür, bozgunculuk, bölücülük, bela, imtihan gibi anlamlara gelir. Fitne, bir çok müslüman kanı dökülmesine veya bir müslüman ülkenin küffârın eline geçmesine sebep olabilir.</p>
<p>Bir kimse, nefsine, şeytana ve kötü arkadaşa uyup zina etmişse, sonra pişman olup bir daha yapmamışsa, Allahü teâlâ onun tevbesini kabul eder. Ama gıybet, söz taşımak, bir çok fitnelere sebep olabilir. Gıybete kolayca girildiği, zararının sınırı olmadığı için bu şiddetli bir ikazdır.</p>
<p>Gıybet, Kur&#8217;an-ı kerimde, ölü kardeşinin etini yemeye benzetilmiştir. Bir âyet meali:<br />
(Birbirinizin kusurunu araştırmayın, arkasından çekiştirmeyin, gıybet etmeyin. Kim ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Bu tiksindiricidir. O halde Allah&#8217;tan korkun.) [Hucurat 12]</p>
<p>Gıybet, söz taşımak ve diğer günahlardan kaçınmak, nefs ile cihad olup, cihad-ı ekber olarak bildirilmiştir. Gıybetin verdiği zararlar hakkında hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Miracda göğüslerinden asılarak azap edilenleri gördüm. “Bunlar, kaş göz işaretiyle alay ve gıybet edenlerdir” dendi. Nitekim Kur’anda, [mealen] şöyle buyuruluyor: (İnsanları arkadan çekiştirip, kaş göz ile alay edenlerin vay haline!) [Hümeze1] (Beyheki)</p>
<p>(Miracda, Cehennemde kokmuş leş yiyenlerin kim olduğunu sordum. “Bunlar, gıybet ederek insanların etlerini yiyenlerdir” dendi.) [I. Ahmed]</p>
<p>(Gıybet ve kovuculuk, kişinin imanını zayıflatarak yok eder.) [İsfehani]</p>
<p>(Cehennemden en son çıkan, gıybetten tevbe edendir. Cehenneme ilk giren, gıybetten tevbe etmeden ölendir.) [R.Nasıhin]</p>
<p>(Gıybet, etmek leş yemekten daha kötüdür.) [İ.Hibban]</p>
<p>(Biri için söylenen kusur, onda varsa, gıybettir, yoksa iftira olur.) [Müslim]</p>
<p>(Gıybet edenin duası kabul olmaz.) [Şir’a]</p>
<p>(Gıybet eden Cehennemliktir.) [İsfehani]</p>
<p>(Dört kişinin, çektikleri şiddetli azaptan, Cehennemdekiler rahatsız olur. Biri, ateşten bir tabut içindedir, ikincisi bağırsaklarını yerde sürür, üçüncüsü kan ve irin kusar, dördüncüsü kendi etini yer. İlki borçlu olarak öldü. İkincisi idrardan sakınmazdı. Üçüncüsü, müstehcen konuşurdu. Dördüncüsü, gıybet ve kovuculuk ederdi.) [Taberani]</p>
<p>(Beş şey oruç ve abdestte hayır bırakmaz: Yalan, gıybet, söz taşıma, şehvetle harama bakmak, yalan yere yemin etmek.) [Deylemi]</p>
<p>(Oruç, ateşe kalkandır. Gıybetle parçalanmadıkça korur.) [Buhari]</p>
<p>(Gıybet yapmayan Allahü teâlânın güvencesindedir.) [İbni Huzeyme]</p>
<p>(Leş yemek, gıybet ederek, arkadaşının etini yemekten daha hafiftir.) [Ebuşşeyh]</p>
<p>Yeni defnedilen iki ölü için Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Şimdi onların kabirleri ateşle dolduruldu, azap içindedir. Feryatlarını insan ve cinden başka her mahluk işitti. Eğer gizleyebilseydiniz, benim işittiklerimi siz de işitirdiniz. Bunlardan biri, idrardan sakınmazdı, öteki de, insan eti yerdi [gıybet ederdi].) [İ.Ahmed, İbni Cerir]</p>
<p>Resulullah gıybet edene, (Tevbe et, kardeşinin etini yedin) buyurdu. (Taberani, İ. Ebi Şeybe)</p>
<p>Suç işleyerek cezalandırılan birisini gıybet edenlere, Resulullah efendimiz, (Şu eşeğin leşinden yiyin. Gıybet etmek, şu eşek leşini yemekten daha kötüdür) buyurdu. (İbni Hibban]</p>
<p>Netice: Resulullah efendimizin (Vârislerim) dediği, Allahü teâlânın güvendiği zatlara yani İslam âlimlerine karşı en azından edebi muhafaza etmeli, din düşmanlarına aldanıp suizan etmemeli. Allahü teâlânın, dinini, soysuzlara karşı bu mübarek zatlar vasıtasıyla muhafaza edip, yaydığını unutmamalı.</p>
<p>Gıybetin kefareti<br />
Gıybet etmenin kefareti, üzülüp tevbe etmek ve helalleşmektir. Pişman olmadan helalleşmek, riya olur, ayrı bir günah olur. Gıybet, üç türlüdür:<br />
1- (Bu gıybet değil, onda olan şeyleri söyledim) demek. Böyle söylemekle, harama helal demiş olur ki, çok tehlikelidir.</p>
<p>2- Gıybet olunan, bunu duymuşsa, tevbe etmekle affedilmez. Onunla helalleşmek de gerekir. Bir hadis-i şerif meali: (Gıybetini yaptığı kişi, gıybet edeni affetmedikçe, mağfiret olunmaz.) [Deylemi]</p>
<p>3- Gıybet olunanın bundan haberi yoksa, tevbe ve istiğfar etmekle ve ona hayır dua etmekle affolur. (Ya Rabbi beni de, gıybetini ettiğim kişiyi de affet) diye dua etmelidir! İki hadis-i şerif meali :<br />
(Gıybetin kefareti, gıybet edilenin mağfireti için dua etmektir.) [İbni Lâl]</p>
<p>(Gıybet eden, gıybet edilen için mağfiret dilerse gıybet günahına kefaret olur.) [Hatib]</p>
<p>İhtiyaç halinde gıybeti caiz olanlar<br />
1- Bir haksızlığı, bir yolsuzluğu şikayet için, ilgili mercilere bildirmek.</p>
<p>2- Etkili ve yetkili birisine, (Falanca, gayri meşru iş yapıyor, buna mani olun) demek.</p>
<p>3- Bid&#8217;at sahibi ile gezen birine, (Onunla gezme, o mezhepsizdir) demek.</p>
<p>4- Şahitlikte, (Falanca şöyle yaptı) demek.</p>
<p>5- İnsanları, açıktan günah işleyenlerden korumak için, mesela (O kumarbazdır) demek.</p>
<p>6- Müslümanları, bid’at ehlinin zararlarından korumak için, bunların kitaplarının ve yazılarının bozukluğunu, sözle veya yazı ile bildirmek. [Bunu yapmak, aynı zamanda dinin emridir.]</p>
<p>Sual: Helal edeceği bilinse, ana babanın gıybeti caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Caiz değildir, günahtır, helâlleşmek gerekir. Ana baba hakkını helâl etse de, gıybet etmek günah olduğu için, ayrıca tevbe etmek de gerekir.</p>
<p>Sual: Kâfiri gıybet etmek de haram mıdır?<br />
CEVAP<br />
Zimmî kâfiri gıybet etmek haramdır, harbi kâfiri gıybet etmek caizdir. Şimdi dünyada zimmî kâfir yoktur. Kim olursa olsun, ağzımızı gıybete alıştırmamalıyız.</p>
<p>[Halifelik döneminde, İslam devletinde yaşayıp, cizye ve haraç veren kâfire zimmî, kendi ülkesinde yaşayan, İslam devletine bağlı olmayan kâfire de harbi denirdi.]</p>
<p>Sual: Bir kimsenin gıybet ettiğini görünce, ne yapmalıyız?<br />
CEVAP<br />
Söyleyince kabul edecek biriyse mani olmalı, böyle değilse konuyu değiştirmeye çalışmalı veya orayı terk etmeli. Bunlar da mümkün olmazsa, kalben gıybete razı olmamalıdır.</p>
<p>Gıybet, üç çeşittir:<br />
Sual: Helalleşmeden affa uğrayan gıybet var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Gıybet üç türlüdür:</p>
<p>1- Küfür olan gıybet:<br />
Gıybet edip, (Benimki gıybet değil, onda olanları söyledim) derse, haram olan gıybete helal dediği için küfür olur. Zaten gıybet, onda olanı söylemektir. Onda olmayanı söylemekse iftiradır, daha büyük günahtır. Küfürden tevbe eder gibi, tevbe etmesi gerekir.</p>
<p>2- Duyulan gıybet:<br />
Yaptığı gıybeti, gıybet edilene duyurmaktır. Büyük haram olur. Tevbe etmekle affedilmez, onunla helalleşmek de lazım olur.</p>
<p>3- Duyulmayan gıybet:<br />
Gıybet olunanın bundan haberi olmaz. Tevbe ve istiğfar etmekle ve ona hayır dua etmekle affolur. (Berika)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/giybet-etmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hıristiyanlıkta devlet idaresi</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/hiristiyanlikta-devlet-idaresi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/hiristiyanlikta-devlet-idaresi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2010 06:11:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hıristiyanlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4274</guid>
		<description><![CDATA[Hıristiyanlıkta devlet idaresi 
Sual: Avrupa Hıristiyan olduğu halde, ne diye devlet idareleri Hıristiyanlık dinine göre uygulanmıyor?
CEVAP
Mevcut İncillerde, muamelata yani alış veriş, aile, kira, ücret vs. hukuklarına ve siyasi hukuka dair hükümler yoktur. Avrupa’da laikliğin getirilmesi de bu yüzdendir. Hıristiyanlık hiçbir ihtiyacı karşılayamıyor. Onun için kendileri yeni kanunlar çıkarmak zorunda kalmışlardır. Hıristiyanlıkla Müslümanlık arasında bu konuda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Hıristiyanlıkta devlet idaresi </span></strong></p>
<p>Sual: Avrupa Hıristiyan olduğu halde, ne diye devlet idareleri Hıristiyanlık dinine göre uygulanmıyor?<br />
CEVAP<br />
Mevcut İncillerde, muamelata yani alış veriş, aile, kira, ücret vs. hukuklarına ve siyasi hukuka dair hükümler yoktur. Avrupa’da laikliğin getirilmesi de bu yüzdendir. Hıristiyanlık hiçbir ihtiyacı karşılayamıyor. Onun için kendileri yeni kanunlar çıkarmak zorunda kalmışlardır. Hıristiyanlıkla Müslümanlık arasında bu konuda da farklar çok barizdir:<br />
<span id="more-4274"></span><br />
1- Hıristiyanlıkla en küçük bir dernek, bir köy muhtarlığı idare edilemez. Hiçbir idare şekli, yönetim şekli yoktur. Devletin şekli nasıldır? Devletin başkanının vasıfları nelerdir, bunu kimler seçer? Hiçbiri belli değildir; ama İslamiyet’te bunların hepsi detaylı olarak bildirilmiştir.</p>
<p>2- İslamiyet baştanbaşa bir hukuk sistemidir. 1960 yılına kadar Yahudi İsrail bile, İslam dininin kanunları olan Mecelle’yi tatbik etmiştir. Her olayın cezası bildirilmiştir. Hırsızlık edenin, içki içenin, zina edenin, gaspın, adam öldürmenin insanları yaralamanın, gözünü kulağını çıkarmanın cezaları, hatıra ne geliyorsa hepsinin cezası bildirilmiştir. Hıristiyanlıkta bunların hiçbirisi yoktur.</p>
<p>3- Ceza hukukunda olduğu gibi, diğer hukukta da, mesela miras hukukunda, evlilik hukukunda da her şey inceden inceye detayına kadar bildirilmiştir. Nikâh ve boşanma şekilleri, alış veriş bilgileri, kâr oranları, müşteriyi kandırmanın cezası, işçi ve işveren hakları, ana baba ve evlat hakkı, karı koca ve arkadaş hakkı, komşu hakkı, gayrimüslimlerin hatta hayvanların hakları hep bildirilmiştir.</p>
<p>Misyoner papazların, (Avrupa Hıristiyan olduğu için kalkınmıştır) sözleri tamamen yanlış ve yalandır. Doğrusu, Avrupa Hıristiyanlıktan uzak kaldığı için kalkınmıştır. Hıristiyanlığın devletin idaresine hiçbir etkisi yoktur. Bir ülkenin kalkınmış olmasının Hıristiyanlığa bağlı olup olmamasıyla alakası yoktur. Bugün Japonlar, Hıristiyan olmadıkları halde teknikte çok ileri seviyededir. Teknikte ileri olmak, çalışmaya bağlıdır. Kim uygun şekilde çalışırsa, o ileri olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/hiristiyanlikta-devlet-idaresi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>About the book “Endless Bliss”</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/english-islamic/about-the-book-%e2%80%9cendless-bliss%e2%80%9d.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/english-islamic/about-the-book-%e2%80%9cendless-bliss%e2%80%9d.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 06:22:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[English- Islamic]]></category>
		<category><![CDATA[Bliss]]></category>
		<category><![CDATA[Endless]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4272</guid>
		<description><![CDATA[About the book “Endless Bliss” 
Question: Why is the book Endless Bliss (titled Se’âdet-i Ebediyye in its Turkish original) so valuable?
ANSWER
The reason why it is so valuable is solely because it is based on naql [conveying the religious knowledge that has been communicated by Islamic scholars without making any changes], not on personal thoughts.
It is [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">About the book “Endless Bliss” </span></strong></p>
<p>Question: Why is the book Endless Bliss (titled Se’âdet-i Ebediyye in its Turkish original) so valuable?<br />
ANSWER<br />
The reason why it is so valuable is solely because it is based on naql [conveying the religious knowledge that has been communicated by Islamic scholars without making any changes], not on personal thoughts.</p>
<p>It is a compilation from hundreds of precious religious books, and these source materials are available in many libraries.<br />
<span id="more-4272"></span><br />
However, most of these books have not been translated into other languages. For this reason, it is almost impossible for readers to find and get benefit from them. Why honey is a unique substance stems from the fact that it is produced by deriving the nectars of different flowers. So is the case with the book Endless Bliss. For example, when you guide people who demand a religious book to a big library, you will have advised them not one certain book but thousands of books. In the same way, Endless Bliss is one book at face value, but in reality it is an extraction of a wide range of books.</p>
<p>If we have a look at some comparable ‘ilm-i hâl books on the market, we will see that when they quote the answer of a religious matter correctly from a book, they, somehow, do not give reference to the fiqh book and its page, let alone the erroneous pieces of information they contain. Astonishingly, some of them (those ‘ilm-i hâl books) make errors in conveying information from a credible religious book. However, Endless Bliss, basing all its contents on citations from authentic books, has been checked with meticulous care again and again in order to eliminate even a minor mistake, and the writer of this peerless book has diclosed the reference sources together with their pages of all the information in the book.</p>
<p>Those who read this work of great erudition, composed of information gathered from many books of great value such as Radd-ul-Mukhtâr, Halabî, Hadîqa, Maktûbât-i Rabbânî, will have learned necessary issues pertaining to belief and practice through reading mentioned dependable books. In this book, tenets of belief and the creed of Ahl as-sunna are treated in depth and in a manner that everbody can understand easily. Corrupt groups, religions, and beliefs are listed so that Muslims can protect themselves from their harm. After tenets of belief, the five fundamentals of Islam are touched upon exhaustively. This entire book has been prepared according to the Hanafî Madhhab, but the rules in other madhhabs are included when necessary. Besides, imitating another madhhab in case of an excuse, an issue never addressed in any ‘ilm-i hâl book before, has been dealt with thoroughly. In the chapter concerning imitating madhhab, it is explained satisfactorily how Muslims, when they encounter a difficulty in their own madhhab, can carry out an act by way of imitating any of the other three madhhabs.</p>
<p>This unequalled book, which is the fruit of a painstaking study lasting for over 40 years and now in its 103rd edition, has also undegone rigorous scrutiny of specialists from various fields.</p>
<p>It covers elaborate articles on calling spirits and genies and clarifies, too, the true nature of qadâ’ and qadar and whether people can shape their destinies or not, thereby clearing away the confusions in the minds.</p>
<p>Furthermore, it contains fully comprehensive chapters on the status of women in Islam, the rights of a husband and wife and their duties towards one another, Islamic marriage and such related matters. Besides, there is information on the things that are halâl and harâm to eat and drink.</p>
<p>Briefly, in this valuable book there is religious information in a full degree that will meet the needs of a Muslim. All the information in it is selected from the most precious books. People who read Endless Bliss from beginning to the end carefully will learn all the commandments and prohibitions of our religion and so become well-informed about it; they do not fall for the tricks and lies of the enemies of Islam. It is essential for every Muslim to learn our religion very well. Not having religious knowledge is tantamount to not having a religion. For this reason, all Muslims must read this great book of 1248 pages and strive hard to get their households to read it. It is the best gift to give and the best inheritance to leave. You can read and purchase it online following this link: www.hakikatkitabevi.com It is also possible to listen (in Turkish) to the entire book on this site.</p>
<p>Reading many books<br />
Question: There are many dependable religious books. Do we have to read all of them?<br />
ANSWER<br />
In order to learn our religion accurately, it is necessary for us to read one correctly written book much instead of reading many books voraciously. Because almost all the translated books contain mistranslations and personal thoughts. Especially, since the full meanings of some expressions in original language are not known, they are translated literally, thus giving rise to fatal mistakes.</p>
<p>Ibni Taymiyya was a very profound scholar. However, he has been remembered among savants as the person whose knowledge was made by Allahu ta’âlâ the cause of his lapsing into heresy. As it is seen, knowledge alone does not suffice; learning it without a guide cannot make you find the way to salvation.</p>
<p>We should also bear in mind the fact that thousands of Islamic scholars, who have come for 14 centuries, have written tens of thousands of religious books. And these books were written in accordance with the prevailing conditions of then time and people, and they demonsrated conformity with the codes of Dâr-ul-Islam. Those books contain thousands of qawls [reports]. Which report will you select to act upon? However, a book alone, which transmits the preferred reports [muftabih qawls] of the scholars, will suffice for the purpose.</p>
<p>Once an erudite person said, “I have read more than 1,000 books so far. If only I had read the book Endless Bliss one thousand times instead.” This valuable book provides all the information that is necessary for a Muslim.</p>
<p>Fiqh and ‘ilm-i hâl<br />
Question: Is a fiqh book different from an ‘ilm-i hâl book?<br />
ANSWER<br />
Hadrat Imâm-i A’zam declares, “Fiqh is to know what is good and what is bad for you.” The knowledge of fiqh teaches you af’âl-i mukallafîn, that is, the things commanded, prohibited and permitted in Islam. The knowledge of fiqh is divided into four parts:<br />
1- ‘Ibâdât [the teachings pertaining to namâz, fast, zakât, hajj and jihâd],<br />
2- Munâkahât [it has many divisions, such as marriage, divorce, subsistence, and many others],<br />
3- Mu’âmalât [the teachings pertaining to buying and selling, rent, companies, interest, birthright]<br />
4- ‘Uqûbât [punishments for such sins as theft, usurpation, murder and others].</p>
<p>As well as including the teachings pertaining to fiqh, the knowledge of ‘ilm-i hâl covers not only other Islamic branches — such as tafsîr, qirâat, hadîth, kalâm, tasawwuf — but also scientific branches — such as (the sciences of) logic, physics, chemistry, medicine and astronomy. Experimental sciences are a part of Islamic sciences. For this reason, learning the knowledge of ‘ilm-i hâl comes to mean learning the religion wholly.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/english-islamic/about-the-book-%e2%80%9cendless-bliss%e2%80%9d.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Irkların meydana gelişi</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/irklarin-meydana-gelisi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/irklarin-meydana-gelisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 06:17:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[gelişi]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>
		<category><![CDATA[meydana]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4270</guid>
		<description><![CDATA[Irkların meydana gelişi
Sual: Bütün insanlar, Hazret-i Âdemin neslinden geldiğine göre, zenciler ve diğer ırkların nasıl meydana çıktığını açıklar mısınız?
CEVAP
Biyolojide modifikasyon denilen görünüş değişikliği yanında, mutasyon denilen genlerde değişiklik olayı vardır. Beyaz insandan siyah, esmer veya sarı insanların türemesi mümkündür. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamı yeryüzünün her tarafından alınan topraktan yarattı. Bu sebeple [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Irkların meydana gelişi</span></strong></p>
<p>Sual: Bütün insanlar, Hazret-i Âdemin neslinden geldiğine göre, zenciler ve diğer ırkların nasıl meydana çıktığını açıklar mısınız?<br />
CEVAP<br />
Biyolojide modifikasyon denilen görünüş değişikliği yanında, mutasyon denilen genlerde değişiklik olayı vardır. Beyaz insandan siyah, esmer veya sarı insanların türemesi mümkündür. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamı yeryüzünün her tarafından alınan topraktan yarattı. Bu sebeple neslinden, siyah, beyaz,<br />
<span id="more-4270"></span><br />
esmer, kırmızı renkte olanlar olduğu gibi, bu renkler arasında bulunanlar da oldu. Bazısı yumuşak, bazısı sert, bazısı da halis ve temiz oldu.) [Ebu Davud]</p>
<p>Dinimizde ırkçılık yoktur<br />
Sual: Irkçılık nedir, ırkçılığın dinimizdeki yeri nedir?<br />
CEVAP<br />
İslamiyet, hangi ırk, dil ve ülkeden olursa olsun, bütün Müslümanların birbirinin kardeşi olduğunu bildirir. Allah indinde herkes, insan olarak, bir tarağın dişleri gibi birbirine eşittir. Namaz kılarken, en büyük rütbeli bir Müslümanla en küçük rütbeli, en zenginle en fakir, bir beyazla bir zenci Müslüman yan yana durur ve Allahü teâlâya birlikte secde ederler. Dinimizde ırk ve millet üstünlüğü yoktur. Müslüman zenci bir hizmetçi, kâfir bir beyaz kraldan üstündür. Kâfir kral ebedi Cehennemde, Müslüman zenci hizmetçiyse ebedi Cennette kalacaktır.</p>
<p>Hiç kimse ana babasını seçemediği için, ırkını, milliyetini de seçemez. Ancak, ceddinin dine hizmetlerinden dolayı ırkını sevmesi, suç olmaz. Mesela, Osmanlı Türklerini sevmek kınanmaz. Hatta hizmetlerinden dolayı her zaman dua etmek gerekir.</p>
<p>Yahudi kendini asil bilir. Hıristiyan, zenciyi aşağı görür. İslam dini, ırk, renk, milliyet, siyasi inanç, lisan ve tahsil seviyesi ayırt etmeden, her insanın şeref ve itibarına hürmet eder.</p>
<p>Kendi ırkını dinimizin üstünde tutmak veya kendi milletinden olan gayrimüslimi başka milletten olan Müslüman’dan üstün tutmak, ırkçılık olur. Kur&#8217;an-ı kerim ve hadis-i şerifler, ırkçılığı, ırk üstünlüğünü kesin olarak reddetmektedir. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır.) [Hucurat 13] (Takva, Allahü teâlâya inanıp, Onun emir ve yasaklarına riayet etmektir. Kısaca haramlardan sakınmak demektir.)</p>
<p>Bir önceki âyet-i kerimede, Ey iman edenler buyurulurken, bu âyet-i kerimede Ey insanlar şeklinde hitap edilmektedir. Hitap yalnız inananlara değil, bütün insanlaradır. Bütün insanlar, aynı ana-babadan, yani Hazret-i Âdem ile Hazret-i Havva’dan meydana geldiler. Bu bakımdan bir ırkın diğerine üstünlük taslamaya hakkı yoktur.</p>
<p>Âyet-i kerimede, tanışmakta kolaylık olması için, milletlere ve milletler içinde kabilelere ayrıldığımız ve Allah indinde üstünlüğün, Müslümanlığa bağlılıkla ölçüleceği bildirilmektedir. Araplar veya Yahudiler üstündür denmiyor. Birkaç âyet önce de Müminler ancak kardeştir buyuruluyor. (Hucurat 10)</p>
<p>Arapların veya başka bir ırkın değil, yalnız müminlerin kardeş olduğu açıkça bildirilmektedir. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:</p>
<p>(Allahü teâlâ, cahiliyet övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselamın evlatlarısınız. Âdem ise topraktan yaratıldı.) [Tirmizi]</p>
<p>(Rabbiniz bir olduğu gibi, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Aceme, [Arap olmayana] Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [İbni Neccar]</p>
<p>(Acemlerden, dininizi kabul edenler ve nesebinize katılanlar olacaktır.) [Hâkim]</p>
<p>(Müslümanlar kardeştir. Takva hali hariç, kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur.) [Taberani, Ebu Nuaym]</p>
<p>(Ey Kureyşliler, kıyamet günü herkes ameli ile gelir. Siz dünyayı omuzlayarak gelmeyin! Bu halde gelip de, “Ya Resulallah” deseniz, tarafınıza bakmam.) [Taberani]</p>
<p>(İnsanlar [insan olarak] bir tarağın dişleri gibi eşittir.) [İbni Lal]</p>
<p>Peygamberimizin tevazuu<br />
Peygamber efendimiz, (Ben sizin en iyiniz olduğum gibi, babam da babalarınızdan daha iyidir) buyurmuştur. Böyle söylemek öğünmek değildir. Peygamber efendimiz tevazu ehli idi. Böyle söylemesi hakikati bildirmek içindir. (Ben evliyayım) demek öğünmek olur; fakat (Ben Peygamberim) demek böyle değildir. Gerçeği bildirmek vazifesi olduğu ve vazifesini yapmak mecburiyetinde de olduğu için böyle buyurmuştur. Nitekim imam-ı Rabbani hazretlerinin, (Mektubat) kitabında bildirdiği hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Kıyamette, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakikati bildiriyorum, öğünmüyorum.)</p>
<p>(Allahü teâlânın habibiyim. Peygamberlerin reisiyim. Öğünmek için söylemiyorum.)</p>
<p>(Peygamberlerin sonuncusuyum, öğünmüyorum, ben Abdullah’ın oğlu Muhammed’im “aleyhissalatü vesselam”. Allahü teâlâ insanları yarattı. Beni insanların en iyisinde yarattı. Allahü teâlâ, insanları fırkalara [kavimlere, ırklara] ayırdı. Beni, en iyisinde bulundurdu. Sonra bu en iyi fırkayı kabilelere [cemaatlere] ayırdı. Beni, en iyisinde bulundurdu. Sonra, bu cemaati evlere ayırdı. Beni, en iyi evden [yani aileden] dünyaya getirdi. İnsanların en iyisiyim. En iyi ailedenim. Kıyamette, herkes sustuğu zaman, ben söyleyeceğim. Kimsenin kımıldayamadığı vakitte, onlara şefaat ediciyim. Kimsede ümit kalmadığı bir zamanda, onlara müjde vericiyim. O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir. Liva-i hamd benim elimdedir. İnsanların en hayırlısı, en cömerdi, en iyisiyim. O gün emrimde binlerce hizmetçi vardır. Kıyamet günü, Peygamberlerin imamı, hatibi ve hepsine şefaat edici benim. Bunu öğünmek için söylemiyorum.) [Hakikati bildiriyorum. Hakikati bildirmek vazifemdir. Bunları söylemezsem, vazifemi yapmamış olurum.]</p>
<p>Peygamber efendimizin ırkı<br />
Muhammed aleyhisselam, Araptır. Arap, güzel demektir. Mesela, lisan-ı Arap, güzel dil demektir. Coğrafyada Arap demek, Arabistan yarımadasında doğup büyüyen ve onların kanından olan kimse demektir. Peygamber efendimizin akrabasını, Arapları sevmek ve saymak ibadettir. Onları her Müslüman sever. Anadolu’ya misafir gelen esmer fellahlar ve zenciler; saygı gösterilsin diye kendilerini, Arap diye tanıttırmış. Anadolu’nun temiz, saf Müslümanları da Araba olan hürmetlerinden dolayı, bunları sevmişlerdir; çünkü dinimizde siyah, beyaz ayırımı yoktur.</p>
<p>İnsanın siyah olması imanın şerefini azaltmaz. Resulullahın çok sevdiği Bilal-i Habeşi hazretleriyle Üsame bin Zeyd hazretleri siyahtı. Hazret-i Bilal’a müezzinlik görevini vermişti, Hazret-i Üsame’yi de, daha 18 yaşındayken, birlik komutanı yapmıştı. Bazıları, (Asiler Medine’ye gelip halifeyi öldürebilirler. Çok genç olan Üsame’yi değiştirseniz nasıl olur?) dediklerinde Hazret-i Ebu Bekir, (Resulullahın beğendiği komutanı değiştiremem) dedi.</p>
<p>Ebu Leheb ve Ebu Cehil kâfirleri beyazdı; fakat Allah indinde ve Müslümanların gözünde çok aşağıydılar. Allahü teâlâ insanın rengine değil, iman ve takvasına kıymet vermektedir.</p>
<p>Siyahların, esmerlerin kendilerini Arap olarak tanıtmaları, İslam düşmanlarının işlerine yaradı. Bu düşmanlar, siyah insanları, aşağı ve iğrenç olarak tanıttılar, köle olarak kullandılar. Arabı siyah olarak tanıtmaya, böylece Müslümanları Peygamberimizden soğutmaya uğraştılar. Siyah resimlere, kara köpeklere, resmin negatif filmine Arap dediler. Arap saçı, Arap sabunu, kara Fatma böceği gibi uydurma isimlerle Arap milletini kötülediler. Aşağıda Peygamber efendimizi öven hadis-i şerifler ayrıca Arap milletinin de üstünlüğünü göstermektedir:<br />
(Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buhari]</p>
<p>(Allahü teâlâ, İsmail aleyhisselamın soyundan Kureyşi seçti, Kureyşten de, Haşimoğullarını sevdi. Onlardan da, beni süzüp seçti.) [Müslim]</p>
<p>(Allahü teâlâ, beni insanların en iyilerinden vücuda getirdi.) [Tirmizi]</p>
<p>(Allahü teâlâ, Arabistan’daki seçilmişler arasından beni seçti.) [Taberani]</p>
<p>(Ensarı müminden başkası sevmez, münafıktan başkası da buğzetmez.) [Buhari]</p>
<p>(Arabı sevmek imandandır, onlara buğz etmek küfürdür.) [İ.Neccar]</p>
<p>(Bana buğz eden dinden çıkar, Arap’a buğzeden, bana buğz etmiş olur.) [Hâkim]</p>
<p>(Şu üç şey için Arabı sevin:<br />
1- Ben Arabım,<br />
2- Kur’an Arabidir,<br />
3- Cennet dili de Arabidir.) [Hâkim]</p>
<p>Şimdi gerçek Arap çok azalmıştır. Çoğu Asya’ya cihada gitmiş, bir daha dönmemiştir. Arap bu kadar övüldüğü halde, ırkçılık yapanlarının Cehenneme gideceği de bildirilmiştir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Arap, ırkçılık yüzünden sorgusuz sualsiz Cehenneme atılır.) [Ebu Ya’la]</p>
<p>Kâfir olan bir Arap, Müslüman Fransız’dan üstün olamaz. Böyle bir ırkçılık dinimize aykırıdır. Dinimizde ırkçılık yoktur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Irkçılık yapan, ırkçılık için savaşan ve ırkçılık uğrunda ölen, bizden değildir.) [Ebu Davud]</p>
<p>Vatanı sevmek imandandır<br />
Sual: Vatan sevgisi imandandır hadisi uydurma mıdır?<br />
CEVAP<br />
Art niyetli kimseler İslam âlimlerine olan itimadı sarsmak için, iyi niyetli kimseler de buradaki maksadı anlamadıklarından dolayı böyle hadisleri uydurma sanıyorlar. Halbuki her dilde, çok zaman zarf söylenir, mazruf anlaşılır. Mazruf, zarfın içindeki demektir. Mesela soba yanıyor dediğimiz zaman, sobanın kendisi değil içindeki odun, kömür, gaz yanıyor demektir. Yoksa sobanın kendisi değildir. Bu sınıf tembel dendiği zaman, sınıftaki öğrencilerin tembel olduğu anlaşılır. Böyle örnekler Kur&#8217;an-ı kerimde de vardır:<br />
(Köy halkına sor) yerine, (vese’lil karye = köye sor) ifadesi kullanılmıştır. (Yusuf 82)</p>
<p>Zalim köylüler manasına (Karye-tiz-zalim = zalim köy) ifadesi kullanılmıştır. (Nisa 75)</p>
<p>Vatanını seven herkese mümin denmez. Fakat mümin vatanını sever. Yani, vatanını sevmek mümin olmanın alametlerindendir.</p>
<p>Temizlik imandandır buyuruluyor. Yani müminin alametlerinden biri de temiz olmaktır. Fakat her temiz olana mümin denmez. Kâfirlerden de temiz olanlar çıkar.</p>
<p>Haya imandandır buyuruluyor. Yani, imanlı olmanın alametlerinden biri de hayalı olmaktır. Fakat her hayalı olana mümin denmez.</p>
<p>Arabı sevmek imandandır buyuruluyor. Her Arabı değil, Müslüman olan Arabı sevmek gerekir. Ebu Cehil de, Ebu Leheb de Arab idi. Halbuki bu Arapları seven kâfir olur. Vatan sevgisi de böyledir. Müslüman olan vatan sevilir. Vatanın Müslümanlığı, halkının Müslümanlığı demektir. Vatanını sevmek, taşını, toprağını değil, oradaki Müslümanları, yakınlarını, akrabalarını sevmek demektir.</p>
<p>(Vatan sevgisi imandandır) hadis-i şerifi, İslam âlimlerinin en büyüklerinden ve ikinci bin yılın müceddidi olan imam-ı Rabbani hazretlerinin, Mektubat kitabının 155. mektubunda ve hümanistlerin bile sevdiği Evliyanın büyüklerinden Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin Mesnevi’sinde vardır.</p>
<p>Millet ve milliyetçilik<br />
Sual: (Millet din demektir. Bunun için Fransız milleti, Türk milleti denmez. Türk milliyetçisiyim demek de, Türkün dinindenim demek olur ki çok yanlıştır) diyenler çıkıyor.<br />
CEVAP<br />
Millet kelimesi çeşitli manalara gelir. Birkaçı şöyledir:<br />
1- Din manasında kullanılır. &#8220;Millet-i İbrahim&#8221;, &#8220;Millet-i Resulullah&#8221; gibi.</p>
<p>2- Ümmet manasında, bir din mensuplarının tamamına denir. &#8220;İslam milleti&#8221;, &#8220;Yahudi milleti&#8221; gibi.</p>
<p>3- Topluluk manasına gelir. &#8220;Kâfirler tek millettir&#8221;, &#8220;Kâfir milleti zalimdir&#8221; gibi.</p>
<p>4- Sınıf, cins, taife manasına kullanılır. &#8220;Kadın milleti&#8221;, &#8220;Şoför milleti&#8221; gibi.</p>
<p>5- Halk manasına kullanılır. &#8220;Bu millet, iyiye layıktır&#8221; gibi.</p>
<p>6- Kavim manasında kullanılır. Din, dil, tarih, gelenek, kültür, ideal ve vatan birliği olan topluluk demektir. &#8220;Türk milleti&#8221;, &#8220;Arap milleti&#8221; gibi.</p>
<p>Milliyetçi demek, aynı dine mensup, aynı dili konuşan, ortak tarihi olan, aynı gelenekleri ve aynı kültürü olan, aynı ideale ve aynı vatana sahip olan kimse demektir. &#8220;Ben milliyetçiyim&#8221; demek yanlış olmaz. Kelimenin yalnız bir manasını düşünmek doğru değildir.</p>
<p>Sual: Fransa’dan yazıyorum. Mısırlı bir arkadaşım var. Bayrağını din gibi kabul etmektedir. Bayrağıma paçavra diyen kâfir olur diyor. Böyle sevgi ve ırkçılık olur mu?<br />
CEVAP<br />
Mısır bayrağının diğer bayraklardan farkı ne de, ona bez veya paçavra diyen kâfir oluyor? İster Mısır, ister Libya veya diğer milletlerin bayraklarına paçavra demek, uygun değilse de, kâfir olmayı gerektirmez. Her millet, kendi bayrağını sevebilir. Fakat ırkçılık yaparak, (Hangi milletten olursa olsun benim bayrağımı sevmeyen kâfir olur) demek çok yanlıştır.</p>
<p>Sual: Tesettüre riayet eden, namazlarını kılan Müslüman bir çingene kızıyım. Müslüman bir Türk ile evleneceğim. Fakat babam, ırk ayrımı yapıyor, (ileride sorun çıkar) diyor. Dinimizde ırk ayrımı var mıdır? (Çingene ile evlenince, tuğla eriyinceye kadar yıkanılsa cünüplük çıkmaz) sözü doğru mu?<br />
CEVAP<br />
Türk, Arap, Ermeni, Fransız nasıl bir ırk ise, çingene de bir ırktır. Türkün, Arabın Müslümanı ve başka dinden olanı olduğu gibi, çingenelerin de, Müslümanları ve başka dinden olanları vardır.</p>
<p>Dinimizde ırk ve renk ayrımı yoktur. Allah indinde, Müslüman bir çingene, Müslüman olmayan bir Türk kralından çok üstündür. Biri ebedi Cennetlik, öteki ebedi Cehennemliktir. Hiç mukayese kabul eder mi? Siyah olan Bilal-i Habeşi, beyaz Ebu Cehil&#8217;den çok üstündür.</p>
<p>(Çingene ile evlenince, tuğla eriyinceye kadar yıkanılsa cünüplük çıkmaz) sözü, cahillerin uydurdukları çirkin bir iftiradır. Bir kimse nasıl cünüp olursa olsun, gusledince, yıkanınca temiz olur.</p>
<p>İkiniz de İslamiyet’in emirlerine uyduğunuza göre, hiçbir sorun çıkmaz. Evlenmeniz çok iyi olur. Mutluluklar dileriz.</p>
<p>Sual: (Irkçılık yapan bizden değildir) ne demek?<br />
CEVAP<br />
Biz Müslümanlarda ırk üstünlüğü yoktur. Buna rağmen, iyi kimseler geldiği için Arabı severiz, Türkü severiz. Sevmemizin mahzuru olmaz. Fakat Müslüman bir Arabı, Müslüman Fransızdan üstün tutamayız. Böyle bir ırkçılık yapmak dinimize aykırıdır. Hele Hıristiyan bir Türk, Müslüman Araptan üstündür demeyiz. Böyle söyleyen Müslümanlıktan çıkar.</p>
<p>İslamiyet hangi ırk, dil ve ülkeden olursa olsun, bütün Müslümanların birbirinin kardeşi olduğunu bildirir. İslam dininde, Allahü teâlânın huzurunda herkes birbirine müsavidir. Namaz kılarken, en büyük rütbeli bir Müslüman ile en küçük rütbeli, en zengin ile en fakir, bir beyaz ile bir zenci Müslüman yan yana durur ve Allahü teâlâya birlikte secde ederler.</p>
<p>Dinimizde ırk ve millet üstünlüğü yoktur. Müslüman zenci bir hizmetçi, kâfir bir beyaz Türk kraldan üstündür. Kâfir kral, ebedi Cehennemde, Müslüman zenci hizmetçi ise, ebedi Cennette kalacaktır.</p>
<p>Yahudi kendini asil bilir. Hıristiyan, zenciyi aşağı görür. İslam’da ise ırk, renk ve dil ayrımı yoktur. İslam dini, ırk, renk, milliyet, siyasi inanç, lisan ve tahsil seviyesi ayırt etmeksizin, her insanın şeref ve itibarına hürmet eder. Bu sebepten de, yabancılar arasında Müslümanlık yayılmaktadır:<br />
(İslam’da, ırk, renk ve dil farkı gözetilmediğini, herkesin eşit olduğunu, namaz kılarken de rütbe ayrımı yapılmadığını gördüm. Müslüman oldum.) (Thomas Clayton – Amerika)</p>
<p>Yunus Emre ve hoşgörü<br />
Sual: Yunus Emre’yi kötüleyen biri, (Bir taraftan “Yaratılmışı hoş gördük, Yaratandan ötürü” diyerek hoşgörülüğünü sergilerken, bir taraftan da, “Beş vakit namaz kılmayan, bilin Müslüman olmadı, ol Cehenneme girse gerek” diyerek müsamahasızlık çukuruna düşmüştür. Hoşgörünün zirvesine çıkmak gerekir) diyor. Hoşgörü ne demektir?<br />
CEVAP<br />
TDK’nın sözlüğünde, (Her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu) deniyor. Dikkat ediniz, her şey deniyor. Her şeyi anlayışla karşılamak diye tarif ediyor. Yine TDK’da, Mezhebi geniş ifadesini tarif ederken, (Namus konusunda aşırı hoşgörülü davranan kimse) deniyor.</p>
<p>Yunus Emre’yi kötüleyen kimseye göre, hoşgörü denilen şeyin bir sınırı yoktur. Ne kadar hoş görülürse, o kadar iyidir. Halbuki sınırsız hürriyet gibi, sınırsız hoşgörü de çok yanlıştır. Kötüler hoş görülür mü? Anarşistler ve diğer suçlular hoş görülürse, toplumun nizamı nasıl sağlanır?</p>
<p>Kâfirleri sevmemek gerekir ise de, dinimizin emri gereği, onlara eziyet etmek, kalblerini incitmek haramdır. Zaruret olunca, onlara dostluk göstermek de caizdir. Sevmemek ayrı, onları üzmek ayrı şeydir. Din adına, kâfirin, kâfirliğini hoş görmek tehlikelidir. Allahü teâlâ, bu kimsenin anladığı manada hiçbir Müslümanı hoşgörünün zirvesine çıkarmasın!</p>
<p>Tarak dişi gibi eşit<br />
Müslüman, dinimizin izin verdiği ölçüde hoşgörülü olur. Bunun azı da, çoğu da zararlıdır. Yunus Emre hazretlerinin, “Yaratılmışı hoş gördük, Yaratandan ötürü” diyerek yetmiş iki millete aynı gözle bakması, dinimize aykırı değildir. Çünkü dinimizde ırk üstünlüğü yoktur. Bir hadis-i şerifte, (İnsanlar [insan olarak] bir tarağın dişleri gibi eşittir) buyurulmuştur. (İbni Lal)</p>
<p>Bunun için kâfir de olsa, bir kimseden kendini üstün görmek caiz değildir. Çünkü kâfir, Müslüman olup ebedi saadete kavuşabilir, Müslüman da, maazallah küfre düşüp Cehennemlik olabilir.</p>
<p>Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, (Gel, gel, her kim olursan ol gel, müşrik, mecusi olsan veya puta tapsan da gel! Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Tevbeni yüz defa bozmuş olsan da gel) diyor. Manası, (Gel sana Müslümanlığı öğreteyim de gerçeği gör) demektir. Çünkü Allah için olmayan sevgi ve düşmanlığın hiç önemi yoktur. Hadis-i şerifte, (İmanın en sağlam temeli ve en kuvvetli alâmeti, hubbi-i fillah, buğd-i fillahtır) buyuruluyor. [Ebu Davud]</p>
<p>Yani, Müslümanları sevip, onlara yardım ve hayır dua etmek ve din-i İslam’ı beğenmeyenleri, İslamiyet’e ve Müslümanlara düşmanlık edenleri sevmemek ve imana, hidayete kavuşmaları için dua etmektir. Buğd, sevmemek, düşmanlık etmek demektir. Buğd-i fillah, Allah için sevmemek, Allah için düşmanlık etmek demektir. Bunun zıddı ise “Hubb-i fillah”tır. Allah için sevmek, Allah için dostluk etmektir.</p>
<p>Allah için sevmek<br />
Resulullah efendimiz buyurdu ki:<br />
(Cebrail aleyhisselam gibi ibadet etseniz, müminleri, Allah için sevmedikçe ve kâfirleri Allah için kötü bilmedikçe, hiç bir ibadetiniz, hayrat ve hasenatınız kabul olmaz!)</p>
<p>Allahü teâlâ, Hazret-i Musa’ya sordu:<br />
- Ya Musa, benim için ne işledin?<br />
- Ya Rabbi, senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim, zikrettim.</p>
<p>- Ya Musa, kıldığın namazlar, seni Cennete kavuşturacak yoldur, kulluk vazifendir. Oruçların, seni Cehennemden korur. Verdiğin zekatlar, kıyamette, sana gölgelik olur. Zikirlerin de, o günün karanlığında, sana ışıktır. Bunların faydası sanadır. Benim için ne yaptın?<br />
- Ya Rabbi, senin için ne yapmak gerekirdi?</p>
<p>- Sırf benim için dostlarımı sevip, düşmanlarıma düşmanlık ettin mi?<br />
Musa aleyhisselam, Allahü teâlâyı sevmenin, Onun için olan en kıymetli amelin, Hubb-i fillah ve Buğd-i fillah olduğunu anladı. (Mektubat-ı Masumiyye)</p>
<p>Cenab-ı Hak, Hazret-i İsa’ya da vahyetti ki:<br />
(Eğer yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlukların ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [K.Saadet]</p>
<p>Irkçılık nedir?<br />
Sual: (Irkçılık yapan bizden değildir) buyuruluyor. Ne yapmak, ırkçılık olur?<br />
CEVAP<br />
Kendi ırkını dinimizin üstünde tutmak, kendi milletinden olan gayrimüslimi başka milletten olan Müslümandan üstün tutmak, ırkçılık olur.</p>
<p>İnsan ve Müslüman<br />
Sual: (Önce Türküm, sonra Müslümanım) veya (Önce insanım sonra Müslümanım) demek, dinimize göre doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Dinimizde ırk üstünlüğü yoktur. İslamiyet’te müslüman olmayan kimseye kâfir denir. Kâfir de sonsuz cehennemde kalır. Önce insanım demek de, önce Türküm demek gibi yanlış bir sözdür. Kur’an-ı kerimde, (Kâfirlerin hayvan gibi, hatta daha aşağı) olduğu bildiriliyor. Hayvandan aşağı olanla, Müslüman hiç kıyas kabul eder mi? Hiçbir şey Müslümanlıktan önceye alınamaz. Allahü teâlâ, (Müminler kardeştir) buyuruyor. (İnsanlar kardeştir) veya (Türkler kardeştir) demiyor. Müslüman Türk’le komünist Türk nasıl kardeş olur? İnsanlar kardeştir sözü bundan daha yanlıştır. Bu söz Batı’ya kâfirlere yaranmak için söylenmiştir. Mevdudi, Hilafet ve saltanat isimli kitabının 68. sayfasında, (Benim nazarımda bütün insanlar eşittir. Bizden olsun veya olmasın) diyor. Bu, masonluğa veya hümanizme uygun bir sözdür. Aslında masonlar da, hümanistler de, Müslümanlığa tahammül edemezler; ama biz herkesi seviyoruz gibi sözlerle inançlarını gizlemeye çalışırlar.</p>
<p>Irkçılık yapmak<br />
Sual: (Irkçılık yapan bizden değildir) hadis-i şerifine göre ırkçılık küfür müdür?<br />
CEVAP<br />
Irkçılığın yapılış şekli önemlidir. Din gibi kabul ediliyorsa mesela, (Dinsiz bir Türk, Müslüman olan bir Yunan’dan, İngiliz’den veya Ermeni’den daha üstündür) deniyorsa küfür olur; çünkü Müslümanlık kötülenmiş oluyor. Bir insanın, kendi kavmini, ırkını sevmesi küfür olmaz. Türk Türkü, Kürt Kürdü, Alman Almanı daha çok sevebilir. Bu, insanın kendi Müslüman akrabalarını, hemşerilerini daha fazla sevmesine benzer. Sevmek ayrı, (Benim ırkımdaki kâfir olsa da, başka ırktan olan Müslüman olsa da, ondan üstündür) demek ayrıdır. Sevmeyi ırkçılık olarak kabul etmemelidir. Müslüman Türk’ün kahramanlıklarını okuyunca göğsümüz kabarıyor. Yine Müslüman bir hemşerimizle karşılaşınca da farklı duyguların olması ırkçılık değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/irklarin-meydana-gelisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebermedim demek</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/gebermedim-demek.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/gebermedim-demek.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 06:14:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[demek]]></category>
		<category><![CDATA[geberdim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4268</guid>
		<description><![CDATA[Gebermedim demek 
Sual: Bazı kimseler, çok yorulunca geberdim diyorlar. Geçen gün bir arkadaşa hâl ve hatırını sordum. O da, (Daha gebermedim) dedi. Ben de, (Kâfir geberir, tevbe et) dedim. Arkadaşın öyle söylemesi küfür olur mu?
CEVAP
Gebermek argo bir deyimse de, geberdim veya gebermedim demek küfür olmaz. Bir hayvanın ölümüne veya sevilmeyen

insan için, öldü manasında, (Geberdi gitti) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Gebermedim demek </span></strong></p>
<p>Sual: Bazı kimseler, çok yorulunca geberdim diyorlar. Geçen gün bir arkadaşa hâl ve hatırını sordum. O da, (Daha gebermedim) dedi. Ben de, (Kâfir geberir, tevbe et) dedim. Arkadaşın öyle söylemesi küfür olur mu?<br />
CEVAP<br />
Gebermek argo bir deyimse de, geberdim veya gebermedim demek küfür olmaz. Bir hayvanın ölümüne veya sevilmeyen<br />
<span id="more-4268"></span><br />
insan için, öldü manasında, (Geberdi gitti) denir. Bunu Müslüman için söylemek uygun değilse de, küfür de değildir.</p>
<p>(Eve kömür taşıdım; ama geberdim) demek de çok yoruldum demektir. Böyle söylemek küfür olmaz.</p>
<p>Gebermek, aşırı ilgi ve sevgi beslemek için de kullanılır. (Falanca filanca için geberiyor) derler. Bu da küfür değildir.</p>
<p>Çok acıkan kimseler, (Açlıktan geberiyorum) derler. Bunların hepsini söylemek küfür değilse de, argodur, uygun olmaz.</p>
<p>Bir de yaramazlık yapan çocuklara, (Geberesice) derler. Bu da küfür değilse de, uygun değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/gebermedim-demek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hacda hastalanmamak için</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/hacda-hastalanmamak-icin.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/hacda-hastalanmamak-icin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 09:40:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[hac]]></category>
		<category><![CDATA[hastalanmamak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4266</guid>
		<description><![CDATA[Hacda hastalanmamak için 
Sual: Hacda hastalanmamak için ne yapmamızı tavsiye edersiniz?
CEVAP
1- Temizliğe çok dikkat etmeli, yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamalı.
2- Terledikten sonra mümkünse banyo yapmalı.
3- Çamaşırlar sık sık değiştirilmeli.
4- Gidilen ve kalınan yerlerde de temizliğe çok dikkat etmeli.
5- Sıcakta bozulacak gıdaları götürmemeli.

6- Açıkta satılan yiyecekleri almamalı.
7- Çokça limon götürülebilir.
8- Yağlı ve ağır yiyeceklerden sakınmalı.
9- [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Hacda hastalanmamak için </span></strong></p>
<p>Sual: Hacda hastalanmamak için ne yapmamızı tavsiye edersiniz?<br />
CEVAP<br />
1- Temizliğe çok dikkat etmeli, yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamalı.</p>
<p>2- Terledikten sonra mümkünse banyo yapmalı.</p>
<p>3- Çamaşırlar sık sık değiştirilmeli.</p>
<p>4- Gidilen ve kalınan yerlerde de temizliğe çok dikkat etmeli.</p>
<p>5- Sıcakta bozulacak gıdaları götürmemeli.<br />
<span id="more-4266"></span><br />
6- Açıkta satılan yiyecekleri almamalı.</p>
<p>7- Çokça limon götürülebilir.</p>
<p>8- Yağlı ve ağır yiyeceklerden sakınmalı.</p>
<p>9- Yoğurt uygun bir gıdadır. Su ihtiyacı için tuzlu ayran içmeli.</p>
<p>10- Hazır meyve suyu ve süt bulundurmak iyi olur.</p>
<p>11- Hazır memba sularını tercih etmeli. Memba suyu bulunmazsa, klorlanmış su içmeli.</p>
<p>12- Terleme ile su ve tuz kaybı, bilhassa kalb ve damar hastaları için daha tehlikelidir. Bu durumda tuzlu ayran veya su içilmeli. (Bir litreye [dört su bardağına] bir çay kaşığı tuz kâfidir.) İshal olunca da tuzlu su içmelidir.</p>
<p>13- İshal için rastgele ilaç yerine, doktorun tavsiyesine uygun bir ilaç almalı.</p>
<p>14- Fazla terlemek zararlıdır. Tuzlu su veya tuzlu ayran içmeli. Limonata ve limonlu çay da iyidir.</p>
<p>15- İnce ve pamuklu elbise giymeli.</p>
<p>16- Terli çamaşırları sık sık değiştirmeli.</p>
<p>17- Cereyanda kalmamaya dikkat etmeli.</p>
<p>18- Baş dönmesi, şiddetli baş ağrısı, çarpıntı, nefes daralması, ateş, görmede bulanıklık gibi haller görülünce hemen serin bir yere gitmeli.</p>
<p>19- Güneş altında fazla kalmamalı. [Bilhassa kuşluk vaktinden ikindiye kadar]</p>
<p>20- Sokağa gece çıkmayı tercih etmeli.</p>
<p>21- Güneşte şemsiye kullanmalı.</p>
<p>22- Çok sıcaktan çok soğuk yere girmemeye dikkat etmeli.</p>
<p>23- Aircondition gibi soğutuculardan faydalanmaya çalışmalıdır.</p>
<p>Yorgunluk<br />
Aşırı yorulmamalıdır. Fazla yorgunluk tehlikeli olabilir. Nafileleri yapayım derken farzdan mahrum kalmamalıdır. Hastalık, ihtiyarlık veya kalabalık gibi bir özür ile vacipler terk edilince, bir şey lazım gelmez. Bir vekile yaptırmak lazım olmaz.</p>
<p>Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki:<br />
1- Zemzem her içilişte kaburga kemikleri şişinceye kadar içilmeli.<br />
2- Yorgun düşmemek için gidilecek yerlere vasıta ile gidilmeli.<br />
3- Uykuyu tam almalı ki ibadetler sıhhatli yapılabilsin.<br />
4- Sulu şeyler yememeli. Zeytin ve domatesli pilav yenilmeli.<br />
5- Zemzem yalnız içilmeli, yemeklerde dahi kullanılmamalı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/hacda-hastalanmamak-icin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevabları bağışlamak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/sevablari-bagislamak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/sevablari-bagislamak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 09:35:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4263</guid>
		<description><![CDATA[Sevabları bağışlamak 
Sual: S. Ebediyye’de, (Bir kimse, farz olsun, nafile olsun, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra, mesela, namaz, oruç, sadaka, hatm-i tehlil, Kur’an-ı kerim okumak, zikir, tavaf, hac, umre, Evliyanın kabrini ziyaret ve ölüye kefen

vermek gibi ibadet ve taatlerin sevabını diri veya ölü başkasına hediye edebilir) deniyor. Faideli Bilgiler kitabında, Fetava-yi Hindiyye kitabından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Sevabları bağışlamak</strong> </span></p>
<p>Sual: S. Ebediyye’de, (Bir kimse, farz olsun, nafile olsun, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra, mesela, namaz, oruç, sadaka, hatm-i tehlil, Kur’an-ı kerim okumak, zikir, tavaf, hac, umre, Evliyanın kabrini ziyaret ve ölüye kefen<br />
<span id="more-4263"></span><br />
vermek gibi ibadet ve taatlerin sevabını diri veya ölü başkasına hediye edebilir) deniyor. Faideli Bilgiler kitabında, Fetava-yi Hindiyye kitabından alınarak, (Yapılan ibadetin sevabını başkasına bağışlamak caizdir. Böylece, namaz, oruç, sadaka, hac, Kur’an-ı kerim okumak ve zikretmek ve Peygamberlerin, Şehitlerin, Evliyanın, Salihlerin kabirlerini ziyaret etmek, ölüye kefen vermek ve bütün hayrat ve hasenat sevabları bağışlanabilir) deniyor. Bu kitaplarda bildirildiği gibi, yapılan ibadet ve iyiliklerin sevabını şöyle söyleyerek bağışlayabilir miyim?<br />
1- Farz olsun, nafile olsun, kırk yıllık kıldığım namazların ve tuttuğum oruçların sevabını bağışladım. Aldığım abdestlerin sevablarını bağışladım.<br />
2- Geçen sene yaptığım umrenin sevabını sana bağışladım.<br />
3- Hindistan’a gidince İmam-ı Rabbani hazretlerini kabrini ziyaret etmiştim. Hâsıl olan sevabı sana bağışladım.<br />
4- Komşu ölünce, ona yaptığım kefenden hâsıl olan sevabı sana bağışladım.<br />
5- Yaptırdığım çeşmeden hâsıl olan sevabı sana bağışladım.<br />
6- Mektubat-ı Rabbani’yi okudum. Ondan hâsıl olan sevabı sana bağışladım.<br />
7- Katıldığım dini sohbetten hâsıl olan sevabı sana bağışladım.<br />
Bir de, Kur’an-ı kerim okuyunca bağışlandığı gibi, bunları duaları yapılmak üzere başkalarına verebilir miyim?<br />
CEVAP<br />
Yukarıda bildirilen ibadet ve taatlerin hepsini ölü veya diri bir kişiye yahut bütün Müslümanlara bağışlamak caizdir. Ancak bunları, Kur’an-ı kerim gibi duaları yapılmak üzere başkalarına vermek âdet değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/sevablari-bagislamak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güzel ahlak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/guzel-ahlak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/guzel-ahlak.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 11:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4259</guid>
		<description><![CDATA[Güzel ahlak 
Sual: İyi müslüman olmak için güzel ahlaklı olmak gerektiğini bildirdiniz. Güzel ahlaka nasıl sahip olunur?
CEVAP
Evet iyi bir müslüman olmak için güzel ahlaka sahip olmak, kötü ahlaktan uzak durmak gerekir. Ancak bununla dünya ve ahiret saadeti elde edilir.
Güzel ahlak, ilim ve edep öğrenmekle, iyi insanlarla arkadaşlık etmekle elde edilir. Kötü ahlak da bunun tersidir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Güzel ahlak </span></strong></p>
<p>Sual: İyi müslüman olmak için güzel ahlaklı olmak gerektiğini bildirdiniz. Güzel ahlaka nasıl sahip olunur?<br />
CEVAP<br />
Evet iyi bir müslüman olmak için güzel ahlaka sahip olmak, kötü ahlaktan uzak durmak gerekir. Ancak bununla dünya ve ahiret saadeti elde edilir.<br />
Güzel ahlak, ilim ve edep öğrenmekle, iyi insanlarla arkadaşlık etmekle elde edilir. Kötü ahlak da bunun tersidir. Yani cahil<br />
<span id="more-4259"></span><br />
kalmak, edepsiz olmak, kötü insanlarla arkadaşlık etmekten hasıl olur. Cenab-ı Hak, Peygamber efendimizi överken (Gerçekte sen büyük bir ahlak üzeresin) buyuruyor. (Kalem 4)</p>
<p>İyi insan, iyi ahlaklı insan demektir. Dinimiz iyi huylar edinmemizi, kötü huylardan kaçınmamızı emretmektedir.</p>
<p>Güzel ahlaka sahip kimselere gıpta etmek, onlar gibi olmaya gayret etmek gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Nimete kavuşmuş olanlardan, tevazu gösterene ve kendini hep kusurlu bilene, helalden kazanıp, hayırlı yerde sarf edene, fıkıh bilgileri ile hikmeti [tasavvufu] birleştirene, helale harama dikkat edene, fakirlere acıyana, işlerini Allah rızası için yapana, huyu güzel olana, kimseye kötülük yapmayana, ilmi ile amel edene ve malının fazlasını dağıtıp, lafının fazlasını saklayana müjdeler olsun.) [Taberani]</p>
<p>Güzel sözler<br />
Ahlak hakkında İslam âlimleri buyuruyor ki:</p>
<p>&#8220;Kötü ahlaklı, parçalanmış testiye benzer. Ne yamanır, ne de eskisi gibi çamur olur.&#8221;<br />
&#8220;Her binanın bir temeli vardır. İslam’ın temeli de güzel ahlaktır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Kötü ahlak, öyle bir fenalıktır ki, onunla yapılan birçok iyilikler fayda vermez. Güzel ahlak, öyle bir iyiliktir ki, onunla yapılan günahlar bile affa uğrar.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yükselen bütün insanlar ancak güzel ahlakları sayesinde yükselmişlerdir.&#8221;<br />
&#8220;Güzel ahlak güler yüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Güzel ahlak, kimseyle çekişmemek ve kimseyi çekiştirmemektir.&#8221;<br />
&#8220;Güzel ahlak, eziyet vermemek ve meşakkatlere katlanmaktır.&#8221;<br />
&#8220;Güzel ahlak, genişlikte ve darlıkta insanları razı etmeye çalışmak demektir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Güzel ahlak, Allah’tan razı olmak demektir. Yani hayrı ve şerri Allah’tan bilmek, nimetlere şükür, belalara sabretmektir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Güzel ahlakın en azı, meşakkatlere göğüs germek, yaptığı iyiliklerden karşılık beklememek, bütün insanlara karşı şefkatli olmaktır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Güzel ahlak, haramlardan kaçıp helali aramak, diğer insanlarla olduğu gibi aile efradıyla da iyi geçinip onların maişetlerini temin etmektir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Güzel ahlak, Yaratanı düşünerek, yaratılanları hoş görmek, onların eziyetlerine sabretmektir.&#8221;</p>
<p>Bir müslümana çatık kaşla bakmak haramdır. Güler yüzlü olmayan kimse mümin sıfatlı değildir. Herkese karşı güler yüzlü olmalıdır.</p>
<p>Hadis-i şerifte, Allah’a ve ahiret gününe iman edenin, misafirine ve komşusuna ikram etmesi, ya hayır söylemesi veya susması emredilmiştir. (Buhari)</p>
<p>Başkasının kötü ahlakından şikayet eden kimsenin kendisi kötü ahlaklıdır. Başkalarının kötülüklerinden bahsediyorsak, bu kendimizin kötü olduğunun alametidir. Güzel ahlak, eziyetleri sineye çekmektir.</p>
<p>Güzel ahlaklı olmanın alameti şunlardır<br />
İnsaflı olmak, arkadaşlarının hatasını görmemek, hüsnü zan etmek, suizandan [kötü zandan] kaçınmak, arkadaşlarının eziyetlerine göğüs germek, onlardan şikayetçi olmamak, hep kendi ayıp ve kusurlarıyla meşgul olmak, kendi nefsini kınamak, güler yüzlü olup, herkesle yumuşak konuşmaktır.<br />
Güzel ahlaklı kimse, edeplidir az konuşur, hatası azdır, gıybet etmez, Allah için sever, Allah için buğzeder, emanete riayet eder, komşu ve arkadaşını korur. Bütün hasletlerin başı ise hayadır.</p>
<p>Hazret-i Hızır buyurdu ki:<br />
(Güler yüzlü ol, hiddetlenme! Hep faydalı iş yap, az da olsa zararlı iş yapma! Lüzumsuz dolaşma, boş yere gülme, hiç kimseyi kusurundan dolayı ayıplama, günahların için ağla!)</p>
<p>Büyüklerden Ebu Osman El-Hayri’yi ziyafete davet ettiler. Davet yerine vardığı zaman kendine (Kusura bakma, çok insan geldi seni kabul edemeyeceğiz) dediler. Az gidince tekrar çağırdılar. Gelince tekrar, kabul edemeyeceklerini bildirdiler. Böyle birkaç defa çağırıp geri döndürdükten sonra (Biz seni denemek için bunu yaptık. Gerçekten güzel ahlaklıymışsın) dediler. Cevabında buyurdu ki: (Bu ahlak o kadar güzel midir? Bir köpeği de çağırsanız gelir, kovsanız gider.)</p>
<p>Ahlakı güzelleştirmek<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Ahlakınızı güzelleştiriniz) [İbni Lal]</p>
<p>(Sizin imanca en güzeliniz, ahlakça en güzel olanınızdır.) [Hakim]</p>
<p>(Ya Rabbi senden, sıhhat, afiyet ve güzel ahlak dilerim.) [Harâiti]</p>
<p>(Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.) [Beyheki]</p>
<p>(Güzel ahlak, büyük günahları, suyun kirleri temizlemesi gibi temizler. Kötü ahlak ise, salih amelleri, sirkenin balı bozduğu gibi bozar.) [İ. Hibban]</p>
<p>(Allahü teâlâ indinde kötü ahlaktan büyük günah yoktur. Çünkü, kötü ahlaklı bir günahtan tevbe edip kurtulursa, bir başka günaha düşer. Hiçbir vakit günahtan kurtulamaz.) [İsfehani]</p>
<p>(Bir kimse tevbe ederse, tevbesini Allahü teâlâ kabul eder. Kötü ahlaklı kimsenin tevbesi makbul olmaz. Zira bir günahtan tevbe ederse kötü ahlakı sebebiyle, daha büyük günah işler.)<br />
[Taberani]</p>
<p>(Güzel ahlak, senden kesilen akrabanı ziyaret etmek, sana vermeyene vermek, sana zulmedeni affetmektir.) [Beyheki]</p>
<p>(Din, güzel ahlaktır.) [Deylemi]</p>
<p>(Müminlerin iman yönünden en faziletlisi ahlakça en iyi olanıdır.) [Tirmizi]</p>
<p>(Şüphesiz güzel ahlak, güneşin buzu erittiği gibi günahları eritir.) [Harâiti]</p>
<p>(Bir müslüman güzel ahlakı sayesinde, gündüzleri oruç tutan, geceleri ibadet eden kimselerin derecesine kavuşur.) [İ. Ahmed]</p>
<p>(Bir insan az ibadet etse de, güzel ahlakı sayesinde en yüksek dereceye kavuşur.) [Taberani]</p>
<p>(Yumuşak davran! Sertlikten sakın! Yumuşaklık insanı süsler, çirkinliği giderir.) [Müslim]</p>
<p>(Yumuşak davranmayan, hayır yapmamış olur.) [Müslim]</p>
<p>(En çok sevdiğim kimse, huyu en güzel olandır.) [Buhari]</p>
<p>(Yumuşak olan kimseye, dünya ve ahiret iyilikleri verilmiştir.) [Tirmizi]</p>
<p>(Cehenneme girmesi haram olan ve Cehennemin de onu yakması haram olan kimseyi bildiriyorum. Dikkat ediniz! Bu kimse insanlara kolaylık, yumuşaklık gösterendir.) [İ. Ahmed]</p>
<p>(Yumuşak olanlar ve kolaylık gösterenler, hayvanın yularını tutan kimse gibidir. Durdurmak isterse hayvan ona uyar. Taşın üzerine sürmek isterse hayvan oraya koşar.) [Ebu Davud]</p>
<p>(Cennete götüren sebeplerin başlıcası, Allahü teâlâdan korkmak ve iyi huylu olmaktır. Cehenneme götüren sebeplerin başlıcası da, dünya nimetlerinden ayrılınca üzülmek, bu nimetlere kavuşunca sevinmek, azgınlık yapmaktır.) [Tirmizi]</p>
<p>(İmanı en kuvvetli kişi, ahlakı en güzel ve hanımına en yumuşak olandır.) [Tirmizi]</p>
<p>(İnsan, güzel huyu ile, Cennetin en üstün derecelerine kavuşur. [Nafile] İbadetlerle bu derecelere kavuşamaz. Kötü huy, insanı Cehennemin en aşağısına sürükler.) [Taberani]</p>
<p>(İbadetlerin en kolayı, az konuşmak ve iyi huylu olmaktır.) [İbni Ebiddünya]</p>
<p>(Şu üç şey bulunan kimsenin imanı kâmildir: Herkesle iyi geçinen güzel ahlak, kendini haramlardan alıkoyan vera, cehlini örten hilm.) [Nesai]</p>
<p>(Dünyada veya ahirette özür dilemek zorunda kalacağın söz ve hareketten uzak durmaya çalış!) [Hakim]</p>
<p>(Söz veriyorum ki, münakaşa etmeyen, haklı olsa da, dili ile kimseyi incitmeyen, şaka ile veya yanındakileri güldürmek için, yalan söylemeyen, iyi huylu olan müslüman Cennete girecektir.) [Tirmizi]</p>
<p>(Şu altı şeyi yapanın Cennete girmesine kefilim: Konuşunca doğru söyleyen, verdiği sözü yerine getiren, emanete riayet eden, namusunu koruyan, gözlerini haramdan sakınan, ellerini kötülükten çeken.) [İ.Ahmed]</p>
<p>(Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Size gönderdiğim İslam dininden razıyım, [bu dini kabul edip, bu dinin emir ve yasaklarına riayet edenlerden razı olur, onları severim.] Bu dinin tamam olması, ancak cömertlikle ve iyi huylu olmakla olur. Dininizin tamam olduğunu her gün, bu ikisi ile belli ediniz!) [Taberani]</p>
<p>(Sıcak su buzu erittiği gibi, iyi huylu olmak, günahları eritir, yok eder. Sirke balı bozup yenilmez hâle soktuğu gibi, kötü huylu olmak, ibadetleri bozup yok eder.) [Taberani]</p>
<p>(Hak teâlâ yumuşak huyluya yardım eder, sert ve öfkeliye yardım etmez.) [Taberani]</p>
<p>(Yumuşak olan, kızmayan müslümanın Cehenneme girmesi haramdır.) [Tirmizi]</p>
<p>(Yavaş, yumuşak davranmak, Allahü teâlânın kuluna verdiği büyük bir ihsandır. Aceleci olmak, şeytanın yoludur. Allahü teâlânın sevdiği şey, yumuşak ve ağırbaşlı olmaktır.) [E.Ya’la]</p>
<p>(Kişi, yumuşaklığı, tatlı dili ile, gündüzleri oruç tutanın ve geceleri namaz kılanın derecesine kavuşur.) [İ. Hibban]</p>
<p>(Kızınca, öfkesini yenerek yumuşak davrananı Allahü teâlâ sever.) [İsfehani]</p>
<p>(Güler yüzle selam veren, sadaka verenin sevabına kavuşur.) [İ.E.dünya]</p>
<p>Bir kimse Resulullah efendimizden nasihat istedi, (Kızma, sinirlenme) buyurdu. Birkaç kere sordu, hepsine de (Kızma, sinirlenme) buyurdu. (Buhari)</p>
<p>Sual: İyi insan olmak için ne yapmak gerekir?<br />
CEVAP<br />
İyi insan olmak için kâmil yani olgun müslüman olmak gerekir. Zaten müslüman, iyi insan demektir.<br />
Allah indinde mümin çok kıymetlidir. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Müminler, öyle kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, Allah’ın âyetleri okununca, imanları kuvvetlenir ve yalnız Rablerine dayanıp güvenirler, namazı doğru kılar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden [Allah’ın razı olduğu yerlere] harcarlar.) [Enfal 2-3]</p>
<p>(Müminler, muhakkak kurtuluşa ermiştir. Namazlarını huşu içinde kılar, boş ve lüzumsuz şeylerden yüz çevirir, zekatlarını verir, iffetlerini korur, emanet ve ahidlerine riayet ederler.) [Müminun 1-8]</p>
<p>(Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirir, verdikleri sözü bozmaz, Rablerinin rızasını isteyip sabreder ve kötülüğü iyilikle savarlar.) [Rad 20-22]</p>
<p>(Büyük günahlardan ve hayasızlıktan sakınır, öfkelendikleri zaman da kusurları bağışlar ve işlerini aralarında istişare ederler.) [Şura 37,38]</p>
<p>(İnanıp hayırlı iş işleyen [mümin]lerin kötülüklerini, and olsun, örteriz, onları yaptıklarının en güzeli ile mükafatlandırırız.) [Ankebut 7]</p>
<p>(Allah onların [müminlerin] kötülüklerini örter, onlara işledikleri şeylerin en güzellerinin karşılığını verir.) [Zümer 35]</p>
<p>(Allah, inanıp emirlerini yapan müminlere mağfiret ve büyük ecir vaad etmiştir.) [Feth 29]</p>
<p>(Elbette müminler kardeştir.) [Hucurat 10]</p>
<p>Müminlerle ilgili hadis-i şeriflerden bazıları da şöyle:<br />
(Müslüman, elinden ve dilinden müslümanların emin olduğu kimsedir.) [Buhari]</p>
<p>(Mümin akıllı, basiretli, uyanıktır. Her işte Allah’ın rızasını gözetir. Acele etmez, ilim sahibidir, haramlardan kaçar.) [Deylemi]</p>
<p>(Mümin, koku satan kimse gibidir. Yanında otursan için açılır. Onunla gezsen veya ortak iş yapsan faydasını görürsün. Onun her işi faydalıdır.) [Taberani]</p>
<p>(Müminler, birbirine karşı sevgi ve merhamette, bir vücut gibidir. Vücudun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut huzursuz olup onun tedavisi ile meşgul olunduğu gibi, müslümanlar da böyle birbirine yardıma koşmalıdır.) [Buhari]</p>
<p>(Mümin ülfet eder [iyi geçinir], ülfet etmeyen ve ülfet edilmeyende hayır yoktur.) [Beyheki]</p>
<p>(Müminin yanına giren, güzel bir bahçeye girmiş gibi ferahlık duyar.) [Deylemi]</p>
<p>(Mümin lanet etmez, kötülemez, müstehcen konuşmaz ve hayasız olmaz.) [Hakim]</p>
<p>(Mümin arıya benzer; konduğu dalı kırmaz, oraya zarar vermez. Toplayıp bıraktığı eseri de güzeldir.) [Beyheki]</p>
<p>(Mümin, yumuşaktır, hafiftir. Munis bir deve gibi boyun eğer, &#8220;Ih&#8221; denince, yer sert olsa da çöker.) [Beyheki]</p>
<p>(Mümin sert değildir. Yumuşaklığından dolayı ahmak zannedilir.) [Deylemi]</p>
<p>(Mümin geçim ehlidir. Arkadaşına rahatlık verir. Münafık ise geçimsizdir, arkadaşına sıkıntı verir.) [Dare Kutni]</p>
<p>(Halkın elindekine göz dikmemek, müminin alametlerindendir.) [Dare Kutni]</p>
<p>(Komşusu kötülüğünden emin olmayan, mümin olamaz.) [Buhari]</p>
<p>(Çevrendekilerle güzel komşuluk et ve kendin için sevdiğini, başkaları için de sev ki müslüman olasın.) [Harâiti]</p>
<p>Kime dinin emirlerini yapmak kolay gelirse, onun salih biri olduğu anlaşılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Ahirete ait istediğine kolayca kavuşur, dünyaya ait olana kavuşman zorlaşırsa, bil ki sen iyi bir hâl üzerindesin. Bunun tersi olursa kötü haldesin!) [Beyheki]</p>
<p>Müslümanın vasıfları nelerdir<br />
Sual: Allah’tan korkan müslümanın vasıfları nelerdir?<br />
CEVAP<br />
Allah’tan korkan bir kimse, Onun emirlerini yapmaya, yasaklarından sakınmaya titizlikle çalışır. Hiç kimseye kötülük yapmaz. Kendine kötülük yapanlara sabreder. Yaptığı kusurlara tevbe eder. Sözünün eri olur. Her iyiliği Allah için yapar.</p>
<p>Kimsenin malına, canına, namusuna göz dikmez. Çalışırken, alış veriş ederken, kimsenin hakkını yemez. Herkese iyilik eder. Şüpheli şeylerden kaçınır. Makam sahiplerine, zalimlere yaltaklanmaz. İlim ve ahlak sahiplerine saygı gösterir.</p>
<p>Arkadaşlarını sever ve kendini sevdirir. Kötü kimselere nasihat verir. Onlara uymaz. Küçüklerine merhametli ve şefkatli olur. Misafirlerine ikram eder. Kimseyi çekiştirmez. Keyfi peşinde koşmaz. Zararlı ve hatta faydasız bir şey söylemez. Kimseye sert davranmaz. Cömert olur. Malı ve mevkii herkese iyilik etmek için ister.</p>
<p>Riyakârlık, iki yüzlülük yapmaz. Kendini beğenmez. Allahü teâlânın her an gördüğünü ve bildiğini düşünerek hiç kötülük yapmaz. Onun emirlerine sarılır. Yasaklarından kaçar. İşte, Allah’tan korkanlar milletine, ülkesine faydalı olur.</p>
<p>Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimde, inananları şöyle tarif etmektedir:<br />
(Rahim olan Allahü teâlânın kulları, yeryüzünde gönül alçaklığı ile vakar ve tevazu ile yürürler. Cahiller, onlara sataşacak olursa, bunlara [sağlık ve selamet sizin üzerinize olsun gibi] güzel söz söyler, [büyük bir yumuşaklık gösterirler.] Onlar geceleri secde yapar ve kıyâmda dururlar [namaz kılarlar.] Onlar, “yâ Rabbi, Cehennem azabını bizden uzaklaştır. Cehennem azabı devamlıdır ve çok şiddetlidir. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır” derler. Bir şey verdikleri zaman, israf etmez, cimrilik de yapmazlar, ikisi ortası bir yol tutarlar. Kimsenin hakkını yemez, Allah’a şerik koşmaz, Ondan başkasına yalvarmazlar. Allah’ın dokunulmasını haram ettiği cana kıyıp, haksız olarak kimseyi öldürmez, zina etmezler. Bunlardan birini yapanın Kıyamette azabı kat kat olur, orada zelil ve hakir olarak ebedi bırakılır. Ancak, Allah, tevbe eden ve doğru iman eden ve ibadet ve faydalı iş yapanların kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah, af ve merhamet sahibidir. Tevbe edip, amel-i salih işleyen, Allahü teâlâya [tevbesi makbul ve Onun rızasına kavuşmuş olarak] döner. Onlar yalan yere şahitlik yapmaz, faydasız ve zararlı işlerden kaçınırlar. Kendilerine âyetler okunduğu zaman, kör ve sağır davranmazlar, [dikkat ile dinleyip bu âyetlerle kendilerine yapılması emredilen şeyleri yaparlar.]) [Furkan 63-73]</p>
<p>İyi huylu olmanın ve bunu muhafazanın yolu<br />
Sual: İyi huylu olmak ve bunu muhafaza edebilmek için ne yapmalı?<br />
CEVAP<br />
İyi huylu olmak için ve iyi ahlakını muhafaza edebilmek için, salih kimselerle, iyi huylularla arkadaşlık etmelidir. İnsanın ahlakı, arkadaşının huyu gibi olur. Hadis-i şerifte, (İnsanın dini, arkadaşının dini gibi olur) buyuruldu. Ahlakı bozan, şehveti harekete getiren kitapları okumamalı, böyle radyo ve TVden sakınmalıdır.</p>
<p>İyi huyların faydaları ve haramların zararları ve Cehennemdeki azapları, hep hatırlanmalıdır. Mal, mevki arkasında koşanlardan hiçbiri muradına kavuşamamıştır. Malı, mevkii hayır için arayan ve hayır işlerde kullanan, rahata, huzura kavuşmuştur.</p>
<p>Allahü teâlâdan korkmak, bu deryanın gemisidir. Hadis-i şerifte, (Dünyada, kalıcı değil, yolcu gibi yaşa! Öleceğini hiç unutma) buyuruldu.</p>
<p>Faydasız şeylerden, oyunlardan, zararlı şakalaşmak ve münakaşa etmekten sakınmalıdır. İlim öğrenmeli ve faydalı işler yapmalıdır. Vaktin kıymetini bilip gece-gündüz ilim öğrenmelidir! İlim, ibadet içindir. Kıyamette işten, ibadetten sorulur, çok ilim öğrendin mi diye sorulmaz. İş ve ibadet de ihlas elde etmek içindir. (İslam Ahlakı)</p>
<p>Sert mizaçlı olmak<br />
Sual: Haksızlık olunca dayanamıyorum. Çok sert mizaçlıyım. Sert mizaçlı olmak dinen kusur mudur?<br />
CEVAP<br />
Sert mizaçlı olmak kusur değildir. Ancak dine aykırı olarak sertlik yapmak kusurdur. Hazret-i Ömer’in sert mizacı övülmüş, takdir edilmiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(İki melek var, biri sert, biri yumuşak mizaçlıdır. Bunlar, Cebrail ile Mikail’dir. Peygamberlerden biri yumuşak, diğeri sert mizaçlıdır. Bunlar İbrahim ile Musa’dır. Benim de iki arkadaşımdan biri yumuşak, diğeri sert mizaçlıdır. Bunlar, Ebu Bekir ile Ömer’dir.) [Taberani]</p>
<p>Kâfirlere karşı da iyi huylu olmalı<br />
Sual: İslamiyet’in güzel ahlakını göstermek için, kâfirlere karşı da iyi huylu olmak ve onları incitmemek gerekmez mi?<br />
CEVAP<br />
Müslümanların kâfirlere karşı da iyi huylu olmaları, onları incitmemeleri gerekir. Böylece İslam dininin, iyi huylu olmayı, kardeşçe yaşamayı, çalışmayı emrettiği onlara da gösterilmiş olur. Böylece iyiliği seven insanlar, seve seve müslüman olurlar. Cihad etmek farzdır. Cihadı devlet topla, silahla yapacağı gibi, soğuk harp ile, propaganda, neşriyat ile de yapar. Her müslüman da, iyi huyları ile, iyilik yapmakla cihad yapar. Çünkü cihad etmek, insanları müslüman yapmaya davet etmek demektir. Görülüyor ki, kâfirlere karşı da, iyi huylu olmak, onları incitmemek, cihad etmek oluyor. Cihad ise her müslümana gücü nispetinde farzdır.</p>
<p>Sevilmenin kısa yolu<br />
Sual: Sevilmenin kısa yolu nedir?<br />
CEVAP<br />
Sevilmenin yolu sevmesini bilmektir. Başka bir tabirle, iyi insan, herkes tarafından sevilir. Dinimizin bildirdiği esaslara uyan müslüman iyi insan demektir.</p>
<p>Hemen herkes, kendisiyle ilgilenilmesini, kendisinden, işlerinden bahsedilmesini ister. Çok kimsenin bir dakikalık telefon konuşmasında 5-10 defa (Ben) dediği tespit edilmiştir. Çok kimseyi, hükümet kurulmasından çok, kendi meselesi ilgilendirir. Başkasına yaklaşabilmek için onun sevdiği, ilgilendiği konuları bilmek gerekir.</p>
<p>Hemen her insan, en az bir bakımdan kendini çok insandan üstün görür. (Ben bakan olsam, ben başbakan olsam şöyle yaparım) dediği görülür. Belki böyle konuşan kimselerin çoğunun müdür olacak kabiliyeti bile yoktur. Çünkü insanın nefsi, daima yükselmeyi, şef olmayı, başkalarının kendisine tâbi olmasını ister. Bu, nefsin arzusudur. Herkeste de nefs olduğunu düşünerek, ona göre hareket edilirse, çetin meseleleri çözmek zor olmaz.</p>
<p>Bir kimsenin sevdikleri, kendini beğenip takdir edenlerdir. O halde sevilmek için başkalarını takdir edip sevmek gerekir. İnsanın nefsi takdirden hoşlanır, tenkitten hoşlanmaz. Tenkit, düşmanlığa yol açar.</p>
<p>Başkalarının bize nasıl muamele etmelerini istiyorsak, biz de onlara aynı şekilde davranmalıyız! Mesela gülerek karşılanmayı, bir çay, bir kahve ikram etmelerini istiyorsak, biz de başkalarını güler yüzle karşılamalıyız, onlara gerekli ikramda bulunmalıyız!</p>
<p>Sevilmek, takdir kazanmak için, herkese samimi bir alaka göstermek, gülümseyerek selam vermek, hâl ve hatır sormak gerekir. Yapmacık hareketlerden de kaçınmalıdır! Yapmacık hareketler, fayda yerine çok zaman zarar verir. Kendimize &#8220;Samimiyetsiz&#8221; dedirtmemeliyiz. Samimi olmaya kendimizi alıştırmalıyız! Mesela birisi bizi telefonla aramış ve kendinin kim olduğunu bildirmemişse, (İnsan önce kendini tanıtır) diyerek tenkitle söze başlamamalıdır! (Buyurun efendim, kiminle müşerref oluyorum) diyerek karşımızdakinin kendisini takdim etmesine fırsat vermelidir! Daha sonra, (Efendim, size yardımcı olmak benim için bir şereftir) dersek, karşımızdakinin kalbini fethetmeye giden yolu keşfetmişiz demektir.</p>
<p>Kendini sevdirmenin yolu, iyi insan olmaktır. İyi insan da güzel ahlaklı olandır. Güzel ahlak nedir? Güzel ahlakla ilgili hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:<br />
(Kendinden uzaklaşanlara yaklaşmak, zulmedenleri affetmek, kendini mahrum edenlere [Kendine bir şey vermeyenlere] ihsan etmek, güzel huylu olmaktır.) [İ.Süyuti]</p>
<p>(İyi huyları tamamlamak, yerleştirmek için gönderildim.) [Hakim]</p>
<p>(Sureti ve huyu güzel olanı Cehennem ateşi yakmaz.) [Taberani]</p>
<p>(İyi huylu olan, dünya ve ahiret saadetine kavuşur.) [Taberani]</p>
<p>(İnsana verilen en hayırlı şey, güzel ahlaktır.) [İbni Hibban]</p>
<p>(Güzel ahlaklı olmak, kişinin saadetindendir.) [Beyheki]</p>
<p>(Güzelin güzeli, güzel ahlaktır.) [İbni Asakir]</p>
<p>(En iyiniz, ahlakı en güzel olanınızdır.) [Buhari]</p>
<p>(Kıyamette, terazide güzel ahlaktan daha ağır gelen başka şey yoktur.) [Tirmizi]</p>
<p>Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak<br />
Sual: İyi bir müslüman olmak için Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak gerekiyormuş. Bu nasıl olur?<br />
CEVAP<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Bir kimse, bir zat ile konuşunca, eğer kalbinde, dünya sevgisi azalıp, Allahü teâlâya bağlılığı artarsa, onun keramet sahibi, evliyadan bir zat olduğu anlaşılır. Eğer böyle olmazsa, o zatın istidrac gösteren bir yalancı olduğu meydana çıkar. (Evliya olmak için Allahü teâlânın ahlakı ile ahlaklanmak gerek) buyurulmuştur. Yani Allahü teâlânın sıfatlarına uygun sıfatlar, evliyada hasıl olur. Fakat bu benzerlik sadece isimdedir. Yoksa sıfatların özelliğinde beraberlik olmaz. (Allahü teâlânın ahlakı ile ahlaklanın) emrini anlatırken Hace M. Parisa hazretleri, Tahkikat kitabında buyuruyor ki:</p>
<p>&#8220;Allahü teâlânın bir sıfatı Basirdir. Yani Allahü teâlâ her şeyi görür. Bir kimsenin kalb gözü açılır, firaset ışığı ile, kendi ayıplarını ve başkalarının iyi huylarını görürse, yani başkalarını kendinden üstün görürse ve Allahü teâlânın her an gördüğünü göz önünde bulundurarak hep Onun beğendiği şeyleri yaparsa, bu sıfatla huylanmış olur.</p>
<p>Allahü teâlânın bir sıfatı da Mümittir. Yani öldürücü demektir. Bir kimse, sünnetler yerine yerleşmiş olan bid&#8217;atleri yok ederse, bu sıfatla sıfatlanmış olur. Bütün sıfatlar, bunlar gibidir.&#8221;</p>
<p>Cahiller, bu ahlaklanmayı başka türlü anlamış ve yoldan çıkmıştır. Evliyanın ölüleri dirilteceğini, kaybolan şeyleri bileceğini sanmışlar, günaha girmişlerdir.) [Müj. Mekt. 107]</p>
<p>Allahü teâlânın sıfatlarından biri Settardır. Yani günahları örtücüdür. Müslüman da, din kardeşinin kusurunu örtmelidir.</p>
<p>Allahü teâlâ Kerimdir. Rahimdir. Yani lütfu, ihsanı bol ve merhameti çoktur. Müslüman da, cömert ve merhametli olmalıdır!</p>
<p>Allahü teâlâ, Gaffardır, yani kullarının günahlarını affedicidir. Müslümanlar da birbirlerinin kusurlarını affetmelidir!</p>
<p>Af, hak ettiği bir şeyi almayıp sahibine bağışlamak demektir. Allahü teâlâ affedicidir, affedenleri sever. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen, (Affet, marufu emret ve cahillerden yüz çevir!) buyuruluyor. (Araf 199)</p>
<p>Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
(Affedin ki, Allahü teâlâ da sizi affetsin ve şerefinizi yükseltsin!) [İsfehani]</p>
<p>(Allah için affedeni Allahü teâlâ yükseltir, aziz eder.) [Berika]</p>
<p>(Kendinden uzaklaşanlara yaklaşmak, zulmedenleri affetmek, kendini mahrum edenlere ihsan etmek, güzel huylu olmaktır.) [İ.Ebiddünya]</p>
<p>(Sana zulmedeni affet, sana gelmeyene git, sana kötülük edene sen iyilik et, aleyhine de olsa mutlaka doğru konuş.) [Ruzeyn]</p>
<p>(Musa aleyhisselam, &#8220;Ya Rabbi, senin indinde en aziz kimdir?&#8221; diye sordu. Allahü teâlâ da, &#8220;İntikam almaya gücü yeterken affedendir&#8221; buyurdu.) [Harâiti]</p>
<p>(Allahü teâlâ, merhameti olmayana merhamet etmez, affetmeyeni affetmez.) [İ.Ahmed]</p>
<p>(Affedin ki affa kavuşasınız!) [İ.Ahmed]</p>
<p>Sual: En makbul amel nedir?<br />
CEVAP<br />
Peygamber efendimiz, en makbul amelin güzel ahlak olduğunu bildirmiş, (İman yönünden müminlerin en faziletlisi, ahlakı güzel olanlardır) buyurmuştur. (Hakim)<br />
Bir kimse Peygamber efendimizden nasihat istedi. Dedi ki:<br />
- Ya Resulallah bana öğüt ver!<br />
- Nerede olursa olsun Allah’tan kork!<br />
- Yine buyur ya Resulallah!<br />
- Her kötülüğün akabinde bir iyilik yap! İyilikler günahları giderir.<br />
- Yine buyur!<br />
- Herkesle güzel geçin! (Tirmizi)</p>
<p>Oğlu, Lokman aleyhisselama sorar:<br />
- En iyi haslet nedir?<br />
- Dindar olmaktır.<br />
- Peki babacığım, bu haslet iki olursa?<br />
- Dindarlık ve mal sahibi olmak.<br />
- Üç olursa?<br />
- Dindarlık, mal ve haya.<br />
- Dört olursa?<br />
- Dindarlık, mal, haya ve güzel ahlak.<br />
- Beş olursa?<br />
- Dindarlık, mal, haya, güzel ahlak ve cömertliktir.<br />
- Altı olursa?<br />
- Oğlum bu beş haslet kimde olursa, o kimse takva ehli, temiz bir kimsedir, Allahü teâlânın dostudur, şeytandan uzaktır.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde ise mealen buyuruluyor ki:<br />
(Allah indinde en şerefliniz, takva ehli olanınızdır.) [Hücurat 13]</p>
<p>Bir kimse, asil bir aileye mensup olmasa da, güzel huylu ise, onun için güzel huyu, iyi bir asalettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Güzel huy gibi asalet, tedbirli olmak gibi akıllılık olmaz.) [İbni Mace]</p>
<p>Güzel huylu kimse, insanların takdirini kazanır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlakla memnun etmeye çalışınız!) [Hakim]</p>
<p>Sual: Güzel ahlaka sahip olmak için ne yapmak gerekir?<br />
CEVAP<br />
Güzel ahlaka sahip olmak için iyi ve kötü huyları bilmek gerekir. Ayrıca kendi kötü huylarını teşhis etmek gerekir. Bu teşhisi kendi yapar. Yahut bir âlimin, rehberin bildirmesi ile anlar. İnsan kendi kusurlarını zor anlar. Güvendiği arkadaşına sorarak da, kusurunu öğrenir. Sadık olan dost onu tehlikelerden, korkulardan koruyan kimsedir. Düşmanlarının kendisine karşı kullandıkları kelimeler de, insana ayıplarını tanıtmaya yarar. Çünkü düşman, insanın ayıplarını arayıp, yüzüne çarpar. Arkadaş ise, insanın ayıplarını pek görmez.</p>
<p>Birisi İbrahim Ethem hazretlerine, aybını, kusurunu bildirmesi için yalvarınca, (Seni dost edindim. Her halin bana güzel görünüyor. Aybını başkasına sor) dedi.</p>
<p>Başkasında bir ayıp görünce, bunu kendinde aramak, kendinde bulursa, bundan kurtulmaya çalışmak gerekir. (Mümin müminin aynasıdır) hadis-i şerifinin manası budur. Yani, başkasının ayıplarında, kendi ayıplarını görür. İsa aleyhisselama, bu güzel ahlakını kimden öğrendin, dediklerinde, (Birinden öğrenmedim. İnsanlara baktım. Hoşuma gitmeyen şeylerinden sakındım. Beğendiğimi ben de yaptım) buyurdu. Hazret-i Lokman’a, (Edebi kimden öğrendin) denince, (Edepsizden) dedi.</p>
<p>Selef-i salihinin, Eshab-ı kiramın, evliyanın menkıbelerini okumak da, iyi huylu olmaya sebep olur. Kendinde kötü huy bulunan kimse, buna yakalanmanın sebebini araştırmalı, bu sebebi yok etmeye, bunun zıddını yapmaya çalışmalıdır. Kötü huydan kurtulmak, bunun zıddını yapmak için çok uğraşmak gerekir. Çünkü, insanın alıştığı şeyden kurtulması güçtür. Kötü şeyler nefse tatlı gelir.</p>
<p>Çocukları ihmal etmeyelim<br />
Bugün, bütün hıristiyan ülkelerinde, bir çocuk dünyaya gelir gelmez, buna bozuk dinlerinin icaplarını yapıyorlar. Her yaştaki insanlara, yahudiliği ve hıristiyanlığı titizlikle aşılıyorlar. Müslümanların imanlarını, dinlerini çalmak ve yok etmek ve onları da, hıristiyan yapmak için, İslam ülkelerine paket paket kitap, broşür ve sinema filmleri gönderiyorlar.</p>
<p>O halde müslümanlar, din cahillerinin hilelerine, yalanlarına aldanmamalı, bize emanet edilen çocuklarımıza sahip olmalıyız. Onlara sahip olmak da, dinimizin emirlerine uygun olarak yetiştirmekle olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Ahlakınızı güzelleştirin!) [İbni Lal]</p>
<p>En vahşi hayvan bile terbiye ile ehlileştiriliyor. Hiçbir zaman elma çekirdeğinden portakal olmaz. Fakat elma fidanını büyüterek, lüzumlu aşı ve kültürel tedbirlerle kaliteli elma veren bir ağaç olarak yetiştirmek mümkündür. Bunun gibi insan tabiatında bulunan bazı arzular yok edilemez, fakat terbiye edilebilir.</p>
<p>Her şeyi, zıddı kırar. Kötü huyları, iyi huylar yok eder. Bu bakımdan kendini zorla da olsa iyi işler yapmaya alıştırmalı, onları âdet haline getirmelidir. Çocuk, işleri ve ahlakı iyi olan insanlarla arkadaşlık ettirilirse, güzel huylar kendiliğinden onun tabiatı olur. Bu esaslar dahilinde çocuklar yetiştirilirse dünya ve ahiret saadeti elde edilir. Kıyamet günü, ana-baba, çocuğuna öğretmesi gereken ilimlerden mesul olacak, vazifesini yapmamış ise, yahut kusur etmiş ise cezaya çaptırılacaktır. Çocuklarını İslam terbiyesi üzerine yetiştirmeyenler, dünya ve ahiret felaketine maruz kalacaklardır.</p>
<p>Ne mutlu çocuğunu İslam ahlakı ile yetiştirenlere.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/guzel-ahlak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Etkisi kesin ilaçlar</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/etkisi-kesin-ilaclar.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/etkisi-kesin-ilaclar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 10:36:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kesin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4256</guid>
		<description><![CDATA[Etkisi kesin ilaçlar 
Sual: S. Ebediyye’de, (Haram olan ilacın etkisi kesinse ve şifa verecek başka helal ilaç yoksa, domuz etinden başka haram ilacın kullanılması caiz olur) deniyor. İlaç kullanıldığı zaman, bu ilaca şifa etkisini veren Allah’tır. O halde, (Şu ilacın etkisi kesindir) demek küfür olmaz mı?
CEVAP
Burada, ilaca şifa etkisini verenin Allahü teâlâ olduğu inkâr edilmiyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Etkisi kesin ilaçlar</strong> </span></p>
<p>Sual: S. Ebediyye’de, (Haram olan ilacın etkisi kesinse ve şifa verecek başka helal ilaç yoksa, domuz etinden başka haram ilacın kullanılması caiz olur) deniyor. İlaç kullanıldığı zaman, bu ilaca şifa etkisini veren Allah’tır. O halde, (Şu ilacın etkisi kesindir) demek küfür olmaz mı?<br />
CEVAP<br />
Burada, ilaca şifa etkisini verenin Allahü teâlâ olduğu inkâr edilmiyor. İlaçlara kesin şifa tesirini veren, elbette Allahü teâlâdır. Yine S. Ebediyye’de deniyor ki:<br />
İlaç üç türlüdür: Birinci kısım ilaçların etkisi, faydası kesindir, meydandadır. Ekmeğin açlığı, suyun susuzluğu gidermesi<br />
<span id="more-4256"></span><br />
böyledir. Kinin bileşiklerinin sıtmaya, salisilâtların romatizmaya, aşı ve serumların, antibiyotiklerin ve sülfamitlerin de bakterilere karşı etkisi böyledir. Faydası kesin olan ilaçları kullanmak farz olmaktadır. Etkisi kesin olan sebeplere yapışmanın vacib olduğu ve bunları kullanmayıp zarar görmenin günah olduğu, Hadika ve başka kitaplarda yazılıdır. Yangını suyla söndürmek de böyle kesindir. Etkisi kesin olan bu gibi ilaçları kullanmamak tevekkül değil, ahmaklıktır ve haramdır.</p>
<p>Ağaç meyve verdi, yemek beni doyurdu, ilaç ağrıyı durdurdu, taş camı kırdı gibi sözler yanlış değildir. Bu sözler, (Bu şey, bu işin yapılmasına sebep oldu, vasıta oldu) demektir. Mesela, taş camı kırmaya sebep oldu demektir. (S.Ebediyye)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/etkisi-kesin-ilaclar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Irkçılık yapmak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/irkcilik-yapmak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/irkcilik-yapmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 07:02:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4254</guid>
		<description><![CDATA[Irkçılık yapmak 
Sual: (Irkçılık yapan bizden değildir) hadis-i şerifine göre ırkçılık küfür müdür?
CEVAP
Irkçılığın yapılış şekli önemlidir. Din gibi kabul ediliyorsa mesela, (Dinsiz bir Türk, Müslüman olan bir Yunan’dan, İngiliz’den veya Ermeni’den daha üstündür) deniyorsa küfür olur; çünkü Müslümanlık kötülenmiş oluyor.
Bir insanın, kendi kavmini, ırkını sevmesi küfür olmaz. Türk Türkü, Kürt Kürdü, Alman Almanı daha çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Irkçılık yapmak </span></strong></p>
<p>Sual: (Irkçılık yapan bizden değildir) hadis-i şerifine göre ırkçılık küfür müdür?<br />
CEVAP<br />
Irkçılığın yapılış şekli önemlidir. Din gibi kabul ediliyorsa mesela, (Dinsiz bir Türk, Müslüman olan bir Yunan’dan, İngiliz’den veya Ermeni’den daha üstündür) deniyorsa küfür olur; çünkü Müslümanlık kötülenmiş oluyor.<br />
Bir insanın, kendi kavmini, ırkını sevmesi küfür olmaz. Türk Türkü, Kürt Kürdü, Alman Almanı daha çok sevebilir. Bu, insanın<br />
<span id="more-4254"></span><br />
kendi Müslüman akrabalarını, hemşerilerini daha fazla sevmesine benzer. Sevmek ayrı, (Benim ırkımdaki kâfir olsa da, başka ırktan olan Müslüman olsa da, ondan üstündür) demek ayrıdır. Sevmeyi ırkçılık olarak kabul etmemelidir. Müslüman Türk’ün kahramanlıklarını okuyunca göğsümüz kabarıyor. Yine Müslüman bir hemşerimizle karşılaşınca da farklı duyguların olması ırkçılık değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/irkcilik-yapmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tartışmanın zararı</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/tartismanin-zarari.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/tartismanin-zarari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 10:59:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[tartişma]]></category>
		<category><![CDATA[zarari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4251</guid>
		<description><![CDATA[Tartışmanın zararı 
Sual: Arkadaşlarla bazı dini konularda tartışmaya girdik. Daha önce bildirdiğim konularda delil olacak belgeler gönderir misiniz?
CEVAP
Ben 70 yaşındayım, bu kadar zaman içinde bir kişiyi delille ikna edemedim. Hidayete kavuşturan Allahü teâlâdır. Yani bu bir nasip meselesidir. Tartışma, dostların dostluğunu azaltır, düşmanın ise düşmanlığını artırır. Emr-i maruf için en

uygunu, İslam Ahlakı gibi bir kitap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Tartışmanın zararı </span></strong></p>
<p>Sual: Arkadaşlarla bazı dini konularda tartışmaya girdik. Daha önce bildirdiğim konularda delil olacak belgeler gönderir misiniz?<br />
CEVAP<br />
Ben 70 yaşındayım, bu kadar zaman içinde bir kişiyi delille ikna edemedim. Hidayete kavuşturan Allahü teâlâdır. Yani bu bir nasip meselesidir. Tartışma, dostların dostluğunu azaltır, düşmanın ise düşmanlığını artırır. Emr-i maruf için en<br />
<span id="more-4251"></span><br />
uygunu, İslam Ahlakı gibi bir kitap vermektir. Büyüklerin sözüyle yola gelmeyen kimse, bizim sözümüzle nasıl yola gelir ki? Tartışmayı, delil göstermeyi bırakıp, sadece kitap vermeli ve gerisine karışmamalıdır.</p>
<p>Tartışmaya sebep olmayacak olsa bile, hatırımızda yanlış kalmış olabilir veya yanlış nakledebiliriz. Doğru bile nakletsek, bizim söylediğimizi kabul etmek, karşıdakinin nefsine ağır gelebilir; ama kitaptan kendisi okursa, nasibi de varsa, kabul etmesi daha kolay olur; çünkü evliya zatların sözlerinde rabbânî tesir olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/tartismanin-zarari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Falcılık, Bâtıl inanç ve Hurafeler</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/falcilik-batil-inanc-ve-hurafeler.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/falcilik-batil-inanc-ve-hurafeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2010 06:58:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4248</guid>
		<description><![CDATA[Falcılık, Bâtıl inanç ve Hurafeler 
Sual: Fal günah mıdır? Falcılık ve büyücülük aynı şey midir?
CEVAP
Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal hurafedir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Falcının, büyücünün söylediklerine inanan, Kur&#8217;an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]
(Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim]
Cinci hocanın cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Falcılık, Bâtıl inanç ve Hurafeler</strong> </span></p>
<p>Sual: Fal günah mıdır? Falcılık ve büyücülük aynı şey midir?<br />
CEVAP<br />
Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal hurafedir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Falcının, büyücünün söylediklerine inanan, Kur&#8217;an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]<br />
(Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim]<br />
Cinci hocanın cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz değildir. Çalınanları, kaybolanları bilirim diyen ve buna<br />
<span id="more-4248"></span><br />
inanan da kâfir olur. “Bana cin haber veriyor, onun için biliyorum” derse, yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız Allahü teâlâ, bir de onun vahy ve ilham ettikleri bilir. Cin, bu iki yoldan öğrendiğini haber verirse, “Bana falanca evliya bildirdi” derse küfür olmaz. Cinden arkadaş edinip, olmuş şeyleri ona sorup, ondan öğrenmek ve bunları başkalarına bildirmek de caiz değildir. Çünkü cinlerin gördüğü şeyleri doğru anlatıp anlatmadığı bilinemez.</p>
<p>Cincilere ve büyücülerin, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile, Allah’tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfürdür. Büyü öğrenmek de, öğretmek de haramdır. Müslümanları zarardan korumak için öğrenmek de haramdır. Hayırlı iş yapmak için de haram işlemek, büyü çözmek için büyü yapmak da caiz değildir. Büyü yaparken, küfre sebep olan bir şey yapmak küfürdür. Böyle olmazsa, büyük günahtır. Hadis-i şerifte (Büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir) buyuruldu. (Bezzar)</p>
<p>Burçlara göre fal açmak da hurafedir. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa, bütün dünyadaki insanlar burç sayısı kadar yani 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.</p>
<p>Siftah olarak alınan parayı çeneye sürmek, güvercine kağıt çektirmek, misafir giden evi 3 gün süpürmemek, salı günü yola çıkmamak, sabunu elden ele vermemek, kötü bir şey söylendiği vakit eliyle bir yere tıklayarak şeytan kulağına kurşun demek, cenazede küreği birinin eline vermeyip yere atmak, lohusa kadının kırkı çıkıncaya kadar, dışarı çıkmaması, yanında birisinin bulunması, hatta yanına bir süpürge olsun koymalı demek, kırkı çıkmamış iki çocuğu birbirinin yanına getirmemek bâtıl inançtır.</p>
<p>Hıdrellezi, Nevruzu, Noeli kutlamak, dert ve dilek için yatırlarda bulunan ağaçlara çaput bağlamak, türbelere mum dikmek, cenazeyi yüksek sesle tekbirle veya marşla götürmek, matem işaretleri taşımak, çelenk götürmek caiz değildir.</p>
<p>Bid’at olmayanlar<br />
Bid’at ehli, aşağıdakileri de hurafe saymışsa da yanlış söyledikleri çeşitli kitaplarda yazılıdır:</p>
<p>Kur&#8217;an ve hadiste olmayıp da, icma veya kıyası fukaha ile meydana gelen hükümler bid’at değildir.</p>
<p>İki bayram arasında nikah yapmak caizdir. Peygamber efendimiz, Cuma gününe rastlayan bir bayram günü, namazdan sonra, nikah yapması istenince, (İki bayram arası nikah olmaz) buyurdu. Yani vakit dar, bayramlaştıktan sonra tekrar Cuma namazı için mescide geleceğiz demek istemiştir.</p>
<p>Nazar için kurşun dökmek, nazar boncuğu takmak, tarlaya at kafası takmak bid’at değildir. Bunlara bakılınca, gözlerdeki şua ilk defa oraya gider ve nazar önlenir. (Hindiye)</p>
<p>Ölü işittiği için, ölüye telkin vermek sünnettir.<br />
Devir ve iskat bid’at değildir.<br />
Definden sonra, mezarlıkta, cenaze sahiplerine taziyede bulunmak bid&#8217;at değildir.</p>
<p>Peygamber efendimizin âdet olarak yaptığı şeyleri yapmamak [mesela entari giymemek] yahut da yapmadığı şeyleri yapmak, [mesela çatal kaşık kullanmak] bid&#8217;at değildir.</p>
<p>Ölmüş evliyaya adak yapmak, yani mübarek bir zatı vesile edip, Allahü teâlâya yalvarmak caizdir. Mesela (Hastam iyi olursa, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için, adak olarak bir koyun keseceğim) demek. Burada, Allahü teâlâ için kesilen adağın sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine bağışlanıyor, onun şefaati ile, Allahü teâlâ, hastaya şifa veriyor kazayı, belayı gideriyor. Koyunu mezar başında kesmek haramdır. Puta tapanların, put yanında kesmelerine benzememeli. Türbenin avlusu genişse, bir kenarda kesilebilir.</p>
<p>İşleri, Allahü teâlânın yaptığına inanarak, türbelerdeki evliyadan yardım istemek, onların hürmetine dua etmek de bid’at değildir. Hazret-i Mevlana, (Ben ölünce, beni düşünün, imdadınıza yetişirim) buyurdu. Deylemi’nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifi de, Allahü teâlânın izni ile, ölülerin dirilere yardım ettiğini göstermektedir.</p>
<p>Fal ve din istismarı<br />
Kabataş parkında çoluk çocuk oturuyorduk. Esmer bir kız, yanımıza yaklaşıp, (Şu gözlüğümü bir takayım, falınıza öyle bakayım. Neyse halın, çıksın falın) dedi. Ben de, başımdan savmak için, (Biz fala mala inanmayız) dedim. Hemen, (İyi ama beyim, “Fala inanma, falsız da kalma” dememişler mi? Sen yine inanma. Falına bakar, karamsarlıktan kurtulursun, rahata kavuşursun) dedi. Falcıyı uygun şekilde uzaklaştırdıktan sonra, Peygamber efendimizin, (Falcının söylediklerine inanan, Kur’an-ı kerime inanmamış olur) buyurduğunu oradakilere söyledim. Benim hadis-i şeriften bahsettiğimi gören, cübbeli ve bid’at sakallı bir genç, yanıma yaklaşarak, (Amca, duamı almak istemez misin?) dedi. Onun ne demek istediğini anlayamadım. Elimdeki galetayı ona verip, (Dua edersen et, bana niye soruyorsun?) dedim. Eli ile para işareti yaptı. Sonra anladım ki, (Para ver, sana dua edeyim) demek istiyormuş. Halbuki dini alet etmek doğru değildir. Çünkü Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselama, (Sakın ola ki, neslin dini geçim vasıtası yapmasın, din ile dünya menfaatini talep edenlere yazıklar olsun!) buyurmuştur.</p>
<p>Kabir fareleri<br />
Kabataş’a gelmeden önce de, Beşiktaş’a uğramıştım. Mezarlığın yanından geçerken bir Fatiha okuyayım, dedim. Hemen yanıma bir genç gelip dedi ki:<br />
- Amca hazır hatim var.<br />
- Kaça satıyorsun?<br />
- Amca Kur’an satılır mı, satılsa ona değer biçilir mi?<br />
- İyi ama sana ne vereceğiz?<br />
- Gönlünden ne koparsa&#8230;<br />
- Sen hafız mısın?<br />
- Elbette amca.<br />
Cebimden çıkardığım Tebareke cüzünü gösterip sordum:<br />
- Şunu bir okur musun?<br />
- Amca, hafız olan hoca efendidir. Hatmi de o hazırladı. Ben sadece vazifeliyim.<br />
- Hatimlerin parasını hoca efendi ile müşterek mi paylaşıyorsunuz?<br />
- Hayır, ben aldıklarımın hepsini veriyorum. O da duruma göre az çok veriyor.<br />
- Hoca efendi para ile Kur’an okumanın caiz olmadığını bilmiyor mu?<br />
- Bilmez olur mu hiç?<br />
- Biliyor da niye hatim sattırıyor?<br />
- Amca biz hatim satmıyoruz. Hediye ediyoruz. Para veren olursa alıyoruz.<br />
- Delikanlı müftiyüssekaleyn diye birini duydun mu? Sen şu hoca efendinin adını söyler misin?<br />
Genç, söylediğim kelimeyi anlamadı galiba. Müftü müfettişi mi ne zannetti.<br />
- Hoca efendi öldü, sağlığında verdiği hatimleri bağışlıyorum.<br />
- Anlaşıldı. Bak sağlığın yerinde, alnının teri ile kazansan olmaz mı?<br />
- Olur, bundan sonra öyle yaparım, diyerek uzaklaştı.</p>
<p>Dini alet etmek<br />
Malını müşteriye gösterirken, tüccarın Allah demesi, Kelime-i tevhid okuması günahtır. Bunları para kazanmaya alet etmek olur. Müşteri çekmek için dükkanına dini levhalar asmak da, dini ticarete alet etmek olur.</p>
<p>Gerek şahsi, gerek siyasi menfaat veya nüfuz sağlama işine din istismarı denir ki, bunun dinimizdeki adı riyadır. Koltuk kapmak, alkış toplamak, bir grup insanı peşine takmak, herhangi bir menfaat gibi Allah rızasından başka niyetlerle yapılan her iş riya olur. Riya çok büyük günahtır. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İyi bil ki, riya haramdır. Peygamber efendimiz, (Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden, gösteriş yapan, sözleri baldan tatlı kimseler çıkar. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur) buyurdu. (Tirmizi)</p>
<p>Din alet edilerek elde edilen mala şair lanet ederek der ki:<br />
Lanet ola ol male [makama, şöhrete] ki,<br />
tahsiline anın ya din ola, ya ırz, ya namus ola alet.</p>
<p>Sual: Halk arasında, bir hanım ölünce, saçları göğsünü örtecek uzunlukta olmalıdır diye bir inanış var. Bu doğru mu?<br />
CEVAP<br />
Doğru değildir, aslı yoktur.</p>
<p>Sual: Kulak çınlaması kötüye alamet midir? Çınlayınca okunacak dua var mı?<br />
CEVAP<br />
Kulak çınlaması kötüye alamet değildir. Çok kimsenin kulağı çınlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Kulağı çınlayan beni hatırlasın, bana salevat-ı şerife getirsin. Sonra da &#8220;Beni hayırla anana Allah rahmet etsin!&#8221; desin!) [Müslim]</p>
<p>Sual: Göz seğirmesi kötüye mi alamettir?<br />
CEVAP<br />
Hayır.</p>
<p>Sual: Gözü seğiren, bir şey olacağına inansa, günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Tefeül caizdir. [Hayra yormak]</p>
<p>Sual: Gazetelerdeki burç sayfalarını okumanın hükmü nedir?<br />
CEVAP<br />
Caiz değildir.</p>
<p>Sual: İnsan karakterleri burçlara göre midir?<br />
CEVAP<br />
Halk arasında, zodyak (burçlar kuşağı) üzerinde yer alan 12 takım yıldıza &#8220;burçlar&#8221; adı verilir. Zodyak, gökyüzünde güneş ve başlıca gezegenlerin yolu üzerinde bulunduğu tasarlanan hayali bir kuşaktır. Burçlar kuşağı olarak da söylenir. Güneşin burçlara karşı olan durumunun değişmesi yüzünden, bugün burçlardan hiçbiri kendi adıyla anılan bölgede bulunmamaktadır. Bu yüzden 20. yüzyılda Güneş, 1 Ocak’ta Oğlak burcunda olmayıp Yay burcundadır. Bu yüzden de burçlarda doğanların belli bir karakter sahibi olduğu söylenemez. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa, bütün dünyadaki insanlar 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.</p>
<p>Sual: Gece tırnak kesilmez diyorlar. Ne zaman kesmeli, tırnak kesmenin dinimizdeki yeri nedir?<br />
CEVAP<br />
Tırnak gece veya gündüz her zaman kesilebilir. Haftanın her günü kesilebilir. Cuma günü, cuma namazından sonra kesmek daha iyi olur.</p>
<p>Tırnağı uzun olanın rızkı meşakkat ile, sıkıntı ile hasıl olur. Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnağını kesen, bir hafta, beladan emin olur) buyuruldu. Cuma namazı için gusletmek, güzel koku sürünmek, yeni, temiz giyinmek, saç, tırnak kesmek sünnettir. Tırnakları Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldır. (Dürr-ül-muhtar)</p>
<p>Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnak kesmek şifaya sebeptir) buyuruldu. (E.Şeyh)<br />
Başka bir hadis-i şerifte, Peygamber efendimizin Cuma günü namaza gitmeden önce, tırnaklarını keserdi. Perşembe günü de tırnak kesmek caizdir. Kesilen tırnakları gömmek iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Saç ve tırnağınızı toprağa gömün, büyücüler onlarla sihir yapmasın!) [Deylemi]</p>
<p>Sual: Bir dileğin kabul olması için, Mekke veya Medine’den getirilen bir miktar hamur, bir gece evde kaldıktan sonra, bir bardak un, şeker ve süt katılıyor. 10 gün bu hamurun yanında hacet namazı kılınıyor. Sonra bu hamur dörde bölünüyor. Bir parçası ile tatlı yapıp ev halkı yiyor. Diğer üç parçası komşulara veriliyor. Onlar da aynı şeyleri yaparak dilekte bulunuyor. Böyle bir şeyin dinimizde yeri var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Bunların aslı yoktur, uydurma şeylerdir. Dilek için çeşitli dualar vardır. [Duanın önemi ve çeşitli dualar maddesine bakınız.]</p>
<p>Sual: Hocalar Yıldız nameye bakıyor, günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Yıldız name fal kitabıdır, bakmak ve inanmak haramdır büyük günahtır, küfre kadar götürür.</p>
<p>Sual: Yasin okunup düğümleniyor, kırk adet olunca kabre konuyor, böyle yapmak uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Uygun değil, bid&#8217;attir.</p>
<p>Sual: Bazı yatırlara para atılıyor. Mahzuru var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Kabirlere para atmak, iplik bağlamak gibi şeyler dinimizde yoktur. Bunların hiç bir faydası olmadığı gibi, bid&#8217;at olduğu için de zararlıdır.</p>
<p>Sual: Makas gibi kesici aletler elden ele alınmaz deniyor. Alınırsa o iki kişi kavga eder deniyor. Makas hep kapalı durmalı deniyor. Açık durursa kefen biçer deniyor. Bunların aslı var mı?<br />
CEVAP<br />
Aslı yoktur, hurafedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/falcilik-batil-inanc-ve-hurafeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunu aldıran</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cocugunu-aldiran.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cocugunu-aldiran.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2010 06:53:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4246</guid>
		<description><![CDATA[Çocuğunu aldıran 
Sual: Hamile bir kadın, kocasından habersiz çocuğunu aldırır veya bilerek düşürürse, gurre denilen bir ceza gerekiyormuş. Bu ceza ne kadardır ve kime verilir?
CEVAP
Kocasından izinsiz çocuk aldıran veya ilaçla yahut başka suretle ölü olarak çocuk düşüren kadının âkılesi, 500 dirhem gümüşü [veya 50 dinar altını], kadının kocasına verir. İşte buna gurre denir. Kocasının izniyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Çocuğunu aldıran </span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="color: #000000;">Sual: Hamile bir kadın, kocasından</span></strong> </span>habersiz çocuğunu aldırır veya bilerek düşürürse, gurre denilen bir ceza gerekiyormuş. Bu ceza ne kadardır ve kime verilir?<br />
CEVAP<br />
Kocasından izinsiz çocuk aldıran veya ilaçla yahut başka suretle ölü olarak çocuk düşüren kadının âkılesi, 500 dirhem gümüşü [veya 50 dinar altını], kadının kocasına verir. İşte buna gurre denir. Kocasının izniyle düşürürse veya bu olay dar-ül-harbde olmuşsa bir şey vermek gerekmez.<br />
<span id="more-4246"></span><br />
Âkıle, katilin öldürme işindeki yardımcılarıdır.</p>
<p>Dinar, bir miskal altındır. 50 dinar, 240 gram basılı altın eder.</p>
<p>Dirhem, 3,36 gram gümüştür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cocugunu-aldiran.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çok gülmek</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cok-gulmek.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cok-gulmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 07:51:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4243</guid>
		<description><![CDATA[Çok gülmek 
Sual: Gülmek uygun mudur?
CEVAP
Tebessüm etmek, güler yüzlü olmak çok iyidir. Peygamber efendimiz kahkaha ile gülmezdi. Fakat herkese güler yüz gösterir, tebessüm ederdi. Kahkaha ile gülmek mekruhtur.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Hayrı, iyiliği güzel yüzlü olanların yanında arayınız!) [Dare Kutni]

(Mümin kardeşinin yanında suratı asık durana, melekler lanet eder.) [Hatib]
(İyiliği, güzel yüzlü kimselerden talep ediniz.) [Beyhekî]
İmam-ı Gazali [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Çok gülmek</strong> </span></p>
<p>Sual: Gülmek uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Tebessüm etmek, güler yüzlü olmak çok iyidir. Peygamber efendimiz kahkaha ile gülmezdi. Fakat herkese güler yüz gösterir, tebessüm ederdi. Kahkaha ile gülmek mekruhtur.<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Hayrı, iyiliği güzel yüzlü olanların yanında arayınız!) [Dare Kutni]<br />
<span id="more-4243"></span><br />
(Mümin kardeşinin yanında suratı asık durana, melekler lanet eder.) [Hatib]</p>
<p>(İyiliği, güzel yüzlü kimselerden talep ediniz.) [Beyhekî]</p>
<p>İmam-ı Gazali hazretleri, İhya’da, Allah korkusundan ağlamanın faziletini anlatırken, (Az gülüp, çok ağlasınlar) mealindeki âyet-i kerimeyi bildirmektedir. Bir bayan okuyucu, imam-ı Gazali hazretlerini tenkit ediyor, (O âyet kâfirler için inmiştir. Müslümanın ağlaması doğru değildir) diyor. İmam-ı Gazali hazretleri o âyetin kim için indiğini bilmez mi? Demek ki müslümanların da az gülüp çok ağlaması gerekiyor ki, o âyeti bildirmiştir. Âyeti en iyi anlayan Peygamber efendimiz, bu konuda şunları buyurmaktadır:<br />
(Eğer Cennet ve Cehennemi görseydiniz, az güler çok ağlardınız.) [Müslim]</p>
<p>(Çok gülmek kalbi öldürür ve müminin değerini düşürür.) [Tirmizi]</p>
<p>(Allahü teâlânın kendinden razı olup olmadığını bilmeden kahkaha ile gülene şaşılır.) [E. Nuaym]</p>
<p>(Mescitte gülmek, kabirde karanlıktır.) [Deylemi]</p>
<p>Peygamber efendimiz, Hazret-i Mikail’in gülmeyişinin sebebini Hazret-i Cebrail’e sual eder. O da, (Cehennem yaratıldığından beri hiç gülmemiştir) cevabını verir. (İ. Ahmed)</p>
<p>Bezzar ve Buhari’de bildiriliyor ki, Peygamber efendimiz de, rastgele gülenleri görünce, (Benim bildiğimi siz bilseydiniz, az güler, çok ağlardınız) ve (Kur&#8217;an-ı kerim, Cennet ve Cehennemin halini bildirirken nasıl böyle gülersiniz) buyurdu. Sonra şu mealdeki âyet-i kerimeler nazil oldu:<br />
(Kullarıma haber ver ki, çok bağışlayıcı ve pek merhametli olduğum gibi, azabım da çok şiddetlidir.) [Hicr 49, 50]</p>
<p>Enbiya ve ulema buyurdu ki:<br />
Ey havariler, sizde iki cahillik alameti vardır. Hayret veren bir şey olmadan gülüyor ve sabaha kadar hiç kalkmadan uyuyorsunuz. (Hazret-i İsa)</p>
<p>Güler yüzlü ol, hiddetlenme! Hep faydalı iş yap, az da olsa zararlı iş yapma! Boş yere gülme, lüzumsuz dolaşma, hiç kimseyi kusurundan dolayı ayıplama, husumette kötü konuşmaktan kaçın! Bir işin olmadan bir yere gitme, günahların için ağla! (Hazret-i Hızır)</p>
<p>Çok gülenin heybeti azalır, çok şaka yapan hafife alınır. (Hazret-i Ömer)</p>
<p>Ömrümde bir defa güldüm, ona da pişmanım. (İmam-ı a&#8217;zam)</p>
<p>Cennette ağlamak ve Cehennemde gülmek çok tuhaftır. Fakat Cennete mi, Cehenneme mi gideceğini bilmeden gülmek daha çok tuhaftır. (Muhammed bin Vasi)</p>
<p>Dört şey, mümini gülmekten alıkoymalıdır: Ahiret işleri, geçim derdi, günahların verdiği sıkıntı, musibetlerden gelen elem. (Yahya bin Muaz)</p>
<p>Hasan-ı Basri hazretleri de, kahkaha ile gülen bir gence, (Oğlum, Sıratı mı geçtin veya Cennete gideceğine dair bir garantin mi var da böyle gülüyorsun?) buyurmuş, O gencin de bir daha boş yere güldüğü görülmemiştir.</p>
<p>Üç şey kalbi katılaştırır:<br />
1- Şaşılacak bir şey olmadan gülmek,<br />
2- Acıkmadan yemek,<br />
3- Lüzumsuz konuşmak.</p>
<p>Şu beş şeyi de düşünen kahkaha ile gülemez:<br />
1- İşlediği günahları düşündükçe, endişe içinde olur, gülemez.<br />
2- Yaptığı iyi amellerin kabul olduğunu bilmeden, gülmesi doğru olmaz.<br />
3- Acaba gelecekte neler yapar, akıbeti nasıl olur diye düşünen kimse, endişe içinde olur.<br />
4- Cennet ve Cehennemden hangisine gideceğini bilmeyenin üzülmesi gerekir.<br />
5- Acaba, Allahü teâlâ kendisinden razı mı, yoksa kendisine dargın mı? Bunları düşünen, kahkaha ile nasıl gülebilir? (Tenbih-ül-gafilin)</p>
<p>Lüzumsuz yere çok gülmek, devamlı mide ile meşgul olmak iyi değildir. Ramazan-ı şerif haricinde de ara sıra oruç tutmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Aç ve susuz kalarak üzüntülü olmaya çalışın) [Taberani]</p>
<p>Gülerek küfre düşmek<br />
Sual: Bazı cahiller, şaka ile (Ben hocaların bulunduğu Cennete değil, artistlerin, dansözlerin şarkı çalıp oynadığı Cehenneme gitmeyi isterim) diyerek gülüyorlar. Böyle söyleyenlere gülen de kâfir olur mu?<br />
CEVAP<br />
Cehennem gülüp oynama yeri değil, şiddetli azap çekme yeridir. Dinin bir emrini böyle alaya almak küfrü gerektirir. İsteyerek buna gülen de küfre girer. Yani kâfir olur. İradesi dışında gülerse küfür olmaz. Din ile alay edenler, gülerek günah işleyenler cezalarını elbette ahirette görürler. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Gülerek günah işleyen, ağlayarak Cehenneme gider.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>İnanmayanların alay ettikleri gibi, Cehennem gülüp oynama yeri değil, zalimlerin, hainlerin şiddetli azap görecekleri bir ceza yeridir. Cehennem o kadar korkunç bir yerdir ki günahsız olan melekler bile, onun dehşetinden korkarlar. Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamı çok üzgün görünce sebebini sorar. O da, (Cehennemin öyle kızgın bir alevini gördüm ki, onun tesirinden hâlâ kendime gelemedim) diye cevap verir. (Taberani)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cok-gulmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbni Teymiyye ve mücessime</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ibni-teymiyye-ve-mucessime.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ibni-teymiyye-ve-mucessime.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 07:42:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4240</guid>
		<description><![CDATA[İbni Teymiyye ve mücessime 
Sual: İbni Teymiyye’nin, Allahü teâlâyı bir cisim olarak kabul eden mücessime fırkasından olduğu, kendi kitaplarında yazıyor mu?
CEVAP
Evet, kendi kitabında, hâşâ Allah’ın Arş’ın üstünde olduğunu ispat etmek için diyor ki:
Allah dilerse, bir sivrisineğin sırtına yerleşir de, sivrisinek Onun kudreti ve rububiyetinin lutfü ile Onu yüklenip kaldırır. Böyleyken Allah Arş’ın

üzerine nasıl yerleşmez? (Beyan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İbni Teymiyye ve mücessime </strong></span></p>
<p>Sual: İbni Teymiyye’nin, Allahü teâlâyı bir cisim olarak kabul eden mücessime fırkasından olduğu, kendi kitaplarında yazıyor mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, kendi kitabında, hâşâ Allah’ın Arş’ın üstünde olduğunu ispat etmek için diyor ki:<br />
Allah dilerse, bir sivrisineğin sırtına yerleşir de, sivrisinek Onun kudreti ve rububiyetinin lutfü ile Onu yüklenip kaldırır. Böyleyken Allah Arş’ın<br />
<span id="more-4240"></span><br />
üzerine nasıl yerleşmez? (Beyan Telbis el-Cehmiyye, 1/568)</p>
<p>Bu konuda, Zahid-ül-Kevseri diyor ki:<br />
İbni Teymiyye’nin Allahü teâlâ hakkındaki sözü işte budur. Sanki mabudunun sineğin sırtına oturması, gerçek bir işmiş gibi, bunu, Allahü teâlânın, sineğin sırtından daha geniş olan Arş’ın üzerinde karar kılmasına delil olarak ileri sürüyor! Allahü teâlâ, bundan münezzehtir. İbni Teymiyye ve yandaşlarından önce, insanlardan, böylesi akılsızca bir söz söyleyen bir kimseyi bilmiyorum. Bu öyle bir cinnet getirmektir ki, üzerinde hiçbir cinnet getirmek yoktur. Allah, onların vasfettiklerinden münezzehtir. Sineğin taşıdığı bir mabud tasavvur eden birisi, muhatap bile alınmaz. (Makalat-ül-Kevseri, 301)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ibni-teymiyye-ve-mucessime.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lamaizm</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/lamaizm.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/lamaizm.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 12:23:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4238</guid>
		<description><![CDATA[Lamaizm 
Tibet ve Moğolistan’da halkın çoğunluğunun inandığı bozuk bir inançtır. Tibetçede bulunan “La-ma” (= üstün) dan doğan bu kelime, aynı zamanda bir unvan olarak da kullanılır. Lamaizm, Budizm ile tabiata tapınmanın, bir tür karışımıdır.
Tibet’e Budizm, M.S. 5. yüzyılda girmiş ve 7. yüzyılda Tibet Kralı

Srongtsen Campo tarafından yaygın hâle getirilmiştir. Sekizinci yüzyılda ilk defa, Tibet budistleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Lamaizm </span></strong></p>
<p>Tibet ve Moğolistan’da halkın çoğunluğunun inandığı bozuk bir inançtır. Tibetçede bulunan “La-ma” (= üstün) dan doğan bu kelime, aynı zamanda bir unvan olarak da kullanılır. Lamaizm, Budizm ile tabiata tapınmanın, bir tür karışımıdır.<br />
Tibet’e Budizm, M.S. 5. yüzyılda girmiş ve 7. yüzyılda Tibet Kralı<br />
<span id="more-4238"></span><br />
Srongtsen Campo tarafından yaygın hâle getirilmiştir. Sekizinci yüzyılda ilk defa, Tibet budistleri müesseseleşmiştir. Bugün bile kırmızı şapkalı Tibet papazları, bu ilk teşkilatın kalıntılarıdır. Lamaizmin tatbik edilen şeklinde, Budist kitaplarının okunup öğrenilmesi, nefsle mücadele, ahlaki öğütler ve tefekkür önemli yer tutar.<br />
On birinci yüzyılda bir Hintli Budist olan Atisa ve 14. yüzyılda Çinli Tsong-k’a-pa, çeşitli reformlar yaparak, taraftarlarının sarı şapka giydiği bir inanç ortaya çıkardılar.</p>
<p>Lamaizm’de ibadet şekli, Hıristiyanlığın tesiri altında kalmıştır. Büyük dini lider olan Lama’nın ölümünden 18 ay sonra onun ruhunun geçtiği kabul edilen bir genç seçilerek yetiştirilir. Lamaizm, 13. yüzyıldan beri önem kazanmasına rağmen, tesiri 17. yüzyılda görülmüştür. Tibet ve Moğolistan’ın bir bölümünde, bu bozuk inanç topluma hakim olmuş, idari sistem olarak hakimiyetini devam ettirmiştir. 1950’de Çin komünistlerinin Tibet’i işgali ve büyük Lama’lardan Dalay Lama’nın 1959’da Hindistan’a kaçmasıyla, bu tür idare son bulmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/lamaizm.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Orucu bozma cezası</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/orucu-bozma-cezasi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/orucu-bozma-cezasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 12:21:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4236</guid>
		<description><![CDATA[Orucu bozma cezası 
Sual: Sivri fikirleriyle ünlü biri, (Kütüb-i sitte denilen altı hadis kitabında, kasten orucu bozanlara, ceza olarak 60 gün oruç tutmaları gerektiği bildiriliyorsa da, bu yanlıştır; çünkü ceza, işlenen suçla orantılı olmalıdır. Bir gün oruç için, 60 gün oruç tutma cezası vermek, zulüm olur) diyor. Kütüb-i sitede bulunan bir hükme, nasıl itiraz edilir?
CEVAP
Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Orucu bozma cezası</strong> </span></p>
<p>Sual: Sivri fikirleriyle ünlü biri, (Kütüb-i sitte denilen altı hadis kitabında, kasten orucu bozanlara, ceza olarak 60 gün oruç tutmaları gerektiği bildiriliyorsa da, bu yanlıştır; çünkü ceza, işlenen suçla orantılı olmalıdır. Bir gün oruç için, 60 gün oruç tutma cezası vermek, zulüm olur) diyor. Kütüb-i sitede bulunan bir hükme, nasıl itiraz edilir?<br />
CEVAP<br />
Bu sivri adam, bunu cahilliğinden değil, kasten yani art niyetle, dini bozmak için söylüyor. Oruç tutmamakla, kasten orucu bozmayı aynı şey gibi göstermeye çalışıyor. Kefaret, oruç tutmamanın değil, orucu kasten<br />
<span id="more-4236"></span><br />
bozmanın cezasıdır. Oruç tutmamanın cezası, bir güne bir gün tutmaktır.</p>
<p>Mazereti varsa oruç tutmaz, gününe gün kaza eder. Hastalanırsa bozar, yine bir gün kaza eder. Hiç oruç tutmazsa yine gününe gün kaza eder; ama niyetli orucunu hiç mazereti yokken, kasıtlı olarak bozmak suçtur. Mübarek Ramazanın namus perdesini yırtmaktır. Yani ortada bir suç var.</p>
<p>Dinimizde olduğu gibi, dünya işlerinde de, suç işleyen cezasını görür. Hiç kaza yapmasa bile, ehliyetsiz araba kullanan veya kırmızı ışıkta geçen, cezalandırılır. Ruhsatsız silah taşıyanlar, ruhsatsız iş yapanlar, hiç suç işlemeseler de, bu işleri ruhsatsız yaptıkları için cezalandırılır. Bu işler bir anlık da olsa, senelerce hapiste yatarlar.</p>
<p>Bir kimse, bir eve girip beş tane çay bardağı çaldıktan sonra yakalansa, (Alın bardaklarınızı, beni bırakın) dese, hatta beş bardak yerine on bardak verse, polis bırakır mı? Mahkeme ayrıca hapis cezası da verir; çünkü hırsızlığın kendisi suçtur. Bardakları verdim, niye beni hapsediyorlar diyebilir mi? Dinimizde de, hırsızlık eden, çaldığını vermekle kurtulamaz, hırsızlığın cezasını çeker. Mahkeme suçun durumuna göre elini bile kestirebilir.</p>
<p>Kasten orucunu bozan kimse suç işlemiş olur, yerine bir gün tutayım demekle cezadan kurtulamaz. Hem o bir günü tutar, hem de kefaret verir. Kefareti bir köle azat etmektir. Köle yoksa, o zaman peş peşe iki ay yani 60 gün oruç tutar. Art niyetli kimseler, dinin bu emrini mantıksız bulsalar da, kıymeti yoktur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/orucu-bozma-cezasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahiret için kanaat olmaz</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ahiret-icin-kanaat-olmaz.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ahiret-icin-kanaat-olmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 09:29:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4233</guid>
		<description><![CDATA[Ahiret için kanaat olmaz 
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Dünya için kanaat olur, ahiret için kanaat olmaz. Dünya için tevekkül olur, ahiret için tevekkül olmaz. Herkes kıyamette pişmanlık duyacaktır. Dünyada pişmanlık nimettir; fakat kıyamette pişmanlık felakettir.

İnsanlara hizmet etmek, insanlara faydalı olmak için, dinimizi doğru anlatmak gerekir. İslamiyet insanların hem dünyada rahat olmasını sağlar, hem de ahirette [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Ahiret için kanaat olmaz </span></strong></p>
<p>Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:<br />
Dünya için kanaat olur, ahiret için kanaat olmaz. Dünya için tevekkül olur, ahiret için tevekkül olmaz. Herkes kıyamette pişmanlık duyacaktır. Dünyada pişmanlık nimettir; fakat kıyamette pişmanlık felakettir.<br />
<span id="more-4233"></span><br />
İnsanlara hizmet etmek, insanlara faydalı olmak için, dinimizi doğru anlatmak gerekir. İslamiyet insanların hem dünyada rahat olmasını sağlar, hem de ahirette Cehennemden korur. Zaten mutluluk da budur. Dünyada insan rahat yaşamak ister, bu da dinimize uymakla olur. İnsan ahirette Cennete gitmek ister, bu da iman edip, ibadet yapmakla olur. O halde insanlara yapılacak en büyük iyilik, dinimizi doğru anlatmaktır.</p>
<p>İnsanın, maddi gıdasının temiz olması gerektiği gibi, manevi gıdasının da temiz olması, yani dinini doğru olarak öğrenmesi gerekir.</p>
<p>Yarın ahirette hiç kimse, (Benim bundan haberim yoktu) diyemez. Bu din asırlardır anlatılıp kitaplara yazılmış, eksik bir şey bırakılmamıştır. Onun için akıllıca hareket edip, hesabımız görülmeden önce hesabımızı görelim. Evliya zatlar, sadece yaptıklarının değil, düşündüklerinin bile hesabını yapmışlardır.</p>
<p>Büyük zatlardan birisi, bir gün kabristandan geçerken, yeşil sarıklı, yeşil cübbeli mübarek bir zatın kabrin başında beklediğini görür. Hemen yanına giderek selam verip sorar:<br />
— Dünya ehlinden misin, ahiret ehlinden misin?<br />
— Ahiret ehlindenim.<br />
— Hayırdır inşallah?<br />
— Cenab-ı Allah, (O kuluma git, sorduğuna cevap ver) buyurduğu için buradayım. Şimdi bana bir sual sor; ama sadece bir sual soracaksın.<br />
— Herhalde Cennettesin. O zaman soruyorum, bu nimete neyle kavuştun?<br />
— Allahü teâlâ bana üç şeyle Cenneti nasip etti:<br />
1- Ben, Rabbimin sevdiğini sevdim, sevmediğini sevmedim. Kim dinimi yani Müslümanlığı sevdiyse onu çok sevdim. Kim dinime yan gözle baktıysa ondan uzaklaştım, nefret ettim.</p>
<p>2- Rabbimin emir ve yasaklarına elimden geldiği kadar uymaya riayet ettim, ne emrettiyse yapmaya çalıştım.</p>
<p>3- Saçım, sakalım Onun yolunda ağardı. Rabbim, kusurlarımı, bu sakalımın, saçımın beyazlığı sebebiyle affetti.</p>
<p>Mübarek zat bunları söyleyip gözden kaybolur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ahiret-icin-kanaat-olmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kâfirlikte şüphe</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kafirlikte-suphe.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kafirlikte-suphe.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 09:17:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4231</guid>
		<description><![CDATA[Kâfirlikte şüphe 
Sual: Gayrimüslimlerin kâfir olduklarında şüphe eden de kâfir olur mu?
CEVAP
Evet, bütün gayrimüslimlerin, Cehennemde sonsuz azap çekeceğinde şüphe eden de kâfir olur. Bir Hıristiyan’ı, bir Yahudi’yi ve başka bir gayrimüslimi kâfir kabul etmeyen kimsenin kâfir olacağında şüphe eden

kimsenin de kâfir olacağını, İslam âlimleri söz birliğiyle bildirdiler. (Bezzaziyye, Dürr-ül-muhtar, Şifa-i şerif, Ravda, El-A’lam)
Kâfir olmasında şüphe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Kâfirlikte şüphe</strong> </span></p>
<p>Sual: Gayrimüslimlerin kâfir olduklarında şüphe eden de kâfir olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, bütün gayrimüslimlerin, Cehennemde sonsuz azap çekeceğinde şüphe eden de kâfir olur. Bir Hıristiyan’ı, bir Yahudi’yi ve başka bir gayrimüslimi kâfir kabul etmeyen kimsenin kâfir olacağında şüphe eden<br />
<span id="more-4231"></span><br />
kimsenin de kâfir olacağını, İslam âlimleri söz birliğiyle bildirdiler. (Bezzaziyye, Dürr-ül-muhtar, Şifa-i şerif, Ravda, El-A’lam)</p>
<p>Kâfir olmasında şüphe eden de kâfir olunca, onu [gayrimüslimlerin Cennete gideceğini söyleyeni] Müslüman bilenin nasıl olacağını ve hele onu, İslam âlimlerini öven kelimelerle övenin nasıl olacağını düşünmelidir. Böyle kimseleri İslam âlimi sananların ve bunların küfür saçan sözlerini, yazılarını övenlerin, yayanların kâfir olacaklarını iyi anlamalıdır. Övmek, yaymaya çalışmak ve reklamını yapmak, razı olmayı, beğenmeyi gösterir. Küfre rıza, küfür olur. Küfre rıza demek, kâfirin küfür üzere kalmasını istemek değildir. Onun küfrünü beğenmek demektir. (Faideli Bilgiler kitabı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kafirlikte-suphe.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Harem” ile ilgili romanlar</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/%e2%80%9charem%e2%80%9d-ile-ilgili-romanlar.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/%e2%80%9charem%e2%80%9d-ile-ilgili-romanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 14:17:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4228</guid>
		<description><![CDATA[“Harem” ile ilgili romanlar 
Bazı Valide Sultanlar ve hayır hasenatları hakkında özet bilgi verelim:
Hürrem Sultan
Kanuni Sultan Süleyman Hanın zevcesidir. Haseki ve Hürrem Sultan ismiyle meşhur oldu. 1558 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Süleymaniye Camii avlusuna defnedildi. Kanuni sonradan bu saliha zevcesinin kabri üzerine bir türbe yaptırdı. Türbe, Mimar Sinan’ın eseri olup, içi muhteşem çinilerle süslüdür. Kubbeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">“Harem” ile ilgili romanlar </span></strong></p>
<p>Bazı Valide Sultanlar ve hayır hasenatları hakkında özet bilgi verelim:</p>
<p>Hürrem Sultan<br />
Kanuni Sultan Süleyman Hanın zevcesidir. Haseki ve Hürrem Sultan ismiyle meşhur oldu. 1558 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Süleymaniye Camii avlusuna defnedildi. Kanuni sonradan bu saliha zevcesinin kabri üzerine bir türbe yaptırdı. Türbe, Mimar Sinan’ın eseri olup, içi muhteşem çinilerle süslüdür. Kubbeye yakın yerlerinde âyet-i kerimeler <span id="more-4228"></span>yazılıdır.</p>
<p>İlk çocuğu Şehzade Mehmed olup, Kanuni’nin tahta çıkmasından bir yıl sonra dünyaya gelmiştir. Mihr-i Mah Sultan, şehzade Selim ve Bayezid diğer çocuklarıdır. Bunlar kendisinden sonra vefat etmişlerdir. Mihr-i Mah Sultan, Rüstem Paşa ile evlendirildi.</p>
<p>Hürrem Sultan, hayır hasenat yapmayı çok severdi. Aksaray’da o zaman Avratpazarı, bugün Haseki denilen semtte kubbeli bir cami ile şadırvan, yanında imaret, medrese, darüşşifa ve mektep yaptırdı. Medrese, 1539 da yapıldı. Şimdi belediyenin polikliniği olarak kullanılan darüşşifa da 1550 de inşa edildi. Bundan başka Mekke ve Medine-i münevverede birer imaret yaptırdı. Edirne’ye su getirtti ve bunları muhtelif çeşmelerden akıttı. Cisr-i Mustafa Paşada Kervansaray, cami ve imaret yaptırdı. Bunlara kocası Kanuni Sultan Süleyman’ın kendisine verdiği emlakını vakfederek adını hayırla tarihe yazdırdı. Kanuni de bu saliha zevcesi için, hayatının sonuna kadar hayırlar ve vakıflar yaptırmıştır.</p>
<p>İstanbul’da Aksaray Fındıkzade yolu üzerinde, sol taraftaki ağaçlık içinde İstanbul’un en eski hastanesi Haseki hastanesi, Hürrem Haseki Sultan tarafından 1539 da Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Civardaki Haseki Camii, büyük bir medrese, imarethane ve sebil de Sinan’ın eseridir.</p>
<p>Hastanenin yönetimi 1878 yılına kadar Hürrem Haseki Sultanın tesis ettiği vakfa ait iken o yıldan sonra şehremanetine (belediyeye) geçmiştir.</p>
<p>Hürrem Sultanın yaptırdığı bina halen hastane polikliniği olarak hizmet vermektedir. Diğer binalar sonraki yıllarda yapılmıştır. Bugün Haseki Hastanesi 15 faal servisi ve 645 yatağı ile hizmet veren Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlı, tam teşekküllü bir kuruluştur.</p>
<p>Mihr-i Mah Sultan<br />
Kanuni Sultan Süleyman hanın kızıdır. Zevci Rüstem paşa, Eminönü ile Unkapanı arasındaki meşhur camii yapmıştır. Mihr-i Mah sultan da, Edirnekapı yanında büyük camii ve 1546 senesinde Üsküdar iskelesindeki Eski valide camiini yaptırmıştır. 1556 senesinde vefat etmiştir. Süleymaniyyede babasının türbesindedir. Rüstem paşanın kardeşi kaptan-ı derya Sinan paşa, Beşiktaş iskelesi yanında meşhur camii yaptırdı. 1553 senesinde vefat edip, Üsküdarda Mihr-i Mah sultan camii mihrabı önüne defnedildi. Camii Rüstem paşa 1555 de tamamladı. Rüstem paşa 1560 da vefat etti. Şehzade camii bahçesindeki türbesindedir.</p>
<p>Fatıma Sultan<br />
Yavuz sultan Selim hanın kerimesidir. Topkapı’da, zevci kara Ahmed paşanın camiine yakın (Fatıma sultan mescidi)ni yaptırmıştır. Kara Ahmed paşanın yaptırdığı (Topkapı camii), (Pazartekke mescidi)nin yanındadır. Ahmed paşa 1554 senesinde şehid edilince, inşâsı yarım kalmıştı. 1564 de, kardeşi Rüstem paşa tamamlamaya başladı. Yedi senede tamam oldu. Ahmed paşa camii yanındaki türbededir. Zevcesi Fatıma sultan, bu türbenin yanındadır.</p>
<p>Mahpeyker Sultan<br />
Sultan Ahmed hanın zevcesi ve sultan dördüncü Murad ile Sultan İbrahim’in validesidir. (Kösem sultan) da denir. 1592 de doğup, 1651 de şehid edildi. Hüsni cemali, aklı ve zekası ve hayrat ve hasenatı ile meşhur saliha ve afife bir sultan idi. Yeni camiin temelini attı. Çarşambadaki (Valide medresesi mescidi) ve 1640 da Üsküdar’da Çinili camiini yaptırdı. Çakmakcılar yokuşunda büyük valide hanı ile içindeki mescid de, bunun eseridir. Rumelinde milyonlar değerinde vakıfları ve hayratı vardır. Otuz sene, devletin idaresinde hizmetleri oldu. Asiler ve şakiler tarafından sarayda şehid edildi. Sultan Ahmed türbesindedir. Sultan dördüncü Muradın kızı Safiyye sultan da bu türbededir. Hayrat ve hasenatı ile millete hizmetleri Naima tarihinde uzun yazılıdır. 1623 de, Anadolu kavağı camiini yaptırmıştır. Bu mescid şimdi gazinodur. İki kavağın kaleleri de 1623 de yapılmıştır.</p>
<p>Turhan Sultan<br />
Sultan İbrahim’in zevcesi ve dördüncü sultan Mehmed’in validesidir. Hatice Turhan sultan, saliha ve hayrı sever bir hanım idi. Eminönü’nde büyük Yeni camiin temelini Mahpeyker Kösem sultan atmıştı. Turhan sultan tamamlatıp, 1664 de ibadete açıldı. Mektep, medrese, imarethane, kütüphaneler, çeşmeler yaptırdı. 1682 de vefat etti. Yeni cami yanındaki, Turhan sultan türbesindedir. Oğlu sultan dördüncü Mehmed ile torunları sultan ikinci Mustafa ve üçüncü sultan Ahmed ve birinci sultan Mahmud ve sultan üçüncü Osman han ve sultan beşinci Murad ve sultan Mahmudun validesi Saliha sultan ve diğer şehzadeler de buradadırlar. Üçüncü Mustafa hanın validesi Mihr-i şah Emine sultan ile birinci Abdülhamid hanın validesi Rabia sultan da buradadır.</p>
<p>Fatıma Sultan<br />
Üçüncü Ahmed hanın kızıdır. 1725 de Bab-ı âlide bir cami yaptırmıştır. İbrahim paşanın zevcesi idi. 1732 de vefat edip, Turhan sultan türbesinin haricine defnedildi.</p>
<p>Hatice Sultan<br />
Dördüncü Mehmed hanın kerimesidir. 1738 de Defterdar ile Ayvansaray arasında (Sultan camii)ni yaptırdı. Buna (Ya-Vedud camii) de denir. Çünkü, önceden şeyh Abdül-Vedud yaptırmıştı. Kendisi, Buhara’dan, İstanbul’u almak için gelenlerdendir. 1456 senesinde vefat edip, orada defnolundu. Sonra, halifelerinden Tokmak dede, vakfını tayin etti. Bu da orada medfundur. Bunun için oradaki kabristana (Tokmaktepe) denir. Hatice sultan, buradaki sahil sarayları yerine çeşme, sebil ve mektep ve mektebin altında Muhammed Ensarinin türbesini yaptırırken, bu mescidi yeniden yaptırmıştır. Rumeli-kavağı camiini de Hatice Turhan sultan yaptırmıştır. 1743 de vefat etti. Turhan sultan türbesindedir. Zevci Hasan paşa, Üsküdar’da (Nesuhi tekkesi mescidi)ni yaptırmıştır.</p>
<p>Mihr-i Şah Sultan<br />
Üçüncü Selim hanın validesidir. Halıcıoğlu kışlası ile yeni köprü arasındaki camii yaptırmıştır. Eyyub camii ile Bostan iskelesi arasında 1796 da yaptırdığı türbesindedir. Kızı Hatice sultan da yanındadır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/%e2%80%9charem%e2%80%9d-ile-ilgili-romanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbadete riya karıştırmak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ibadete-riya-karistirmak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ibadete-riya-karistirmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 14:11:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4225</guid>
		<description><![CDATA[İbadete riya karıştırmak 
Sual: İbadet ederken, maddi faydaları düşünülürse, mesela Allah rızası için oruç tutan kimse, bu arada rejim de yapmış olup, fazla kilolarımı azaltırım diyorsa, Allah rızası için namaz kılarken, jimnastik de olur diyorsa, bu ibadetler kabul olur mu? Ayrıca, genelde ikindi ve yatsının sünnetini kılmıyorum; ama başka kimseler olunca, sünneti terk ediyor dememeleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">İbadete riya karıştırmak </span></strong></p>
<p>Sual: İbadet ederken, maddi faydaları düşünülürse, mesela Allah rızası için oruç tutan kimse, bu arada rejim de yapmış olup, fazla kilolarımı azaltırım diyorsa, Allah rızası için namaz kılarken, jimnastik de olur diyorsa, bu ibadetler kabul olur mu? Ayrıca, genelde ikindi ve yatsının sünnetini kılmıyorum; ama başka kimseler olunca, sünneti terk ediyor dememeleri için mecburen kılıyorum. Bu riya mı oluyor, namazım kabul olmuyor mu?<br />
CEVAP<br />
İbadetlerine riya karıştıranın sevabı azalır. İbadet yaparak Allahü teâlâdan dünya çıkarlarını istemek, mesela yağmur duasına çıkmak, istihare yapmak gibi ibadetler riya olmaz. Ücretle imamlık ve Kur’an-ı<br />
<span id="more-4225"></span><br />
kerim kursu hocalığı yapmak, sıkıntıdan, hastalıktan ve fakirlikten kurtulmak için âyet-i kerime okumak da böyledir. Bunlarda hem ibadet, hem de menfaat niyetleri vardır. İbadet niyeti hiç bulunmazsa riya olur. İbadet niyeti çok olursa, sevab hâsıl olur. İbadetlerini başkalarına öğretmek ve teşvik etmek niyetiyle olursa yine riya olmaz, hatta sevab olur.</p>
<p>Allahü teâlânın rızası için namaza başlayıp, sonra namaz içinde hâsıl olan riyanın zararı olmaz.</p>
<p>Sualde soruların hepsi, Allah rızası için yapılan ibadetlerdir. Hepsi de sahih olur. Riya karıştırılırsa, riyanın çokluğu kadar sevabı azalır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ibadete-riya-karistirmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her derdin çaresi vardır</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/her-derdin-caresi-vardir.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/her-derdin-caresi-vardir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Feb 2010 13:13:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4222</guid>
		<description><![CDATA[Her derdin çaresi vardır 
Sual: Bazen sıkılıyoruz, başımıza bir bela geliyor veya bir şeyden korkuyoruz, borcumuzu ödeyemiyoruz. Bunlardan kurtulmak için okunacak bir dua var mıdır?
CEVAP
Her derdin çaresi vardır. Allahü teâlâ çaresiz dert yaratmamıştır. Yaşamak ve mal sahibi olabilmek gibi dünya nimetlerinin hepsi için sebepler yaratmıştır. Sebebine yapışmayan, bu nimetlerden elbette mahrum kalır. Ahiret nimetlerine kavuşmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Her derdin çaresi vardır</strong> </span></p>
<p>Sual: Bazen sıkılıyoruz, başımıza bir bela geliyor veya bir şeyden korkuyoruz, borcumuzu ödeyemiyoruz. Bunlardan kurtulmak için okunacak bir dua var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Her derdin çaresi vardır. Allahü teâlâ çaresiz dert yaratmamıştır. Yaşamak ve mal sahibi olabilmek gibi dünya nimetlerinin hepsi için sebepler yaratmıştır. Sebebine yapışmayan, bu nimetlerden elbette mahrum kalır. Ahiret nimetlerine kavuşmak da<br />
<span id="more-4222"></span><br />
böyledir. Mesela tembelliğin ilacı namaz kılmaktır. İnsan maruz kaldığı şeylere karşı gafil olmayıp çaresine bakmalıdır:<br />
1- Yunus aleyhisselâmın okuduğu duayı okumalı. İki hadis-i şerif meali:<br />
(Dert ve bela gelince, Yunus nebinin okuduğu, “Lâ ilahe illâ ente, sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn” zikrini söyleyen, dert ve beladan kurtulur.) [Tirmizi, İ. Sünni]</p>
<p>(Bir hasta, kırk defa “Lâ ilahe illâ ente, sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn” okursa, şehid olarak vefat eder. Şifa bulursa, günahları affolur.) [Necat-ül-musalli]</p>
<p>2- Bir şeyden korkup sıkılan kimse, (Hasbiyallahü ve ni’mel vekîl) demeli.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(“Hasbiyallahü ve ni’mel vekîl” sözü her korku için bir emniyettir.) [Deylemi]</p>
<p>(Sıkıntıdan kurtulmak için, “Hasbiyallahü ve ni’mel vekîl” okuyun!) [İ. Merdeveyhi]</p>
<p>(Sabah akşam yedi kere, “Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hü, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabb-ül arşil azîm” okuyan, dünya ve ahiret sıkıntısından kurtulur.) [İbni Sünni]</p>
<p>Korkulu zamanda, (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh-il-aliyyil’azîm) okumalı. (M. Rabbani)</p>
<p>3- Borcu olan çok istiğfar etmeli. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(İstiğfara devam eden, geçim darlığından kurtulur ve ummadığı yerden rızka kavuşur.) [İbni Mace]</p>
<p>(Eve girerken İhlâs suresini okuyan, fakirlik görmez.) [T. Kurtubi]</p>
<p>(Her gece Vâkıa suresini okuyan fakirlik görmez.) [İbni Asakir ]</p>
<p>(Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh-il-aliyyil’azîm” derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir'a]</p>
<p>Borçtan kurtulmak için, (Allahümme ekfini bihelâlike an harâmike ve agninî bi fadlike ammen sivâke) duasını okumalı. (Ya Rabbi, helal ile iktifa edip, haramdan sakınan ve beni fazlınla senden başkasına muhtaç olmaktan müstagni eyle) demektir. (Kıymetsiz yazılar)</p>
<p>Fakirlikten kurtuluş için, (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm) tesbihini çok okumalı. (Tergib-üs salât)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/her-derdin-caresi-vardir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dua niçin kabul olmaz</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/dua-nicin-kabul-olmaz.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/dua-nicin-kabul-olmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 13:14:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4220</guid>
		<description><![CDATA[Dua niçin kabul olmaz 
Sual: Dualar niçin kabul olmaz?
CEVAP
Şartlarına uygunsa dua kabul olur. Hadis-i şerifte, (Rabbiniz kerimdir, kendine açılan eli boş çevirmekten haya eder, edilen duayı kabul eder) buyuruldu. (Tirmizi)
Duanın kabul olması için bazı hususlara dikkat etmek gerekir. Sebeplere

yapışmadan istemek kuru bir temennidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.) [Deylemi] Yapılacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Dua niçin kabul olmaz </span></strong></p>
<p>Sual: Dualar niçin kabul olmaz?<br />
CEVAP<br />
Şartlarına uygunsa dua kabul olur. Hadis-i şerifte, (Rabbiniz kerimdir, kendine açılan eli boş çevirmekten haya eder, edilen duayı kabul eder) buyuruldu. (Tirmizi)<br />
Duanın kabul olması için bazı hususlara dikkat etmek gerekir. Sebeplere<br />
<span id="more-4220"></span><br />
yapışmadan istemek kuru bir temennidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.) [Deylemi] Yapılacak işlerden bazıları şöyledir:<br />
Önce günahlara tevbe etmeli, istiğfar okumalı, sadaka vermeli, imanını düzeltmeli, duanın kabul olacağına inanmalı, iki diz üzerine kıbleye karşı oturup, duaya başlarken, Sübhane Rabbiyel aliyyil a’lel vehhab demeli, euzü besmele çekip hamd ve salevat okumalı, duayı üçten fazla söylemeli! Kabul olmadı diyerek ümit kesmemeli, kabul olana kadar uzun zaman tekrar etmelidir! (Feraid)</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Siz, kabul edileceğine yakînen inanarak, Allah’a dua ediniz. Allahü teâlâyı unutarak, gafletle edilen dua kabul olmaz.) [Tirmizi]</p>
<p>(Emr-i marufu bırakırsanız dualarınız kabul olmaz.) [Bezzar]</p>
<p>(Bid&#8217;at ehlinin duası ve ibadetleri kabul olmaz.) [Deylemi]</p>
<p>(Kızını fasıkla evlendirenin duası kabul olmaz.) [Şir’a]</p>
<p>Farzları yapmayanın, mesela namaz kılmayanın duası kabul olmaz.<br />
Haramlardan sakınmayanın duası kabul olmaz. Ebülleys-i Semerkandi hazretleri, (Haram yiyenin, gıybet edenin ve haset edenin duası kabul olmaz) buyuruyor. Hadis-i şerifte de, (Duanın kabul olması için, yenilen ve giyilen helal olmalıdır) buyuruluyor. (Tergib-üs-salât)</p>
<p>İhlaslı ve salih olmaya çalışmalı. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(İhlaslı olarak dua edin!) [Mümin 14, 65]</p>
<p>(Allahü teâlâ, ancak takva sahiplerinin [salihlerin amellerini, dualarını] kabul eder.) [Maide 27]</p>
<p>Evliyayı vesile ederek, dua etmeli. Buhari’deki hadis-i şerifte, duanın kabul olması için, Peygamberleri ve salihleri vesile etmek gerektiği bildirilmektedir. (Hısn-ül-hasin)</p>
<p>Mesela silsile-i aliyyenin isimleri okunup onların hürmetine dua edilmeli.<br />
Din kardeşine gıyabında dua etmeli.<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Müminin din kardeşi için, arkasından yaptığı hayır dua kabul olur. Bir melek, Allah bu iyiliği sana da versin der. Meleğin duası reddedilmez.) [İbni Ebi Şeybe]</p>
<p>Beş vakit namazı doğru ve severek kılmalı ve sonra dua etmeli. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Beş vakit namazlardan sonra yapılan dua kabul olur.) [Buhari]</p>
<p>Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ buyuruyor ki: büyüklenmeyen, gününü Allah’ı anmakla geçiren, [Allah’ın razı olduğu işleri yapan] günahta ısrar etmeyip istiğfar eden, aç doyuran, garibi koruyan, küçüğe merhamet, büyüğe saygı gösterenlerin namazlarını kabul ederim. Böyle bir kimselerin istediklerini veririm, dua ederlerse, dualarını kabul ederim.) [Darekutni]</p>
<p>(Gizli-açık çok sadaka verin ki rızkınız bollaşsın, yardıma mazhar olasınız ve duanız kabul edilsin.) [İbni Mace]</p>
<p>(Allahü teâlâ, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allah’tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz.) [Buhari]</p>
<p>(Kim, Yunus aleyhisselamın balığın karnında iken ettiği duayı okursa, duası kabul olur.) [Tirmizi]</p>
<p>(Birinize dert ve bela gelince, Yunus Peygamberin duasını okusun! Allahü teâlâ onu muhakkak kurtarır. Dua şudur: “La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin”) [Tirmizi]</p>
<p>(Duasının kabul olmasını isteyen, darda kalanı ferahlandırsın!) [İbni Ebiddünya]</p>
<p>(İstiğfara devam eden, her türlü sıkıntıdan ve geçim darlığından kurtulur, ferahlığa çıkar, ummadığı yerden rızka kavuşur.) [Nesai]</p>
<p>(Sıkıntılı iken duasının kabul edilmesini isteyen kimse, refahta iken çok dua etsin!) [Tirmizi]</p>
<p>(Sıkıntılı veya borçlu bir kimse, bin kere &#8220;La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim&#8221; derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir’a]</p>
<p>Sual: Evlilik için dua ettim, kabul olmadı. Sebebi nedir?<br />
CEVAP<br />
Evlenmeyi istemek normaldir. Ancak her evlilik mutlaka hayırlı olur mu? Çok az da olsa, evlilik bir kimsenin dünya ve ahiret felaketine sebep olabilir. Ne olursa olsun evlenmeyi değil de, mutlaka hayırlı olanını istemelidir. Hayırsız bir evlilik yerine bekârlığı tercih etmelidir!</p>
<p>Esas hayat, ahiret hayatıdır. Muhteşem bir hayat sürülse de, dünya geçicidir. Akıllı, ahiretini düşünüp, (Ya Rabbi evlilik hakkımda hayırlı ise nasip et) diye dua eder. Kur&#8217;an-ı kerimde, (Dua edin, duanızı kabul ederim), hadis-i şerifte ise (Rabbiniz kerimdir, kendine açılan eli boş çevirmekten haya eder) buyuruldu. (Tirmizi)</p>
<p>(Duam kabul olmadı) demek yanlıştır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Dua edenin ya günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını görür, yahut ahirette mükafatını bulur.) [Deylemi]</p>
<p>Allahü teâlâ, Kıyamette, duası dünyada kabul edilmeyen kula (Dünyada ettiğin duana karşılık şu sevapları veriyorum) buyuracak, o kadar çok sevap verecek ki, o kimse, (Keşke dünyada hiçbir duam kabul edilmeseydi) diyecektir. (T.Gafilin)</p>
<p>Allahü teâlâ, dua edeni sever, dua etmeyene gazap eder. Dua müminin silahı, dinin temel direklerinden biridir. Duanın faydaları çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Dua, işlenen günahlara kefarettir.) [İbni Hibban]</p>
<p>(Dua, bela gelirken korur.) [Şir’a]</p>
<p>Allahü teâlâ, isteyene verir. Dua etmenin, istemenin de şartları vardır. Bu şartlara riayet eden arzusuna kavuşur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ, sabra gayret edeni muvaffak kılar, iffet talep edeni de iffetli, istigna edeni de gani kılar.) [Hakim]</p>
<p>(Hayır isteyen hayra kavuşur. Şerden sakınan da korunmuş olur.) [Hatib]</p>
<p>Demek ki, sabreden başarır, namuslu olmak isteyen ve insanlara muhtaç olmak istemeyen arzusuna kavuşur. Arayan Mevlasını, azan belasını bulur.</p>
<p>Sual: Allahü teâlâ, sevdiği kulunun dua etmesini sevdiği için duasını geciktirdiği doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Öyle durumlar da olabilir. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle anlatıyor:</p>
<p>(Allahü teâlâ bir kulunu severse veya onun sevgili bir kul olmasını isterse, üstüne bardaktan boşanırcasına musibet yağdırır, onun üzerine ardı ardına belalar gönderir. Bu kimse dua ederse, Cebrail aleyhisselam der ki:</p>
<p>- Ya Rabbi bu sevgili kulun istediğinin verilmemesinin hikmeti nedir ki?</p>
<p>Allahü teâlâ buyurur ki:<br />
- Ben onu sesini dinlemeyi seviyorum, bırakın duaya devam etsin.<br />
Kul ya Rabbi der, Allahü teâlâ lebbeyk der, (Senin her istediğini vereceğim ve memnun edeceğim, İzzetime yemin ederim, ne dua edersen kabul edeceğim, ne istersen vereceğim, ancak bu isteklerini ya dünyada veya ahirette veririm, ahirette verirsem daha üstününü verir, daha büyük belaları üzerinden def ederim) buyurur.</p>
<p>Kıyamet günü, teraziler kurulur, namaz ehli getirilir, karşılığını tam alırlar. Oruç tutanlar getirilir karşılığını tam alırlar. Zekat ehli getirilir onlar da karşılığın tam alırlar. Hac ehli getirilir onlar da karşılığını tam alırlar. Belaya, musibete uğrayanlar getirilir onlar için terazi kurulmaz, ücretleri, mükafatları tartısız bol bol verilir. Bunlara verilen sevapların büyüklüğünü görenler, (Keşke bizim de dünyada vücutlarımız makaslarla doğransaydı da biz de böyle büyük nimetlere kavuşsaydık) derler. İşte şu âyet-i kerime bunu bildiriyor:</p>
<p>(Ey îman eden kullarım, Rabbinizden [emir ve yasaklarına riayetsizlikten] korkun. Bu dünyada [Allahü teâlâya itaat ederek] iyi iş yapanlar için, [ahirette] bir güzellik [cennet] vardır. Allahın toprağı yer yüzü geniştir. [Kâfirler içinde daraldığınız zaman, başka ülkelere hicret edebilirsiniz.] Ancak [İbâdete, taate, belâlara ve vatanından ayrılıp hicretin güçlüklerine] sabredenlere ecirleri hesapsız ödenecektir.) [Zümer 10] (Dürr-ül mensûr – İmam-ı Süyûti)</p>
<p>Her dua kabul olur<br />
Sual: Her dua kabul olur mu? Kabul edilmeyen dua olur mu?<br />
CEVAP<br />
Günah olmayan ve şartlarına uygun yapılan her dua kabul olur. Allahü teâlâ kendisine açılan eli boş çevirmekten hayâ eder. Kur’an-ı kerimde Allahü teâlâ, (Bana dua edin, kabul edeyim) buyuruyor. (Mümin 60)</p>
<p>Allahü teâlâ, kabul etmese böyle buyurur mu? (Ben dua ediyorum; ama kabul olmuyor) demek yanlıştır. Onunki de kabul olmuştur. Mesela o kimse bir araba ister de, Allahü teâlâ ona bir ev ihsan edebilir. O, arabayı alamadığı için duam kabul olmadı zanneder. Duası sayesinde başına gelecek büyük bir bela önlenmiş olabilir. Yahut dua sayesinde günahları affedilmiş olur veya ahirette çok büyük ihsanlara kavuşur. Bu kabul edilme hususu, bir hadis-i şerifte şöyle açıklanıyor:<br />
(Meşru olarak dua eden mümin, şunlardan birine muhakkak kavuşur: Kabul olur veya kabul edilmiş bir ibadet sevabı alır ve âhirette büyük nimetlere kavuşur. Günahları affedilir veya iyilikleri artar yahut önlenmesini istediği o kötülüğün bir benzerinden onu kurtarır. O halde dua etmeye devam edin! Allah’ın ihsanı boldur. Dünyada duası kabul olanlar, duası dünyada kabul olmayanlara, ahirette verilen nimetleri görünce, “keşke, bizim de dünyada dualarımız hiç kabul olmasaydı” diyeceklerdir.) [Deylemi, Hâkim]</p>
<p>Peygamber efendimiz anlatır:<br />
Allahü teâlâ bir kulunu severse veya onun sevgili bir kul olmasını isterse, üstüne bardaktan boşanırcasına musibet yağdırır, onun üzerine ardı ardına belalar gönderir. Bu kimse dua ederse, Cebrail aleyhisselam, (Yâ Rabbi, bu sevgili kulun istediğinin verilmemesinin hikmeti nedir?) diye sorunca, Allahü teâlâ, (Ben onun sesini dinlemeyi seviyorum, bırakın, duaya devam etsin!) buyurur. Kul, ya Rabbi der, Allahü teâlâ, (Söyle, her istediğini vereceğim ve memnun edeceğim. İzzetime yemin ederim, ne dua edersen kabul edeceğim, ne istersen vereceğim; ancak bu isteklerini ya dünyada veya ahirette veririm, ahirette verirsem daha üstününü verir, daha büyük belaları üzerinden def ederim) buyurur.</p>
<p>Kıyamet günü, teraziler kurulur, namaz ehli getirilir, karşılığını tam alırlar. Oruç tutanlar getirilir, karşılığını tam alırlar. Zekât ehli getirilir, onlar da karşılığın tam alırlar. Hac ehli getirilir, onlar da karşılığını tam alırlar. Belaya, musibete uğrayanlar getirilir, onlar için terazi kurulmaz, ücretleri, mükâfatları tartısız, hesapsız bol bol verilir. Bunlara verilen sevabların büyüklüğünü görenler, (Keşke bizim de dünyada vücutlarımız makaslarla doğransaydı da, biz de böyle büyük nimetlere kavuşsaydık) derler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/dua-nicin-kabul-olmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her dua kabul olur</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/her-dua-kabul-olur.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/her-dua-kabul-olur.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 13:08:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4217</guid>
		<description><![CDATA[Her dua kabul olur 
Sual: Her dua kabul olur mu? Kabul edilmeyen dua olur mu?
CEVAP
Günah olmayan ve şartlarına uygun yapılan her dua kabul olur. Allahü teâlâ kendisine açılan eli boş çevirmekten hayâ eder. Kur’an-ı kerimde Allahü teâlâ, (Bana dua edin, kabul edeyim) buyuruyor. (Mümin 60)Allahü teâlâ, kabul etmese böyle buyurur mu? (Ben dua ediyorum; ama
kabul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Her dua kabul olur</strong> </span></p>
<p>Sual: Her dua kabul olur mu? Kabul edilmeyen dua olur mu?<br />
CEVAP<br />
Günah olmayan ve şartlarına uygun yapılan her dua kabul olur. Allahü teâlâ kendisine açılan eli boş çevirmekten hayâ eder. Kur’an-ı kerimde Allahü teâlâ, (Bana dua edin, kabul edeyim) buyuruyor. (Mümin 60)Allahü teâlâ, kabul etmese böyle buyurur mu? (Ben dua ediyorum; ama<br />
<span id="more-4217"></span>kabul olmuyor) demek yanlıştır. Onunki de kabul olmuştur. Mesela o kimse bir araba ister de, Allahü teâlâ ona bir ev ihsan edebilir. O, arabayı alamadığı için duam kabul olmadı zanneder. Duası sayesinde başına gelecek büyük bir bela önlenmiş olabilir. Yahut dua sayesinde günahları affedilmiş olur veya ahirette çok büyük ihsanlara kavuşur. Bu kabul edilme hususu, bir hadis-i şerifte şöyle açıklanıyor:<br />
(Meşru olarak dua eden mümin, şunlardan birine muhakkak kavuşur: Kabul olur veya kabul edilmiş bir ibadet sevabı alır ve âhirette büyük nimetlere kavuşur. Günahları affedilir veya iyilikleri artar yahut önlenmesini istediği o kötülüğün bir benzerinden onu kurtarır. O halde dua etmeye devam edin! Allah’ın ihsanı boldur. Dünyada duası kabul olanlar, duası dünyada kabul olmayanlara, ahirette verilen nimetleri görünce, “keşke, bizim de dünyada dualarımız hiç kabul olmasaydı” diyeceklerdir.) [Deylemi, Hâkim]</p>
<p>Peygamber efendimiz anlatır:<br />
Allahü teâlâ bir kulunu severse veya onun sevgili bir kul olmasını isterse, üstüne bardaktan boşanırcasına musibet yağdırır, onun üzerine ardı ardına belalar gönderir. Bu kimse dua ederse, Cebrail aleyhisselam, (Yâ Rabbi, bu sevgili kulun istediğinin verilmemesinin hikmeti nedir?) diye sorunca, Allahü teâlâ, (Ben onun sesini dinlemeyi seviyorum, bırakın, duaya devam etsin!) buyurur. Kul, ya Rabbi der, Allahü teâlâ, (Söyle, her istediğini vereceğim ve memnun edeceğim. İzzetime yemin ederim, ne dua edersen kabul edeceğim, ne istersen vereceğim; ancak bu isteklerini ya dünyada veya ahirette veririm, ahirette verirsem daha üstününü verir, daha büyük belaları üzerinden def ederim) buyurur.</p>
<p>Kıyamet günü, teraziler kurulur, namaz ehli getirilir, karşılığını tam alırlar. Oruç tutanlar getirilir, karşılığını tam alırlar. Zekât ehli getirilir, onlar da karşılığın tam alırlar. Hac ehli getirilir, onlar da karşılığını tam alırlar. Belaya, musibete uğrayanlar getirilir, onlar için terazi kurulmaz, ücretleri, mükâfatları tartısız, hesapsız bol bol verilir. Bunlara verilen sevabların büyüklüğünü görenler, (Keşke bizim de dünyada vücutlarımız makaslarla doğransaydı da, biz de böyle büyük nimetlere kavuşsaydık) derler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/her-dua-kabul-olur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
