<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kanal 7 , islami sohbet , islami chat , dini sohbet , kanal 7 sohbet</title>
	<atom:link href="http://www.kanal-7.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kanal-7.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Aug 2010 23:29:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Fitre vermenin önemi</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/fitre-vermenin-onemi-2.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/fitre-vermenin-onemi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 23:29:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[fitre]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>
		<category><![CDATA[vermenin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4769</guid>
		<description><![CDATA[Fitre vermenin önemi Sual: Fitrenin önemi nedir? Kimler verir, ölçüsü nedir? CEVAP İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fitre vermesi vacib olur. Nisaba malik değilse fitre vermesi vacib olmaz, fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Fitre vermenin önemi</strong> </span></p>
<p>Sual: Fitrenin önemi nedir? Kimler verir, ölçüsü nedir?<br />
CEVAP<br />
İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fitre vermesi vacib olur. Nisaba malik değilse fitre vermesi vacib olmaz, fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu Hafs]</p>
<p>(Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden hâsıl olan günahları temizler.) [Beyheki]</p>
<p>(Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.) [Ebu Davud] (Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.)</p>
<p>Diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fitre vermesi farzdır. Hadis-i şerifte, (Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir<br />
<span id="more-4769"></span><br />
herkesin vermesi gerekir) buyuruldu. (Ebu Davud)</p>
<p>Dinen zengin olmayan herkes, fıtra, zekât alabilir. İhtiyacı olan eşya ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın, fitre vermesi vacib olur. Fitre, zekât alması, haram olur. Fitre nisabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez.</p>
<p>Ticaret için olmayan malların zekâtı verilmez. Gelirleri nisaba dahil edilir.</p>
<p>Nisaba malik olmayan herkes fakir sayılır, zekât alabilir. Nisaba malikse fitre vermesi vacip olur. Asgari maaş alan bir kimse, borçları çıktıktan sonra, nisaba malik ise, zengin sayılır, fitre vermesi gerekir. [Nisap, 96 gr altın veya bu değerde para, ticaret malı demektir.]</p>
<p>Sadaka-i fıtr, Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caizse de bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevabdır. Şafii’de ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz. Hastalık gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamayan kimsenin de, zenginse fitre vermesi gerekir.</p>
<p>Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire fitre verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa fıtra verilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya fitre vermek daha çok sevab olur. İmameyn’e göre, borçlu ve fakir kimseye, hanımı fitre verebilir. (Mevkufat)</p>
<p>Sadaka-i fıtrın miktarı her yıl değişmez. Fitre olarak yarım sa’ buğday veya un, yahut bir sa’ arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yarım sa ölçek, ihtiyatlı olarak 1750 gramdır. Bir sa’ ise 3500 gramdır. Bu miktarlar kıyamete kadar hiç değişmez. Fitre olarak, ya bizzat buğday, un, arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yahut değeri kadar altın veya gümüş verilir. Buğday, un ve diğerlerini vermek güç olursa, bunların kıymeti kadar, ekmek veya mısır verilebilir.</p>
<p>Bu yılki fitre miktarları şöyledir:</p>
<p>Fıtranın cinsi<br />
Miktarı (gr)<br />
Değeri (YTL)</p>
<p>Buğday<br />
1750<br />
1,5</p>
<p>Un<br />
1750<br />
2</p>
<p>Un (iyi)<br />
1750<br />
3</p>
<p>Arpa<br />
3500<br />
2</p>
<p>Kuru üzüm<br />
3500<br />
30</p>
<p>K. üzüm (iyi)<br />
3500<br />
50</p>
<p>Hurma<br />
3500<br />
18</p>
<p>Hurma (iyi)<br />
3500<br />
140</p>
<p>Sual: Fitre ne zaman vacip olur?<br />
CEVAP<br />
Kurban bayramının üçüncü günü nisaba malik olan zengindir. Nisap, zekat nisabı gibidir. Kurbanda farklılık şöyledir:<br />
İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekat nisabı kadar malı, parası bulunan her hür Müslümanın, Ramazan bayramının birinci günü sabahı, tan yeri aydınlanırken, (Fitre) vermesi vacip olur. Daha önce ve daha sonra vacip olmaz. Fitre ve kurban nisabı hesabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da lazım değildir. Bayramın birinci günü sabah namazı girdiği anda, nisap miktarı kadar mala malik olmak şarttır.</p>
<p>Sual: Fitre kimlere verilir, kimlere verilmez, zekatın hükümleri fitrede de geçerli mi?<br />
CEVAP<br />
Evet. Yani zekattaki gibi:<br />
Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire fitre verilmez. Fakir olmak şartı ile kardeşe, geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa, üvey babaya, üvey anneye fitre verilir. Hala, amca, dayı, teyze, kardeş, kardeş çocuğu gibi akrabaya fitre vermek daha çok sevap olur. İmameyne göre, borçlu ve fakir kimseye, hanımı fitre verebilir. (Mevkufat)</p>
<p>Sual: Fitredeki vekalet, zekattaki gibi mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Zekat gibi, fitreyi de hediye diye vermek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Hurma ile iftar eden fitresini hurmadan mı verir?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Senenin ekserisinde yediği şeyden verir.</p>
<p>Sual: Telefonda vekalet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Olur. E-maille de olur.</p>
<p>Sual: 4 kişinin adam başı 1750 gram un vererek toplam 7 kilogram ile bir kişiye vekalet vererek fitresini ödemesi doğru mu?<br />
CEVAP<br />
Doğru.</p>
<p>Sual: Bir kişiye verip (ya da daha sonra vermek üzere anlaşıp) bu parayla payıma düşen miktarda un alarak dilediğine dilediğin kadar adıma fitre olarak vermeye seni vekil tayin ettim dersek o da kabul ettim dese bu şekilde verilen fitre caiz midir?<br />
CEVAP<br />
O adam da un alıp verirse mesele yok. Daha kolay yol: 15- 20 kişinin vekaleti alınıp, alınan para ile bir çeyrek altın alınıp fakire verilirse bu iş halledilmiş olur.</p>
<p>Sual: Teyzeye halaya amcaya dayıya fitre ve zekat verilir mi?<br />
CEVAP<br />
Verilir.</p>
<p>Sual: Fitre sadece fakirlere mi verilir?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Bir tanıdık bana birisi vasıtasıyla fitresini göndermiş.10 milyon. Bir şey de dememiş. Benim ne yapmam gerekir?<br />
CEVAP<br />
On milyon liralık gümüş veya altın alırsan fitresi verilmiş olur. Bu miktar altın bulamazsan, kendi parandan da katarak çeyrek altın al yine olur, sonra altını istediğine sat.</p>
<p>Sual: Fakirler için arkadaşımdan vekil olarak fitre nasıl alabilirim?<br />
CEVAP<br />
Zenginlerin vekili de olabilirsin, fakirlerin de. Bir fakirden vekalet alırsın. Yani fitremi almak ve dilediğin yere harcamak üzere seni vekil ettim der, sen de herkesten fitre alıp dilediğin yere verirsin.</p>
<p>Sual: Eşimin ve akıl baliğ olmamış çocuklarımın onlardan habersiz ve vekaletsiz fitrelerini verebilir miyim?<br />
CEVAP<br />
Eşiniz ve çocuklarınıza bakmak mecburiyetinde olduğunuz için habersiz verebilirsiniz.</p>
<p>Sual: Ağabeyimin ve evli kız kardeşimin fitresini onlardan habersiz verebilir miyim?<br />
CEVAP<br />
Veremezsiniz. Bir kimse, kendi malından, başkası için fitre verince, o önceden emretmiş ise, caiz olur. Emri ile vermemiş ise, sonradan razı olsa da, caiz olmaz. Onların malı veya parası ile vermiş ise, razı olunca caiz olur. Yahut onların sizi, (Sadaka-i fıtramı vermek üzere seni vekil ettim) demeleri gerekir.</p>
<p>Sual: Beş kişinin fitrelerini vermek üzere vekilim. Fitreleri toplu olarak mı yoksa herbiri için ayrı ayrı mı vermeliyim?<br />
CEVAP<br />
Hepsini birden verebilirsiniz.</p>
<p>Sual: Şafii mezhebinde olan kimse ne kadar ve nasıl fitre vermesi gerekir?<br />
CEVAP<br />
1680 gram buğday, pirinç, hurma, nohut, peynir verilebilir. Bunların yerine kağıt para verilemediği gibi altın ve gümüş de verilemez. Ayrıca sekiz sınıfa verilmesi gerekir. Üç sınıfa verilmesini caiz gören âlimler de varsa da bu üç sınıfı bulmak çok güçtür, yok gibidir. Onun için Hanefi mezhebi taklit edilerek vermelidir.</p>
<p>Sual: Geçmiş senelerde verilmeyen fitreler verilir mi? Verilirse nasıl verilir?<br />
CEVAP<br />
Verilir. Kaza edilmiş olur. Aynen altın olarak verilir.</p>
<p>Sual: Seferde olduğum için oruç tutamadım. Fitre vermem gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Bir özrü sebebi ile oruç tutmayanın da, sadaka-i fıtr vermesi gerekir.</p>
<p>Sual: Doğmamış anne karnındaki çocuğun fitresini vermek gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Verilmez.</p>
<p>Sual: Nisap miktarı param var fakat 1 sene dolmadı, fitre vermem gerekiyor mu?<br />
CEVAP<br />
Fıtra için bir sene gerekmez. O an nisaba malikseniz vereceksiniz.</p>
<p>Sual: Ramazan ayında bayram namazından önce verilmesi gereken fitreyi, caiz olmayan kişilere verdiğini bayramdan sonra öğrenen bir kişinin ne yapması gerekir?<br />
CEVAP<br />
Yeniden bir fakire verir.</p>
<p>Sual: Zekatım fitrelerimizle birlikte bir çeyrek altın tutuyor. Bir çeyrek altını hem zekatım için hem de fitrelerim için verebilir miyim?<br />
CEVAP<br />
Evet verilir.</p>
<p>Sual: Fitreyi fazla vermek iyi olur mu?<br />
CEVAP<br />
Elbette.</p>
<p>Sual: Fitreyi yıllarca kağıt para ile veren, altınla devir yapması lazım mı?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Zekat ve fitre aynı kişiye verilebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Fakir kardeşe fitre verilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Kız kardeşime fitre verebilir miyim?<br />
CEVAP<br />
Fitrenizi zengin değilse kız kardeşinize veya çocuklarına vermenizde mahzur yoktur.</p>
<p>Başkasının fitresini vermek<br />
Sual: Bir kimse, yanında kalan ana babasının ve âkil bâliğ olan oğlunun fitresini, onlardan habersiz verse, caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Sonradan bildirmek şartıyla caiz olur.</p>
<p>Delinin fitresi<br />
Sual: Delinin, fitre vermesi gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, malı varsa fitresi kendi malından verilir. Velisi vermezse, deli iyileşirse, eski fitrelerini de kendisi verir. İyileşmezse, zaten sorumlu olmaz. (Dürr-ül-muhtar)</p>
<p>Yolcu fitre verir mi?<br />
Sual: Seferi yani yolcu olan kimsenin, nisaba malikse fitre vermesi gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, gerekir.</p>
<p>Çocuğun fitresi<br />
Sual: Küçük çocuk ve deli zenginse, fıtraları kendi mallarından verilebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Küçük çocuğun ve delinin malları varsa, yani zenginse, bunların fıtraları kendi mallarından verilir. Velileri vermezse, çocuk büyüyünce, deli iyileşince, eski fıtralarını da kendileri verir. Baliğ olmayan çocukların malı yoksa, bunların fıtrasını babaları, kendi fıtrası ile birlikte verir. Yani kendi zengin ise verir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/fitre-vermenin-onemi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İftar ettirme sevabı</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/iftar-ettirme-sevabi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/iftar-ettirme-sevabi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 23:23:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ettirme]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[sevabı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4767</guid>
		<description><![CDATA[İftar ettirme sevabı Sual: Cami önlerinde camiden çıkanlara iftarını açmak için hurma veriliyor. Bunlar da iftar ettirme sevabına kavuşuyorlar mı? CEVAP Elbette kavuşuyorlar. Yarım bardak su verilse de, iftar sevabına kavuşulur. İftar ettirme sevabı çok büyüktür. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazan ayında, bir oruçluyu, su ile de olsa iftar ettiren, anasından doğduğu günkü gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İftar ettirme sevabı</strong> </span></p>
<p>Sual: Cami önlerinde camiden çıkanlara iftarını açmak için hurma veriliyor. Bunlar da iftar ettirme sevabına kavuşuyorlar mı?<br />
CEVAP<br />
Elbette kavuşuyorlar. Yarım bardak su verilse de, iftar sevabına kavuşulur. İftar ettirme sevabı çok büyüktür. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ramazan ayında, bir oruçluyu, su ile de olsa iftar ettiren, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [V. Necat]</p>
<p>(Bir kimse, Ramazanda, bir oruçluya iftar verirse, günahları affolur. Hak teâlâ, onu Cehennem ateşinden azat eder. O<br />
<span id="more-4767"></span><br />
oruçlunun sevabı kadar, ona sevab verilir.) [İbni Huzeyme]</p>
<p>(Bir hacıyı veya bir mücahidi teçhiz eden ve onların ailesini görüp gözeten veya bir oruçluya iftar veren, aynı sevablara kavuşur, diğerlerinin sevabından hiç bir şey eksilmez.) [Beyhekî]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/iftar-ettirme-sevabi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lut Aleyhisselam</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-hikayeler/lut-aleyhisselam.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-hikayeler/lut-aleyhisselam.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 18:27:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[lut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4763</guid>
		<description><![CDATA[Lut Aleyhisselam Kur’ân-ı kerîm’de ismi bildirilen peygamberlerden. İbrahim aleyhisselamın kardeşinin oğludur. İbrahim aleyhisselam ve ona inananlarla birlikte Nemrûd’un memleketinden hicret edip Şam’a geldikten sonra, Lut Gölü yanındaki Sedum şehri halkına peygamber gönderildi. İnsanlara İbrahim aleyhisselamın dînini tebliğ etti. İbrahim aleyhisselamla birlikte Bâbil’den hicret edip, Şam diyârına geldikleri zaman Cebrâil aleyhisselam gelerek Lut Gölü civârındaki Sedum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Lut Aleyhisselam</strong> </span></p>
<p>Kur’ân-ı kerîm’de ismi bildirilen peygamberlerden. İbrahim aleyhisselamın kardeşinin oğludur. İbrahim aleyhisselam ve ona inananlarla birlikte Nemrûd’un memleketinden hicret edip Şam’a geldikten sonra, Lut Gölü yanındaki Sedum şehri halkına peygamber gönderildi. İnsanlara İbrahim aleyhisselamın dînini tebliğ etti.</p>
<p>İbrahim aleyhisselamla birlikte Bâbil’den hicret edip, Şam diyârına geldikleri zaman Cebrâil aleyhisselam gelerek Lut Gölü civârındaki Sedum bölgesi ahâlisine peygamber olarak gönderildiğini bildirdi. İbrahim aleyhisselamdan ayrılarak Sedum bölgesine gitti.</p>
<p>Bu beldede ahlâksız ve sapık bir millet türemişti. Putlara tapıyorlar, soygun yapıyorlar, zayıfları eziyorlardı. İğrenç olan livata (homoseksüellik; bugün tedâvisi mümkün olmayan AIDS hastalığına sebeb olan cinsî sapıklık) yapıyorlardı Lut aleyhisselam<br />
<span id="more-4763"></span><br />
onları çirkin işlerden menedip, doğru yola dâvet etti. Bu husus Kur’ân-ı kerîmde Şuarâ sûresi 161-164. âyetlerde meâlen şöyle bildirilmektedir:<br />
“Kardeşleri Lut onlara: Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş emîn, güvenilir bir peygamberim. Artık Allah’tan korkun ve bana itâat edin! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbine âittir, dedi.”</p>
<p>Sedum halkı hazret-i Lut’un dâvetine uymadılar. İsyân edenler arasında kendi hanımı da vardı. O da kocası hazret-i Lut’a inanmamıştı. Kâfirlerle bir olup, ona ihânet etmişti. Bu azgın ve cinsî sapıklıkla uğraşan kavim, îmân etmedikleri gibi hazret-i Lut’u ve ona inananları memleketlerinden kovmaya kalkıştılar. Lut aleyhisselam bu kavme nasîhat edip, doğru yola dönmezlerse Allahü teâlânın azâbına uğrayacaklarını bildirdi. Buna rağmen isyândan ve fuhuştan vazgeçmediler. Hattâ hazret-i Lut’a “Doğru sözlü isen bahsettiğin azâbı getir de görelim” dediler.</p>
<p>Sapık kavmin isyânının gittikçe artması üzerine Allahü teâlâ onları cezâlandırmak için melekler görevlendirdi. Bu melekler Cebrâil, Mikâil, Azrâil aleyhisselam bir rivâyete göre de Cebrâil aleyhisselam ile birlikte on iki melekti. Melekler önce İbrahim aleyhisselama uğrayıp, kendisine bir oğlan evlâdı (hazret-i İshak) verileceğini müjdelediler ve azgın Sedum halkını helâk etmek üzere geldiklerini söyleyip ayrıldılar. Öğle veya akşam vakti Sedum beldesine gidip hazret-i Lut’u buldular.</p>
<p>Melekler nûr yüzlü genç delikanlı sûretinde hazret-i Lut’un evine gelince hazret-i Lut’un isyankâr hanımı, durumu azgın Sedum halkına bildirdi. Azgın Sedum halkı hazret-i Lut’un evinin etrâfını sarıp misâfirlerini bize teslim et diyerek musallat olmaya kalkıştılar. Hazret-i Lut onlara nasîhat ettiyse de dinlemeyip kapıyı zorladılar. Bunun üzerine melekler: “Ey Lut! Gerçekten biz Rabbinin elçileriyiz. Kalbini onlardan gelecek bir korku ve zarar ile meşgûl etme. Onlar sana aslâ dokunamazlar. Cebrâil aleyhisselam dedi ki, hemen gecenin bir kısmında ev halkınla çık git ve içinizden hiçbiri geri kalmasın, ancak hanımın hâriç, çünkü kavmine isâbet edecek azâb ona da gelecektir. Onların helâk zamânı sabah vaktidir.”</p>
<p>Azgın kavim içeriye girmek için kapıyı kırınca Cebrâil aleyhisselam;“Ey Lut kapıyı aç ve geriye çekil gelsinler dedi. Lut aleyhisselam kapıyı açıp geriye çekildi. Cebrâil aleyhisselam kanadını önlerine gerdi ve içeriye hücum eden azgınların gözleri âniden kör oldu, bunun üzerine şaşkın şaşkın kaçışmaya başladılar. Bu husus Kur’ân-ı kerîm’de Kamer sûresi 37. âyette meâlen şöyle bildirilmektedir:<br />
“Lut’tan kavmi, misâfir melekleri istediler! Hemen biz onların gözlerini kör ettik. (Anadan doğma gibi kör oldular) işte azâbımı ve tehditlerimin âkıbetini tadın dedik.”</p>
<p>Lut aleyhisselam kendine tâbi olanlarla geceleyin Sedum beldesinden ayrılıp Sa’r şehrine gitti. Cebrâil aleyhisselam Sedum beldesini kanadıyla alt üst etti. Üzerlerine şiddetli taş yağmaya başladı, nihâyet hepsi helâk olup gitti. Bu hususta Kur’ân-ı kerîm’in Kamer sûresi 38. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Celâlim hakkı için, bir sabah vakti devamlı bir azâb onları bastırıverdi.” Ve Hicr sûresi 73-74-75. âyetlerde de; “Nihâyet onları güneşin doğma vaktinde korkunç gürültü yakalayıverdi. Hemen şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taş yağdırdık. Elbette bunda keskin anlayışlılar için ibret alâmetleri var.” buyrulmaktadır.</p>
<p>Lut’un aleyhisselam kavminin yaşadığı ve helâk oldukları topraklar Kur’ân-ı kerîmde alt-üst olan memleket mânâsına gelen “El-mü’tefikât” şeklinde zikredilmiştir. Sedum beldesi alt-üst olduktan sonra kaynarsular fışkırıp göl hâline geldi. Bu gün bu bölge, Lut Gölü adıyla anılmaktadır. Yahudi kaynaklarında ise bu belde (Sodom) ismiyle geçmektedir.</p>
<p>Lut aleyhisselam, kavminin helâkinden sonra, Şam bölgesine gidip, amcası İbrahim’in (aleyhisselam) yanında yedi sene kaldı. Sonra Hicaz’a gidip, seksen yaşında iken orada vefat etti. Kabrinin, İbrahim aleyhisselamın kabrinin de bulunduğu Filistin’deki Halîlürrahmân’da veya Mekke-i mükerremede Kâbe yanında Hatim denilen yerde olduğu rivâyet edilir.</p>
<p>Kur’ân-ı kerîm’de yirmi yedi âyette Lut aleyhisselamdan bahsedilmektedir.</p>
<p>Lut aleyhisselamın mucizelerinden bâzıları şöyledir:<br />
1. Bulutsuz yağmur yağdırmıştır. Kavmini doğru yola dâvet ettiği vakit, mucize olarak bulutsuz yağmur yağdırmasını istediler. Duâsı kabul olunup, elleriyle göğe işâret etmesi vahyedildi. Göğe işâret edince yağmur yağmaya başladı.</p>
<p>2. Duâsı bereketiyle otsuz bir dağda ot bitmiştir. Kavmi Lut aleyhisselamın koyunlarını otsuz bir dağa toplayıp başka yere salmadılar. Hayvanlar açlıktan telef olmaya başlamıştı. Hazret-i Lut kuruyan dağda ot bitmesi için dua etti ve yemyeşil otlar bitti. Azgın kavmin koyunları o dağdan otlasa hemen ölürdü. Bu mucizesi ile kırk kişi îmân etmiştir.</p>
<p>3. Taşlar, çakıllar ve kum tâneleri, Lut aleyhisselam ile konuşmuşlardır. Kavminin isyânı üzerine taş parçaları dile gelip, “Kavminin îmân etmeyeceği sizce muhakkak ise cenâb-ı Hakk’a dua et, onları yakmak için bizi ateş eylesin.” dediler.</p>
<p>4. Kavmi, ona eziyet vermek için üzerine ufak taşlar atardı. Allahü teâlânın koruması ile hiçbiri ona dokunmazdı.</p>
<p>5. Üzerine yattığı taşlar döşek gibi yumuşak olmuştur. Kavmi, kendisini öldürmek için karar verince ilâhî emre uyarak onlardan uzaklaşıp bir dağa gitti. Çok yorulduğundan bir yerde uyuyup kalmıştı. Peşinden gelen yedi kişi, onu gördüklerinde sırt üstü yatmış, altında bulunan taşlar döşek gibi yumuşayıp çukurlaşmıştı. Onu tâkip eden yedi kişi bu hâli görünce îmân etmiştir.</p>
<p>6. Lut aleyhisselam çok uzak yerlerde olan şeyleri görüp haber verirdi. Çocuğu kaybolan biri gelip, nerede olduğunu sorunca dua etti. Allahü teâlâ da ona bildirdi. O da, çocuğun olduğu yeri söyledi. Bunun üzerine çocuğunu soran kimse îmân etti.</p>
<p>Ahmed bin Hanbel ve İbn-i Mâce’nin bildirdikleri hadîs-i şerîflerde, Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Lut kavmi hakkında buyurdu ki:<br />
On şey vardır ki Lut kavmi onları yapmış ve o yüzden helâk edilmiştir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar. Bunlar; livâta (erkek erkeğe münâsebet), fındık gibi taşları sapanla atmak, güvercinle (kumar) oynamak, def çalmak, içki içmek, (özürsüz) sakal kesmek, (emredilenden fazla) bıyık uzatmak, ıslık çalmak, el çırpmak, (erkekler için) ipek gömlek giymek bir tâne de ümmetim ilâve eder ki; o da kadın kadına münâsebette bulunmaktır. Lut kavminin işini (livâta) yapan mel’undur. Benden sonra ümmetim hakkında en korktuğum şey Lut kavminin yaptığını yapmalarıdır.<br />
[Not: Kadınlar için düğünlerde def çalmağa ruhsat vardır.]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-hikayeler/lut-aleyhisselam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akıntı abdesti bozar</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/akinti-abdesti-bozar.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/akinti-abdesti-bozar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 18:23:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[abdesti]]></category>
		<category><![CDATA[akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[bozar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4761</guid>
		<description><![CDATA[Akıntı abdesti bozar Sual: (Kadınların günlük akıntısı necis değildir, abdesti de bozmaz. Eski âlimler, akıntının özelliğini bilmedikleri için, abdesti bozar demişlerse de, teknolojinin ilerlediği günümüzde, akıntının necis olmadığı tespit edilmiştir) denilmesi uygun mudur? Akıntının necis olup olmamasının teknolojiyle ne alakası var? Mesela idrar necis midir değil midir? Din ilmi bunu bilemez mi? İlla tahlil mi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Akıntı abdesti bozar </span></strong></p>
<p>Sual: (Kadınların günlük akıntısı necis değildir, abdesti de bozmaz. Eski âlimler, akıntının özelliğini bilmedikleri için, abdesti bozar demişlerse de, teknolojinin ilerlediği günümüzde, akıntının necis olmadığı tespit edilmiştir) denilmesi uygun mudur? Akıntının necis olup olmamasının teknolojiyle ne alakası var? Mesela idrar necis midir değil midir? Din ilmi bunu bilemez mi? İlla tahlil mi yaptırmak gerekir? Dinimiz, (Önden ve arkadan çıkan şeyler abdesti bozar) dememiş midir? İdrar yolundan çıkan sıvı nasıl temiz olur? Normal bir su bile çıksa kirlenmez mi?<br />
CEVAP<br />
Eski âlimleri kötülemenin teknolojiyle alakası yoktur. Bu, dinde reformcuların bir oyunudur. Fıkıh kitaplarında buyuruluyor ki:</p>
<p>Hanefi mezhebinde yedi şey, abdesti bozar: Birincisi, önden ve arkadan çıkan şeyler abdesti bozar. Lavman aletinin ucu ve insan parmağı, arkadan sokup çıkarılınca, etrafı yaşsa bozar. Bir şeyin hepsi girip çıkarsa, abdesti de, orucu da bozar. (Halebî)</p>
<p>Kadın, [memba suyu ile] vajinal lavaj yapınca, çıkan sıvı, abdesti bozar. (S. Ebediyye)</p>
<p>Temiz olan memba suyu bile, vajina yoluna girip çıkınca kirlendiği için, abdesti bozuyor, çünkü vajinal yol da necistir. Öne<br />
<span id="more-4761"></span><br />
veya arkaya sokulan parmak, ıslak çıkınca da içeriden necis bir sıvı çıktığı için abdest bozuluyor.</p>
<p>Türedilerin, Resulullahın varisleri olan âlimleri cahillikle suçlamaları, kıyamet alametlerindendir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Bu ümmetin son zamanlarında gelenleri, önceki âlimleri kötülediği zaman, ilmini gizleyen, Allah’ın indirdiği Kur’anı gizlemiş olur.) [İbni Mace, İbni Adiy, İbni Asakir]</p>
<p>(Öyle bir zaman gelecek ki, sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacak.) [Asakir]</p>
<p>(Din âlimi kalmayacak, din adamı yerine geçirilen cahiller, bilmeden fetva verecek, herkesi, doğru yoldan çıkarmaya çalışacak.) [Buhari]</p>
<p>(Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece Kıyamete kadar hep bozulur.) [Tezkire-i Kurtubi muhtasarı, Hadika]</p>
<p>(Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar.) [İbni Mace]</p>
<p>Eski âlimlerimizi kötüleyen türedilere yazıklar olsun!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/akinti-abdesti-bozar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oruç tutamamak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/oruc-tutamamak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/oruc-tutamamak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 18:19:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[tutamamak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4759</guid>
		<description><![CDATA[Oruç tutamamak Sual: Çalıştığımız yer çok sıcak, oruçlu olunca çalışmam imkânsız. İzin de vermiyorlar. Çalışmasam çoluk çocuk nafakasız kalacaktır. Oruç tutmayıp kışın kaza etmem caiz olur mu? CEVAP İbni Abidin hazretleri bu hususta buyuruyor ki: Nafakaya muhtaç kimse, çalışınca hasta olacağını anlarsa, orucu bozar. Ücretle çalışmayı sözleşmişse ve iş sahibi, Ramazanda izin vermiyorsa, kendinin ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Oruç tutamamak</strong> </span></p>
<p>Sual: Çalıştığımız yer çok sıcak, oruçlu olunca çalışmam imkânsız. İzin de vermiyorlar. Çalışmasam çoluk çocuk nafakasız kalacaktır. Oruç tutmayıp kışın kaza etmem caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
İbni Abidin hazretleri bu hususta buyuruyor ki:<br />
Nafakaya muhtaç kimse, çalışınca hasta olacağını anlarsa, orucu bozar. Ücretle çalışmayı sözleşmişse ve iş sahibi, Ramazanda izin vermiyorsa, kendinin ve ailesinin nafakası mevcut olan, orucu bozmaz, çünkü böyle kimsenin dilenmesi haramdır. Kendinin ve ailesinin nafakasına malik değilse, orucun zarar vermeyeceği başka hafif iş bulması lazım olur. Hafif iş<br />
<span id="more-4759"></span><br />
bulamazsa, işinde çalışarak, orucu bozması caiz olur. Bunun gibi, ekin biçen kimseye Ramazan ayının orucu ziyan verirse, yani oruçtan dolayı, ekini biçemeyip, ekin telef olursa yahut çalınırsa [veya bina yapılamayıp da yağmurdan yıkılmak tehlikesi muhakkak olursa] ve bunları ücretle yapacak bulamazsa, oruç tutmayıp, bu işlerini yapmak caiz olur. İş bitince, orucunu tutar ve Ramazandan sonra da, tutamadığı günleri kaza eder. Günah olmaz. Susuzluktan hasta olması, ölmesi muhakkak olan herkes de, orucu bozup, kaza edebilir. Kefaret yapmazlar. (Redd-ül-muhtar)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/oruc-tutamamak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yetmiş iki sapık fırka nasıl ortaya çıktı?</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/yetmis-iki-sapik-firka-nasil-ortaya-cikti.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/yetmis-iki-sapik-firka-nasil-ortaya-cikti.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Aug 2010 01:44:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[çıktı]]></category>
		<category><![CDATA[fırka]]></category>
		<category><![CDATA[iki]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya]]></category>
		<category><![CDATA[sapık]]></category>
		<category><![CDATA[yetmiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4754</guid>
		<description><![CDATA[Yetmiş iki sapık fırka nasıl ortaya çıktı? Sual: (Kur’an-ı kerimi, kendi görüşü ile tefsir eden kâfir olur) mealindeki hadis bildiriliyor. Bir de (72 sapık fırka, Kur’anı yanlış tefsir ettikleri için Cehenneme gideceklerdir, ancak Cehennemde sonsuz kalmayacaklardır) deniyor. Bu bir çelişki değil midir? CEVAP Çelişki yok. Kendi görüşü ile tefsir etmek başka, âyetleri yanlış anlamak başkadır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Yetmiş iki sapık fırka nasıl ortaya çıktı? </span></strong></p>
<p>Sual: (Kur’an-ı kerimi, kendi görüşü ile tefsir eden kâfir olur) mealindeki hadis bildiriliyor. Bir de (72 sapık fırka, Kur’anı yanlış tefsir ettikleri için Cehenneme gideceklerdir, ancak Cehennemde sonsuz kalmayacaklardır) deniyor. Bu bir çelişki değil midir?<br />
CEVAP<br />
Çelişki yok. Kendi görüşü ile tefsir etmek başka, âyetleri yanlış anlamak başkadır.</p>
<p>Abdülgani Nablusi hazretleri buyuyor ki,<br />
İcma ile ve zaruri olarak bildirilmiş olan inanılacak ve yapılacak din bilgilerinde ictihad yapmak caiz değildir. Çünkü, bunlara inanmayan kâfir olur. Bu ümmetten bazıları itikatta ictihad yaparak 73 fırkaya ayrıldı. Kur&#8217;an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmemiş olan ve açık olanların da manaları icma ile ve zaruri olarak anlaşılmamış olan yapılacak işlerde ictihad<br />
<span id="more-4754"></span><br />
etmek caizdir. İnanılacak olan bilgilerde ictihad hiç caiz değildir. Böyle bilgilerde ictihad ederken yanılmak, küfür olmaz ise de, büyük günah olur. Müslümanların 73 fırkasından 72 fırkası böyle yanılmış, doğru yoldan ayrılmış, Bid’at ehli olmuştur. Bunlar sapık inançlarının cezası olarak Cehenneme gireceklerdir. Ama Müslüman oldukları için, Cehennemde sonsuz kalmayacaklar, azap gördükten sonra, çıkarılacaklardır. (Hadika)</p>
<p>Seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri buyuruyor ki:<br />
72 bidat fırkasından, kâfir olmayanları, ehli kıbledir. Bunların hiçbiri kâfir değildir. Fakat 72 fırkadan herhangi birinde bulunduğunu söyleyen bir kimse, Kur&#8217;an-ı kerimde veya hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş ve Müslümanlar arasına yayılmış bilgilerden birine inanmazsa, kâfir olur. (Tahtavi)</p>
<p>Cehenneme gidecekleri bildirilen 72 fırkanın âlimleri, müctehid olmadıkları için ve tefsirlerden yanlış mana çıkarttıkları için, sapıttılar. Kur&#8217;an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin manalarını herkes doğru anlayabilseydi 72 sapık fırka meydana çıkmazdı. Bu fırkaları çıkaranlar, müctehid değildi ama hepsi de oldukça derin âlim idi. Fakat hiçbiri, Nassların [Kur'an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin] manalarını doğru anlayamadı. Yanlış anlayarak, doğru yoldan ayrıldılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/yetmis-iki-sapik-firka-nasil-ortaya-cikti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cübn (Korkaklık</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cubn-korkaklik.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cubn-korkaklik.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Aug 2010 01:40:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[cübn]]></category>
		<category><![CDATA[korkaklık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4751</guid>
		<description><![CDATA[Cübn (Korkaklık) Sual: Cübn ne demektir? CEVAP Cübn, korkaklık demektir. Gadabın, sert davranmanın lüzumlu miktarına (Şecaat) denir. Lüzumundan az olmasına, zayıf olmasına (Cübn) denir. Cübn, kötü huydur. Korkak olan kimse, zevcesine ve akrabasına karşı gayretsizlik ve hamiyetsizlik gösterir. Onları koruyamaz. Zillete ve zulme boyun eğer. Haram işleyeni görünce susar. Başkalarının malına tamah eder. İşinde sebat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Cübn (Korkaklık)</span></strong></p>
<p>Sual: Cübn ne demektir?<br />
CEVAP<br />
Cübn, korkaklık demektir. Gadabın, sert davranmanın lüzumlu miktarına (Şecaat) denir. Lüzumundan az olmasına, zayıf olmasına (Cübn) denir. Cübn, kötü huydur.</p>
<p>Korkak olan kimse, zevcesine ve akrabasına karşı gayretsizlik ve hamiyetsizlik gösterir. Onları koruyamaz. Zillete ve zulme boyun eğer. Haram işleyeni görünce susar. Başkalarının malına tamah eder. İşinde sebat etmez. Verilen vazifenin<br />
<span id="more-4751"></span><br />
ehemmiyetini anlamaz. Allahü teâlâ, Tevbe suresinde şecaati, kahramanlığı övüyor. Nur suresinde, zina edenlere, had cezası verilmesinde merhamet olunmamasını emrediyor.</p>
<p>Hadis-i şerifte, (Sevgili kızım Fatıma hırsızlık ederse, elini keserim!) buyuruldu. Allahü teâlâ, Feth suresinde, Eshab-ı kiramı, (Kâfirlere gadap ederler), harpte sert davranırlar diyerek övmektedir. Tevbe suresi, 73. âyet-i kerimesinin meali âlisi, (Kâfirlere karşı sert ol), yani saldırdıkları zaman korkmadır. Bir hadis-i şerifte, (Ümmetimin hayırlısı, demir gibi dayanıklı olanıdır) buyuruldu. İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık edenlere, saldıranlara karşı sert olmak lazımdır. Bunlara karşı korkak olmak, caiz değildir. Korkarak kaçmak, Allahü teâlânın takdirini değiştirmez. Ecel gelince, Azrail aleyhisselam, insanı nerde olursa olsun bulur. Kendini tehlikeye atmak da, caiz değildir. Tehlikeli yerde yalnız kalmak, yalnız yürümek, günahtır.</p>
<p>Peygamber efendimiz korkaklıktan Allahü teâlâya sığınmıştır. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Ya Rabbi, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve her çeşit hastalıktan sana sığınırım!) [Tergib]</p>
<p>Depremden kaçmak<br />
Sual: Deprem olurken dışarıya kaçmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Peygamber efendimiz, yolda eğri duvarın önünden koşarak geçince, Allahü teâlânın kaza ve kaderinden mi kaçıyorsun dediler. (Allahü teâlânın kazasından, yine onun kazasına kaçıyorum) buyurdu. (Hindiyye)</p>
<p>Deprem olurken kapalı yerde isek dışarıya kaçmanın caiz hatta müstehab olduğu kitaplarda yazılıdır. (Redd-ül Muhtar, Bezzaziye)</p>
<p>Fakat kaçmak tehlikeli olacaksa içeride kalıp, tedbir almak gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cubn-korkaklik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnkâr eden mahrum kalır</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/inkar-eden-mahrum-kalir.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/inkar-eden-mahrum-kalir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Aug 2010 01:33:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[inkar]]></category>
		<category><![CDATA[kalır]]></category>
		<category><![CDATA[mahrum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4748</guid>
		<description><![CDATA[İnkâr eden mahrum kalır Sual: Cennettekilerin, Allahü teâlâyı göreceğini inkâr eden kimse, bozuk itikadının cezasını Cehennemde çektikten sonra Cennete girse, Allahü teâlâyı göremez mi? CEVAP İtikadı bozuk olan bir kimse, imanla ölür de, Cehennemde bozuk itikadının cezasını çektikten sonra Cennete girerse, Allahü teâlâyı görür. Cennet, nimetlerden mahrum olma yeri değildir. Allahü teâlânın Cennette görüleceğini inkâr [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">İnkâr eden mahrum kalır </span></strong></p>
<p>Sual: Cennettekilerin, Allahü teâlâyı göreceğini inkâr eden kimse, bozuk itikadının cezasını Cehennemde çektikten sonra Cennete girse, Allahü teâlâyı göremez mi?<br />
CEVAP<br />
İtikadı bozuk olan bir kimse, imanla ölür de, Cehennemde bozuk itikadının cezasını çektikten sonra Cennete girerse, Allahü teâlâyı görür. Cennet, nimetlerden mahrum olma yeri değildir. Allahü teâlânın Cennette görüleceğini inkâr edenlerin, Nass’ları yani mânâsı açık olan âyet-i kerime ve hadis-i şerifleri inkâr ettikleri için, Cennete hiç giremeyecekleri<br />
<span id="more-4748"></span><br />
bildirilmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Kıyamet günü ışıl ışıl parlayan yüzler, [müminler] Rablerine bakacaklardır.) [Kıyamet 22, 23]</p>
<p>Her âyet-i kerimeyi inkâr küfür olduğu gibi, bu âyet-i kerimeyi de inkâr küfür olur.</p>
<p>Peygamber efendimiz, bu âyet-i kerimenin açıklaması olarak Kütüb-i sittenin hepsinde bulunan meşhur ve sahih bir hadis-i şerifte, ayın dolunay olduğu bir zamanda buyuruyor ki:<br />
(Gökteki şu ayı nasıl net görüyorsanız, [Cennette] Rabbinizi, böyle açıkça göreceksiniz.) [Buhari, Müslim, İbni Mace, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, İ. Ahmed, İbni Huzeyme, İbni Hibban]</p>
<p>Bu meşhur hadis-i şerifi de inkâr, yukarıdaki âyet-i kerimeyi inkâr gibidir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Allahü teâlâ akıl ve insaf versin de, Allahü teâlâ Cennette görülemez diyenler, Kur’an-ı kerimde açıkça bildirilmiş olan Nass’lara karşı gelmesinler. Sahih hadisleri inkâr etmesinler. Bunlar gibi, açık bildirilmiş olanlara iman etmek lazımdır. Bunların nasıl olduklarını Allah bilir demeli. Anlamadıkları için, aklım ermiyor demeli. Kendi aklına güvenip, anlamadığına inanmamak, çok yanlıştır. (3/44)</p>
<p>Allahü teâlâyı Cennette görmeye inanmak şerefinden mahrum olanlar, bu saadete kavuşmakla nasıl şereflenebilir? (İnkâr eden, mahrum kalır) buyurulmuştur. Cennette olup da görmemek de uygun değildir, çünkü İslamiyet, (Cennette olanların hepsi görecektir) diyor. Bir kısmı görecek, bir kısmı görmeyecek demiyor. (3/17)</p>
<p>Bu ifadelerden, Allahü teâlâyı görmeyi inkâr edenlerin, açık Nass’ları inkâr ettikleri için, Cennete giremeyecekleri anlaşılıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/inkar-eden-mahrum-kalir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sen olmasaydın&#8221;</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-hikayeler/sen-olmasaydin.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-hikayeler/sen-olmasaydin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Aug 2010 13:09:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[olmasaydın]]></category>
		<category><![CDATA[sen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4744</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Sen olmasaydın&#8221; Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ, Peygamber efendimiz için, (Ey Resulüm, İbrahim&#8217;i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiçbir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için, dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım) buyuruyor. Böyle yüce bir Peygamberin ümmeti olmak, en büyük saadettir, çünkü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>&#8220;Sen olmasaydın&#8221;</strong> </span></p>
<p>Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:<br />
Allahü teâlâ, Peygamber efendimiz için, (Ey Resulüm, İbrahim&#8217;i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiçbir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için, dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım) buyuruyor. Böyle yüce bir Peygamberin ümmeti olmak, en büyük saadettir, çünkü bizden önceki peygamberler bile, bu ümmetten olmak istemişlerdir. Kur&#8217;an-ı kerimde bu ümmet için, (Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz) buyuruluyor. Onun için Peygamber efendimize biraz benzemek, Allahü teâlânın rızasını,<br />
<span id="more-4744"></span><br />
sevgisini kazanmaya ve günahların affına sebep olur.</p>
<p>Peygamberimize benzemek nasıl olur? Onun getirdiği dine, sünnetine uymak, ona benzemek olur, fakat asıl önemli olan, onun vazifesine yardımcı olmaktır. Peygamber efendimiz İslamiyet&#8217;i Allahü teâlânın kullarına tebliğ etmek, yaymak için gelmiştir. İşte kim, her ne şekilde, Peygamber efendimize bu bakımdan benzerse, Onun vârisi, Onun sevgilisi olur. Allahü teâlâ ondan razı olur. Onun için, dinimizi doğru bildiren Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından bir kitap vermeyi, böylece insanların dinlerini doğru öğrenmelerine vesile olmayı az görmemeli. Bu, o yüce Peygambere benzemektir.</p>
<p>Peygamber efendimiz, yalnız ümmetine değil, bütün Peygamberlere de şefaat edecektir. Allahü teâlâ bütün Peygamberlere ayrı ayrı, (Sen kimsin?) diye soruyor.<br />
Âdem aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Safiyullahım) diyor.<br />
İbrahim aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Halilullahım) diyor.<br />
Nuh aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Neciyullahım) diyor.<br />
Musa aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Kelimullahım) diyor.<br />
İsa aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Ruhullahım) diyor.</p>
<p>Sıra Peygamber efendimize gelince, (Yâ Rabbi, ben Ebu Talib&#8217;in yetimiyim) diyor. Habibullah olduğunu söylemiyor. Bu tevazu, Allahü teâlânın çok hoşuna gittiği için buyuruyor ki:<br />
(Ey Habibim, senin bu tevazuun yok mu, senin bu güzel huy ve ahlakın yok mu, ben sana âşığım. Seni yalnız ümmetine değil bütün Peygamberlere de şefaatçi kıldım. Yalnız ümmetine değil, Peygamberlere de şefaat edeceksin.)</p>
<p>(Herkesin bir hocası var, beni ise Rabbim terbiye etti) hadis-i şerifini de iyi anlamalı. İslamiyet, Resulullah efendimizin hayatı, sözleri, emirleri ve yasakları demektir. Dini tebliğ eden, Kur&#8217;an-ı kerimi, sözleriyle ve yaşayışıyla açıklayan Odur. Bizi böyle yüce bir Peygambere ümmet eden Allahü teâlâya ne kadar şükretsek azdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-hikayeler/sen-olmasaydin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müslümanlar Cehenneme girecek mi?</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/muslumanlar-cehenneme-girecek-mi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/muslumanlar-cehenneme-girecek-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Aug 2010 13:03:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[cehenneme]]></category>
		<category><![CDATA[girecekmi]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4741</guid>
		<description><![CDATA[Müslümanlar Cehenneme girecek mi? Sual: Müminun suresinin (Tartıları hafif gelenler, kendilerine yazık edendir, cehennemde ebedi kalırlar) mealindeki 103. ayeti, Cehenneme giren Müslümanların da ebedi cehennemde kalacağını göstermiyor mu? CEVAP Hayır, Cehennemde temelli kalan, kâfirlerdir. Günahı çok Müslümanlar, affa ve şefaate kavuşamazsa, cezası kadar Cehennemde kalacaktır. Bu, yanlış düşünce meal okumanın, Kur’an-ı kerime göre kendi görüşüne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Müslümanlar Cehenneme girecek mi?</span></strong></p>
<p>Sual: Müminun suresinin (Tartıları hafif gelenler, kendilerine yazık edendir, cehennemde ebedi kalırlar) mealindeki 103. ayeti, Cehenneme giren Müslümanların da ebedi cehennemde kalacağını göstermiyor mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır, Cehennemde temelli kalan, kâfirlerdir. Günahı çok Müslümanlar, affa ve şefaate kavuşamazsa, cezası kadar Cehennemde kalacaktır. Bu, yanlış düşünce meal okumanın, Kur’an-ı kerime göre kendi görüşüne göre mana vermenin neticesidir.</p>
<p>Herkes Cehenneme girecek, kimi hiç azap çekmeden çıkacak; kimi az, kimi çok, kimi de sonsuz olarak kalacaktır. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(İçinizde Cehenneme uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin hükmüdür. Allah’tan sakınanları oradan kurtarır;<br />
<span id="more-4741"></span><br />
zalimleri [kâfirleri] de dizüstü çökmüş olarak orada bırakırız.) [Meryem 71, 72]</p>
<p>(İman edip de imanlarını şirkle bulaştırmayanlar, Cehennemde ebedî kalmaktan emindirler. Onlar için, bu korku yoktur) [En’am 82]</p>
<p>Cehenneme girip, oradan çıkan kimse, ebedi Cennetliktir. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:<br />
(Her insan ölümü tadacaktır. Kıyamet günü, ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Cehennem ateşinden uzaklaştırılıp Cennete sokulan kimse artık kurtulmuştur.) [Âl-i İmran 185]</p>
<p>Âyet-i kerimeleri açıklayan Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
(Allahü teâlâ iman sahiplerine, Cehennemde, günahları kadar azap eder. Sonra imanları sebebiyle ebedi olarak Cennete sevk eder.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(Kalbinde zerre kadar imanı olan Cehennemde sonsuz olarak kalmayacak, Cehennemden çıkarılacaktır.) [Buhari, Müslim]</p>
<p>(Cehennem ehlinin bir kısmı ne ölür, ne azaptan kurtulur, ne de hayata kavuşur. Bir kısmı da, ölür kömür halini alır. O zaman şefaat izni çıkar. Onlar Cennet kıyılarına kadar getirilir, Cennet ehline “Bunları hayat ırmaklarında yıkayın” denir. Yıkandıktan sonra yeni bitmiş taze ot gibi hayat bulurlar.) [Müslim, İbni Mace, Darimi]</p>
<p>(Tevhid ehlinden bazıları günahları sebebiyle Cehenneme girince, puta tapanların onlara, “Allah’a inanmanız size yarar sağlamadı” demeleri üzerine, Allahü teâlâ gazap eder. İman ehlini Cehennemden çıkarıp hayat ırmağında yıkatır. Temiz halde Cennete girerler.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(İyi kötü herkes Cehenneme girer. Yalnız mümine, serin ve selamet olur, İbrahim’e ateşin serin olduğu gibi. Allah takva ehlini kurtarır, zalimleri ise orada yüzüstü bırakır.) [İbni Mace]</p>
<p>(Şefaat etmeye devam ederim ve şefaatim de kabul olunur. Ya Rabbi lâ ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyen herkese şefaatimi kabul et derim. Böylece zerre imanı olan hiç kimse Cehennemde kalmaz.) [Deylemi]</p>
<p>(Sayısız insan Cehenneme girer. Bana da şefaat izni verilir. Secdeye kapanıp şefaat isterim. O zaman “Kaldır başını, şefaatin kabul olundu” buyurulur.) [Taberani]</p>
<p>(Vallahi Cehenneme giren mümin, orada 80 yıl kalmayınca çıkamaz.) [Deylemi]</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri de, (İman ehli, günahları dolayısıyla Cehenneme girince yüzleri kara olmaz ve zincire vurulmaz. Cezalarını çekince Cehennemden çıkarılır) buyurdu. (2/67)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/muslumanlar-cehenneme-girecek-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elli vakit namaz</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/elli-vakit-namaz.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/elli-vakit-namaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Aug 2010 12:58:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[elli]]></category>
		<category><![CDATA[namâz?]]></category>
		<category><![CDATA[vakit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4738</guid>
		<description><![CDATA[Elli vakit namaz Sual: Mirac’da elli vakit namaz farz kılınınca, Hazret-i Musa’nın, Peygamberimize, (Rabbinden vakit sayısının azaltmasını iste) demesi üzerine pazarlıkla, elli vakit beş vakte indiriliyor. Allah, insanlara neyin zor geleceğini bilmiyor mu da, Hazret-i Musa’nın teklifinden sonra, namaz beş vakte indiriliyor? CEVAP Pazarlık lafı çok çirkindir. Allahü teâlâ elbette olmuş ve olacak her şeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Elli vakit namaz </span></strong></p>
<p>Sual: Mirac’da elli vakit namaz farz kılınınca, Hazret-i Musa’nın, Peygamberimize, (Rabbinden vakit sayısının azaltmasını iste) demesi üzerine pazarlıkla, elli vakit beş vakte indiriliyor. Allah, insanlara neyin zor geleceğini bilmiyor mu da, Hazret-i Musa’nın teklifinden sonra, namaz beş vakte indiriliyor?<br />
CEVAP<br />
Pazarlık lafı çok çirkindir. Allahü teâlâ elbette olmuş ve olacak her şeyi bilir. Mesela biri hastalansa, iyileşmek için dua etse, Allahü teâlâ da duasını kabul edip şifa verse, (Allahü teâlâ iyileşmek istediğini bilmiyor mu, duaya ne lüzum var?) denemez. Dua, iyileşmesi için bir sebeptir. Her şeyi bir sebeple yaratmak Allahü teâlânın âdetidir. Burada da, beş vakit namazı farz<br />
<span id="more-4738"></span><br />
kılmasına, Musa aleyhisselamın bildirmesini sebep kılmıştır. Böylece, ezeldeki takdir yerini bulmuş ve beş vakit namaz farz kılınmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/elli-vakit-namaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cuma günü gusletmek</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cuma-gunu-gusletmek-2.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cuma-gunu-gusletmek-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 06:18:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[cuma]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[gusletmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4732</guid>
		<description><![CDATA[Cuma günü gusletmek Sual: Cuma günü gusletmek vacip diyorlar. Bu konuda hadis de varmış. Doğru mu? Bir de Cuma gecesi cünüplükten gusleden de Cuma guslü sevabı alır mı? CEVAP Hadis-i şerifleri, müctehid âlimlerin açıklaması olmadan okumak yanlışlıklara sebep olur. Cuma günü gusletmek müekked sünnettir. O hadis-i şerifin meali şöyledir: (Cuma günü gusletmek vacibdir [yani lüzumludur].) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Cuma günü gusletmek</strong> </span></p>
<p>Sual: Cuma günü gusletmek vacip diyorlar. Bu konuda hadis de varmış. Doğru mu? Bir de Cuma gecesi cünüplükten gusleden de Cuma guslü sevabı alır mı?<br />
CEVAP<br />
Hadis-i şerifleri, müctehid âlimlerin açıklaması olmadan okumak yanlışlıklara sebep olur. Cuma günü gusletmek müekked sünnettir. O hadis-i şerifin meali şöyledir:<br />
(Cuma günü gusletmek vacibdir [yani lüzumludur].) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, İ.Ahmed, İ. Mâlik, Taberani, Deylemi, İ. Hibban, Ebu Nuaym]</p>
<p>Başka bir hadis-i şerifin meali de şöyledir:<br />
(Cuma günü gusletmek bana farz, size nafiledir [sünnettir].) [Deylemi]</p>
<p>Bu hadis-i şerif, önceki hadis-i şerifi açıklamaktadır. Peygamber efendimizin farzdan başka yaptığı amellerin hepsine nafile denir. O<br />
<span id="more-4732"></span><br />
işlediği için bize sünnet oluyor. Beş vakit namazın sünnetleri ve diğer bütün sünnetler nafiledir.</p>
<p>Cuma günü gusletmek çok önemlidir. Resulullah efendimizin bu konuda birçok hadis-i şerifleri vardır. Birkaçının meali şöyledir:<br />
(Cumaya gelen gusletsin!) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]</p>
<p>(Cuma günü gusletmek, bir haftalık günahlara kefarettir. Üç gün fazlasıyla.) [Taberani]</p>
<p>(Bir Cuma diğerine kadar, beş vakit namaz da, diğer namaza kadar işlenen günahlara kefarettir. Cuma guslü de öyledir. Cumaya</p>
<p>gitmek için atılan her adım, yirmi yıllık amele bedeldir. Cumadan çıkınca da, 200 yıllık amel mükafatı verilir.) [Beyheki]</p>
<p>(Cuma günü gusledenin günahları affolur.) [Taberani]</p>
<p>(Cuma günü gusledenin günahları temizlenir, ona “Ameline yeniden başla” denir.) [Deylemi]</p>
<p>(Cuma günü ehline yakın olana iki sevap vardır. Biri kendi, diğeri de eşinin guslünün sevabı.) [Beyheki]</p>
<p>(Kim Cuma günü gusledip, mescide erken gider, hutbeyi dinler ve sükût ederse, onun attığı her adım için kendisine bir yıllık [nafile] oruç ve bir yıllık [nafile] namaz sevabı yazılır.) [Taberani]</p>
<p>(Cuma günü gusledip ilk saatlerde giden, bir deve kurban edip sadaka olarak dağıtmış gibi sevaba kavuşur. Daha sonra gelene bir inek; ondan sonra gelene bir koç, bundan da sonra gelene bir tavuk kesip sadaka olarak dağıtmış kadar sevap verilir. En son gelene de yumurta sadaka sevabı yazılır. İmam hutbeye çıkınca, melekler de, sevap yazmayı bırakıp hutbeyi dinler.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]</p>
<p>Cuma gecesi cünüplükten gusleden, Cuma guslü sevabına kavuşur.</p>
<p>Bir iş için üç niyet<br />
Sual: Cünüp olan kimse, Cuma gecesi gusletse, ertesi günü aynı zamanda bayram olsa, bu kişi, hem cünüplükten temizlenmeye, hem Cuma ve bayram guslüne niyet etse hepsi için ayrı sevaba kavuşur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, hepsine niyet edince hepsi için sevaba kavuşacağı Nimet-i İslam kitabında yazılıdır.</p>
<p>(Cünüplükten yıkanana hiç sevab olur mu?) diyenler de çıkıyor. Cünüplükten gusletmek farzdır. Farzı işleyen çok büyük sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Cünüplükten gusledene, üzerindeki kıl sayısınca sevab verilir, o kadar günahı affolur, Cennetteki derecesi yükselir. Guslü için ona verilecek sevab, dünyada bulunan her şeyden daha hayırlı olur. Allahü teâlâ meleklerine, “Bakın, bu kulum, gece üşenmeden kalkıp, emrime uymak için guslediyor. Şahit olun ki, bunun günahlarını af ve mağfiret eyledim” buyurur.) [Gunye]</p>
<p>Cuma günü için gusletmek sünnettir ve çok sevabdır. Hatta bu guslün önemini bildiren hadis-i şeriflerden dolayı, farz diyen âlimler de vardır. İki hadis-i şerif meali:<br />
(Cuma guslü her müslümana vacibdir.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, İ.Malik, İ.Ahmed, Deylemi, Taberani, Ebu Nuaym]</p>
<p>(Cuma günü gusledenin günahları temizlenir, ona, “[Haydi, günahsız olarak] ameline yeniden başla” denir.) [Deylemi]</p>
<p>Gusülde niyet<br />
Sual: Cünüp olduğunu unutan kimse, Cuma namazı için guslederse, temiz olur mu? Bu gusülle namaz kılabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, temiz olur, çünkü Hanefî’de niyet farz değildir, fakat farz sevabına kavuşamaz. (S. Ebediyye)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cuma-gunu-gusletmek-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güvendiğimiz şeyler de Allah’ındır</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/guvendigimiz-seyler-de-allah%e2%80%99indir.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/guvendigimiz-seyler-de-allah%e2%80%99indir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 06:13:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Allahındır]]></category>
		<category><![CDATA[güvendiğimiz]]></category>
		<category><![CDATA[şeylerde]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4729</guid>
		<description><![CDATA[Güvendiğimiz şeyler de Allah’ındır Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kim, Allah’tan başka, yüzünü neye dönerse, neye güvenirse, neyi severse, iyi bilsin ki o da Allah’ındır. Bunları yaparken Allahü teâlâ onu görüyor. Bu duruma düşmek, Müslüman için çok çirkin ve utanılacak bir haldir! Arkamda filan zengin var dense, arkamda şu kadar ev, şu kadar para var [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Güvendiğimiz şeyler de Allah’ındır</strong> </span></p>
<p>Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:<br />
Kim, Allah’tan başka, yüzünü neye dönerse, neye güvenirse, neyi severse, iyi bilsin ki o da Allah’ındır. Bunları yaparken Allahü teâlâ onu görüyor. Bu duruma düşmek, Müslüman için çok çirkin ve utanılacak bir haldir!</p>
<p>Arkamda filan zengin var dense, arkamda şu kadar ev, şu kadar para var dense tamam deniyor. Arkamda padişah veya şu vali var dense yine tamam diyoruz, ama arkamda Allah var derse, (Orasını karıştırma, biz de Müslümanız) deniyor. İyi de, bu ne biçim Müslümanlık? Allah var denince niye inanılmıyor? Niye Allah’a güvenilmiyor? O tamam denilen şeyler de Allah’ın değil mi? Hiç utanmıyor muyuz?</p>
<p>Aklımıza, kabiliyetimize, malımıza mülkümüze, mevkiimize makamımıza güvenmemeliyiz. Yoksa bunlarla baş başa kalırız. Gün gelir,<br />
<span id="more-4729"></span><br />
aklımız yetmez, sapıtırız. Gün gelir, malımız mülkümüz gider, mahvoluruz. Böyle şeylere güvenen, bunlar bitince, elinden çıkınca, mahvolur, kaybolup gider, ama Allahü teâlâya güvenen, devam eder. Hem dünyada, hem ahirette, kıymetli olur, rahat olur, mesut olur. Biz Müslüman olarak, Allah için varız ve Onun rızası için çalışıyoruz. O şimdi bizi görüyor, kalbimizden geçenleri biliyor. Bir tam bağlanabilsek, o hâlin tadına doyum olmaz.</p>
<p>İbrahim aleyhisselam ateşe atıldığı zaman, Cenab-ı Hak Cebrail aleyhisselamı gönderdi. (Kulum İbrahim’in bir ihtiyacı var mı, bir öğren!) buyurdu. Cebrail aleyhisselam İbrahim aleyhisselam ateşe atılırken, havadayken ona dedi ki:<br />
− Yâ İbrahim, bir ihtiyacın var mı?<br />
− Elbette var.<br />
− Ne istiyorsun?<br />
− Rabbimin sevgisini istiyorum.<br />
− Yâ İbrahim, bak ateşe gidiyorsun, derdine çare iste!<br />
− Ateşi yakan O, beni gönderen O, beni yaşatan O. Yakmak isterse yakar, yakmak istemezse yakmaz. Bana Rabbim yeter. O beni görüyor, derdimi biliyor. Senden bir isteğim yok.</p>
<p>Allahü teâlâ, (Kulumu nasıl buldun?) diye sorunca, Cebrail aleyhisselam, (Ya Rabbi bu Halil’inin, bu dostunun gözü, senden başkasını görmüyor. İşte dost böyle olur) dedi. Cenab-ı Hak, (Şimdi sen, orayı serin, güllük gülistanlık yap, oradan soğuk pınarlar akıt) buyurdu. Cebrail aleyhisselam emredildiği gibi yaptı. İbrahim aleyhisselam indi, (Ben nereye geldim, ateş yok) dedi. O kadar büyük ateş ki, herkes kül olur diye bekliyordu. Yani ateş sönecek de küllerini bulacaklardı. Ateş bitti. İbrahim aleyhisselamı gül bahçesi içinde görünce şaşırdılar, bununla başa çıkılmaz dediler.</p>
<p>İbrahim aleyhisselam ateşe atılırken, (Hasbiyallahü ve ni’mel vekil) yani (Bana Allah’ım yetişir, O ne iyi yardımcıdır) demişti. Her işinde, onun gibi sadece Allahü teâlâya güvenen, dünyada ve âhirette huzura, saadete kavuşur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/guvendigimiz-seyler-de-allah%e2%80%99indir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En’am suresi</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/en%e2%80%99am-suresi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/en%e2%80%99am-suresi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 06:08:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[enam]]></category>
		<category><![CDATA[suresi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4727</guid>
		<description><![CDATA[En’am suresi Sual: En’am suresinde neler bildiriliyor, fazileti nedir? CEVAP En’am sûresi Mekke’de nâzil oldu. Bu sureyi, Cebrail aleyhisselam ile birlikte 70 bin melek getirmiştir. En’am, deve, koyun ve sığır gibi hayvanlara denir. Allahü teâlâ bunları ve daha nice hayvanı, insanların faydalanması için yarattığı halde, inanmayanların, âciz varlıklar olan bir kısım hayvanlara tapınmalarından bahsedildiği için, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">En’am suresi</span></strong></p>
<p>Sual: En’am suresinde neler bildiriliyor, fazileti nedir?<br />
CEVAP<br />
En’am sûresi Mekke’de nâzil oldu. Bu sureyi, Cebrail aleyhisselam ile birlikte 70 bin melek getirmiştir.</p>
<p>En’am, deve, koyun ve sığır gibi hayvanlara denir. Allahü teâlâ bunları ve daha nice hayvanı, insanların faydalanması için yarattığı halde, inanmayanların, âciz varlıklar olan bir kısım hayvanlara tapınmalarından bahsedildiği için, sure bu ismi almıştır. En’âm suresinde; İslâm dininin iman esasları, dünya hayatının geçici, oyun ve eğlenceden ibaret olduğu, âhiretin daha hayırlı olduğu, hazret-i İbrahim’in üvey babası ve kavmi ile olan mücadelesi, hazret-i İshak, Yakub, Davud, Süleyman, Eyyüb, Yusuf, Musa, Harun, Zekeriya, Yahya, İsa, İlyas, İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut aleyhimüsselâm’ın faziletleri, Allahü teâlânın adı anılmadan, Besmele çekilmeden kesilen<br />
<span id="more-4727"></span><br />
hayvanların etinden yememek, günahtan sakınmak, Allah’a şirk koşmamak, ana babaya iyilikte bulunmak, yetim malı yememek, ölçü ve tartıyı hakkıyla, eksiksiz yerine getirmek gibi hükümler bildirilmektedir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(En’am sûresini gece ve gündüz okuyan için, yetmiş bin melek istiğfar edip af diler.) [Envar-üt-Tenzil - Dini Terimler Sözlüğü]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/en%e2%80%99am-suresi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Benzerine de saygı gerekir</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/benzerine-de-saygi-gerekir.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/benzerine-de-saygi-gerekir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2010 14:39:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[benzerinede]]></category>
		<category><![CDATA[duymak]]></category>
		<category><![CDATA[saygı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4724</guid>
		<description><![CDATA[Benzerine de saygı gerekir Sual: Kur’an-ı kerimi teybe, kasete, VCD veya CD’ye almak caiz midir? Alınca saygı gerekir mi? Bunları dinlemek ibadet olur mu? CEVAP Bunlara Kur&#8217;an-ı kerim almak, kağıt üzerine yazmak gibidir. Teyp, kaset ve cd, müzik, şarkı, keyif, oyun ve eğlence için kullanılıyor ise de, kağıt da, roman, açık resim, eğlence ve fuhuş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Benzerine de saygı gerekir</strong> </span></p>
<p>Sual: Kur’an-ı kerimi teybe, kasete, VCD veya CD’ye almak caiz midir? Alınca saygı gerekir mi? Bunları dinlemek ibadet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Bunlara Kur&#8217;an-ı kerim almak, kağıt üzerine yazmak gibidir. Teyp, kaset ve cd, müzik, şarkı, keyif, oyun ve eğlence için kullanılıyor ise de, kağıt da, roman, açık resim, eğlence ve fuhuş dergileri olmaktadır. Kur&#8217;an-ı kerim kağıda yazılınca Mushaf olur. Mushaf, Kur&#8217;an-ı kerimi okumaya ve öğrenmeye ve ezberlemeye sebep ve vasıta olduğu için kıymetlidir. Kaset ve diğerleri, Kur&#8217;an-ı kerimin benzerini işiterek öğrenilmesine ve ezberlenmesine vasıta olmaktadır. Kur&#8217;an-ı kerimi, bu niyet ile,<br />
<span id="more-4724"></span><br />
teyp, cd ve kaset üzerine almak caiz olur. Bunlara da, Mushaf-ı şerife olduğu gibi hürmet etmek, bunlara başka şeyler doldurmamak, yükseğe koymak, üzerlerine bir şey koymamak, abdestsiz tutmamak, kâfirlere, fasıklara vermemek, başka şeyler bulunan bantlar ve plaklar arasına koymamak, fısk, oyun, eğlence yerlerinde çalmamak lazımdır.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerim dinlemek için kullanılan teyp, hiçbir zaman fısk meclislerine [günah işlenen yerlere] götürülmemeli, bunlarda hiçbir zaman, haram olan çirkin şeyler çalınmamalı. Çalgı çalmakta kullanılan bir teybin Kur&#8217;an-ı kerim dinlemek için de kullanılması, şarkı, türkü okuyan fasık bir hâfızın okuduğu Kur&#8217;anı dinlemeye benzer ki, bu da caiz değildir.</p>
<p>Kısacası, Kur&#8217;an-ı kerim bulunan bantlar ve kasetler Mushaf-ı şerif gibi kıymetlidir. Bunlara da saygısızlık yapmamalıdır. Şu kadar var ki, bunlardan Kur&#8217;an-ı kerimi dinlemek, hâfızdan dinlemek gibi olmaz. Tam benzerini dinlemek olur. Kur&#8217;an-ı kerimi dinlemek sevabı hasıl olmaz. Çünkü İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:<br />
Kur&#8217;an-ı kerimi tilavet etmek [okumak] demek, şuurlu bir kimsenin, Kur&#8217;an-ı kerim okuduğunu bilen insanın okuması demektir. Benzerini de saygı ile dinlemek farzdır. Küçük çocuğun şuursuz olarak okuduğunu dinlemek de lazımdır. (Redd-ül-muhtar)</p>
<p>Benzeri ile ibadet olmaz ise de, okunan Allah kelamıdır, saygı durmak şarttır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/benzerine-de-saygi-gerekir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müslüman için zor asırlar</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/musluman-icin-zor-asirlar.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/musluman-icin-zor-asirlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2010 13:49:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[asırlar]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4721</guid>
		<description><![CDATA[Müslüman için zor asırlar Kıyamet yarın kopacak, öbür gün kopacak diye tarih verenlere itibar etmemelidir. Çünkü dünyada Müslüman bulunduğu müddetçe kıyamet kopmayacaktır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Allah diyen bir kimse kaldığı müddetçe kıyamet kopmaz.) [Müslim] Ama kıyamet yaklaştıkça Müslümanlar çok garip olacak, çok zulüm görecek, çok sıkıntı çekecek, dinini rahatça yaşaması çok zor olacaktır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Müslüman için zor asırlar</strong> </span></p>
<p>Kıyamet yarın kopacak, öbür gün kopacak diye tarih verenlere itibar etmemelidir. Çünkü dünyada Müslüman bulunduğu müddetçe kıyamet kopmayacaktır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Allah diyen bir kimse kaldığı müddetçe kıyamet kopmaz.) [Müslim]</p>
<p>Ama kıyamet yaklaştıkça Müslümanlar çok garip olacak, çok zulüm görecek, çok sıkıntı çekecek, dinini rahatça yaşaması çok zor olacaktır. Bir hadis-i şerifte, (Bir zaman gelir, sünnet unutulur, bid&#8217;atler meydana çıkar. Sünnete uyanlar garip olur, yalnız kalır. Bid&#8217;atlere uyan ise, kendilerine çok arkadaş, yardımcı bulur) buyuruldu. O zamandaki Müslümanların nasıl<br />
<span id="more-4721"></span><br />
yaşayacağı sorulduğunda, (Sudaki tuz, sirke içindeki kurt gibi) buyuruldu. Dinlerini nasıl koruyacağı sorulduğunda, (Avuçtaki ateş koru gibi. Bırakırsa söner, tutarsa elini yakar) buyuruldu. (Şir’a)</p>
<p>Bir hadis-i şerif de şöyledir:<br />
(Öyle bir zaman gelir ki, sünnetime tutunmak, avucuna ateş almak gibi olur.) [Hakim]</p>
<p>Müslümanlar, bütün dünyada garip olacaktır. Bir hadis-i şerif şöyledir:<br />
(İslam dini, garip olarak başladı, sonu da garip olacaktır.) [Müslim, Tirmizi]</p>
<p>Garip olmasının sebebi ise, insanlar gittikçe bozulmaktadır. Bir hadis-i şerif de şöyledir:<br />
(En iyi, en hayırlı insanlar benim asrımda bulunan Müslümanlar [Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tabiin] dir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler [Tebe-i tabiin] dir. Onlardan sonra gelenlerde yalanlar yayılır. Bunların sözlerine, işlerine inanmayınız.) [Buhari]</p>
<p>Herbiri bir mucizeyi bildiren bu hadis-i şerifler gösteriyor ki, günümüzdeki insanların sözlerine ve işlerine ihtiyatla yaklaşmak lazımdır. Kendi sözlerine değil, eski âlimlerden bildirdiklerine itimat etmelidir. Şayet eski âlimler kötülenirse asla itibar etmemelidir. Yine bir mucizeye bildiren hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Ahir zamanda sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacaktır.) [İbni Asakir]</p>
<p>Peygamber efendimiz o zaman ne yapılacağını da bildirmiştir:<br />
(Bu ümmetin son zamanlarında gelenler, önceki âlimleri kötülediği zaman, ilmini gizleyen, Allah’ın indirdiği Kur’anı gizlemiş olur.) [İbni Mace, İbni Adiy, İbni Asakir]</p>
<p>Kıyamet alametini bildiren hadis-i şeriflerden bazıları da şöyledir:<br />
(Haine itimat edilir, emine ihanet edilir.) [Harâiti]</p>
<p>(Hadisi bırak, Kur’ana bak diyerek beni yalanlayanlar çıkar.) [Ebu Ya’la]</p>
<p>(Kur’andan başka delil kabul etmem diyenler çıkar.) [Ebu Davud]</p>
<p>(Doğru söyleyenler yalanlanır, yalancılar kabul görür.) [İ.Ahmed]</p>
<p>(Gençler, çocuklar âmir olur.) [Hakim]</p>
<p>(Camilerde binden fazla kişi namaz kılar, içlerinde bir mümin bulunmaz.) [Deylemi]</p>
<p>(Camiler ve hâfızlar çoğalır, ama, hakiki âlim hiç bulunmaz.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar.) [İbni Mace]</p>
<p>(İlmin azalması, âlimlerin azalması ile olur. Cahil din adamları, kendi görüşleri ile fetva verir, insanları doğru yoldan saptırırlar.) [Buhari]</p>
<p>(İşler ehli olmayana verildiği zaman, kıyameti bekleyin.) [Buhari]</p>
<p>(Kıyamet kopmadan önce deccal çıkar, deccaldan önce de 30 veya daha fazla yalancı deccallar gelir.) Bu yalancıların alametleri sorulduğunda buyuruldu ki: (Yeni âdetler çıkarıp dininizi değiştirenler çıkar, bunlardan sakının ve onlara düşman olun.) [Taberani]</p>
<p>(Hakkın peşinde olmak, garip ve yalnız kalmak demektir.) [İbni Asakir]</p>
<p>(Kötülerin arasında kalan salih kimse gariptir.) [Deylemi]</p>
<p>Yüz şehid sevabı için<br />
Sual: Müslümanlar arasında çeşitli ayrılıkların çıkacağını Peygamberimiz bildirmiş midir?<br />
CEVAP<br />
Evet, bildirmiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ümmetim, 73 fırkaya ayrılacak; bunlardan 72’si, Cehenneme gidecek, yalnız bir fırka kurtulacaktır. Kurtulacak olan tek fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir.) [Tirmizi, İ. Mace]</p>
<p>İslamiyet’in dışına çıkıldığı zaman, Ehl-i sünnet âlimlerinin yolunda olanlara, kıyamette yüz şehid sevabı verilecektir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Fitne fesat yayıldığı zaman, sünnetime yapışana yüz şehid sevabı verilir!) [Hâkim]</p>
<p>Çünkü fitne zamanında İslamiyet’e uymak, kâfirlerle savaşmak gibi güç olur. Böyle güç bir zamanda sünnete yapışmak da, ancak Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına dört elle sarılmakla mümkün olur. http://www.hakikatkitabevi.com adresindeki kitaplar, bu kıymetli kitapların doğru tercümeleridir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/musluman-icin-zor-asirlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nefsimiz şer işletir</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/nefsimiz-ser-isletir.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/nefsimiz-ser-isletir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2010 13:09:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[işler]]></category>
		<category><![CDATA[nefsimiz]]></category>
		<category><![CDATA[şer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4718</guid>
		<description><![CDATA[Nefsimiz şer işletir Sual: Şerleri yani kötülükleri nefsimiz işlettiğine göre, (Hayır da, şer de Allah’tandır) demek, doğru olur mu? CEVAP Sebep olmak bakımından, şer yani kötülük elbette nefstendir, ama yaratmak bakımından, hayır da, şer de Allah’tandır. Nefs kötülüğü ister, sebep olur, Allahü teâlâ da yaratır. Yani kötülükleri de Allahü teâlâ yaratır, O irade eder. Allahü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Nefsimiz şer işletir</strong> </span></p>
<p>Sual: Şerleri yani kötülükleri nefsimiz işlettiğine göre, (Hayır da, şer de Allah’tandır) demek, doğru olur mu?<br />
CEVAP<br />
Sebep olmak bakımından, şer yani kötülük elbette nefstendir, ama yaratmak bakımından, hayır da, şer de Allah’tandır. Nefs kötülüğü ister, sebep olur, Allahü teâlâ da yaratır. Yani kötülükleri de Allahü teâlâ yaratır, O irade eder. Allahü teâlâ irade etmezse, yaratmazsa, sivrisinek kanadını oynatamaz. Başımıza gelen her türlü kötülük, Allah’ın iradesiyle ve yaratmasıyla<br />
<span id="more-4718"></span><br />
meydana gelir. Hâşâ, nefsimiz yaratıcı değildir, şerri de, hayrı da yaratamaz. Her şeyin yaratıcısı yalnız Allahü teâlâdır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.) [Zümer 62, Mümin 62]</p>
<p>(Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]</p>
<p>(Rabbin, kendi istediğini yaratır, dilediğini seçer. Onların seçim hakkı yoktur.) [Kasas 68]</p>
<p>Kul belayı hak ederse, Allahü teâlâ da ona bela gönderir. İşte bir âyet meali:<br />
(Başınıza gelen bir bela, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. [Bununla beraber] Allah çoğunu affeder.) [Şura 30] (Demek ki bela, günahlarımız yüzünden gönderiliyor, ama gönderen yine Allah’tır. Âyetin devamında, Allah çoğunu affeder deniyor. Demek ki belayı gönderen Odur, çoğunu da affediyor.)</p>
<p>(Sana gelen her iyilik, Allah’tan [bir ihsanı olarak] gelmekte, her kötülük de [günahlarına karşılık olarak] kendinden gelmektedir.) [Nisa 79]</p>
<p>Görüldüğü gibi, bu âyette, günahlarınız yüzünden kötülük geliyor buyuruluyor, ama kötülüğü yaratan yine Allahü teâlâdır. Bundan önceki âyette, şerri de Allah’ın yarattığı bildiriliyor. O âyet-i kerimenin meali:<br />
(Kendilerine bir iyilik dokununca, “Bu Allah’tan” derler; başlarına bir kötülük gelince de “Bu senin yüzünden” derler. “Küllün min indillah” [Hepsi Allah’tandır] de!) [Nisa 78]</p>
<p>Hayrı da, şerri de Allahü teâlânın yarattığına inanmak, imanın şartıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Kaderin, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmayan mümin değildir.) [Tirmizi]</p>
<p>Bid’at ehlinin kimi kaderi, kimi de hayrın ve şerrin Allahü teâlâdan olduğunu inkâr eder. İmanın şartını altıdan aşağı indirenler olduğu gibi, yediye çıkaranlar da var. Hatta İslam’ın şartı diye bir şey olmadığını söyleyenler de var. Bu hastalık, eski âlimleri suçlamak için, onların üstüne basarak yükselmeye çalışmaktan kaynaklanmaktadır. Çok çirkin bir iştir. Dinde reform yapmak isteyen türedilerin, eski âlimleri suçlamasının kıyamet alameti olduğu, hadis-i şerifle bildirilmektedir. Peygamber efendimiz, (Âlimler, Resulullah’ın vârisleridir) buyuruyor. Resulullah’a vâris olan eski âlimleri suçlamak, vârisin sahibi olan Resulullah’ı üzmez mi? Eski âlimleri suçlamak hastalığından kurtulmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/nefsimiz-ser-isletir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alay etmek</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/alay-etmek.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/alay-etmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Aug 2010 18:42:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[alay]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4715</guid>
		<description><![CDATA[Alay etmek Sual: Müslümanlarla alay edenlere karşı tavrımız nasıl olmalıdır? CE VAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Hindistan’daki İslam düşmanlarının azgınlarını görüyoruz. Müslümanlarla alay ediyorlar. Müslümanları kötülüyorlar. Ellerine fırsat geçerse, güçleri yeterse, Müslümanlara her işkenceyi yaparlar. Hatta hepsini öldürürler. Yahut onları dinden, imandan ayırırlar. İslam terbiyesini, ahlakını, hayasını, şerefini yok ederler. O halde, Müslümanların bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Alay etmek </span></strong></p>
<p>Sual: Müslümanlarla alay edenlere karşı tavrımız nasıl olmalıdır?<br />
CE VAP<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Hindistan’daki İslam düşmanlarının azgınlarını görüyoruz. Müslümanlarla alay ediyorlar. Müslümanları kötülüyorlar. Ellerine fırsat geçerse, güçleri yeterse, Müslümanlara her işkenceyi yaparlar. Hatta hepsini öldürürler. Yahut onları dinden, imandan ayırırlar. İslam terbiyesini, ahlakını, hayasını, şerefini yok ederler. O halde, Müslümanların bu azgın kâfirlere uymamaları, bunlardan sakınmaları, bunlara aldanmamaları, bunun için Allahü teâlâdan haya etmeleri lazımdır. (Haya imandandır)<br />
<span id="more-4715"></span><br />
buyuruldu. Müslüman olanın böyle çirkin işlerden sıkılması lazımdır. İslam düşmanlarını, Allah’ın emirleri ile alay edenleri, helale, harama aldırış etmeyenleri zararlı bilmelidir. Bunları aşağı tutmalıdır. Bunlara yardımı dokunan her hareketten sakınmalıdır.</p>
<p>Bir kimsenin Müslüman olmasına alamet, İslam düşmanlarını tanıması, onlara aldanmaması, sözlerini dinlememesidir. Allahü teâlâ Kur&#8217;an-ı kerimde, Tevbe suresi 28. âyetinde kâfirlere Necs yani pis dedi. 95. âyetinde de Rics buyurdu. Rics de pis demektir. Bunun için, Müslümanların kendileri ile alay eden kâfirleri pis ve zararlı bilmeleri lazımdır. Böyle bilince, onlarla arkadaşlık yapmazlar, onları sevmezler, onlardan sakınırlar. Onlarla birlikte bulunmaktan nefret ederler. Böyle kâfirlerle meşveret etmek, işleri onlara danışıp onların sözü ile hareket etmek, bu din düşmanlarına kıymet vermek olur. Hem de, onları çok yükseltmek olur.</p>
<p>Onlardan yardım, şifa beklemek ve hele onlar vasıtası ile dua ve ibadet etmek boşuna uğraşmaktır. Mümin suresinin 50. âyetinde ve Rad suresinin 14. âyetinde mealen, (Kâfirlerin duaları ancak dalalettir) buyuruldu. Yani, İslam düşmanlarının duaları kabul olmaz, hiç fayda vermez. Kâfirler, papazlar vasıtası ile yapılan duaları Allahü teâlâ hiçbir zaman kabul etmez. Böyle duaların Müslümanlara faydası olmaz. Yalnız bu suretle o dinsizlere bir kıymet verilmiş olur. Onlar, dua ederken, putlarını, Allah’ın düşmanlarını araya korlar. Onlardan dua beklemenin kötülüğünün çirkinliğinin nereye kadar uzandığını, Müslümanlığın temelinden yıkılıp, kokusunun bile kalmayacağını buradan anlamalıdır.</p>
<p>Büyüklerden biri buyuruyor ki:<br />
(Sizden biriniz divane olmadıkça, tam Müslüman olamazsınız). Burada (Divane olmak), İslamiyet’i yaymak için çalışmak, çabalamak ve bu arada kendi faydasını ve zararını hatırına bile getirmemek demektir. Müslümanlığa dokunmasın da, her ne olursa olsun, olmayan da olmasın! Yeter ki, Müslümanlığa bir zarar olmasın! Müslümanlık demek, Allahü teâlânın ve Onun Peygamberinin razı olduğu, beğendiği şeyler demektir. Allahü teâlânın razı olduğu şeyden daha kıymetli ne olabilir?) (C1, m.163)</p>
<p>Küfrü gerektiren sözler<br />
Muteber kitaplarda buyuruluyor ki:<br />
Küfre sebep olan bir sözü, tehdit edilmeden söyleyenin imanı gider. Çünkü her müslümanın bilmesi gereken şeyleri öğrenmesi farzdır. Bilmemesi özür olmaz, büyük günahtır. Küfre girenin önceki ibadetleri yok olur. Tevbe ederse, geri gelmez. Tevbe için yalnız kelime-i şehadet söylemek kâfi değildir, küfre sebep olan şeyden de tevbe etmesi gerekir. (Berika, Hadika)</p>
<p>Burhaneddin-i Mergınani hazretleri, (Kur&#8217;an-ı kerimi teganni ile okuyan hâfıza, ne güzel okudun diyenin imanı gider. Tecdid-i iman ve tecdid-i nikah gerekir) buyurdu. (Dürr-ül-münteka)</p>
<p>Ebu Nasr-ı Debbusi hazretleri, Kadi Zahireddin-i Harezmi hazretlerinden naklen buyuruyor ki:<br />
(Bir şarkıcıyı dinleyen veya herhangi bir haram işi gören kimse, haram olduğuna inanarak veya inanmayarak, buna, ne güzel dese, o anda imanı gider. (Müjdeci Mek. 266)</p>
<p>Kâfirlerin ibadet olarak yaptıkları ve kâfirlik alameti olan ve İslamiyet’i inkâr etmek ve inanmamak alameti olan ve tahkir etmemiz vacip olan şeyleri yapan ve kullanan kâfir olur. Bunlardan meşhur olanlarını bilmeyerek veya şaka olarak veya herkesi güldürmek için yapan da, kâfir olur. (Birgivi vasıyyetnamesi)</p>
<p>Zaruri olan ve tevatür ile bildirilmiş olan din bilgilerine inanmayan kâfir olur. İnanmamayı gösteren her söz, ister şaka olarak, isterse gönülden olmayarak olsun küfür olur. (Milel-nihal)</p>
<p>Küfre sebep olan bir işi yapmak küfür olur. Mesela beline, zünnar denilen papaz kuşağını bağlamak ve küfre mahsus şey giymek de böyledir. Bunları mizah için, başkalarını güldürmek için, şaka için kullanmak da küfre sebep olur. İtikadının doğru olması fayda vermez. (Berika)</p>
<p>Miftah-ül-cenne’de diyor ki<br />
Filan müslüman benim gözümde yahudi gibidir demek küfürdür. Ahirette olacak şeylerle alay etmek küfürdür. Kabirdeki ve kıyametteki azaplara akla, fenne uygun değildir diyerek inanmamak, faiz helal olsaydı demek, İslam bilgilerini ve din âlimlerini aşağılamak da, küfürdür.</p>
<p>Akıllı, bilgili, edebiyatçı olduğunu göstermek için veya yanındakileri güldürmek, sevindirmek veya alay etmek için söylenen sözlerde küfre düşmekten çok korkmalıdır. Bir kimse, küçük günah işlese, buna tevbe et denildiğinde, (tevbe edecek bir şey yapmadım ki..) dese, kâfir olur.</p>
<p>(Filan şey, filan kimsede yoktur, varsa kâfir olayım) diye, yemin eylese, o şey, o kimsede olsun veya olmasın, o kimse, kâfir olayım dediği için küfre girmiştir. Kâfirlerin ibadetleri, İslamiyet’e uymayan işleri güzeldir demek de küfürdür.</p>
<p>Bir kadın, beline bir kara ip bağlasa, (bu nedir) deseler, (zünnardır) dese, kâfir olur. Nasrani olmak, yahudi olmaktan, [amerikan kâfiri olmak, komünist olmaktan] hayırlıdır demek küfürdür.</p>
<p>İlim meclisinde ne işim var veya din adamlarının sözü neye yarar demek küfür olur. Biri diğerine, gel fıkıh kitabını okuyalım dese, o da, (Ben ilmi ne yapayım) dese, ilmi hafife aldığı için kâfir olur. (Miftah-ül-cenne)</p>
<p>Sual: Kimi din ile, Allah ile alay ediyor. Çirkin iftiralar yapıyor. Böyle bir kimse tevbe ederse affolur mu?<br />
CEVAP<br />
Elbette en azılı kâfir pişman olur, sıdk ile ihlas ile Kelime-i şehadet getirirse tertemiz müslüman olur. Bütün günahları affolur. Din ile alay etmeye devam edenin ise, yaptığı yanına kalmaz. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Allah’a karşı yalan uyduranların yüzleri, kıyamette simsiyah olacaktır.) [Zümer 60]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/alay-etmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gereksiz sual sormak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/gereksiz-sual-sormak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/gereksiz-sual-sormak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Aug 2010 18:38:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[sormak]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[sual]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4712</guid>
		<description><![CDATA[Gereksiz sual sormak Sual: Çok sual soruyoruz. Her suali sormanın sakıncası var mıdır? CEVAP Sırf öğrenmek niyetiyle Allah rızası için faydalı olan her suali sormak caizdir. (Hazret-i İbrahim’in kestiği koçun etini kim yedi?), (Falanca âlimin anasının adı nedir?), (Hazret-i Yunus’u yutan balık, erkek miydi?) gibi sualler soruluyor. İnsanın, bilmesi gerekmeyen şeyleri sorması mekruhtur. Âlimler buyuruyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Gereksiz sual sormak</strong> </span></p>
<p>Sual: Çok sual soruyoruz. Her suali sormanın sakıncası var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Sırf öğrenmek niyetiyle Allah rızası için faydalı olan her suali sormak caizdir. (Hazret-i İbrahim’in kestiği koçun etini kim yedi?), (Falanca âlimin anasının adı nedir?), (Hazret-i Yunus’u yutan balık, erkek miydi?) gibi sualler soruluyor. İnsanın, bilmesi gerekmeyen şeyleri sorması mekruhtur. Âlimler buyuruyor ki: Öğrenilmesi emredilmemiş olan şeyleri sormak caiz değildir. Mesela Hazret-i Lokman peygamber midir? Cin, insanlara nasıl görünür gibi şeyler sormamalı, çünkü bunları<br />
<span id="more-4712"></span><br />
öğrenmekle emrolunmadık. (Tahtavi)</p>
<p>Bugün çok kimse, ehl-i sünnet itikadını bilmiyor. Öğrenmesi farz-ı ayn olan bilgilerden habersizdir. Faiz çeşitlerini, hatta yemeğin farzlarını bile bilmez iken, dünya ve ahirette gerekmeyen şeyleri soruyor. Bilinmesi gerekmeyen sorulmamalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Öğrenmek için sual sorun! Kötü maksatla sual sormayın!) [Deylemi]</p>
<p>(Allah rızasından başka bir maksatla sual sorup ilim öğrenen veya ilmini dünya menfaatine alet eden Cehenneme gidecektir.) [Tirmizi]</p>
<p>(Âlimlerle yarışmak, cahillerle münakaşa edip susturmak ve itibar kazanmak için ilim öğrenen Cehenneme gidecektir.) [Tirmizi]</p>
<p>(Çok sual sormayın! Sizden öncekiler, bu yüzden helak oldu.) [İ. Maverdi]</p>
<p>(Sizi çok sual sormaktan nehyediyorum.) [Taberani]</p>
<p>Kötü niyetle sual sormak<br />
Kötü maksatlılara ilim öğretmek yanlıştır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(İlmi, ehli olmayana öğretmek onu kaybetmek demektir.) [İbni Ebi Şeybe]<br />
Suali de uygun sorabilmek, o kişinin ilmini gösterir. Hadis-i şerifte, (Güzel sual sormak, ilmin yarısıdır) buyuruldu. (Taberani)</p>
<p>Kendisine farz-ı ayn olan faydalı sualleri sormak gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(İlim hazinedir. Anahtarı sual sormaktır. Sual sorun ki, Allahü teâlâ sizlere merhamet etsin. Çünkü sual sormakla dört kişi mükafat alır: Soran, cevap veren, dinleyen ve bunları seven.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>Faydalı bir sual sorana cevap vermemenin vebali büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Âlimin bildiğini söylememesi, cahilin de bilmediğini sormaması helal değildir. Çünkü Allahü teâlâ, “Bilmiyorsanız, ilim ehline sorun” buyurdu.) [Taberani]</p>
<p>(İlmini başkasına bildirmeyen, hazineyi gömüp kimseye yardım etmeyene benzer.) [Taberani]</p>
<p>(İlmini gizleyene, denizdeki balıklardan, gökteki kuşlara kadar her şey lanet eder.) [Darimi]</p>
<p>(İlmini gizleyen kimseye, kıyamette ateşten gem vurulur.) [Taberani]</p>
<p>İlim sahibi biliyorsa söylemeli, bilmiyorsa bilmiyorum demelidir. Fetva vermenin mesuliyeti çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bilmiyorum demek ilimdendir.) [İbni Mace]</p>
<p>(Âlimim diyen kimse cahildir.) [Taberani]</p>
<p>(Bilmeden fetva verene, yer ve gökteki melekler lanet eder.) [İbni Lal, İ. Asakir]</p>
<p>(Ehli olmadan yanlış fetva veren, hainlik etmiş olur.) [Ebu Davud, Hakim]</p>
<p>(Ben bilirim) demek doğru değildir. Kur’an-ı kerimde de mealen buyuruldu ki:<br />
(Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen vardır.) [Yusuf 76]</p>
<p>Âlimler buyuruyor ki:<br />
(Allah rızası için, bilmediği bir hususta susanın aldığı sevap, bildiği hususta konuşanın aldığı sevaptan az değildir. Zira cehaleti kabul etmek nefse çok ağır gelir.) [Şabi]</p>
<p>(Bir âlim, “Bilmiyorum” derse, şeytan kahrolur ve, “Âlimin susması, konuşmasından daha zararlı oluyor” der.) [İbrahim Edhem]</p>
<p>(Hakiki âlim, suale cevap verirken, kıyamette “Bu cevabı hangi kitapta buldun” diye sorulacağından korkan zattır.) [H.Nişapuri]</p>
<p>Suali, muteber eserlerden nakledenlere sormalı, kendi anladığını din kabul eden sapıklara sormamalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(İlim de, namaz da dindir. Bunun için ilmi kimden aldığınıza, namazı nasıl kıldığınıza iyi bakın. Kıyamette bunlardan sorguya çekileceksiniz.) [Deylemi]</p>
<p>(Ahir zamanda, âlim azalır, cahillik artar. Âlim kalmayınca da, cahil ve sapık din adamları, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, hem kendilerini, hem de başkalarını saptırırlar.) [Buhari]</p>
<p>(Bir zaman gelecek, o zamanın fakihleri, ince ve karışık meseleleri ele alıp, halkı şaşırtacaklardır. İşte bunlar, ümmetimin en kötüleridir.) [Taberani]</p>
<p>(Cehennem zebanileri, günahkâr hâfızlara, puta tapanlardan daha çok azap yapar. Çünkü bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılan günahtan daha kötüdür.) [Taberani]</p>
<p>(Ümmetim, kötü din adamlarından çok zarar görecektir.) [Hakim]</p>
<p>Şu halde, lüzumsuz sual ve başka maksatlarla sual sormak doğru değildir. İmtihan gayesiyle karşısındakini sıkıştırmak için sual sormak da uygun değildir. Hadis-i şerifte, (Öğrenmek için sual sorun! Kötü maksatla sual sormayın!) buyuruldu. (Deylemi)</p>
<p>Sual sormanın sevabı<br />
Sual: Gazetelerdeki veya radyolardaki hocalara sual sormanın vebali var mıdır?<br />
CEVAP<br />
İşe yaramayan lüzumsuz suallerin vebali olur. Ama lüzumlu sual sormak çok sevaptır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(İlim, hazinedir. Anahtarı sual sormaktır. Sual sorun ki, rahmete kavuşun. Sual sormakla dört kişi sevap alır:<br />
1- Sual soranlar.<br />
2- Cevap verenler.<br />
3- Dinleyenler. [Gazetelerde, maillerde bunları okuyanlar, Radyolarda ise dinleyenler.]<br />
4- Bunları sevenler. [Adam gazete alamıyordur, yahut bilgisayarı maili yoktur, okuyamıyordur. Radyoyu o saatte dinleyemiyordur. Ama gazete alsaydım veya benim de bilgisayarım olsaydı da bu sual cevapları okusaydım, yahut radyoda konuşulurken o saatte müsait olsaydım da dinleseydim diyenler diğerleri gibi sevaba kavuşur. Mesela Osman Ünlü hoca konuşuyor, dinleyemiyorsak, ama (Ne iyi nakle uygun suallere cevap veriliyor, Osman hocadan ve Osman hocaya o imkanı verenlerden Allah razı olsun) denirse, sevapta ortak olur.</p>
<p>Sual sorarken<br />
Sual: Bazı kimselere verdiğiniz cevaplarda, (öyle sual olmaz) diyorsunuz. Nasıl sual sorarsak uygun olur? Birkaç örnek verir misiniz?<br />
CEVAP<br />
Sual sorarken, az çok o konuda bilgi sahibi olmak gerekir. Hiç bilmeden sual olmaz. Mesela (Gazoz ağacı hangi mevsimde budanır, budanan yerlere davul tozu mu ekilir?) diye bir sual sorulmaz. Peygamber efendimiz, (Güzel sual sormak, ilmin yarısıdır) buyurmuştur. Güzel suali, ilim sahibi sorar.</p>
<p>Şimdi birkaç yanlış sual ile doğrusunu bildirelim:<br />
(Kedi, köpek, ayı, çeşitli haşaratlar neden haramdır? Çinliler yiyor hiç hastalanmıyor) deniyor. Haram olması illa hastalanmayı gerektirmez. Besmelesiz kuzu eti de haramdır. Bir damla idrar, bir yudum şarap da haramdır. Ama içilirse vücuda bir zararı olmaz. Din haram etmişse, niye haram denmez.</p>
<p>(Akşam namazı niye üç rekattır? Bazen iki bazen dört kılsak ne sakıncası olur) deniyor. Dört veya iki kılınırsa hiç kabul olmaz. Dinin emri değiştirilmiş olur. Herkes aklına göre dini değiştiremez, o zaman ortada din kalmaz, şahısların yaptıkları uyduruk bir şey olmuş olur. Niye üç rekattır, iki olsa ne çıkar denmez. Dinin emrinde hikmet, sebep aranmaz, niye böyle yapılıyor denmez. Allahü teâlâ öyle bildirmiş, öylesi uygundur.</p>
<p>(Niye zekatı kırkta bir veriyoruz da otuzda bir vermiyoruz) deniyor. Böyle sormak da yanlış. Zekat, şu mallardan yüzde kaç veriliyor diye sorulur.</p>
<p>Bir de yuvarlak soru soruluyor. Sual net anlaşılmalı. Mesela, (Bir kimse bir haram işlese cezası nedir) deniyor. Yüzlerce haram var. Bir de haramın birbirine göre şiddetlisi var. Mesela yabancı kadına bakmak haram, gidip öpmek haram, zina etmek de haram, ama aralarında çok fark var. Onun için hangi haram ise, şu haramı işlese cezası nedir diye sormak gerekir.</p>
<p>(Bir kimse bir küfür söz söylese nasıl tevbe eder) deniyor. Bir kere o söz küfür mü değil mi? Ona göre küfür olabilir yani o küfür zannedebilir. Onun için önce o sözü yazmalı; bu söz küfür mü demeli, sonra da, küfürse tevbesi nasıl olur diye sormalı.</p>
<p>Bir de yanlış olarak, (Ele kolonya, idrar sürülünce, bunların abdesti bozmadığını ispat eder misiniz) deniyor. Abdesti bozmayan binlerce, milyonlarca iş var. Bozanlar ise yedi tanedir. Bildirilen yedi maddenin dışındakiler abdesti bozmaz.</p>
<p>Yine, (Şu gıdada domuz yağı olmadığını ispat eder misiniz) deniyor. Bir şeyin yokluğu değil, varlığı ispat edilir. Eğer içinde domuz yağı olduğuna dair elimizde bir bilgi yoksa temiz kabul edilir.</p>
<p>Yine aynı bozuk mantıkla, (Falan şahıs hırsızdır, hırsız değilse ispat edin) deniyor. Bu da yanlış bir soru. Hırsız olmayan hırsız olduğunu ispat edemez. Ona kim hırsız demişse, nereden ne çaldığını onun ispat etmesi gerekir. Aksi taktirde, iftiraya uğrayan kimse, suçsuzluğunu ispat edemez.</p>
<p>Bunun gibi, (Sigaranın haram olmadığını ispat edin) denmez. Haram olduğu hangi muteber kitapta yazıyorsa, iddia edenin bunu ispat etmesi gerekir. Mubah diyene böyle bir şey söylenemez.</p>
<p>Bir de, tenkit ederken, (Siz yanlış söylüyorsunuz, herkes başka türlü söylüyor) deniyor. Bu da çok yanlış. (Siz şöyle diyorsunuz, halbuki falanca muteber kitabın falanca sayfasında böyle deniyor) denirse, ancak o zaman ilmi tenkit olur. Sadece, (Sizin bildirdiğiniz yanlış) demek yersizdir.</p>
<p>Sual: Maillerle ve telefonla çok sual soruyoruz. Bunun mahzuru oluyor mu?<br />
CEVAP<br />
Sitemizde, hemen her konuda, hatıra gelebilecek bütün dini suallerin cevapları vardır. 30 yıllık bir çalışmanın ürünüdür. Yeni arama özelliği sayesinde, aranılanı bulmak, daha da kolaylaşmıştır. İmkanı olan, oradan bakmalı, cevabını bulamazsa o zaman sormalıdır. Mesela ana baba hakkı ile ilgili bilgi almak istiyorum deniyor. Orada kaynakları ile birlikte cevaplar vardır. Önce sitemize bakmalı, bulunamazsa bize sormalı. Biz yerini bildiririz..</p>
<p>Sual sorarken<br />
Sual: Maille dini sual sorarken, nelere dikkat etmek gerekir?<br />
CEVAP<br />
Birkaçını bildirelim:<br />
1- Sormadan önce, sitemizde o konuyla ilgili bilgileri okumalıdır.</p>
<p>2- Sorarken cevapla ilgisi olmayan, lüzumsuz detaya girmemeli, çok kısa yazıp anlaşılmaz durumda da olmamalı. Ayrıca mesela (Küfre sebep olan bir şey yapılırsa) dememeli, ne yapıldığını söyleyerek yani örnekle sormalı.</p>
<p>3- Cevap için bilinmesi gerekenleri mutlaka söylemeli, bunu sormaya veya ikinci bir yazışmaya sebep olmamalı. Mümkünse soruyu bir arkadaşa okumalı, ne anladığını sormalı. Herkes kolayca anlayabilmeli. Özellikle, hayzla ilgili suallerde, önceki ayda kaç gün hayz olduğunu ve kaç gün temiz kalındığını, önceki aylarda 10 günden fazla kan gelmişse, 10 günden az olarak en son kaç gün kan geldiğini, Maliki mezhebinin taklit edilip edilmediğini, taklit ediliyorsa en çok gördüğü hayz miktarını bildirmek şarttır. Bir de, mesela ayın 5’inden 10’una kadar kan görülse dememeli, 5 gün kan görse diyerek, yani gün sayısını söyleyerek sormalı.</p>
<p>4- Seferilikle ilgili suallerde, vatan-ı asliyi, gidilen yerin kaç kilometre mesafede olduğunu bildirmeli. Önce siteden okuyarak, vatan-ı asli ve vatan-ı ikametin ne olduğunu öğrenmeli.</p>
<p>5- (Haram bir iş yapanın getirdiği hediyeyi almak, getirdiğini yemek caiz midir?) dememeli, haram işten kastın ne olduğu, o kişinin tek gelir kaynağının bu iş olup olmadığı da bildirilmeli.</p>
<p>6- (Elimize geçen haram parayı ne yapmalı?) dememeli. Haram paranın ne olduğu bildirilmeli. Belki de, haram zannedilen para, haram olmayabilir.</p>
<p>7- Cevabı, ekte veya link olarak gönderilen yazı, sonuna kadar okunmalı.</p>
<p>Cevap suale, yani anlatılana göre verilir. Sualde yanlışlık veya eksiklik varsa, cevap da yanlış olabilir. Bu bildirilen hususlara dikkat edilirse, hem doğru, hem de daha çabuk cevap almak mümkün olur. Ayrıca, lüzumlu olmayan, bilinmesi emredilmeyen ve dinle ilgisi olmayan, her hatıra gelen şeyi sormamalı. Merak etmek de mazeret olmaz. Herkes her şeyi merak edebilir. Sadece iman ve ibadet bilgileriyle ilgili lüzumlu hususları sormalı.</p>
<p>Sual sormak ve kul hakkı<br />
Sual: Kabirde ve ahirette bize sorulamayacak sualleri sorarak meşgul etmek, kul hakkına girer mi?<br />
CEVAP<br />
Müslümanın zamanı çok kıymetlidir. Lüzumsuz suallerle kendi vaktini harcaması ve cevap verenin vaktinden çalması caiz olmaz. Faydalı bile olsa, çok sual sormayı Peygamber efendimiz yasaklamıştır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Sizi çok sual sormaktan nehyediyorum.) [Taberani]</p>
<p>Bir patron öğle uykusuna yatarken hizmetçisine, (Beni yarım saat sonra kaldır) der. Sonra rahatça uyur. Hizmetçi bakar ki, patron derin uykuda, rahatsız etmemeliyim diyerek bir saat sonra uyandırır. Patron saate bakar, bir saat uyumuş. Hizmetçisine (Benim yarım saatimi çalmaya senin ne hakkın var? İşimi aksattın, senin bana yaptığın iyilik değil kötülüktür) diyerek, diğerlerine ibret olması için onu işinden uzaklaştırır. [Bunun gibi evladını sabah namazına kaldırmayıp uyumasını isteyen iyilik değil, ona kötülük etmiş olur.]</p>
<p>Her hatıra geleni sormak uygun olmaz. Okuyuculardan ricamız, sadece kendilerine lazım olan dini hususlarda, lüzumlu sual sorsunlar, lüzumsuz ve çok sual sorup da işimizi aksatmasınlar. Fazla ve lüzumsuz sualler, işimizi aksattığı gibi, diğer okuyuculara tez cevap vermemize de engel oluyor.</p>
<p>Lüzumlu suallere cevap vermek zaten vazifemizdir. Bunlara severek cevap veriyoruz. Sual sormak değil, lüzumsuz çok sual sormak uygun değildir.</p>
<p>Çok sual sormamalı<br />
Sual: Çok sual sormanın dinimizce yasak edilmesi, lüzumsuz sualler için mi, yoksa lüzumlu sualler de buna dâhil midir?<br />
CEVAP<br />
Lüzumsuz sual zaten az olsa da caiz değildir. Lüzumlu olsa da, çok sual sormak caiz olmaz. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Çok sual sormayın! Sizden öncekiler, bu yüzden helak oldu.) [İ. Maverdi]</p>
<p>(Çok sual sormayı size yasaklıyorum.) [Taberani]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/gereksiz-sual-sormak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gün günü arattırır</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/gun-gunu-arattirir.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/gun-gunu-arattirir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2010 14:43:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[arttırır]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4707</guid>
		<description><![CDATA[Gün günü arattırır Sual: Eski devirlerde müctehid âlimler ve evliya zatlar çok idi. Şimdi eskisi gibi çok olmayışının hikmeti ne olabilir? CEVAP Asr-ı saadetten uzaklaştıkça insanların bozulacağını, iyi kimselerin çok azalacağını Peygamber efendimiz haber veriyor. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (İnsanların en hayırlısı asrımdaki Müslümanlar [Eshab-ı kiram] dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Gün günü arattırır</strong> </span></p>
<p>Sual: Eski devirlerde müctehid âlimler ve evliya zatlar çok idi. Şimdi eskisi gibi çok olmayışının hikmeti ne olabilir?<br />
CEVAP<br />
Asr-ı saadetten uzaklaştıkça insanların bozulacağını, iyi kimselerin çok azalacağını Peygamber efendimiz haber veriyor. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:</p>
<p>(İnsanların en hayırlısı asrımdaki Müslümanlar [Eshab-ı kiram] dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tabiin] dir. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tebe-i tabiin] dir. Bunlardan sonra yalan yayılır. Bunların sözlerine ve i<br />
<span id="more-4707"></span><br />
işlerine inanmayın!) [Buhari]</p>
<p>(İlmin azalması âlimlerin azalması ile olur. Cahil din adamları, kendi görüşleri ile fetva vererek fitne çıkarırlar, halkı yoldan saptırırlar.) [Buhari]</p>
<p>(Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece kıyamete kadar hep bozulur.) [Hadika]</p>
<p>(Allahü teâlâ bir âlimin ruhunu alırsa, bu İslam’da açılan bir gedik olur. Kıyamete kadar onun boşluğu doldurulamaz.) [Deylemi]</p>
<p>(Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar.) [İbni Mace]<br />
(Kıyamet, yalnız kötü insanların üzerine kopar.) [Buhari]<br />
(Bu din garip olarak başladı, sonu da garip olur.) [Tirmizi]</p>
<p>(Bir zaman gelir, sünnetim unutulur, bid&#8217;atler yayılır. Sünnete uyanlar garip olur, yalnız kalır. Bid&#8217;atçiler, kendilerine çok arkadaş, yardımcı bulur. O zamandaki Müslümanlar, sudaki tuz, sirke içindeki kurtçuk gibi zor şart altında yaşarlar, dinlerini korumaları güçleşir, avuçtaki ateş koru gibi, bırakırsa söner, tutarsa elini yakar.) [Şir’a]</p>
<p>(Ahir zamanda zalim idareci ve yalancı âlimler gelir. Onların yardımcısı olmayın.) [Hatib]</p>
<p>(Kıyamete doğru Kur’an okuyan çok, âlimler az, olur. İlim yok olur. Kargaşalık çoğalır. Yine öyle bir zaman gelir ki, müşrik müminle aynı konuda tartışır.) [Hâkim]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/gun-gunu-arattirir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah ile kul arasına girilmez mi?</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/allah-ile-kul-arasina-girilmez-mi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/allah-ile-kul-arasina-girilmez-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2010 14:39:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[arasına]]></category>
		<category><![CDATA[girilmezmi]]></category>
		<category><![CDATA[kul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4705</guid>
		<description><![CDATA[Allah ile kul arasına girilmez mi? Sual: Günahların zararlarından ve kâfirlerin Cehenneme gireceklerinden bahsedilince (Allah ile kul arasına girilmez, Allah adına karar veremezsin) diye tepki gösteriyorlar. Dinin emrini bildirmek Allah adına karar vermek midir? CEVAP Az da olsa, iyi niyetli bazı kimseler, Allah ile kul arasına girilmez sözünü, (Müslümanlıkta, Hıristiyanlıkta olduğu gibi, din adamlarının günah [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Allah ile kul arasına girilmez mi?</strong> </span></p>
<p>Sual: Günahların zararlarından ve kâfirlerin Cehenneme gireceklerinden bahsedilince (Allah ile kul arasına girilmez, Allah adına karar veremezsin) diye tepki gösteriyorlar. Dinin emrini bildirmek Allah adına karar vermek midir?<br />
CEVAP<br />
Az da olsa, iyi niyetli bazı kimseler, Allah ile kul arasına girilmez sözünü, (Müslümanlıkta, Hıristiyanlıkta olduğu gibi, din adamlarının günah affetme yetkisi yoktur) anlamında kullanıyorlar. Ancak dinsizlerin ve fasıkların söylediği anlamda, yani dinin emirlerini bildirmeyin, bize hatırlatmayın anlamında kullanmak dinimize aykırıdır. Öyle olsaydı, Allahü teâlâ, insanlara dinin emrini tebliğ edici Peygamberler ve kitaplar göndermezdi. Namaz kılmayan, içki içen, hırsızlık eden ve her türlü kötülüğü işleyenler, kendilerini temize çıkarmak için (Allah ile kul arasına kimse giremez) sözüne sığınıyorlar. Allah ile kul<br />
<span id="more-4705"></span><br />
arasına girilmesini bizzat Allahü teâlâ kendisi istemektedir.</p>
<p>Kul diye başlayan bir çok âyet vardır. Kul kelimesi, de ki, söyle ki demektir. Mesela, (içki içmeyin, namaz kılın, kumar oynamayın) gibi birçok emir vardır. Bir tanesinin meali şöyledir:<br />
(İnanan kullarıma söyle, namaz kılsınlar!) [İbrahim 31]</p>
<p>Peygamber efendimiz de, (Şu günahları işleyen Cehenneme gider) ve (Namaz kılmayanın ibadetlerine sevap verilmez) buyuruyor. (Ebu Nuaym)</p>
<p>Kimi de, (Namaz kılmadığım ve çeşitli günahlar işlediğim için beni Cehenneme atamazsınız) diyor. Evet atamayız. Ama Allahü teâlâ, (Şu günahları işleyenleri Cehenneme atarım. Kullarıma söyle, böyle günahlardan sakınsınlar) buyuruyor. Dinimizin böyle emirlerini söylemekle suçluyu Cehenneme atmış mı oluyoruz? Dinin emrini bildirmek din adamlarının görevidir. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Erkek ve kadın bütün müminler, birbirlerinin velisidir [dost ve yardımcısıdır]; iyiliği emreder kötülükten alıkoyar; namaz kılar, zekat verir, Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet eder.) [Tevbe 71]</p>
<p>(Oğlum, namazı doğru kıl, emr-i maruf ve nehy-i münker yap! Bunları yaparken gelecek sıkıntılara katlan, çünkü bunlar, azmi gerektiren [kesin farz olan] işlerdendir.) [Lokman 17]</p>
<p>(Onların çoğu, günah, düşmanlık ve haram olan şeyleri yiyip içmekte yarışıyorlar. Din adamları ve âlimleri onları, günah olan sözlerinden ve haram olan şeyleri yiyip içmekten vazgeçirmeye çalışmaları gerekmez miydi? Ne kötü iş bu!) [Maide 62, 63]</p>
<p>Demek ki Allahü teâlâ, dinin emirlerini tebliğ için din adamlarını, âlimleri mesul tutmaktadır. Namaz kılmayan ve her türlü kötülüğü işleyene, (Allah’tan kork, namaz kılmamak büyük günahtır) dense, tepkisi artar ve daha fazla günah işler. Konu ile ilgili birkaç âyet meali:</p>
<p>(Ona [günahkâra] “Allah’tan kork” denilince gururu ona daha çok günah işletir. [Ceza ve azap olarak] Cehennem ona yetişir.) [Bekara 206]</p>
<p>(Rabbine suçlu olarak gelen, Cehenneme gider. Orada ne ölür, ne de yaşar.) [Taha 74]</p>
<p>(Gizli açık her günahtan sakının. Çünkü günahkâr, cezasını mutlaka çeker.) [Enam 120]</p>
<p>(İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekat verenlerin ecirleri Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, üzülmezler de.) [Bekara 277]</p>
<p>(Suçlulara, niye ateştesiniz denilince, “Namaz kılmazdık” derler.) [Müddessir 41-43]</p>
<p>Allah ile kul arasına girmek<br />
Sual: Bir arkadaş, &#8220;Hıristiyanlıkta Allah ile kul arasına papazlar giriyor. Müslümanlıkta Allah ile kul arasına kimse giremez. Benim içkime, zinama, hırsızlığıma kimse karışamaz&#8221; diyor. Bu arkadaşa nasıl bir cevap vermek gerekir?<br />
CEVAP<br />
Dinimizde kul ile Allah arasına girilmez diye bir kural yoktur. Papazlar günah affetmede Allah adına hareket ediyorlar. Dinimizde böyle bir şey yoktur. Allah adına günah affetmek yok. Yoksa Allah&#8217;ın emrini kullarına tebliğ etmek vardır. Suç işleyenleri cezalandırmak vardır. Kur&#8217;an-ı kerimde bir çok âyet var. Şu suçu işleyene şu cezayı verin diye. Eğer bu Allah ile kul arasına girmekse evet dinimizde kul ile Allah arasına girilir. Girilmesini Allah emrediyor.</p>
<p>Din adamı sınıfı<br />
Sual: İslamda din adamı sınıfı var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Din adamı sınıfından kasıt ne? Doktorlar, avukatlar, ilahiyatçılar gibi bir sınıftan mı bahsediliyor? Öyle ise elbette ilahiyatçılar diye bir sınıf vardır. Ama bunların Hıristiyanlıkta olduğu gibi günah affetme yetkisi yoktur. Sadece dini tebliğ ederler o kadar. Gerçek âlim olanları da Resulullahın vârisleridir</p>
<p>Sual: Din adamlarının Allah ile kul arasına girmesi, Mekke müşriklerinin, lat, menat ve uzzaya bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapmalarından farksız değil mi?<br />
CEVAP<br />
Müslüman din adamı, müftüsü vaizi, imamı, Allah ile kul arasına girip de ne yapıyor? Namaz şöyle kılınır, oruç şöyle tutulur diyor. Bu Allah ile kul arasına girmek mi? Allah ile kul arasına girmek ise bunun ne mahzuru vardır? Allahü teâlâ, Peygamberini dini tebliğ etmek ile görevlendirmedi mi? Âlimler Resulullahın vârisleri değil mi? Dini tebliğ etmek emr-i maruf nehy-i münker yapmak Allah ile kul arasına girmek mi? Sonra Allah ile kul arasına girip de ne yapılıyor? Namaz anlatılıyor, hac anlatılıyor, hepsi bu. Bunda gocunulacak taraf ne? Müslüman din adamlarını müşriklere benzetmek, din düşmanlığından başka nedir? Din adamı dini öğretiyor, Allah’a yaklaştırmak için kendine mi taptırıyor? Müslümana müşrik yani puta tapan kâfir diyen, eğer kendisi Müslüman ise kâfir olur.</p>
<p>Emr-i maruf yapmak<br />
Sual: Maide suresinin, (Ey iman eden kullarım! Kendinize bakın. Kendiniz doğru yolda oldukça, başkalarının yoldan çıkması size zarar vermez!) mealindeki 105. âyeti, emr-i maruf yapmamak, kimseye karışmamak ve sadece kendimizi kurtarmak gerektiğini bildirmiyor mu?<br />
CEVAP<br />
Aksine emri maruf yapmayı emretmektedir, tefsirlerde, bu âyetin (Ey mümin kullarım! Emir ettiğim işleri, ibadetleri yapar ve emri maruf ve nehyi münker ederseniz, başkalarının yoldan çıkması, size zarar vermez) anlamında olduğu bildiriliyor. Kur’an-ı kerim Peygamber efendimize gelmiştir, muhatabı Odur. Dolayısı ile, Kur’an-ı kerimi tam ve doğru olarak sadece Peygamber efendimiz anlamış ve hadis-i şerifleri ile açıklamıştır. Bu âyet-i kerimeyi açıklayan hadis-i şerif şu mealdedir:</p>
<p>(İslamiyet&#8217;in emir ve yasaklarını anlatın! Bir kimse ucb eder [kendini beğenir], sizi dinlemezse, kendi halinizi ıslah edin.) [Berika]</p>
<p>Emr-i maruf ve nehy-i münker yapmanın en güzel yolu, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarının yayılmasına maddi ve manevi şekilde yardımcı olmaktır. Hiç değilse, bu kitapları komşuya, arkadaşa hediye etmelidir. [ http://www.hakikatkitabevi.com adresindeki kitaplar, ehli sünnet âlimlerinin kitaplarıdır. Onların kıymetli kitaplarının tercümesidir.]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/allah-ile-kul-arasina-girilmez-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İkinci rekâtta uzun okumak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ikinci-rekatta-uzun-okumak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ikinci-rekatta-uzun-okumak.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2010 14:35:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[okumak]]></category>
		<category><![CDATA[rekatta]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4702</guid>
		<description><![CDATA[İkinci rekâtta uzun okumak Sual: (Namazda ikinci rekâtta birinciden üç âyet uzun okumak mekruhtur) deniyor. Buradaki mekruh, tenzihen mi, tahrimen mi? CEVAP Yalnız mekruh denince genelde tahrimen mekruh anlaşılırsa da, Nimet-i İslam kitabında, bunun tenzihen mekruh olduğu bildiriliyor. Unutarak okunursa mekruh olmaz. Secde âyetini yazmak Sual: Secde âyetini yazmakla veya gözle okumakla, tilavet secdesi gerekir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İkinci rekâtta uzun okumak</strong> </span></p>
<p>Sual: (Namazda ikinci rekâtta birinciden üç âyet uzun okumak mekruhtur) deniyor. Buradaki mekruh, tenzihen mi, tahrimen mi?<br />
CEVAP<br />
Yalnız mekruh denince genelde tahrimen mekruh anlaşılırsa da, Nimet-i İslam kitabında, bunun tenzihen mekruh olduğu bildiriliyor.<br />
<span id="more-4702"></span><br />
Unutarak okunursa mekruh olmaz.</p>
<p>Secde âyetini yazmak<br />
Sual: Secde âyetini yazmakla veya gözle okumakla, tilavet secdesi gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Yazmak ve gözle okumak, kıraat sayılmadığı için, tilavet secdesini gerektirmez.</p>
<p>Son sünnete kalkarken<br />
Sual: Farzı kılıp son sünneti kılmadan önce, bir şey okuyarak veya okumadan, sessizce beklemenin mahzuru var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Farzdan sonra, son sünnete hemen kalkmamak mekruhtur. (Tergib-üs-salât)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ikinci-rekatta-uzun-okumak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgi varsa mesele yok</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-hikayeler/sevgi-varsa-mesele-yok.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-hikayeler/sevgi-varsa-mesele-yok.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Jul 2010 15:17:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[mesele]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4698</guid>
		<description><![CDATA[Sevgi varsa mesele yok Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Herkes ahirette, dünyadayken kızdıklarıyla değil, sevdikleriyle beraber olacaktır. Salihlerle beraber olmalı. Eğer ilim sahibiysek, ilmimiz onlara faydalı olur. İlim sahibi değilsek, onlardan bir şeyler öğreniriz. Allahü teâlâyı hatırlamayanlarla, unutanlarla beraber olmamalı. İlim ehli de olsak, ilmimizin onlara faydası olmaz. İlim ehli değilsek, daha çok zarara gireriz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Sevgi varsa mesele yok </span></strong></p>
<p>Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:<br />
Herkes ahirette, dünyadayken kızdıklarıyla değil, sevdikleriyle beraber olacaktır.</p>
<p>Salihlerle beraber olmalı. Eğer ilim sahibiysek, ilmimiz onlara faydalı olur. İlim sahibi değilsek, onlardan bir şeyler öğreniriz. Allahü teâlâyı hatırlamayanlarla, unutanlarla beraber olmamalı. İlim ehli de olsak, ilmimizin onlara faydası olmaz. İlim ehli değilsek, daha çok zarara gireriz. Eğer Allahü teâlâ onlara gazap ederse, biz de helak oluruz. İyilerle beraberken, Allahü teâlâ onlara rahmet ederse, layık olmasak da, biz de o rahmetten faydalanırız.</p>
<p>Bir kimse, salihler gibi amel işlese, fakat günahkârlarla düşüp kalksa, iyi amelleri boşa gider, kıyamette kötülerle beraber haşrolur. Bir<br />
<span id="more-4698"></span><br />
kimse de, kötüler gibi amel işlese, fakat salihleri sevse, onlarla beraber olsa, günahları iyiliğe çevrilir, iyilerle beraber haşrolur.</p>
<p>Evliya bir zat talebelerine buyurur ki:<br />
(Ahirette amellerin ihlâslı olanları bir tarafa, ihlâssız olanları bir tarafa ayrılacak. Allahü teâlâ müminin ne kadar ihlâslı ameli varsa, onlara bakacak. Eğer ihlâs yoksa, ona hiç faydası olmayacaktır. İhlâslı olanlar kurtulacak, ihlâssız olanlar kurtulmayacaktır. Onun için, ihlâslı olun!)</p>
<p>O zatın talebelerinden biri, (Bu anlatılanlar bende yok, o halde hocamı boş yere oyalamayayım) der ve dergâhı terk eder. Birkaç gün sonra o mübarek zat, (Bir talebemiz vardı, nerede o?) diye sorunca, diğer talebeler, (Efendim, o arkadaş, “Bende ihlâs yok, hocamı boşuna meşgul etmeyeyim” diye gitti) dediler. O zat, (Hemen onu bulup, zorla da olsa buraya getirin) der. Bir yerde yakalayıp getirirler. Büyük zat o talebeye sorar:<br />
- Evladım niçin gittin?<br />
- Efendim, o anlattığınız vasıflar bende yok, ben çok berbat birisiyim, bende ihlâs yok.<br />
- Sende ihlâs yoksa, bizim anlattıklarımızda, bizim sohbetlerimizde ihlâs var, o mutlaka sana tesir eder. Hadi diyelim ki tesir etmedi, hep böyle kaldın, fakat unutma ki, Peygamber efendimiz, (Dünyada kim kimi severse, ahirette de onunla beraber olacaktır) buyuruyor. Sen beni sevmiyor musun?<br />
- Elbette seviyorum hocam.<br />
- Sen ahirette benimle beraber olmak istemez misin?<br />
- Elbette isterim hocam.<br />
- O zaman bir daha böyle yapma, aklınla hareket etme! İhlâs sahibi olmak çok iyidir, ancak ihlâs yoksa da sevgi var, beraber olmak var. O bakımdan evladım, aynı gemide olmak büyük saadettir. Dünyada kim kimi seviyorsa, ahirette onunla beraber olacaktır.</p>
<p>Bunun üzerine talebe orada kalır ve sevdikleri sayesinde kurtulu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-hikayeler/sevgi-varsa-mesele-yok.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tilavet secdesi</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/tilavet-secdesi-2.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/tilavet-secdesi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Jul 2010 15:13:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[secdesi]]></category>
		<category><![CDATA[tilavet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4696</guid>
		<description><![CDATA[Tilavet secdesi Sual: Bir kimse, namazda, sonunda secde âyeti olan bir sureyi mesela Alak suresini okusa, namaz içinde veya namaz dışında tilavet secdesi yapması gerekir mi? CEVAP Gerekmez. Bir kimse, namazda secde âyetini okuyup rükûa gitse, rükû yaparken tilâvet secdesine niyet etse de, etmese de, bundan sonra secde etmekle, o kimseden tilâvet secdesi sakıt olur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Tilavet secdesi</strong> </span></p>
<p>Sual: Bir kimse, namazda, sonunda secde âyeti olan bir sureyi mesela Alak suresini okusa, namaz içinde veya namaz dışında tilavet secdesi yapması gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Gerekmez. Bir kimse, namazda secde âyetini okuyup rükûa gitse, rükû yaparken tilâvet secdesine niyet etse de, etmese de, bundan sonra secde etmekle, o kimseden tilâvet secdesi sakıt olur. Yani ayrıca tilavet secdesi yapması gerekmez. (Halebî)</p>
<p>Eğer secde âyetinden sonra, birkaç âyet daha okumaya devam ederse, tilavet secdesine niyet etmesi gerekir.</p>
<p>Namazda secde âyeti okunduktan 2-3 âyet sonra rükûa eğilip tilavet secdesine niyet edilse, namazın rükû veya secdeleri, tilavet secdesi yerine geçer. (S. Ebediyye)<br />
<span id="more-4696"></span><br />
Secde âyetinden sonra, üç âyetten fazla okunursa, hemen ayrıca rükû veya bir secde yapılıp ayağa kalkılır. Okumaya devam edilir. (S. Ebediyye)</p>
<p>Tilavet secdesi namaz içinde yapılmazsa, namazdan sonra yapılmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/tilavet-secdesi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sünnet de delildir</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/sunnet-de-delildir.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/sunnet-de-delildir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 14:32:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[delildir]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[sünnette]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4694</guid>
		<description><![CDATA[Sünnet de delildir Sual: Sünnetin delil olduğuna dair İmam-ı Şafii’nin bir yazısı varmış. Bu yazı nasıldır? CEVAP Çok yazısı vardır. Birinin özeti şöyledir: Resulullah efendimizin, Kur’an-ı kerimi açıklayan sünnetine önem vermeyen biri, İmam-ı Şafii hazretlerine der ki: — Kur’anın bir kelimesini inkâr eden kâfir olur. Öyleyse neye dayanarak, herhangi bir emir hakkında; âyet yok iken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Sünnet de delildir</strong> </span></p>
<p>Sual: Sünnetin delil olduğuna dair İmam-ı Şafii’nin bir yazısı varmış. Bu yazı nasıldır?<br />
CEVAP<br />
Çok yazısı vardır. Birinin özeti şöyledir:</p>
<p>Resulullah efendimizin, Kur’an-ı kerimi açıklayan sünnetine önem vermeyen biri, İmam-ı Şafii hazretlerine der ki:<br />
— Kur’anın bir kelimesini inkâr eden kâfir olur. Öyleyse neye dayanarak, herhangi bir emir hakkında; âyet yok iken “Bu farzdır” nasıl denebilir? Şu halde biz bazı hadisleri kabul etmesek ne lazım gelir?</p>
<p>İmam Şafii, Kur’anda geçen Hikmet’in sünnet demek olduğunu ispat ettikten sonra der ki:<br />
— Allahü teâlâ buyuruyor ki:<br />
<span id="more-4694"></span><br />
(Resule itaat eden Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]</p>
<p>(Hayır, Rabbine andolsun ki anlaşmazlıklarda seni hakem kılıp verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.) [Nisa 65]</p>
<p>Demek ki, Allah’ın hükmünü bildiren Kitap’tan ayrı olarak, Resulullahın hükmü de vardır. Allahü teâlâ yine buyuruyor ki:<br />
(Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının!) [Haşr 7]</p>
<p>Bu âyet de, Resulullahın emir ve nehyine sarılmanın farz olduğunu bildiriyor.</p>
<p>İmam Şafii hazretleri, Kur’anda bulunan bazı genel hükümlerden sünnet ile özel hükümlerin çıkarıldığını bildirir:<br />
— Namaz kılmanın genel emrinden hayzlı kadınların hariç bırakılması, zekâta sadece bazı malların tâbi tutulması, vasiyetin feraiz âyetleriyle nesh edilmesi, miras âyetlerinin bütün anne, baba ve çocuklara şamil olduğu halde, kâfir olanlarına miras verilmeyeceği gibi istisnalara sünnet ile açıklık getirilmiştir.</p>
<p>Bu açıklamalardan sonra insaf ehli olan zat, sünnetin de delil olduğunu kabul eder. Ama yine bazı sorular sorar. Der ki:<br />
— Peki, sünnet ile kesin bir haram nasıl mubah kılınabilir?<br />
— Bak şu yanında duran adamın kanına ve malına kimse dokunamaz. İki salih şahit, “Bu kişi falancayı öldürdü ve elindeki malını aldı ve işte yanındaki mal da gasbettiği maldır” dese, bu durumda ne yapılır?</p>
<p>— Kısas olarak öldürülür, malı da asıl sahibinin vârislerine dağıtılır.<br />
— Peki, bu şahitlerin yalan söyleme veya yanılma ihtimali var mıdır?</p>
<p>— Elbette vardır.<br />
— Peki, kesinlikle dokunulmaz olan can ve malı nasıl oldu da kesin olmayan iki şahidin sözü ile mubah oldu?</p>
<p>— Çünkü şahitliği kabul etmek de dinin emridir.<br />
— Peki, Kur’anda katillikte şahitliğin kabulünü gösteren bir âyet var mı?</p>
<p>— Hayır, Allah’ın diğer emirlerinden kıyas ederek bunu çıkarıyorum.<br />
— Şahitlerin hakiki hallerine yalnız Allahü teâlâ vakıf olduğu halde, zahire göre onları kabul ediyorsun. Biz de muhaddisten zapt, hıfz, adalet, tek kalmama gibi şartları arıyoruz. Yani iki şahitten beklenenden daha fazlasını hadis âliminden istiyoruz. Ancak bu şartlara haiz hadisler delil oluyor. (El Ümm)</p>
<p>Sen iki şahitle, bu şahitlerin yanılma ve yalan söyleme durumları da olabildiği halde, bunlara inandın hüküm verdin, bir cana kıydın. Allahü teâlâ Kur’an-ı kerimde defalarca (Resulüme uyun, getirdiklerini alın, yasak ettiklerinden kaçının, O kendiliğinden konuşmaz, sözleri vahye dayanır, Ona itaat bana itaattir, Sizi sevmemi istiyorsanız Ona tâbi olun, Onun yolu ile benim yolumu ayıranlar kâfirdir) buyuruyor. Sünneti delil almak için, Allahü teâlânın emri ve şahitliği yetmiyor mu?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/sunnet-de-delildir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her yere peygamber geldi</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/her-yere-peygamber-geldi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/her-yere-peygamber-geldi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 14:14:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[yere]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4689</guid>
		<description><![CDATA[Her yere peygamber geldi Sual: Dünyanın her yerine peygamber gönderilmiş midir? CEVAP Evet, köylere kadar, her yere peygamber gönderilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Çok geniş ve çok derin düşünüyorum da, yeryüzünde, Peygamberimizin haberi yetişmeyen, hiçbir yer kalmadığını anlıyorum. Bütün dünyanın, Onun davet nuruyla güneş gibi aydınlandığı görülüyor. Hatta duvar arkasında bulunan, Yecuc ve Mecuc&#8217;a [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Her yere peygamber geldi</strong> </span></p>
<p>Sual: Dünyanın her yerine peygamber gönderilmiş midir?<br />
CEVAP<br />
Evet, köylere kadar, her yere peygamber gönderilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Çok geniş ve çok derin düşünüyorum da, yeryüzünde, Peygamberimizin haberi yetişmeyen, hiçbir yer kalmadığını anlıyorum. Bütün dünyanın, Onun davet nuruyla güneş gibi aydınlandığı görülüyor. Hatta duvar arkasında bulunan, Yecuc ve Mecuc&#8217;a bile ulaşmış bulunuyor. [İmam-ı Rabbani hazretleri zamanında böyle olunca, iletişim vasıtalarının çok ilerlediği günümüzde,<br />
<span id="more-4689"></span><br />
Müslümanlığı duymayan kimselerin kalmadığı ihtimali daha kuvvetlidir.]</p>
<p>İslamiyet’ten önceki zamanlarda da, bütün dünyada Peygamber gönderilmedik bir yer kalmamış gibidir. Hatta bundan en mahrum zannedilen Hindistan’da bile, Hintlilerden Peygamber gelip, Allahü teâlânın emirleri bildirilmiştir. Hindistan’ın bazı kısımlarında, Peygamberlerin nurları, küfür karanlıkları içinde, yıldızlar gibi parlamıştır. Gerekirse, bu şehirlerin isimlerini bile söyleyebilirim. Bazı Peygamberlere bir kişi bile inanmamış, kimse kabul etmemiştir. Yalnız bir kişinin inandığı Peygamberler de olmuştur. Bazılarına da, iki veya üç kimse iman etmiştir. Hindistan’da bir Peygambere, üç kişiden çok inanan olduğu görülemiyor. Yani, dört tane ümmeti bulunan Peygamber olmamıştır. Hintlilerin tapındıkları kimselerden bazılarının kitaplarındaki, Allahü teâlânın varlığı ve sıfatları hakkında görülen yazılar, hep o Peygamberin ışıklarının yansımasıdır, çünkü her asırda, her ümmete Peygamber gelerek, Allahü teâlânın varlığını ve sıfatlarını bildirmiştir. Onların mübarek varlıkları olmasaydı, küfür ve günah pislikleriyle kirlenmiş olan akıllar, iman nimetine kavuşamazdı. Bu ahmaklar, çürük akıllarıyla, herkesi kandırıp, kendilerine tapmaya zorlamış, (Sizi biz kurtardık, bizim sayemizde yaşıyorsunuz) diyerek, kendilerinden başka bir kuvvetin bulunmadığını sanmışlardı. (1/259)</p>
<p>Demek ki, Asya’ya geldiği gibi, Amerika’ya, Avrupa’ya, Afrika’ya ve dünyanın her beldesine, her köyüne peygamber gönderilmiştir. İnanan kimseler olmadığı veya çok az olduğu için, peygamber gelmedi zannedilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/her-yere-peygamber-geldi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mevlide günah karıştırmak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/mevlide-gunah-karistirmak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/mevlide-gunah-karistirmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 13:08:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[karıştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[mevlide]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4685</guid>
		<description><![CDATA[Mevlide günah karıştırmak Sual: İmam-ı Rabbani hazretlerinin, (Mevlid okutmak, mevlid cemiyetleri tertip etmek ve ilahi okuyup dinlemek uygun değildir) dediği doğru mudur? CEVAP Hayır. Nağmeli okunmasını, dine aykırı teganni yapılarak, şarkı söyler gibi okunmasını, yani günah işlenerek yapılmasını uygun görmüyor. Mesela günümüzde olduğu gibi, çalgı aletleriyle ve kadın erkek karışık mevlid okutmak da doğru değildir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Mevlide günah karıştırmak</strong> </span></p>
<p>Sual: İmam-ı Rabbani hazretlerinin, (Mevlid okutmak, mevlid cemiyetleri tertip etmek ve ilahi okuyup dinlemek uygun değildir) dediği doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Nağmeli okunmasını, dine aykırı teganni yapılarak, şarkı söyler gibi okunmasını, yani günah işlenerek yapılmasını uygun görmüyor. Mesela günümüzde olduğu gibi, çalgı aletleriyle ve kadın erkek karışık mevlid okutmak da doğru değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
<span id="more-4685"></span><br />
Kur’an-ı kerimi, kasideleri [ilahileri] ve mevlidi güzel sesle okumak caizdir. Haram olan, nağme yapmak, yani sesi musiki perdelerine uydurmaktır ki, harfler değişmekte, mana bozulmaktadır. Bunları, nağme yapmadan ve Allah rızası için okumak şartıyla güzel sesle okumak caizdir, fakat dinlerini kayırmayanlar, bu şartları gözetmeyeceklerinden, buna da müsaade etmemek, bu fakire daha uygun geliyor. (3/72)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/mevlide-gunah-karistirmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tüp bebek</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/tup-bebek.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/tup-bebek.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 06:58:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[tüp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4682</guid>
		<description><![CDATA[Tüp bebek Sual: Tüp bebek yoluyla çocuk sahibi olmak caiz midir? CEVAP Çocuğu olmayan karı-kocanın, silsile-i aliyyeyi [büyük İslam âlimlerini] vasıta yaparak, dua etmeleri ve meşru sebeplere sarılmaları gerekir. Materyaller, evli karı kocadan alınır ve haram işlemeden yapılırsa, tüp bebek de caiz olur. (İ. Ahlakı) Bu işi erkek doktora yaptırmak caiz olmaz; çünkü hem çocuk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Tüp bebek</strong> </span></p>
<p>Sual: Tüp bebek yoluyla çocuk sahibi olmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Çocuğu olmayan karı-kocanın, silsile-i aliyyeyi [büyük İslam âlimlerini] vasıta yaparak, dua etmeleri ve meşru sebeplere sarılmaları gerekir. Materyaller, evli karı kocadan alınır ve haram işlemeden yapılırsa, tüp bebek de caiz olur. (İ. Ahlakı)</p>
<p>Bu işi erkek doktora yaptırmak caiz olmaz; çünkü hem çocuk sahibi<br />
<span id="more-4682"></span><br />
olmak zaruret değil, hem de kadın doktor bulma imkânı vardır.</p>
<p>Taşıyıcı annelik<br />
Sual: Taşıyıcı annelik yapmak, yani başkasına ait embriyoyu taşımak caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır, caiz olmaz. Sadece, nikâhlı kocasından olanı taşıması caizdir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/tup-bebek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurbanı bahane edenler</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kurbani-bahane-edenler-2.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kurbani-bahane-edenler-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 06:40:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[bahane]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[kurbanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4679</guid>
		<description><![CDATA[Kurbanı bahane edenler Sual: (Kurban kesmek hayvan katliamıdır, onlara ölüm acısı çektirilmektedir. Tanrı, kurbana ve kana bu kadar aç olamaz. Ben kurban kesenlerin dininden değilim) deniyor. Kurban kesmek âyet ve hadisle meşru kılınmış bir ibadet değil midir? CEVAP Elbette âyet ve hadisle sabittir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Kurbanı bahane edenler</strong> </span></p>
<p>Sual: (Kurban kesmek hayvan katliamıdır, onlara ölüm acısı çektirilmektedir. Tanrı, kurbana ve kana bu kadar aç olamaz. Ben kurban kesenlerin dininden değilim) deniyor. Kurban kesmek âyet ve hadisle meşru kılınmış bir ibadet değil midir?<br />
CEVAP<br />
Elbette âyet ve hadisle sabittir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. [Bir mazeretle] alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye, kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün ki, o tam on gündür, oruç tutmak gerekir.) [Bekara 196]</p>
<p>(Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği dört ayaklı [kurbanlık] hayvanlar üzerine, belirli günlerde [kurban bayramında] Allah’ın adını ansınlar. Bu kurbanlıklardan kendiniz de yiyin, yoksullara da verin.) [Hac 28] (Hepsini dağıtmak veya hepsini evde bırakmak da caizdir.)<br />
<span id="more-4679"></span><br />
(Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine, Onun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık.) [Hac 34]</p>
<p>(Kurbanlık deve ve sığırları, Allah’ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şükredesiniz diye, onları böylece sizin buyruğunuza verdik.) [Hac 36]</p>
<p>(Ey iman edenler, Allah’ın hac âdetlerine, haram aya, kurbanlık hediyelere, [onlardaki] gerdanlıklara, Rablerinden gerek fazlını ve gerek rızasını arayarak Beyt-i Haram’ı kastedip gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin!) [Maide 2]</p>
<p>(Allah, hürmetli ev olan Kâbe’yi, hürmetli ayı, kurbanı, boynu tasmalı kurbanlıkları insanların faydası için ortaya koydu.) [Maide 97]</p>
<p>([Kesmek istediği oğlu için] ona büyük bir kurbanlık [koç] fidye verdik.) [Saffat 107]</p>
<p>(O kâfirler, Mescid-i haramı ziyarete ve kurbanların yerlerine ulaşmasına mani oldular.) [Fetih 25]</p>
<p>(Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!) [Kevser 2]</p>
<p>Kurban kesmek hâşâ katliam olsaydı, Allahü teâlâ kurbanın meşru olduğunu bildirir miydi? Peygamber efendimiz vefat edene kadar kurban kesmiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Kurban kesmek, atalarınızdan İbrahim’in sünnetidir.) [Hâkim]</p>
<p>(Bayramda kurban kesmekten daha faziletli bir amel yoktur. Ancak sıla-i rahm bundan müstesnadır.) [Taberani]</p>
<p>Her gün dünyanın her yerinde kasaplarda kesilen yüz binlerce hayvan görülmeyip, özellikle Kurban’a dil uzatılması, Allah’ın emrinin hayvan katliamı olarak gösterilmesi, art niyetin ürünüdür.</p>
<p>Hayvanlara eziyet etmek<br />
Sual: Okuduğum bir haber şöyle idi:<br />
“Yazdığı bir kitapta Müslümanların kurban kesmesini eleştirdiği için 2000&#8242;de ırkçı şiddeti körüklediği gerekçesiyle Fransız mahkemesince suçlu bulunan Fransız film yıldızı ve hayvan hakları savunucusu Brigitte Bardot, Paris&#8217;teki bir camiyi ziyaret ederek, kurbanların acı çektirilmeden kesilmesini istedi.<br />
Bardot&#8217;nun gittiği caminin imamı Delil Ebubekir, kurbanların anestezi işleminden sonra kesildiğini bildirmesi üzerine, memnuniyetini ifade eden Bardot, (Harika&#8230; Bana hayatımın en büyük hediyesini verdiniz) dedi.”<br />
Müslümanlıkta hayvana acımak yok mu? Bıçakla kesmek acımasızlık değil mi?<br />
CEVAP<br />
Müslümanlık Allah’ın dinidir. Allah’ın dininde hâşâ merhamet olmazsa başka kimde, ne de merhamet olur ki? Bugün Avrupa’da büyük baş hayvanların başına tokmak vurularak, küçük baş hayvanlar da elektrik şokundan geçirilerek bayıltılıp kesiliyor. Hayvanların başına tokmak vurmak ve elektrikle şoklamak eziyet olur. Ateistler ve Avrupalılar hayvan kesimine değil kurban kesimine karşıdırlar. Kendileri et yemiyor mu? Hayvanları öldürüp kürklerini giymiyorlar mı? Müslümanlığa olan düşmanlıklarını hayvana acıma perdesi altında yürütüyorlar.</p>
<p>Hayvanların bıçakla kesilmesini emreden Allah’tır. Allahü teâlâ hayvanlara eziyet edilmesini hiç ister mi? Hayvanlara acınmasını bildiren Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
(Bir kadın, bir kediyi hapsedip, yiyecek içecek vermedi. Bir şey bulup yemesi için de serbest bırakmadı. Kedi öldü, kadın da bu yüzden Cehenneme müstahak oldu.) [Buhari]</p>
<p>(Susuz bir mümin, kuyuya inip su içti. Bir köpek de kuyunun ağzında susuzluktan bitkin vaziyette bekliyordu. O kimse, bu hayvana acıyıp, ayakkabısı ile köpeğe su verdi. Bu hareketten Allahü teâlâ razı oldu. O kimseyi Cennete koydu.) [Müslim]</p>
<p>(Yerdeki mahluklara acımayana, gökteki melekler acımaz.) [Taberani]</p>
<p>Eğer kesmek, hayvana eziyet olsa idi, dinimiz hayvanların kesilmesini emretmezdi. Dinimiz savaşta şehidin ölüm acısı çekmediğini bildiriyor. Bir kolu kesildiği halde farkında olmadan savaşan insanların bulunduğunu kitaplarda okuyoruz. Bunlar acı duymadığı gibi kurbana da Allahü teâlâ acı hissettirmez. Allah’ın kudretinden kim şüphe edebilir? Hazret-i Yunus’un kırk gün balığın karnında ölmeden kalması, Eshab-ı kehfin üç yüz sene uyumaları Allahü teâlânın kudretiyle olmuştur. Şehide de Allahü teâlâ ölüm acısını hissettirmiyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Şehid, ölüm acısı duymaz.) [Beyheki]</p>
<p>(Şehid, öldürülmesinin acısını, ancak bir pirenin ısırması kadar duyar.) [Nesai]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kurbani-bahane-edenler-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kötüyü düzeltmek</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kotuyu-duzeltmek.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kotuyu-duzeltmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 06:32:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[düzeltmek]]></category>
		<category><![CDATA[kötüyü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4677</guid>
		<description><![CDATA[Kötüyü düzeltmek Sual: Tesettürlü, namazını kılan bir abla, uygunsuz giyinen ve uygunsuz bir iş yapan başka bir kadını yola getirmek için, onunla arkadaş oldu. (Eninde sonunda ben bunu doğru yola getireceğim) diye çok gayret sarf etti. Bir müddet sonra bu ablayla karşılaştım, onun da öteki gibi açıldığını gördüm. Elini verip kolunu alamayan kimsenin durumuna düştü. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Kötüyü düzeltmek</span></strong></p>
<p>Sual: Tesettürlü, namazını kılan bir abla, uygunsuz giyinen ve uygunsuz bir iş yapan başka bir kadını yola getirmek için, onunla arkadaş oldu. (Eninde sonunda ben bunu doğru yola getireceğim) diye çok gayret sarf etti. Bir müddet sonra bu ablayla karşılaştım, onun da öteki gibi açıldığını gördüm. Elini verip kolunu alamayan kimsenin durumuna düştü. Bu olay beni ürküttü. Peki, o zaman emr-i marufu nasıl yapacağız? Kendimizi tehlikeye atarak mı?<br />
CEVAP<br />
Bu olay da gösteriyor ki, kötü bir kimseyi düzeltmeye çalışacağım diye onunla arkadaşlık edilirse, kendisinin bozulma ihtimali daha fazla olabilir. Kötü arkadaşı düzeltmek için onunla düşüp kalkmaya çalışırsak, onun bir eğrisini düzeltmeye çalışırken, o bizim on doğrumuzu bozar. (Kötünün bana ne zararı dokunur?) demek çok yanlıştır. Çürük bir meyve, bir çuval meyvenin çürümesine sebep olur. Bir çuval meyve bir çürüğü sağlam hale getiremez. Yapmak, düzeltmek çok zor, yıkmak ise çok kolaydır. (Süleymaniye camisini iki işçi yıkabilir, ama yapmak için bir Sultan Süleyman, bir de Mimar Sinan lazımdır) demişlerdir. Yine bunun gibi, (Bir deli kuyuya taş atmış,<br />
<span id="more-4677"></span><br />
kırk akıllı çıkaramamış) denmiştir. Büyük bir taşı, dağın tepesinden aşağıya yuvarlamak çok kolay, fakat aşağıdan yukarı çıkarmaksa çok zordur.</p>
<p>Kötü arkadaştan uzak durmaya çalışmalı. Onun için peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir. Kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin!) [Hâkim]</p>
<p>Yukarıda görüldüğü gibi, namaz kılan tesettürlü abla, kötü kimseyle arkadaşlık etti ve bunun neticesinde de, onun bozuk yoluna, onun bozuk dinine girmiş oldu.</p>
<p>Kalb, kötü kimselerin yanında gaflete dalınca, şeytan da vesvese verir. Zamanla o arkadaşa uymaya çalışır. Bunun için, arkadaşın ve çevrenin etkisi çok büyüktür.</p>
<p>Fâsık kadınla arkadaşlığın zararı daha büyük olur. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Bir kötü kadının fücuru [kötülüğü] bin erkeğin fücuruna bedel; bir saliha kadının iyiliği, yetmiş sıddıkın iyiliğine bedeldir.) [Ebu Nuaym, Ebu-ş-Şeyh]</p>
<p>Görüldüğü gibi kadınların iyisi çok iyi, kötüsü de çok kötü oluyor. Kötülerinden uzak durmaya çalışmalı. Onu düzelteceğiz diye kendimizi bozmamalıyız. Onun için, (Kötü bir kadın, doğru olan kırk erkeği yoldan çıkarır) demişlerdir.</p>
<p>Böyle kimselere emr-i maruf yapmak için onunla düşüp kalkmak yanlış olur. Uygun bir kitap vermeli, nasibi varsa okur, doğru yolu bulur. O, doğru yolu bulamasa da, biz görevimizi yapmış oluruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kotuyu-duzeltmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İntihar eden de eceliyle ölür</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/intihar-eden-de-eceliyle-olur.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/intihar-eden-de-eceliyle-olur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 14:42:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[eceliyle]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[edende]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4673</guid>
		<description><![CDATA[İntihar eden de eceliyle ölür Sual: Ecel değişebilir mi? CEVAP Şeyh-ül-İslam Ahmed bin Süleyman bin Kemal paşa buyuruyor ki: Rad suresindeki, (Allahü teâlâ, dilediğini siler. Dilediğini değiştirmez. Ümm-ül-kitab, Ondadır) mealindeki âyette, levh-i mahfuz bildirilmektedir. Ümm-ül kitab, ezeli olan kelam-ı İlahinin ismidir. Melekler, bunu anlayamaz. Zamanlı değildir. Allahü teâlâdan başka, kimse bilmez. Hiç yok olmaz. Levh-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İntihar eden de eceliyle ölür</strong> </span></p>
<p>Sual: Ecel değişebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Şeyh-ül-İslam Ahmed bin Süleyman bin Kemal paşa buyuruyor ki:<br />
Rad suresindeki, (Allahü teâlâ, dilediğini siler. Dilediğini değiştirmez. Ümm-ül-kitab, Ondadır) mealindeki âyette, levh-i mahfuz bildirilmektedir. Ümm-ül kitab, ezeli olan kelam-ı İlahinin ismidir. Melekler, bunu anlayamaz. Zamanlı değildir. Allahü teâlâdan başka, kimse bilmez. Hiç yok olmaz. Levh-i mahfuzda değişiklik olur. İnsanın, işine göre, ömrü ve rızkı değişir. İyiler kötü, kötüler iyi olarak değiştirilebilir. Böylece biri ölümüne yakın, iyi işler yapıp, son nefeste iman ile gider. Bir başkası kötü amel işler, imansız gider. Bunun için, Resulullah efendimiz her zaman, (Allahümme, ya mukallibelkulub, sebbit kalbi, ala dinik) duasını okurdu. Hadis-i kudside, (İnsanların kalbi Rahmanın kudretindedir. Kalbleri, dilediği gibi çevirir) buyurulmuştur. Yani, Celal ve Cemal sıfatları ile, kötüye ve iyiye<br />
<span id="more-4673"></span><br />
çevirir. Levh-i mahfuza, kıyamete kadar gelecek insanların iyileri, said olarak, kötüleri de, şaki olarak yazıldı.</p>
<p>Kader değişmez. Kaza, kadere uygun olarak meydana gelir. Kaza, her gün çok değişip, sonunda kadere uygun olunca, yaratılır. Kaza-i muallak şeklinde yaratılacağı yazılmış olan bir şey, kulun iyi ameli ile değişip yaratılmaz. İmam-ı Gazali hazretleri, (Kaza-i muallak, Levh-i mahfuzda yazılıdır. Eğer o kimse, iyi amel yapıp, duası kabul olursa, o kaza değişir) buyurdu. Hadis-i şerifte, (Kader, tedbir ile, sakınmakla değişmez. Fakat kabul olan dua, o bela gelirken korur) buyuruldu. [Taberani]</p>
<p>Duanın belayı önlemesi de kaza ve kaderdendir. Kalkan oka, şemsiye yağmura siper olduğu gibi, dua da belaya siper olur. Bir hadis-i şerifte, (Kaza-i muallakı, hiçbir şey değiştiremez. Yalnız dua değiştirir ve ömrü, yalnız ihsan, iyilik arttırır) buyuruldu. [Hakim]</p>
<p>Allahü teâlânın takdirinin, yani kaderin, Levh-i mahfuzda yazılması kazadır. Bir kimseye takdir edilen bela, kaza-i muallak ise, yani, o kimsenin dua etmesi de, takdir edilmiş ise, dua eder, kabul olunca, belayı önler. (Ecel-i kaza)’yı da, iyilik etmek geciktirir. Fakat, (Ecel-i müsemma) değişmez.</p>
<p>Ecel-i kazaya bir misal verelim:<br />
Bir kimse, eğer iyi iş yapar, yahut sadaka verir, hac ederse ömrü 60 yıl, bunları yapmazsa 40 yıl takdir edilmişse, vakit tamam olunca, eceli bir an gecikmez. Birinin 3 gün ömrü kalmış iken akrabasını, Allah rızası için ziyaret etmesi ile, ömrü 30 yıla uzar. 30 yıl ömrü olan da, akrabasını terk ettiği için, ömrü 3 güne iner.</p>
<p>Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Sıla-i rahm ömrü uzatır.) [Taberani]</p>
<p>Davud aleyhisselamın yanına iki kişi gelip birbirinden şikayette bulundular. Azrail aleyhisselam da gelip (Bu iki kişiden birincisinin eceline bir hafta kaldı. İkincisinin ömrü de, bir hafta önce bitmişti; fakat ölmedi) dedi.</p>
<p>Davud aleyhisselam hayret edip sebebini sordu. Azrail aleyhisselam, (İkincisinin bir akrabası vardı. Buna dargın idi. Bu gidip onun gönlünü aldı. Bundan dolayı Allahü teâlâ, buna yirmi yıl ömür takdir buyurdu) dedi. (Levh-i Mahfuz ve Ümm-ül-kitab)</p>
<p>Takdir, ezelde Levh-i mahfuzda yazılmıştır. Yani, Levh-i mahfuzda olacak değişiklikler ve ömürlerin artması ve kısalması da, ezelde yazılmıştır ki, buna kaza-i muallak denir. (Lübab-üt-te&#8217;vil)</p>
<p>Allahü teâlânın kaderi [ezeldeki ilmi] nasıl ise, Levh-i mahfuzdaki değişiklikler, ona uygun olur.</p>
<p>Hazret-i Ömer yaralanınca, Ka&#8217;bül-ahbar, “Ömer daha yaşamak isteseydi, dua ederdi. Çünkü onun duası elbette kabul olur” buyurdu. İşitenler şaşırıp, “(Ecel, bir an gecikmez ve vaktinden önce gelmez) mealindeki âyet-i kerimeye ne dersin” denilince, buyurdu ki: “Evet, ecel hazır olunca, gecikmez. Fakat, ecel hasıl olmadan önce, sadaka ile, dua ile, iyi amel ile, ömür uzar. Fatır suresinde, (Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması yazılıdır) buyuruluyor.”) [Levh-i Mahfuz ve Ümm-ül-kitab]</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:</p>
<p>(Bütün hayvanların ecelleri, tesbihlerine bağlıdır. Tesbihleri bitince, Allahü teâlâ onların ruhunu kabzeder.) [Beyheki]</p>
<p>(Her şeyin belli bir eceli vardır.) [Buhari]</p>
<p>Emali&#8217;deki, (Öldürülen kişinin eceli, o anda, ömrü ortadan kesilmiş değildir) ifadesini Ahmed Asım efendi şöyle açıklamaktadır:<br />
(Öldürülen kimsenin [ve intihar edenin] o anda eceli gelmiştir. Ömrü ortadan kesilmemiştir. Herkesin eceli bir tanedir.)</p>
<p>Öldürülen kimse, eceli geldiği için ölür; fakat bunu öldüren de, cezasını görür. İntihar eden de eceli geldiği için ölür. Herkes, eceli gelince ölür. Araf suresi 34. âyetinde mealen, (Ecelleri gelince, onu azıcık ileri-geri alamazlar) buyuruldu. Kişi doğmadan önce, ne kadar yaşayacağı takdir edilmiştir. Kişi, nerede ölür, tevbe ile mi ve tevbesiz mi, hangi hastalıktan, iman ile mi, imansız mı gider, hepsi levh-i mahfuza yazılmıştır. (Miftah-ül-cenne)</p>
<p>Eceli gelen ölür<br />
Sual: Bir kimse, başka birini öldürdüğünde, öldürmeseydi o hâlâ hayatta olurdu veya başka bir sebeple ölürdü diye düşünmek doğru olur mu?<br />
CEVAP<br />
İkisi de yanlıştır. Katilin, kendi arzusyla, o kimseyi, ne maksatla ve nasıl öldüreceğini Allahü teâlâ ezeli ilmi ile bildiği için, kaderini o şekilde yaratmıştır. Bu, değişikliğe uğramaz. Bir de, Allah öyle yazdığı için öldürdü demek de yanlış olur. Allahü teâlâ, bildiği için, olacak şeyi kaderine yazmıştır. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Kader, Allahü teâlânın ezeli ilmi ile bilmesidir. Zorla yaptırması demek değildir) buyuruyor.</p>
<p>Kaderi değiştirmek<br />
Sual: (Trafik kazasında ölmek, intihar etmek veya makineye bağlı hastanın hortumunu çekmek, nefesler sayılı olduğu için, kaderi değiştirmek olur. İntihar etmeseydi, kazaya kurban gitmeseydi, hortumu çekilmeseydi daha çok yaşardı) deniyor. İnsan, kaderini değiştirebilir mi?<br />
CEVAP<br />
İntihar etmek ve hastanın hortumunu çekmek caiz değilse de, kaderi değiştirmekle alakası yoktur. Kader, insanların nasıl yaşayıp nasıl öleceğini, Cennete veya Cehenneme gideceğini, Allahü teâlânın bilmesi demektir. Demek ki kader, Allahü teâlânın, olacak şeyleri ezelde bilmesidir, zorla yaptırması değildir. Kaza ise, kaderde bulunan şeyleri, zamanı gelince yaratmasıdır. Muteber din kitaplarındaki bilgiler şöyledir:<br />
Eceli gelmeden kimse ölmez. Her türlü ölüm, eceli gelerek, kaderiyle ölmektir. Yani intihar eden veya öldürülenin ömrü ortadan kesilmiş olmaz. O anda eceli gelmiştir, yani ömrü biterek ölmüştür. Her insanın bir tek eceli vardır.</p>
<p>İnsan yaptığı işleri kendi yaratmıyor. İrade-i cüziyye ile yapılan işlerin yaratıcısı yani hayrın ve şerrin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Hayrın ve şerrin Allah’tan olduğunu inkâr etmek, (İntihar eden takdir-i ilahiyi değiştirir) demek küfürdür. Allahü teâlâ, onun intihar edeceğini elbette bilir. (Yaratan hiç bilmez mi?) buyuruyor. Allah’ın verdiği ömrü kimse değiştiremez. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
(Allah&#8217;ın takdir ettiği ecel [ölüm] gelince artık o ertelenmez.) [Nuh 4]</p>
<p>(Ölümü, Allah’ın iznine bağlı olmayan hiç kimse yoktur.) [Al-i İmran 145]</p>
<p>(Sizi yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak Odur.) [Enam 2]</p>
<p>(Her ümmetin bir eceli vardır, gelince ne bir an geri kalır, ne de bir an ileri gider.) [Araf 34]</p>
<p>Demek ki, (İntihar etmeseydi, kazaya kurban gitmeseydi, hortumu çekilmeseydi daha çok yaşardı) demek yanlış olur.</p>
<p>İlaç kullanmak ve ecel<br />
Sual: İlaç almak, dua okumak, ameliyat olmak ölüme mani olur mu? İnsanın ömrünün uzamasına sebep olur mu?<br />
CEVAP<br />
İlaç almak, âyet-i kerime ve dua okumak, üflemek ve yanında taşımak, insanın ömrünü uzatmaz, ölüme mani olmaz. Eceli geciktirmez. Ömrü olanın dertlerini, ağrılarını giderip, sıhhatli, rahat ve neşeli yaşamasına sebep olurlar. Kalb nakli ve beyin, böbrek, ciğer gibi ameliyatlar, aşılar, serumlar, ölüme mani olmaz. Ömrü olanlara faydalı olur. Eceli gelen çok kimsenin ameliyat esnasında öldüklerini bilmeyen yoktur.</p>
<p>Ecel ve rızık<br />
Sual: Rızık ve ecel değişir mi? Mesela define bulan kimsenin rızkı artmış mı olur? İntihar eden veya vurularak öldürülen, eceliyle ölmemiş mi olur?<br />
CEVAP<br />
Hayır, ecel de, rızık da değişmez. Bunlar ezelde takdir edilmiştir, yani herkesin rızkını ve ecelini Allahü teâlâ ezelî ilmiyle bilir. Define bulacaksa, ezelde, define bulacak, zengin olacak diye takdir edilmiştir. Takdir edilenden fazla veya eksik olmaz. Ecel de öyledir. İntihar edecekse veya trafik kazasında ölecekse, yine öyle takdir edilmiştir. Takdirin dışına çıkılamaz. Ecelsiz ölüm olmaz. (Eceliyle öldü) veya (Eceliyle ölmedi) gibi sözler çok yanlıştır. Nasıl ölürse ölsün, herkes mutlaka eceliyle ölür. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Ecel bir an gecikmez ve vaktinden önce de gelmez.) [Araf 34]</p>
<p>Rızık da, aynen ecel gibidir. Hiç kimse, takdir edilen rızkını tüketmedikçe ölmez. Eceli takdir eden gibi, rızkı da gönderen Allahü teâlâdır. İki âyet-i kerime meali:<br />
(Yeryüzündeki her canlının rızkı, Allah’a aittir.) [Hud 6]</p>
<p>(Nice canlı var ki, rızkını kendi elde edemez. Sizin de, onların da rızkını Allah verir.) [Ankebut 60]</p>
<p>Fakir define bulsa, zengin iflas etse, takdir edilen rızkı yine değişmez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/intihar-eden-de-eceliyle-olur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Önce iğneyi kendine</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/once-igneyi-kendine.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/once-igneyi-kendine.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 14:38:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[iğne]]></category>
		<category><![CDATA[iğneyi]]></category>
		<category><![CDATA[kendine]]></category>
		<category><![CDATA[önce]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4670</guid>
		<description><![CDATA[Önce iğneyi kendine Sual: (Önce iğneyi kendine batır, sonra çuvaldızı başkasına) atasözünün dine aykırı olduğu, çünkü çuvaldızı kendine iğneyi başkasına batırmak gerektiği, hatta iğneyi başkasına hiç batırmamak lazım olduğu söyleniyor. Atasözü dine aykırı olur mu? CEVAP Atasözlerimiz, her asırda doğruluğu onaylanarak bugüne kadar gelmiştir. Söyleniş maksadı bilinmeden suçlamak yanlış olur. Atasözleri ve deyimler, genelde görünen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Önce iğneyi kendine</strong> </span></p>
<p>Sual: (Önce iğneyi kendine batır, sonra çuvaldızı başkasına) atasözünün dine aykırı olduğu, çünkü çuvaldızı kendine iğneyi başkasına batırmak gerektiği, hatta iğneyi başkasına hiç batırmamak lazım olduğu söyleniyor. Atasözü dine aykırı olur mu?<br />
CEVAP<br />
Atasözlerimiz, her asırda doğruluğu onaylanarak bugüne kadar gelmiştir. Söyleniş maksadı bilinmeden suçlamak yanlış olur. Atasözleri ve deyimler, genelde görünen anlamından çok farklı olurlar. Bunu bilmeyen kimse, atalarımızı suçlar.</p>
<p>Bu sözün de, dine aykırı yönü yoktur. Çok güzel bir sözdür. Birisini incitici bir söz söylemeden önce, bu söz bize söylense tepkimiz ne olur diye düşünmemizin, eğer bunu kendimiz kabul etmezsek, daha ağırını başkasına uygulamanın yanlışlığını anlamamız gerektiği vurgulanıyor. Kendine layık görmediğini, başkasına da layık görmemeli deniyor. Nitekim bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
<span id="more-4670"></span><br />
(Kendine layık görmediğini başkasına da layık görmeyen kimse, kâmil imana sahiptir.) [Taberani]</p>
<p>Demek ki, incitici bir şey yapmadan önce, onun daha azı kendimize yapılsa, nasıl tepki vereceğimizi düşünmemiz gerekiyor. İnsanın, kendisinin hoşlanmadığı bir şeyi, başkasına yapmaması gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/once-igneyi-kendine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cuma gününün önemi</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cuma-gununun-onemi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cuma-gununun-onemi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 13:45:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[cuma]]></category>
		<category><![CDATA[gününün]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4667</guid>
		<description><![CDATA[Cuma gününün önemi Sual: Cuma gününün önemi nedir? CEVAP Cuma, müminlerin bayramıdır. Cuma günü yapılan ibadetlere iki kat sevap verilir. Bugün işlenen günahlar da iki kat yazılır. Bilhassa Cuma gününü, günahlardan kaçarak ibadetle geçirmeye çalışmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Cuma günü günah işlemeden selametle geçerse, diğer günler de selametle geçer.) [İmam-ı Gazali] (Sevaplar içinde Cuma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Cuma gününün önemi</strong> </span></p>
<p>Sual: Cuma gününün önemi nedir?<br />
CEVAP<br />
Cuma, müminlerin bayramıdır. Cuma günü yapılan ibadetlere iki kat sevap verilir. Bugün işlenen günahlar da iki kat yazılır. Bilhassa Cuma gününü, günahlardan kaçarak ibadetle geçirmeye çalışmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Cuma günü günah işlemeden selametle geçerse, diğer günler de selametle geçer.) [İmam-ı Gazali]</p>
<p>(Sevaplar içinde Cuma günü ve gecesinde yapılandan daha kıymetlisi, günahlar içinde de Cuma günü ve gecesinde işlenilenden kötüsü yoktur.) [Ramüz]</p>
<p>(Cumadan faziletli bayram yoktur ve o günkü iki rekat namaz, Cuma günü dışındaki bin rekattan efdaldır.) [Deylemi]</p>
<p>(Cuma, fakirlerin haccıdır ve müminlerin bayramıdır ve gök ehlinin bayramıdır ve Cennette de bayram günüdür. Günlerin en iyisi, en<br />
<span id="more-4667"></span><br />
şereflisi Cumadır.) [Ey Oğul İlmihali]</p>
<p>(Cuma günü iyiliklerin hazinesidir ve güzel şeylerin menbaıdır.) [Ey Oğul İlmihali]</p>
<p>(Cuma günü geldiği için sevinen bir mümine, kıyamete kadar her gün, o kadar sevap verilir ki, adedini Allahü teâlâ bilir.) [Ey Oğul İlmihali]</p>
<p>(Cuma günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk ihsan edilir.) [Taberani]</p>
<p>(Cuma gecesi Kehf suresi okuyan, Kıyamette, yerden göğe kadar bir nurla aydınlanır. İki Cuma arasında işlediği günahlar da affolur.) [Tergib]</p>
<p>(Cuma gecesi iki rekat namaz kılıp, her rekatta bir Fatiha, bir Âyet-el Kürsi, 15 İhlas okuyup selam verdikten sonra bana bin salevat okuyan, beni rüyada görür.) [Şir’a]</p>
<p>(Cuma günü sabah namazından önce, üç kere Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh okuyanın, kendinin ve anasının ve babasının bütün günahları af olur.) [Tergib-üs-salat] (Kul haklarını ve kazaya kalan farzları ödemek ve haramlardan vazgeçmek şarttır.)</p>
<p>(Allahü teâlâ, bugünden itibaren kıyamete kadar size Cumayı farz kıldı. Adil veya zalim bir imam, başkan zamanında küçümseyerek veya inkâr ederek Cumayı terk edenin iki yakası bir araya gelmesin! Böyle bir kimse tevbe etmezse, onun namazı, zekatı, haccı, orucu ve hiçbir ibadeti kabul olmaz.) [İbni Mace]</p>
<p>(Cuma namazı kılmak; köle, kadın, çocuk, hasta hariç, her müslümana farzdır.) [Ebu Davud, Hakim]</p>
<p>(Bir Müslüman, Cuma günü gusül abdesti alıp, Cuma namazına giderse, bir haftalık günahları af olur ve her adımı için sevap verilir.) [Riyadun-nasıhin]</p>
<p>(Özürsüz üç Cumayı kılmayanın kalbi mühürlenir, yani iyilik yapamaz olur.) [Hakim]</p>
<p>(Cuma namazı kılmayanın kalbi mühürlenir, gafil olur.) [Müslim]</p>
<p>(Cuma namazı yolunda ayakları tozlanana Cehennem ateşi haramdır.) [Tirmizi]</p>
<p>(Cuma namazından sonra, yedi defa ihlas ve muavvizeteyn okuyanı, Allahü teâlâ, bir hafta, kazadan, beladan, kötü işlerden korur.) [İbni Sünni] [İhlas, Kul hüvallahü ehaddır. Muavvizeteyn, kul euzülerdir.]</p>
<p>Cuma Namazını kılıp dua ettikten sonra, Fatiha, Kâfirun, İhlâs, Felak ve Nas surelerini yedişer defa okuyan, bir hafta, kaza, bela ve sıkıntılardan kurtulur. (S. Ebediyye)</p>
<p>Allahü teâlâ, Cuma gününü Müslümanlara mahsus kılmıştır. Cuma suresi sonundaki âyet-i kerimede mealen; (Ey iman etmekle şereflenen kullarım! Cuma günü, öğle ezanı okunduğu zaman, hutbe dinlemek ve Cuma namazı kılmak için camiye koşunuz. Alış verişi bırakınız! Cuma namazı ve hutbe, size, başka işlerinizden daha faydalıdır. Cuma namazını kıldıktan sonra, camiden çıkar, dünya işlerinizi yapmak için dağılabilirsiniz. Allahü teâlâdan rızk bekleyerek çalışırsınız. Allahü teâlâyı çok hatırlayınız ki, kurtulabilesiniz!) buyuruldu. Namazdan sonra, isteyen işine gider çalışır. İsteyen camide kalıp, namaz, Kur&#8217;an-ı kerim, dua ile meşgul olur. (Riyadun-nasıhin)</p>
<p>Cuma günleri duanın kabul olacağı bir an vardır. Bu an, hutbe ile Cuma namazı içindedir diyenler çoktur. Hutbe dinlerken, dua kalbden olur. Ses çıkarmak caiz değildir. Bu an her şehir için başkadır. Cuma günü, gecesinden daha kıymetlidir. Gecesinde veya gündüzünde (Kehf suresini) okumak çok sevaptır. (Tefsir-i Mazheri)</p>
<p>Bir hadis-i şerifte, (Cuma günlerinde bir an vardır ki, müminin o anda ettiği dua red olmaz) buyuruldu. Bazıları, bu an, ikindi ile akşam ezanları arasındadır, dedi. (Riyadun-nasıhin)</p>
<p>Cuma günü, ruhlar toplanır ve birbirleriyle tanışırlar. Kabirler ziyaret edilir. Cehennem, Cuma günü çok sıcak olmaz. Âdem aleyhisselam Cuma günü yaratıldı. Cuma günü, Cennetten çıkarıldı. Cennettekiler, Allahü teâlâyı Cuma günleri göreceklerdir. Cuma günü kabir azapları durdurulur. Bazı âlimlere göre, müminin azabı artık başlamaz. Kâfirin Cuma günü ve Ramazan ayı hariç, kıyamete kadar azabı devam eder. Cuma günü ölen müminler, hiç kabir azabı görmez. (S. Ebediye)</p>
<p>Cuma günü denince, gecesi de anlaşılır. Ramazan ayı denince de, geceleriyle birlikte bir ay anlaşılır.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Cumartesi günleri Yahudilere, pazar günleri nasaraya verildiği gibi, Cuma günü, Müslümanlara verildi. Bugün, Müslümanlara hayır, bereket, iyilik vardır.) [Riyadun-nasıhin]</p>
<p>(Musa aleyhisselam dedi ki: Ya Rabbi! Bana cumartesi gününü verdin, Muhammed aleyhisselamın ümmetine hangi günü vereceksin? Onlara Cuma gününü vereceğim, buyuruldu. İlahi! Cuma gününün kıymeti ve sevabı ne kadardır diye sordu. Ey Musa! Cuma günü yapılan bir ibadete, cumartesi günü yapılan yüz bin ibadet sevabı vardır, buyuruldu. Bunun üzerine Musa aleyhisselam, ya Rabbi! Beni Muhammed aleyhisselamın ümmetinden eyle diye dua eyledi.) [Ey Oğul İlmihali]</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde Cuma gününü bildiren âyet-i kerimeyi getirince, Cebrail aleyhisselam dedi ki, ya Muhammed “aleyhissalatü vesselam”! Musa aleyhisselamın ümmeti eğer Cuma gününün kıymetini bilselerdi buzağıya tapmaktan, Yahudi olmaktan kurtulurlardı. İsa aleyhisselamın ümmeti de bilselerdi Hıristiyan olmaktan korunurlardı. (Ey Oğul İlmihali)</p>
<p>Cuma bayramı<br />
Sual: Cuma günü için, Cuma bayramı demek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Evet caizdir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:</p>
<p>(Günlerin en kıymetlisi Cumadır. Cuma günü, bayram günlerinden ve aşure gününden daha kıymetlidir. Cuma, dünyada ve Cennette müminlerin bayramıdır.) [Riyadun-nasıhin]</p>
<p>(Ümmetinin bayramları içinde Cumadan daha kıymetli bayram yoktur ve o günkü iki rekat namaz, Cuma günü dışındaki bin rekattan efdaldir.) [Deylemi]</p>
<p>(Allah indinde günlerin seyyidi Cumadır. O, kurban ve Ramazan bayramı gününden de kıymetlidir.) [Buhari]</p>
<p>(Günlerin efendisi Cuma,<br />
Ayların efendisi Muharrem,<br />
Ağaçların efendisi sedir ağacı,<br />
Dağların efendisi Tur-i Sina,<br />
Habeşlilerin efendisi Bilal,<br />
İranlıların efendisi Selman,<br />
Sözlerin efendisi Kur’ân,<br />
Kur’ânın efendisi Bekara,<br />
Bekara Suresinin seyyidi, yani efendisi Âyet-el-Kürsi’dir.) [Deylemi]</p>
<p>Gece ve gündüz<br />
Sual: Cuma gününüz mübarek olsun denince, içine gecesi de giriyor mu? Yoksa Cuma geceniz ve gününüz mü demeli?<br />
CEVAP<br />
Halk arasında, gün kelimesi, gündüz olarak anlaşılıyor. Gün, 24 saatlik zamana denir. Yani geceyle birlikte gündüze, gün denir. (Cuma geceniz ve gündüzünüz) yerine, (Cuma gününüz) demek, hatta sadece (Cumanız) demek yeterlidir. Bayram ve diğer mübarek günler de böyledir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cuma-gununun-onemi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk sahibi olmak</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cocuk-sahibi-olmak.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cocuk-sahibi-olmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 13:38:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[sahibi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4664</guid>
		<description><![CDATA[Çocuk sahibi olmak Sual: Çocuk olmamasının sebepleri nelerdir? CEVAP Çocuk olmaması, bazıları için en büyük sıkıntı ve problemlerinin başında geliyor. Aile huzursuzluğundan tutun boşanmalara kadar gidiyor. Kusur bazen kadında bazen de erkekte olur. Bazen her ikisinde de olabilir. Çocuk olmamasının sebeplerinin başında daha çocukken geçirilen hastalıklar, psikolojik rahatsızlıklar, yanlış ve zararlı beslenme, aşırı sıcağa soğuğa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Çocuk sahibi olmak</strong> </span></p>
<p>Sual: Çocuk olmamasının sebepleri nelerdir?<br />
CEVAP<br />
Çocuk olmaması, bazıları için en büyük sıkıntı ve problemlerinin başında geliyor. Aile huzursuzluğundan tutun boşanmalara kadar gidiyor. Kusur bazen kadında bazen de erkekte olur. Bazen her ikisinde de olabilir.</p>
<p>Çocuk olmamasının sebeplerinin başında daha çocukken geçirilen hastalıklar, psikolojik rahatsızlıklar, yanlış ve zararlı beslenme, aşırı sıcağa soğuğa dikkat etmeme yüzünden bedende meydana gelen tıbbi arızalar gelir. Çocuğu olmayan eşler bu arızaya çok büyük ihtimalle daha çocukluklarında, gençliklerinde yakalanmışlardır.</p>
<p>Bir kısmı da yanlış beslenme yüzünden yakalanmış olabilir. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Gelin, ilk hafta yoğurt, ayran, sirke, turşu ve ekşi yememelidir! Bunlar çocuk olmasına engel olabilir. Sirke yiyen kadının hayz görmesi<br />
<span id="more-4664"></span><br />
zahmetli olur ve hayzı düzensiz olur. Ekşi elma yemek hayz kanını keser. Bu da başka bir hastalık meydana getirir.)</p>
<p>Bir kısmı da, evliliğin başında, birkaç sene çocuğumuz olmasın diye aldıkları yanlış tedbirlerle, sonraki senelerde çocuklarının olmamasına zemin hazırlarlar.</p>
<p>Çocuk olmama sebepleri iyi araştırılmalı. Şuna da inanılmalı ki, tıp çok ilerlediği halde hâlâ eksiklikleri vardır. Yanlış tedavilerin ve bilinçsizce kullanılan ilaçların zararları çoktur. Tedavide çok hassas olunmalı, gelişigüzel ilaç kullanılmamalı. Hele kocakarı ilaçlarını ehil bir doktora sormadan kullanmamalı.</p>
<p>Uzman doktorların, kısırlık sebepleri ve önleyici tedbirleri hususundaki yazıları şöyledir:</p>
<p>İNFERTİLİTE (kısırlık)<br />
Eşlerin çocuk sahibi olma arzularına rağmen bir yıl içerisinde hamilelik elde edilmemesine infertilite (kısırlık) adı verilmektedir. Korunmayan çiftlerin %85’inde bir yıl içerisinde hamilelik oluşması beklenir. İnfertilite %30-40 arasında erkek, %40-50 arasında bayana ait nedenlerle ortaya çıkmaktadır. Çiftlerin %25’inde erkek ve kadın faktörü birlikte bulunmaktadır. %10-15’inde bütün araştırmalara karşılık infertiliteyi açıklayabilecek bir neden bulunamamaktadır.</p>
<p>İlk ziyarete eşlerin birlikte katılması ve değerlendirilmesi tedavi yönünden oldukça önemlidir. Çocuk arzusuyla başvuran çiftlerin doktoruna ve merkezine tam bir güven içinde olması, hiçbir şey saklanmaması, sorulara açık yüreklikle cevap verilmesi ve hiçbir konunun utanma duygusuyla gizlenmemesi gerekir.</p>
<p>Kadının muayenesi sadece üreme organlarının değil bütün vücudun değerlendirilmesine yönelik olarak yapılır. Bazı hormonal hastalıklar (tiroid bezi ve şeker hastalığı gibi) üreme organlarının fonksiyonunu yakından etkilemektedir. Muayenede tespit edilecek ek rahatsızlıklar tedavi öncesinde ortadan kaldırılmalıdır. Kadında mevcut olabilecek mikrobik-iltihabı rahatsızlıklar yapılacak tetkiklerle tanımlanarak tedavi edilmelidir. Bu nedenle rahim ağzından ve vajenden örnekler alınarak inceleme yapılır.</p>
<p>Kadına ait infertilite nedenleri:</p>
<p>Tüplere ait nedenler<br />
Hamilelik oluşabilmesi için spermlerin (erkek hücresi) rahim ağzı ve rahim içini geçerek tüplerden yumurtaya ulaşması gerekmektedir. Bu nedenle tüplerin açıklığını ve görevlerini yerine getirme yeteneğine sahip olup olmadığı gösterilmelidir. İnfertilite nedenlerinin yaklaşık %35 ini tüplere ait bozukluklar oluşturmaktadır. İlaçlı rahim filmi (HSG) tüplerdeki tıkanıklığı ve oluşmuş hasarı gösterebilir. HSG filminde bir bozukluk varsa tanı amaçlı laparoskopi önerilebilir. Tüpler kapalı, hasar görmüş veya yapışık bulunursa cerrahi olarak düzeltilebilir. Ancak ameliyat ile sonuç alınamayacağı düşünülüyor ise tüp bebek yöntemi tedavide en iyi alternatiftir.</p>
<p>Yumurtlama problemleri<br />
Düzensiz ve anormal yumurtlama, kısırlığı oluşturan nedenlerin ortalama %5-25 ini oluşturur. Normal koşullarda her ay yumurtalıklardaki yumurtalardan bir tanesi gelişip büyüyerek çatlar ve yumurtlama (ovulasyon) meydana gelir. Yumurtlamanın olmaması âdet düzensizlikleri ve infertilitenin en önemli nedenidir. Bir bayanda yumurtlamanın olmadığı ya da âdet görse bile ovulasyonsuz seyrettiğini gösterebilmek için bir takım testler yapılır.Yumurtalıkların rezervi ve ilaç uyarısına verecekleri cevap âdetin 2. veya 3. günü yapılacak hormon testleri ve ultrasonografik görüntü ile tespit edilebilir. Yumurtlama olmadığı tespit edilirse ilaç tedavisi ile yumurtlama sağlanabilir.</p>
<p>- Rahim kaynaklı problemler<br />
- Karın iç zarı ile ilgili problemler (Endometriozis)</p>
<p>Genellikle yumurtlama âdetin ortalarına rastlar. Eşlerin bu dönemlerde bir arada olmaları döllenmenin şansını artırır. [Yani, kadınlarda iki âdet arasındaki temizlik süresinin ortasında yumurtlama olur. Bu günlerde eşler birada olursa çocuk olma ihtimali yükselir. Mesela temizlik günü 14 gün ise 6-8. günler arasında yumurtlama şansı yüksek demektir.]</p>
<p>Yaş faktörü<br />
Normal şartlarda korunmayan bir çift için evliliğin birinci yılında hamile kalma şansı %85’tir. İkinci yılında, birinci yıl gebe kalamayan %15 oranındaki kadınların %10’u da ikinci yıl gebe kalır. [İkinci yıldan sonra gebe kalınmazsa, eşlerin kısırlık tedavisi görmeleri gerekir.] İlerleyen yıllarda bu oran giderek düşer. Kadınlarda yaş ilerledikçe gebelik şansı da giderek azalır, 40 yaş ve üzerinde gebe kalma oranı %10’un altına düşer. Yumurtalar gelişse ve ovulasyon meydana gelse de, yumurtaların kolayca döllenebilmesi oldukça güçtür.</p>
<p>Açıklanamayan (izah edilemeyen) infertilite<br />
Ancak bazen çiftlere yapılan bütün testler normal bulunmaktadır. Bu durumda açıklanamayan yani izah edilmemiş infertiliteden bahsedilir. Öncelikle aşılama tedavisi denenir. Aşılama tedavileri başarısız olduğunda infertilite sebepleri yeniden değerlendirilerek tüp bebek gibi diğer yardımcı üreme teknikleri uygulanabilir.</p>
<p>Erkeğin değerlendirilmesi<br />
Erkeklerin muayenesi gerektiğinde üroloji uzmanı tarafından yapılmaktadır. Öncelikle yapılması gereken semen analizidir. Ardından gerekiyorsa hormon tetkikleri, mikrobiyolojik ve serolojik testler, ultrasonografi yapılabilir. Erkek infertilitesi tedavisinde son yıllarda uygulanan teknikler ile hızlı bir ilerleme kaydedilmiştir. Özellikle mikroenjeksiyon tekniği, daha önceden tedavi edilmeyen erkeğe ait birçok infertilite faktörüne çözüm getirmiştir.</p>
<p>Erkeğe ait infertilite nedenleri:<br />
- Hormonal bozukluklar<br />
- Genetik bozukluklar<br />
- Sebebi bilinmeyen<br />
- Varikosel<br />
- Kriptorşidizm (inmemiş testis)<br />
- Sperm taşıyıcı kanallara ve organlara ait nedenler<br />
- İmminolojik (bağışık sistemine ait) nedenler<br />
- Kullanılan ilaçlar, aşırı sıcak ortam, sistemik hastalıklar</p>
<p>Teknolojideki bütün ilerlemeler sayesinde, üreme tedavisinde elde edilen inanılmaz gelişmeler çocuk sahibi olamayan çiftlere yeni umutlar sunmaktadır.</p>
<p>Yapılan tetkik ve tedaviler sonucunda ilaç tedavisi yetersiz kalacak olursa tüp bebek ve mikroenjeksiyon metotları ile çocuk sahibi olunabilir. Bu iş ile ilgili olarak güvenilir hastanelerin tüp bebek merkezlerine müracaat edilebilir. Türkiye Hastanesi’nde de bu işlemleri yapacak kadro bulunmaktadır.</p>
<p>Yukarıda yazılan rahatsızlıklara yakalanmamak için:<br />
Kız çocuklarını dünyaya geldikleri andan itibaren üşütmemeli, alt temizliğine dikkat etmeli. Altı ıslak bırakılmamalı. 6 ayda bir idrar tahlili yapılmalı. En ufak bir akıntıda, idrar kaçırmada, idrar yanmasında hekime gitmeli.</p>
<p>Çocukluk çağında geçirilen kabakulakta eğer hastalık testisleri, kızlarda yumurtalıkları tutmuş ise üreme hücrelerini tahrip ederek kısırlığa yol açabilir. Bu hastalıktan korunmak için kabakulak aşısı yapılmalıdır. Eğer kız çocukları genital bölge tüberküloz hastalığına yakalanmış ise tüplerde tıkanma yapabilir. Rahimde yapışıklıklar yaparak çocuk olmasına engel olabilir. Mantar hastalıkları da akıntı, spermde tahribat yapabilir. Üreme organlarındaki en ufak şikayette hekime gitmek iyi olur.</p>
<p>Çocukluktan itibaren dikkat edilecek hususlar (Kızlar için)<br />
1- Bebeklik döneminden itibaren üşütmeyecek.<br />
2- Dondurma, soğuk meşrubat, kola gibi soğuk şeyler yiyip içmeyecek.<br />
3- Kabakulak, kızamıkcık, kızamık, verem aşıları yapılacak.<br />
4- Alkol, sigara içilmeyecek.<br />
5- Banyo yapılırken üşütülmeyecek. Özellikle özür halinde iken denize girip üşütülmeyecek.<br />
6- Acılı baharatlı gıdalardan fazla yemeyecek. Kışın üşütmeyecek, özellikle yumurtalıklar korunacak.<br />
7- Ateşli hastalıklarda mutlaka hekime gidecek.<br />
8- Evli gençler birbirini kırmayacak, üzmeyecek. Beslenmesine dikkat edecek. Hastalıklardan korunacak.</p>
<p>Çocukluktan itibaren dikkat edilecek hususlar (Erkekler için)<br />
1- Kabakulak, kızamıkcık, kızamık, verem aşıları yapılacak.<br />
2- Alkol, sigara içilmeyecek. [Bunlar bazı erkeklerde iktidarsızlık sebebidir.]<br />
3- Erken yatıp erken kalkılacak.<br />
4- Acılı baharatlı gıdalardan fazla yemeyecek. Kışın üşütmeyecek.<br />
5- Testisler darbelere karşı korunacak. Ateşli hastalıklarda mutlaka hekime gidilecek. Sünnet dikkatli yapılacak.<br />
6- Evli gençler birbirini kırmayacak, üzmeyecek. Beslenmesine dikkat edecek. Hastalıklardan korunacak.</p>
<p>Evliliğin ilk yıllarında<br />
Evliliğin ilk yıllarında bilinçsizce yapılan doğum kontrolleri ileride çocuk olması üzerinde zararlı olabilir. Rahim içi araçları steril konulmazsa iltihaplanmaya, yabancı cisim reaksiyonuna yol açabilir. Doğum kontrol hapları hormonal dengeyi etkileyebilir. Yeni evlilerin hemen doğum kontrolü uygulamaması iyi olur.</p>
<p>Aşırı üzüntü, stres, sinir sistemini bozar<br />
Stres hem hormon dengesini bozar hem de eşler arasındaki cinsel hayatı etkiler. Eşler tam boşalamaz, zevk almaz, temaslar işkence halini alır. Bu durumda hem yumurtlama hem de sperm yapımı etkilenir. Stresin etkisi ile erken boşalma olabilir. Yine stresten dolayı uterus hareketleri artar ve yumurtayı atabilir. Erken boşalmaya bağlı yeterli sayıda sperm rahime gitmeyebilir. Onun için eşlerin stressiz, sıkıntısız, sakin ortamlarda ve istekli oldukları zamanda birlikte olmaları gerekir.</p>
<p>Bünyenin çocuk tutmaması<br />
Bünyenin çocuk tutmaması denen şey hormon yetersizliğinden veya rahim ağzının tam kapanmamasından dolayı çocuğun düşmesidir. Bu şekilde olan çiftler evvela hormonlarının durumunu öğrenecekler. Bir bozukluk var ise tedavi ettirecekler. Rahim ağzının durumu mutlaka kontrol edilecek. Darlık, yetmezlik, enfeksiyon var mı diye bakılacak. Yatak istirahatı yapılacak. Strese girmek, sinirlenmek, ağır kaldırmak, fazla çalışmak olmayacak. Bu ailelerde bir de genetik tarama yapılıp kromozomal bozukluk var mı diye bakılmalı.</p>
<p>Kısırlığa dair alametler görülünce<br />
Acılı baharatlı yiyecekler, çok soğuk içecekler, yasaklanmalı. Hiç bir zaman ezbere ilaç kullanmamalı. Ezbere kullanılan yanlış ilaçlar, yumurta ve sperm üzerine zararlı etkide bulunabilir. Özellikle böbrekleri ve yumurtalıkları üşütmek, testislere darbe gelmesi kısırlığa yol açabilir.</p>
<p>Çocuk olmuyorsa<br />
Yukarıdaki bilgilere uyulduğu halde evli çiftler çocuk sahibi olamamış ise kesinlikle ezbere ilaç kullanmamalı, komşu tedavilerine rağbet etmemeli. Aksi halde tedavi zorlaşır veya imkansız hale gelir. Bu hastalıklar artık kısırlık merkezi bulunan tam teşekküllü hastanelerde yapılmaktadır. Böyle bir merkeze bağlanmalı sistematik bir şekilde kısırlık sebepleri araştırılmalı. Hastaya en uygun tedavi metodu seçilmeli. Tüp bebek merkezleri içinde kadrosu iyi, güvenilir yerlere gitmelidir.</p>
<p>Bunlara rağmen hiçbir tıbbi arıza olmasa bile çocuk olmayabilir. Çocuk da bir rızktır. Rızkı veren Allahü teâlâdır. Dilerse verir dilerse vermez.</p>
<p>Çocuk da bir rızktır<br />
Sual: Eşimde ve bende çocuk olmaması için hiçbir tıbbi engel olmadığını doktorlar söylüyorlar. Buna rağmen çocuğumuz olmuyor. Eş dost yüzünden, yani onların dedikoduları yüzünden sıkıntı yaşıyoruz. Bunda bizim suçumuz olmadığı halde, bu da kaderden midir?<br />
CEVAP<br />
Her şey takdir iledir. Kaderin, iyisi, kötüsü, tatlısı, acısı, hep Allahü teâlâdandır. Kader, Allahü teâlânın, olacak şeyleri ezelde bilmesidir. Kaza, kaderde bulunan şeyleri, zamanı gelince yaratmasıdır.</p>
<p>Çocuk olması veya olmaması da takdire bağlıdır. Allahü teâlâ, takdirine göre sebepler yaratmaktadır. Sebeplere yapıştıktan sonra, yani tıbbi bir engel kalmadıktan sonra eşler dua eder, (Ya Rabbi, çocuk hakkımızda hayırlı ise, bize nasip eyle) derler. Dua kabul olursa çocuk olur. Çocuk olması için tedbir almak ve sebeplere yapışmak lazımdır. Mesela tıbbi yasakları çiğneyip de, suçu kadere yüklemek doğru değildir.</p>
<p>Çocuk istemek normaldir. Ancak her çocuk mutlaka hayırlı olur mu? Çok az da olsa, çocuk bir kimsenin dünya ve ahiret felaketine sebep olabilir. Ne olursa olsun çocuk olmasını değil de, mutlaka hayırlı olanını istemelidir. Hayırsız bir evlat yerine çocuksuzluğu tercih etmelidir!</p>
<p>Esas hayat, ahiret hayatıdır. Muhteşem bir hayat sürülse de, dünya geçicidir. Akıllı, ahiretini düşünüp, (Ya Rabbi çocuk hakkımda hayırlı ise nasip et) diye dua eder.</p>
<p>Ahir zamanda çoluk çocuk sahibi olmamak daha iyidir. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<br />
Peygamber efendimiz, (İkiyüz yılından sonra, sizin en iyiniz, hafifülhâz olandır) buyurdu. Hafifülhâz nedir, dediklerinde, (Hanımı ve çocuğu olmayandır) buyurdu. (Ebu Ya’la)</p>
<p>Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri de (Bu zamanda çocuğu olmayan şükür secdesi yapsın) buyurmuştur.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinize; sevdiğiniz şey de, kötülüğünüze olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.) [Bekara 216]</p>
<p>Çocuğun olması, nimet olduğu gibi büyük tehlike de olabilir. Kur&#8217;an-ı kerimde çocuk için (fitne) buyuruluyor. Buradaki fitne, imtihan demektir. Çocuk imtihanından yüzümüzün akı ile çıkmak kolay değildir. Onun için daima hakkımızda hayırlı olanı istemeliyiz! (Hadika)</p>
<p>Çocuk sahibi olmak isteyenler veya herhangi bir dileği olanlar şunları yapmalıdır:</p>
<p>1- İstiğfar okumalı. (Malım çok, ama çocuğum olmuyor. Ne yapayım?) diyen kişiye, bir sahabi istiğfara devam etmesini söyledi. O da günde 700 defa istiğfar okurdu. Nihayet on çocuğu oldu. Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlıktan, fakirlikten, çocuğunun olmadığından şikayette bulunuldu. Hepsine de istiğfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, Kur’an-ı kerimden üç âyet-i kerime okudu. Meali şöyle:<br />
(Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin.) [Nuh 10-12]</p>
<p>Çocuklarını idarede sıkıntı çeken bir sahabiye Peygamber efendimiz, (Neden istiğfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istiğfar ederim) buyurdu. İstiğfar edileceği zaman yüz defa (Estağfirullah min külli ma kerihallah, Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) demeli ve manasını düşünerek söylemeli. Manası şöyledir: (Razı olmadığın şeylerden yaptıklarımı affet ve yapmadıklarımı yapmaktan koru. Kendisinden başka ilah bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allah’a istiğfar eder ve günahlarıma pişman olup Ona sığınırım.) [Azim, zatı ve sıfatları kemalde, Hay, ezeli ve ebedi bir hayatla diri olan, Kayyum, zatı ile kaim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.]</p>
<p>2- Dileğine kavuşmak için, iki rekat namaz kılıp, sevabını Silsile-i aliyye denilen âlimlerin ruhuna hediye etmeli, bunların hürmeti için diye dua etmeli. Mesela, “Ya Rabbi, hayırlı bir çocuk nasip eyle” diye dua edip, “Bu duamı silsile-i aliyye büyükleri hürmetine kabul eyle” demeli. (Mekatib-i şerife)</p>
<p>Sabah ve yatsı namazından sonra silsile-i aliyyenin isimlerini, sonra Fatiha okuyarak ruhlarına gönderip, onları vesile ederek yapılan dua kabul olur. Tecrübe edilmiştir.</p>
<p>3- Âyât-i hırz, usulüne uygun okunur ve yanında taşınırsa, murat hasıl olur.</p>
<p>4- Adakta bulunmalı. Mesela, (Şununla evlenirsem, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasin okumak nezrim olsun) denince, bu dileğin kabul olduğu tecrübe edilmiştir.</p>
<p>5- Dua izinli okunmalı! Bir hacetin hasıl olması için dua okunurken, tesir etmesi, üstadın izni ile okumalı. Üstad vefat etmişse, kitabından öğrenip okumak da izin almak olur. İzin alan, izin verenin vekili olur. Vekilin okuması, üstad gibi tesirli olur.</p>
<p>6- Bir dileği olan aşağıdaki duayı okumalıdır. Kör bir zat gelip, (Ya Resulallah! Allahü teâlâya dua et, gözlerim açılsın) dedi. Peygamber efendimiz de, (Kusursuz bir abdest al! Sonra, ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi, bu yüce Peygamberi bana şefaatçı eyle! Onun hürmetine duamı kabul et) duasını okumasını söyledi. O da, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. [Tirmizi]</p>
<p>Bu duayı okuyanlar, maksatlarına kavuşmuşlardır.</p>
<p>Namaz kılmayanın, haram işleyenin ve kalbi gafil olanın duası kabul olmaz. Ehl-i sünnet itikadında olmayanın okuması fayda vermez. Hak teâlâ, her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Bir şeye kavuşmak isteyen, o şeyin sebebine yapışmalıdır. Rabbimiz, insana sıhhat, şifa vermek için, dua etmeyi, sadaka vermeyi ve ilaç kullanmayı sebep yapmıştır.</p>
<p>Duanın kabul olması için<br />
Duanın kabul edilmesi için bazı şartlar vardır. Duanın kabul edileceğinden şüphe etmemeli, şartlarına riayet edilip edilmediğinden şüphe etmelidir. Gereken şartlara riayet etmeden duanın kabul edilmesini beklemek uygun olmaz.</p>
<p>Önce çalışmak, sonra dua dinin esası!<br />
Kabul edilir ancak, çalışanın duası!</p>
<p>Duanın kabul edilmesi için şartlardan bir kısmı şöyle:<br />
* Haram lokmadan sakınmalıdır!</p>
<p>* İtikadı düzgün olmalıdır.</p>
<p>* Dualarım niçin kabul olmuyor dememelidir.<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allahü teâlâdan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz.) [Buhari]</p>
<p>İstenilen şeyin olmaması, duanın kabul olmadığını göstermez. Onun için duaya devam etmelidir! Duanın kabulünün gecikmesinin başka sebepleri de vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Mümin dua edince, Allahü teâlâ, Cebraile, &#8220;Ben onu seviyorum, isteğini hemen yerine getirme!&#8221; Facir, [günahkâr] dua edince de &#8220;Ben onun sesini sevmiyorum. İsteğini hemen yerine getir&#8221; buyurur.) Şu halde, duanın kabulünün gecikmesi zararlı değildir.</p>
<p>* Bela gelmeden önce çok dua etmelidir.</p>
<p>* Duaya hamd ve salevatla başlamalıdır.</p>
<p>* Yalvararak dua etmelidir.</p>
<p>* Sebeplere yapışmadan istemek kuru bir temennidir.<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.) [Deylemi]</p>
<p>* Günah işlemeyen dil ile dua etmelidir.<br />
Peygamber efendimiz, (Allahü teâlâya günah işlemeyen dil ile dua edin) buyurdu. Böyle bir dilin nasıl bulunacağı sual edilince, (Birbirinize dua edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir) buyurdu. [Tergibüs-salât]</p>
<p>* İsm-i a’zam ve esma-i hüsna ile dua etmelidir.</p>
<p>Duayı yalnız namazlardan sonra ve belli zamanlarda yapmak mekruhtur. Her fırsatta dua etmelidir! Bilhassa şerefli vakitleri ve şerefli halleri kaçırmamalı, fırsat bilmelidir!</p>
<p>Duanın makbul olduğu zamanlar<br />
Ezan okunurken ve ezan ile kamet arasında yapılan dua. Kur’an okunurken, Kur&#8217;an-ı kerim hatmedilince, Kâbe-i şerifi görünce, yağmur yağarken, düşmanla karşılaşınca, zulme uğrayınca, cemaat halinde iken, farz namazlardan sonra, kalbinde incelik hissettiği an, Esma-i hüsna ile, ism-i a&#8217;zam ile dua edince, seher vakti, yalvararak dua etmek, Bid’atlerden sakınmak, gafil olmamak, uyanık olmak, helal yemek, haramlardan kaçmak, Cuma günü ve gecesi, Recebin ilk, Şabanın 15. gecesi, Bayramın birinci geceleri, Arefe günü, Ramazan gün ve geceleri, iftar zamanı edilen dualar makbuldür.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Ezanla kamet arasında dua makbuldür.) [Tirmizi]</p>
<p>(Kur&#8217;anı hatmedenin duası makbuldür.) [Beyheki]</p>
<p>(Rikkat halinde duayı ganimet bilin.) [Deylemi]</p>
<p>(Hac yapanların, duaları kabul olur.) [Taberani]</p>
<p>(Kur’an ve ezan okunurken, düşman ordusuyla karşılaşınca, yağmur yağarken, zulme uğrayınca dualar kabul olur.) [Taberani]</p>
<p>(Bir cemaatten bir kısmı dua eder, ötekiler de amin derse o duayı, Allah kabul eder.) [Hakim]</p>
<p>(Beş vakit namazlardan sonra yapılan dua kabul olur.) [Buhari]</p>
<p>(İsm-i a’zamla edilen dua makbuldür.) [İbni Mace]</p>
<p>(Her gece seher vakti, Allahü teâlâ buyurur ki: İstiğfar eden yok mu, affedeyim. İsteyen yok mu, vereyim, duasını kabul edeyim.) [Müslim]</p>
<p>(Allahü teâlâya yakararak edilen dua makbuldür.) [Ebu Ya’la]</p>
<p>(En efdal dua, Arefe günü yapılandır.) [Beyheki]</p>
<p>(Şu beş gecede yapılan dua kabul olur: Regaib, Berat ve cuma gecesi ile Ramazan ve Kurban bayramının birinci gecesi.) [İbni Asakir]</p>
<p>(Bid&#8217;at ehlinin duası kabul olmaz.) [İbni Mace]</p>
<p>(Gafletle yapılan dua kabul olmaz.) [Tirmizi]</p>
<p>(Bir lokma haram yiyenin, kırk gün duası kabul olmaz.) [Taberani]</p>
<p>7- Hacet namazı kılmalı.<br />
[Namaz - Abdest bölümündeki Hacet namazı yazısında, bu namazın nasıl kılınacağı hakkında bilgi var.]</p>
<p>Erkek çocuk olması için:<br />
Duanın kabul olması hakkında yazıda bildirdiğimiz gibi düzgün itikada sahip olup, haramlardan kaçıp, dinimizin emrine uyanın ve şartlarına uygun dua edenin duası muhakkak kabul olur. Böyle salih bir kimse, yatağa girince, önce İhlas suresini okur. (Ya Rabbi, bana bir oğul ihsan edersen ismini Muhammed koyacağım) der. Böyle dua edenin, Allahü teâlânın izniyle erkek çocuğu olur. (Şir’a şerhi)</p>
<p>Yine aynı kitaptaki hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Hanımı hamile iken, elini onun karnına koyup, “Bismillahi ahadis samed ellezi lem yelid ve lem yuled. Ya Rabbi, bu çocuğun ismini Muhammed aleyhisselamın hürmetine, Muhammed koydum” derse, bu çocuk erkek olur.)</p>
<p>Yine aynı kitapta, (Kadın, hayzdan temizlendikten sonra beş gün içinde hamile kalırsa, çocuğu erkek olur. Beşinci günden sekizinci güne kadar olursa kız olur) deniyor.</p>
<p>Sual: İslam âlimleri kaç çocuk sahibi olmayı tavsiye ediyorlar?<br />
CEVAP<br />
Peygamber efendimiz (Ahir zamanda, sizin en iyiniz çoluk çocuğu olmayandır) buyuruyor. Yani çocuk sahibi olmamak tavsiye ediliyor. Eskiden ise, (Ben ümmetimin çokluğu ile iftihar ederim) buyurarak çok çocuk sahibi olunmasını tavsiye ediyordu.</p>
<p>Ahir zamanda çocukları İslam terbiyesi ile yetiştirmek çok zordur. Çocuk çoğaldıkça bu zorluk artar. Terbiye edebilecek olan istediği kadar çocuk sahibi olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cocuk-sahibi-olmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ecel ve rızık</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ecel-ve-rizik.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ecel-ve-rizik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 13:33:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ecel]]></category>
		<category><![CDATA[intahar]]></category>
		<category><![CDATA[rızık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4661</guid>
		<description><![CDATA[Ecel ve rızık Sual: Rızık ve ecel değişir mi? Mesela define bulan kimsenin rızkı artmış mı olur? İntihar eden veya vurularak öldürülen, eceliyle ölmemiş mi olur? CEVAP Hayır, ecel de, rızık da değişmez. Bunlar ezelde takdir edilmiştir, yani herkesin rızkını ve ecelini Allahü teâlâ ezelî ilmiyle bilir. Define bulacaksa, ezelde, define bulacak, zengin olacak diye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Ecel ve rızık</span></strong></p>
<p>Sual: Rızık ve ecel değişir mi? Mesela define bulan kimsenin rızkı artmış mı olur? İntihar eden veya vurularak öldürülen, eceliyle ölmemiş mi olur?<br />
CEVAP<br />
Hayır, ecel de, rızık da değişmez. Bunlar ezelde takdir edilmiştir, yani herkesin rızkını ve ecelini Allahü teâlâ ezelî ilmiyle bilir. Define bulacaksa, ezelde, define bulacak, zengin olacak diye takdir edilmiştir. Takdir edilenden fazla veya eksik olmaz. Ecel de öyledir. İntihar edecekse veya trafik kazasında ölecekse, yine öyle takdir edilmiştir. Takdirin dışına çıkılamaz. Ecelsiz ölüm olmaz. (Eceliyle öldü) veya (Eceliyle ölmedi) gibi sözler çok yanlıştır. Nasıl ölürse ölsün, herkes mutlaka eceliyle ölür. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Ecel bir an gecikmez ve vaktinden önce de gelmez.) [Araf 34]<br />
<span id="more-4661"></span><br />
Rızık da, aynen ecel gibidir. Hiç kimse, takdir edilen rızkını tüketmedikçe ölmez. Eceli takdir eden gibi, rızkı da gönderen Allahü teâlâdır. İki âyet-i kerime meali:<br />
(Yeryüzündeki her canlının rızkı, Allah’a aittir.) [Hud 6]</p>
<p>(Nice canlı var ki, rızkını kendi elde edemez. Sizin de, onların da rızkını Allah verir.) [Ankebut 60]</p>
<p>Fakir define bulsa, zengin iflas etse, takdir edilen rızkı yine değişmez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ecel-ve-rizik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sinners and Fasting</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/english-islamic/sinners-and-fasting.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/english-islamic/sinners-and-fasting.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2010 05:46:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[English- Islamic]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4659</guid>
		<description><![CDATA[Sinners and Fasting Question: Some people say, &#8220;Those who abandon namaz, who drink alcohol, who go out without covering themselves, or who commit any other sins should not fast in vain.&#8221; Is it true? ANSWER No, it is contrary to the religion. Commission of a few sins does not necessitate commission of other sins as [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;">Sinners and Fasting</span></h4>
<p style="text-align: left;">
Question: Some people say, &#8220;Those who abandon namaz, who drink alcohol, who go out without covering themselves, or who commit any other sins should not fast in vain.&#8221; Is it true?<br />
ANSWER<br />
No, it is contrary to the religion. Commission of a few sins does not necessitate commission of other sins as well. Those who fast and commit sins at the same time cannot receive the great thawab given in return for fasting. But they will not be called to account in the Hereafter as to why they did not fast; they will be considered to have paid the debt of fasting. Moreover, with the blessings of fasting, abstinence from other sins may fall to their lot, too. Hadrat Imam-i Rabbani declares:</p>
<p>&#8220;It is a great blessing to be granted the lot of<span id="more-4659"></span> repenting for all one&#8217;s sins and abstaining from all of them. If this cannot be obtained, it will be a blessing as well to repent for some sins. Maybe, the blessings of them will open the way to repenting all one&#8217;s sins. If a thing cannot be obtained as a whole, one should not lose it all.&#8221;</p>
<p>Though the place of namaz in our religion is more important than that of fasting, it cannot be said that a person who omits the namaz should not observe the fast, either. On the contrary, it should be said, &#8220;If you cannot perform the namaz, at least do not neglect the fast.&#8221; If a person who incurs a grave sin by abandoning the namaz also omits the fast, his/her sin will multiply.</p>
<p>If a person who has made it a habit to commit a few sins wants to abandon one of them, it should not be said to him/her, &#8220;Since you do not quit other sins, keep committing this sin as well.&#8221; The less the number of sins committed, the better. It is a sign of iman to abandon a sin out of fear of Allah. As a matter of fact, it was declared in hadith-i sharif, &#8220;A Muslim who remembers Allah once in his lifetime or who fears Him will get out of Hell&#8221; (Tirmidhi).</p>
<p>If a sinner keeps the fast and gives the obligatory alms, we should say to him/her, &#8220;Do not quit practicing them.&#8221; If he/she does not perform these acts of worship, he/she may become altogether estranged from the religion. We should give people glad tidings rather than scare them away. Our master the Prophet stated, &#8220;Curse be upon those who cause people to despair of Allah&#8217;s mercy and to hate the religion. Make things easy; do not make them difficult&#8221; (Bukhari).</p>
<p>A youngster said to our master the Prophet, &#8220;I cannot quit these three sins.&#8221; These three sins were lying, committing fornication, and drinking. Our master the Messenger of Allah stated, &#8220;Of these three sins, quit lying for me.&#8221; That youngster accepted it and left. Then when he wanted to commit the other two sins, he thought to himself, &#8220;When I come before the Messenger of Allah after committing these sins, if I say that I did not commit them, I will be telling a lie. If I say that I committed them, he will punish me.&#8221; Thus, he quit the other two sins as well. (Shir&#8217;a)</p>
<p>One who expresses the Kalima-i Shahadah with the tongue and confirms it with the heart is a Muslim. Committing a sin does not cause one to go out of the fold of Islam. A hadith-i sharif relates:<br />
(Jabrail alaihis-salam said, &#8220;Give glad tidings to your Ummah that he who has not died a polytheist will enter Paradise. I asked three times whether he who committed fornication and theft would enter Paradise as well. He answered, &#8220;Yes, he who commits fornication and theft will enter Paradise as well.&#8221; Afterwards, he said, &#8220;He will enter Paradise at last, even if he drinks.&#8221;) [Bukhari]</p>
<p>This is the creed of Ahl as-Sunnat, but it does not mean belittling sins. This belief should not lead one to sins. Each sin blackens the heart, so sins may drag one into disbelief and cause one to stay in Hell eternally. One must avoid all sins because Allah&#8217;s wrath is hidden in sins. Though Bal&#8217;am-i Baura was a great scholar who worshiped much, he died without faith because of a single sin. Whoever commits a sin must repent for it immediately. (Kimya-i Sa&#8217;adat)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/english-islamic/sinners-and-fasting.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mübarek günlerde oruç</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/ramazan-i-serif/mubarek-gunlerde-oruc-2.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/ramazan-i-serif/mubarek-gunlerde-oruc-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2010 05:42:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ramazan-ı Şerif]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4656</guid>
		<description><![CDATA[Mübarek günlerde oruç Sual: Mübarek günlerde, hangi gün oruç tutmak uygun olur? CEVAP Mübarek günler, mübarek geceleri takip eden günlerdir. Mesela, Cuma gecesi, Perşembe gününü Cumaya bağlayan gecedir. BERAT GECESİ: Şaban ayının 15. gecesidir. Bunun günü, bu geceyi takip eden gün, yani 15 Şaban olur. Oruç tutan, bu günde tutmalıdır. Eğer bugün, Cuma veya Cumartesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Mübarek günlerde oruç</span></strong></h4>
<div><strong>Sual: </strong>Mübarek günlerde, hangi gün oruç tutmak uygun olur?<strong><br />
CEVAP<br />
</strong>Mübarek günler, mübarek geceleri takip eden günlerdir. Mesela, Cuma gecesi, Perşembe gününü Cumaya bağlayan gecedir.</div>
<p><strong>BERAT GECESİ:<br />
</strong>Şaban ayının 15. gecesidir. Bunun günü, bu geceyi takip eden gün, yani 15 Şaban olur. Oruç tutan, bu günde tutmalıdır. Eğer bugün, Cuma veya Cumartesi gününe gelirse, bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutmalıdır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam<span id="more-4656"></span> eder.)</strong> [İbni Mace]</p>
<p><strong>MİRAC GECESİ:<br />
</strong>Recep ayının 27. gecesidir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Recebin 27. günü oruç tutana, 60 yıllık oruç sevabı verilir.) </strong>[İ. Gazali, Ebu Musa el Medeni]</p>
<p>Eğer bugün, Cuma veya Cumartesi gününe gelirse, bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutulmalıdır.</p>
<p><strong>REGAİP GECESİ:<br />
</strong>Receb ayının ilk Cuma gecesidir. Perşembe günü oruç tutup gecesini de ihya etmek çok sevab olur.</p>
<p>Bir hadis-i şerif meali: <strong>(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.)</strong> [Gunye]</p>
<p><strong>AŞURE GÜNÜ:<br />
</strong>Muharrem ayının 10. günü, Aşure günüdür. Aşure günü de, tek olarak oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya sonrasıyla birlikte tutmalıdır. İki hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehidler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.) </strong>[Şir’a]</p>
<p><strong>(Aşure günü bir gün önce veya bir gün sonra da tutarak, Yahudilere muhalefet edin.) </strong>[İ. Ahmed]</p>
<p><strong>MEVLİD GECESİ:<br />
</strong>Rebiul-evvel ayının 11 ve 12. günleri arasındaki gecedir. 11 veya 12. gününde oruç tutmak iyi olur.</p>
<p>Peygamber efendimiz, Pazartesi günü oruç tutardı. Sebebini sorduklarında,<strong> (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum)</strong> buyurdu. <strong>(Hak Sözün Vesikaları)</strong></p>
<p><strong>AREFE GÜNÜ:<br />
</strong>Kurban bayramından önceki gündür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Arefe günü tutulan oruç, bin gün</strong> [nafile] <strong>oruca bedeldir.)</strong> [Taberani]</p>
<p>Arefe günü oruç tutmak müstehabdır. Nevruza veya cumartesi gününe isabet etse de, bugün Arefe diye oruç tutan kimse, mekruh işlemiş olmaz. Nevruz diye, cumartesi diye tutarsa mekruh olur, Arefe diye tutarsa mekruh olmaz.</p>
<p><strong>CUMA GÜNÜ:<br />
</strong>Cuma günleri oruç tutmak çok sevabdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Cuma günü, oruç tutan için, on ahiret günü oruç sevabı yazılır</strong>.) [Beyheki]</p>
<p>Cuma günü, tek olarak oruç tutmak, mekruh diyen âlimler de, olduğu için, Cuma günü, tek olarak değil, Perşembe veya Cumartesi günüyle birlikte tutmalıdır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Yalnız Cuma günü, oruç tutmayın! Bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutun.)</strong> [Buhari]<br />
<strong><br />
ZİLHİCCE AYINDA ORUÇ:<br />
</strong>Zilhiccenin ilk 9 gününde oruç tutmalıdır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) </strong>[Ebul<strong> </strong>Berekat]</p>
<p><strong>MUHARREM AYINDA ORUÇ:</strong><br />
İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.)</strong> [Müslim, İbni Mace, Tirmizi, Nesai]</p>
<p><strong>(Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut; çünkü o, Allah’ın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allah geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder.)</strong> [Tirmizi]</p>
<p>Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o senenin tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. <strong>(Ey Oğul İlmihali)<br />
</strong><strong><br />
RECEB AYINDA ORUÇ:<br />
</strong>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.)</strong> [İbni Cerir]</p>
<p><strong>(Haram aylarda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.)</strong> [Taberani]</p>
<p><strong>(Haram aylarda bir gün oruç tutup bir gün yemek çok faziletlidir.)</strong> [Ebu Davud]</p>
<p><strong>(Receb ayında Allahü teâlâya çok istiğfar edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.)</strong> [Deylemi]</p>
<p><strong>(Cennette öyle köşkler vardır ki, onlara ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.)</strong> [Deylemi]</p>
<p><strong>(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.)</strong> [Gunye]</p>
<p><strong>(Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevab verilir.)</strong> [Miftah-ül-cenne]</p>
<div><strong> </strong></div>
<p><strong>ŞABAN AYINDA ORUÇ:<br />
Âişe validemiz buyuruyor ki:<br />
</strong><strong>(Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şaban ayının tamamını oruçla geçirirdi.)</strong> [Buhari]</p>
<p>Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resulullah efendimiz buyurdu ki:<br />
<strong>(Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gâfil olurlar. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini isterim.) </strong>[Nesai]</p>
<p>İki hadis-i şerif meali daha:<br />
<strong>(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) </strong>[Tirmizi]</p>
<p><strong>(Şaban’da üç gün oruç tutana, Hak teâlâ Cennette bir yer hazırlar.) </strong>[Ey oğul ilmihali]</p>
<p>Bünyesi zayıf olanın, Şaban ayının 15’inden sonra oruç tutmayıp, farz olan Ramazan-ı şerif orucuna hazırlanması iyi olur. Sağlığı yerinde olan ise, Şaban ayının çoğunu, hatta tamamını oruçlu geçirebilir.</p>
<p><strong>ŞEVVAL AYINDA ORUÇ:<br />
</strong>Şevval ayında oruç tutmak, çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Şevval ayında altı gün oruç tutan, yeni doğmuş gibi günahsız olur.)</strong> [Taberani]<br />
<strong><br />
(Ramazandan sonra, Şevvalde de altı gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.)</strong> [İbni Mace]<br />
<strong><br />
PAZARTESİ ve PERŞEMBE:<br />
</strong>Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak, diğer günlere göre daha sevabdır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de, amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.)</strong> [Tirmizi]</p>
<p><strong>HER AY 3 GÜN ORUÇ:<br />
</strong>Her ay 3 gün oruç tutmak çok iyidir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Her ayda, üç gün oruç tutmak, bütün yılı oruçlu geçirmek gibi sevabdır.)</strong> [Buhari]<br />
<strong><br />
(Kameri ayın 13, 14 ve 15. günlerinde oruç tutan, bütün yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.)</strong> [Nesai]</p>
<p><strong>Not: </strong>Mübarek günlerdeki bu oruçlar nafiledir. Nafile oruç tutmak da çok sevabdır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<strong>(Ramazan ayı dışında, Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar, Cehennemden uzaklaşır.)</strong> [Ebu Ya’la]</p>
<p>Hele yukarıda bildirilen mübarek günlerde oruç tutulursa, sevabı daha çok olur. Ancak, nafilenin kıymet ve sevabının, farz yanında denizde damla bile olmadığını, İslam âlimleri bildiriyor. Bunun için, oruç kazası olan kimse, bu oruçları tutarken, <strong>(ilk kazaya kalan Ramazan orucuna)</strong> diye niyet etmeli. Kaza borcumuz yoksa da, yine böyle niyet ederek tutmalıdır; çünkü tutulan bu oruç, zaten nafile olur. Unutulmuş bir kazamız varsa, onun yerine geçer. Böyle olursa, hem oruç borcumuzu ödemiş olur, hem de o mübarek gün için bildirilen oruç sevabına kavuşmuş oluruz.</p>
<p><strong>Ayın başı ve sonu<br />
Sual: (Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevab verilir)</strong> buyuruluyor. Başı, 1, ortası 15, sonu da 30 mu oluyor?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Hayır. Başında demek, ayın ilk günleri demektir. Ortası, ortadaki günlere yakın olan günler demektir. Sonu da, ayın son günlerinde demektir.</p>
<p><strong>Oruçta niyet<br />
Sual: </strong>Kaza veya nafile oruçlarda,<strong> </strong>Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü oruç tutmak isteyen, nasıl niyet ederse daha çok sevab alır?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Perşembe günü oruç tutup da, Cuma günü de oruç tutmak isteyen, (Cuma günü oruç tutmak müstehab diyen âlimlere uymak niyetiyle, bugün oruç tutmalıyım) diye niyet etmek daha iyi olur.</p>
<p><strong>Sual: </strong>Kaza borcum var. Üç aylarda tutabilir miyim?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Kaza ve nafile oruçları Receb ve Şaban ve diğer aylarda tutmakta mahzur yoktur, fakat kaza oruçlarını, mazeretsiz geciktirmemek iyi olur! Bu aylarda kaza orucu tutan, bu aylarda nafileye verilecek sevablara da kavuşur. <strong>(Nevadir-i fıkhiyye)<br />
</strong><br />
Receb ve Şaban aylarında kaza orucu veya nafile oruç, her gün veya aralıklı olarak da tutulur. Tek başına Cuma veya Cumartesi günü oruç tutmamalıdır! Perşembe ile Cuma veya Cuma ile Cumartesi birlikte tutulursa mahzuru olmaz.</p>
<p>Receb veya Şaban aylarında oruç tutarken, kazası olan, (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) diye niyet eder. Kaza yoksa bile, kaza orucu tutmak yine caizdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/ramazan-i-serif/mubarek-gunlerde-oruc-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Puta tapmak ve şirk</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/puta-tapmak-ve-sirk.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/puta-tapmak-ve-sirk.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2010 05:39:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4652</guid>
		<description><![CDATA[Puta tapmak ve şirk Sual: Müşrikler de putların yaratıcı olmadığını bilip, sadece, putları Allah’a yaklaşmak için vesile yapıyorlar. Böyle yapan müşrik oluyor da, Evliyayı Allah’a yaklaşmak için vesile yapan niye müşrik olmasın? CEVAP Evliya-yı kiramı putlara benzetmek çok çirkindir. Müminler, Enbiyaya ve Evliyaya tapınmıyor, bunların Allahü teâlâya şerik [ortak] olmadığını biliyorlar. Enbiyanın ve Evliyanın, Allahü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;">Puta tapmak ve şirk</span></h4>
<p>Sual: Müşrikler de putların yaratıcı olmadığını bilip, sadece, putları Allah’a yaklaşmak için vesile yapıyorlar. Böyle yapan müşrik oluyor da, Evliyayı Allah’a yaklaşmak için vesile yapan niye müşrik olmasın?<br />
CEVAP<br />
Evliya-yı kiramı putlara benzetmek çok çirkindir.</p>
<p>Müminler, Enbiyaya ve Evliyaya tapınmıyor, bunların Allahü teâlâya şerik [ortak] olmadığını biliyorlar. Enbiyanın ve Evliyanın, Allahü teâlânın sevdiği kulları olduğuna, Allahü teâlânın, sevdiklerinin bereketiyle, kullarına merhamet edeceğine<span id="more-4652"></span> inanıyorlar. (Zararı ve faydayı yaratan yalnız Allahü teâlâdır. Tapınmaya hakkı olan yalnız Odur. Sevdiklerinin bereketiyle kullarına merhamet eder) diyorlar. Müşrikler de, putlarının yaratıcı olmadığını söylüyorlarsa da, putların tapınmaya hakları olduğuna inanıyor, bunun için tapınıyorlar. (Putların ibadet edilmeye hakkı vardır) dedikleri için müşrik oluyorlar. Yoksa, (Bize şefaat etmelerini istiyoruz) dedikleri için müşrik olmuyorlar. Putlardan şefaat beklemek de elbette bâtıl, yani bozuk bir inanıştır. Böyle inanmak caiz değilse de, bâtılsa da, şirk de değildir. Putlara tapınmak şirktir. (F. Bilgiler)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/puta-tapmak-ve-sirk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbadet de, kabahat de gizlidir</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ibadet-de-kabahat-de-gizlidir.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ibadet-de-kabahat-de-gizlidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 05:21:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4650</guid>
		<description><![CDATA[İbadet de, kabahat de gizlidir Sual: Genelde atasözlerini, tecrübelere dayanılarak söylenmiş ve bir toplum tarafından onaylanmış sözler olarak bildiriyorsunuz. Ataların akla ve dine aykırı hiç sözleri olmaz mı? Ben bir tane buldum. Bakalım ne diyeceksiniz? Dinimizde camiler açık, herkes açıkça ibadet ediyor, ibadet gizli olmaz. Bir de, kabahatin gizlisi de, açığı da günahtır. Öyleyse, (İbadet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">İbadet de, kabahat de gizlidir</span></strong></h4>
<div>
<div id="p1"><strong>Sual: </strong>Genelde atasözlerini, tecrübelere dayanılarak söylenmiş ve bir toplum tarafından onaylanmış sözler olarak bildiriyorsunuz. Ataların akla ve dine aykırı hiç sözleri olmaz mı? Ben bir tane buldum. Bakalım ne diyeceksiniz? Dinimizde camiler açık, herkes açıkça ibadet ediyor, ibadet gizli olmaz. Bir de, kabahatin gizlisi de, açığı da günahtır. Öyleyse, <strong>(İbadet de gizli, kabahat de gizlidir) </strong>atasözü tamamen yanlış değil mi?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Kesinlikle yanlış değil, çok güzel bir sözdür. Dinimize uygundur, hadis-i şeriflere<span id="more-4650"></span> uygundur. Evet, kabahatin gizlisi de, açığı da suçtur, fakat kabahati açık işlemek daha çirkindir. Atasözünde bu vurgulanmak isteniyor. Kabahatin gizlenmesini, açığa vurulmaması gerektiğini bildiren iki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Kim, dünyada günahını gizlerse, Allahü teâlâ da, o günahı Kıyamette herkesten gizler.)</strong> [Müslim]</div>
<p><strong>(Bir günaha düşen, Allah’ın örtüsünü kaldırmasın, onu gizlesin!) </strong>[Müslim]</p>
<p>Çünkü insanlardan utanarak günahı gizlemek, hayâdandır. Hayâ da imandandır. Günah gizlenmezse, fâsıklar bundan cesaret alır. <strong>(Falanca günah işliyor. Ben de işlesem ne çıkar?)</strong> diyebilir. Hikmet ehli zatlar, <strong>(Hayâ elbisesine bürünenin ayıpları görülmez. Duyulunca hoşlanılacak şeyleri yap! Kimsenin duymasını istemediğin ve duyulunca insanların hoşlanmayacağı şeylerden kaç!)</strong> buyuruyorlar.</p>
<p>Gizli işlenmiş bir günahı açığa vurmak ayrıca günahtır. <strong>İbni Âbidin</strong> hazretleri, <strong>(Günahını açığa vurmak, ayrıca günah olur. Gizli yapılan günahı başkalarına anlatmak da günahtır) </strong>buyuruyor. Günahtan el çekemeyen kimse, kötü örnek olmamak için günahını gizlemelidir. Oruç tutmayan kimse, orucunu gizli yemelidir. Açıktan yemesi ayrıca günah olur.</p>
<p>Gizli yapılması istenen, ibadet nafile ibadetlerdir. Nafile ibadetler açıktan yapılınca riya karışma tehlikesi vardır. <strong>İmam-ı Rabbani </strong>hazretleri buyuruyor ki:<br />
Farzlar yapılırken araya riya karışmaz. Nafile ibadetlerdeyse, gösteriş çok olur. Bunun için, zekâtı açıktan verip iftiradan kurtulmalı; nafile olan sadakayı gizli vermeli ki, kabul olma ihtimali fazla olur. <strong>(2/82)</strong></p>
<p>Nafile ibadetleri gizli yapmak daha iyidir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Gizli sadaka daha iyidir.)</strong> [Bekara 271]</p>
<p><strong>(Rabbinizi gizli, sessiz çağırın.)</strong> [Araf 55]</p>
<p><strong>(Rabbini, içinden zikret!) </strong>[Araf 205]</p>
<p>Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Kıyamette, Allahü teâlânın himayesine aldığı yedi kişiden biri, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar, sadakayı gizli verendir.) </strong>[Buhari]</p>
<p><strong>(Sadakayı gizli vermek Cennet hazinesidir.)</strong> [Hatib]</p>
<p><strong>(Sadakayı gizli vermek iyilik hazinesidir.)</strong> [Taberani]</p>
<p><strong>(Farzlar hariç, evde kılınan namaz, mescidimde kılınandan üstündür.)</strong> [İ. Abidin]</p>
<p><strong>(Farzlar hariç, namazı evde kılın; evde kılınan namaz daha hayırlıdır.)</strong> [Buhari]</p>
<p><strong>(Tenhada kılınan nafile namazın sevabı, herkesin yanında kılınandan 25 kat daha fazladır.)</strong> [İ. Ahmed]</p>
<p><strong>(Hafaza meleklerinin işitmediği zikir, işittiklerinden 70 kat daha sevabdır.)</strong> [Beyheki]</p>
<p><strong>(Allah’ı gizlice zikredin!</strong>) [İbni Mübarek]</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/ibadet-de-kabahat-de-gizlidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dindar masonlar mı</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/dindar-masonlar-mi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/dindar-masonlar-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 05:19:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4647</guid>
		<description><![CDATA[Dindar masonlar mı Sual: (Ateist masonlar olduğu gibi, dindar masonlar da var. Bu tip masonlar çok kıymetlidir) diyenler oluyor. Dindarlıktan maksatları, bâtıl Yahudi dinine sıkı sıkıya bağlılık mıdır? Masonluk ne demektir? CEVAP Masonluk, daha çok Yahudilik temelleri üzerine dayalı, millî ve manevî değerleri bozmak gayesiyle kurulmuş, idealleri çok gizli, fakat teşkilatları açık bir örgüttür. 1900 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;">Dindar masonlar mı</span></h4>
<p>Sual: (Ateist masonlar olduğu gibi, dindar masonlar da var. Bu tip masonlar çok kıymetlidir) diyenler oluyor. Dindarlıktan maksatları, bâtıl Yahudi dinine sıkı sıkıya bağlılık mıdır? Masonluk ne demektir?<br />
CEVAP<br />
Masonluk, daha çok Yahudilik temelleri üzerine dayalı, millî ve manevî değerleri bozmak gayesiyle kurulmuş, idealleri çok gizli, fakat teşkilatları açık bir örgüttür. 1900 yılındaki toplantı zabıtlarının 102. sayfasında, (Dindarlara ve mabetlere galip gelmek kâfi değildir. Asıl maksadımız, bütün dinleri yok etmektir) yazmaktadır. (Rehber Ansiklopedisi)</p>
<p>Bu yönleriyle komünistlere çok benzerler. Masonlar, komünist ülkelerde<span id="more-4647"></span> komünist olarak, kapitalist ülkelerde kapitalist olarak çalışırlar. Yani bulundukları yerin rengini alırlar. Düşünce özgürlüğü adı altında, (Hepimiz bütün gücümüzle inanç özgürlüğü fikrini dünyaya yaymaya sarılarak, localarımızda verdiğimiz kararları her ülkeye duyurmalıyız. Din kardeşliğini yok edip, bunun yerine mason kardeşliği getirmeliyiz. Dinleri yok etmekten ibaret olan mukaddes gayemize, bu suretle kavuşacağız) diyorlar.</p>
<p>Bu gizli maksatlarını saklamak için ise, (Masonlar Allah’a inanır) diyorlar. Hâlbuki tabiatı yaratıcı kuvvet olarak bilip, tabiat için (Kâinatın ulu mimarı) derler. (30. Derece Rituelinin Tetkiki, Dr. Selami Işındağ, Gün Matbaası 1966 S. 41, 54)</p>
<p>Yine kendi yayınlarında diyorlar ki:<br />
Sizler Allah’ı, kader, tabiat, kanun, kuvvet gibi zekâ ve ruhunuzun temayülüne, inanç ve idrakinize göre herhangi bir isimle adlandırabilirsiniz. (Mimar Sinan Dergisi, 1982 Sayı: 45 S. 34)</p>
<p>Bugün, artık en uygar ülkelerden, en geri kalmışlarına kadar tek geçerli bilimsel kuram Darwin&#8217;in yoludur, ama kilise de batmadı, diğer dinler de batmadı. Hâlâ Âdem ile Havva efsanesi öğretiliyor. (Mimar Sinan Dergisi 1980, Sayı: 38 S:18)</p>
<p>Görüldüğü gibi, (Dinleri hâlâ yok edemedik, batıramadık) diye hayıflanıyorlar. Müslümanım diyen kimse, masonları nasıl över, onlara nasıl dindar der ki?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/dindar-masonlar-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sonsuz ne demek?</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/sonsuz-ne-demek.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/sonsuz-ne-demek.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 07:05:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[nedemek]]></category>
		<category><![CDATA[sonsuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4644</guid>
		<description><![CDATA[Sonsuz ne demek? Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir insana yapılacak en büyük iyilik, ona Müslümanlığı öğretmektir. Bir Müslümana yapılacak en büyük iyilik de, ona Ehl-i sünnet itikadını öğretmektir. Bunlardan daha büyük iyilik yoktur. Bir insanı, ebedi Cehennem ateşinden kurtarmaktan daha büyük keramet olur mu? İnsan sadece, (Sonsuz ne demek?) bir düşünse, bir anlasa beyni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Sonsuz ne demek? </span></strong></p>
<p>Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:<br />
Bir insana yapılacak en büyük iyilik, ona Müslümanlığı öğretmektir. Bir Müslümana yapılacak en büyük iyilik de, ona Ehl-i sünnet itikadını öğretmektir. Bunlardan daha büyük iyilik yoktur. Bir insanı, ebedi Cehennem ateşinden kurtarmaktan daha büyük keramet olur mu? İnsan sadece, (Sonsuz ne demek?) bir düşünse, bir anlasa beyni akar. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Cehennemdeki kâfirlere, “Siz dünyadaki bütün sulardaki damlalar adedince, bütün kumlardaki tanecikler adedince<br />
<span id="more-4644"></span><br />
yanacaksınız, sonra çıkıp Cennete gideceksiniz” denilseydi, sonunda kurtulacağız diye çok sevinirlerdi. Bütün dünya, gökyüzü dâhil, buğday tanesi dolu olsa, bir serçeye, “Her sene bir tane yiyeceksin” deseler, o buğdaylar biter, sonsuzun yanında hesabı bile olmaz.)</p>
<p>Allah yolunda halis niyetle yapılan hizmetler zayi olmaz. Bu niyet olduktan sonra Cenab-ı Hak yardım eder. Allah yolunda çalışmak herkese nasip olmaz. Büyüklerimizin yani Ehl-i sünnet âlimlerinin, Silsile-i aliyye büyüklerinin yolunda, kime, İslam’a hizmet etmek nasip olursa, gece gündüz haline şükretsin, Rabbine hamd etsin! Düşman ne kadar kuvvetli olursa, cihadın sevabı o kadar çok olur, kat kat fazla olur. Kerimlerin kapısında, ehil olanlarla olmayanlar beraberdir. Allahü teâlâ, ihsan sahiplerinin en büyüğüdür. İnşallah içimizde ehil olan vardır. Bunlara ihsan ederken, mükâfat verirken, onların yanı sıra bize de verir, çünkü kerim olan, saçarmış, isteyen alsın dermiş.</p>
<p>Şibli hazretleri vefat ettikten sonra, bir tanıdığı onu rüyada, Cennette görünce sormuş:<br />
- Bu makama nasıl ulaştın? Nasıl Cennetlik oldun?</p>
<p>O da buyurmuş ki:<br />
- Dört yüz hocadan ders okudum. Bunlardan dört bin hadis-i şerif öğrendim. Bütün bu hadis-i şeriflerden bir tanesini seçip kendimi ona uydurdum, çünkü kurtuluşu ve sonsuz saadete kavuşmayı bunda buldum ve bütün nasihatleri hep bunun içinde gördüm. Seçtiğim hadis-i şerif şudur: (Dünya için, dünyada kalacağın kadar çalış! Âhiret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehenneme dayanabileceğin kadar günah işle!)</p>
<p>Mesela insan bir çıra yakıp, alevine elini koymalı. Ne kadar dayanabilirse, o kadar günah işlemeli. Bir dakika dayanabilirse, o zaman bir dakika günah işlemeli.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/sonsuz-ne-demek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cennette pişmanlık</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cennette-pismanlik.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cennette-pismanlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 06:48:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[cennette]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet]]></category>
		<category><![CDATA[pişmanlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4641</guid>
		<description><![CDATA[Cennette pişmanlık Sual: Cennette üzüntü yok denirken, pişmanlığın olduğu söyleniyor. Bu ikisi, birbirine zıt değil midir? CEVAP Cennette hiçbir üzüntü, sıkıntı olmadığı gibi, Cehennemdekilerin pişmanlığı gibi bir pişmanlık da yoktur. Cennette monoton bir hayat da yoktur. Hayal bile edilemeyecek nice nimetler olacak, bunlardan alınacak zevk de her an artacaktır. Bunu, dünyadaki nimetlere benzeterek anlamak mümkün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Cennette pişmanlık </span></strong></p>
<p>Sual: Cennette üzüntü yok denirken, pişmanlığın olduğu söyleniyor. Bu ikisi, birbirine zıt değil midir?<br />
CEVAP<br />
Cennette hiçbir üzüntü, sıkıntı olmadığı gibi, Cehennemdekilerin pişmanlığı gibi bir pişmanlık da yoktur. Cennette monoton bir hayat da yoktur. Hayal bile edilemeyecek nice nimetler olacak, bunlardan alınacak zevk de her an artacaktır. Bunu, dünyadaki nimetlere benzeterek anlamak mümkün değildir.</p>
<p>Cehennem ehli, (Keşke biz de iman etseydik de Cennetteki sonsuz nimetlere kavuşsaydık) diye üzülürler. Cennet ehli ise, daha çok iyilik ibadet etseydik de, daha yüksek derecelere kavuşsaydık temennisinde bulunur. (Ne kadar gafletteymişiz ki,<br />
<span id="more-4641"></span><br />
Allah’ı zikretmeden geçirdiğimiz anlar olmuş) derler. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Cennet ehli hiçbir şeye pişmanlık duymaz. Yalnız, Allah’ı zikirsiz geçirdikleri vakitler için pişman olurlar.) [Hâkim]</p>
<p>(Kıyamette, fâsık salih herkes pişman olur. Fâsık, fıskı [günahı] bırakıp doğruluk ve takva üzere bulunmadığına; salih ise, daha çok ibadet etmediğine pişman olur.) [Feraid-ül fevaid]</p>
<p>Padişahın biri, gece bir yerden geçerken askerlerine, (Buradaki taşlardan alabilirsiniz) der. Kimi emre uyar az veya çok taş alır, kimi taşın yükünü niye çekeyim diye almaz. Ülkelerine gelince, aldığı taşlara bakarlar ki hepsi kıymetli taşlar. Almayan pişman olduğu gibi, alan da pişman olur. Alan niye daha çok almadım diye pişman olur. Çok alan da niye daha çok almadım diye pişman olur. Elbette çok alanla hiç almayanın pişmanlığı aynı olmaz. Cennette gittikçe artan nimetlere kavuşan insanın pişmanlığı da üzüntü meydana getirmez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/cennette-pismanlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalb dönektir</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kalb-donektir.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kalb-donektir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jul 2010 02:54:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4639</guid>
		<description><![CDATA[Kalb dönektir Sual: İnsan çok sevdiği birinden, basit bir şey yüzünden nefret edebiliyor veya nefret ettiğini sevebiliyor. Bazen kalbim sakin oluyor, bazen vesveseler, düşünceler beni rahatsız ediyor. Neden böyle oluyor? CEVAP Kalbe ruh, gönül de denir. Kalb, kelime olarak, bir hâlden bir hâle değişme, dönme gibi anlamlara gelir. Bir Müslüman da, çeşitli vesveselere, günahlara maruz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Kalb dönektir</span></strong></h4>
<p><strong>Sual: </strong>İnsan çok sevdiği birinden, basit bir şey yüzünden nefret edebiliyor veya nefret ettiğini sevebiliyor. Bazen kalbim sakin oluyor, bazen vesveseler, düşünceler beni rahatsız ediyor. Neden böyle oluyor?<br />
<strong>CEVAP<br />
</strong>Kalbe ruh, gönül de denir. Kalb, kelime olarak, bir hâlden bir hâle değişme, dönme gibi anlamlara gelir. Bir Müslüman da, çeşitli vesveselere, günahlara maruz kalabilir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
<strong>(Müminin kalbi, kaynayan tencereden çok <span id="more-4639"></span>değişikliğe maruz kalır.)</strong> [İ. Ahmet]</p>
<p><strong>(Kalb serçe kuşu gibidir, her an bir tarafa yönelebilir.)</strong> [Hâkim]</p>
<p><strong>(Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer tevbe ederse o leke silinir. Tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbini tamamen kaplar.) </strong>[Tirmizi]</p>
<p><strong>(Kalbler, çeşitli fitnelere maruz kalır. Fitneye maruz kalan kalbde bir siyah leke hâsıl olur. Fitneyi reddeden kalbde ise, beyaz bir nokta meydana gelir, kalbi bembeyaz olur. Fitne artık ona zarar veremez. Bulanık kalb, siyah bir taş gibidir. Yamuk veya ters bir bardağa benzer. Marufu bilmez, münkeri yadırgamaz. N</strong><strong>efsinin esiri olur.)</strong> [Müslim]</p>
<p>Kalb, böyle hallere girebileceği için, Peygamber efendimiz, ümmetine öğretmek için şöyle dua etmiştir:<br />
<strong>(Ey kalbleri</strong> [iyiden kötüye, kötüden iyiye] <strong>çeviren Allah’ım, kalbimi, dininde sabit kıl </strong>[dininden döndürme, ayırma]<strong>!) </strong>[Tirmizi]</p>
<p>Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:<br />
<strong>(İman edenlerin kalbleri, Allah’ı anmakla itminana </strong>[huzura] <strong>kavuşur. İyi bilin ki, kalbler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur.)</strong> [Rad 28]</p>
<p>İman etmeyeceği Allah indinde bilinen kâfirin kalbi ise, mühürlüdür. Onun hidayete gelmesi mümkün değildir. Hakkı işitmezler, gerçekleri görmez ve anlamazlar. Üç âyet-i kerime meali:<br />
<strong>(Biz onların kalblerini mühürleriz de, onlar</strong> [gerçekleri] <strong>işitmezler.)</strong> [Araf 100]</p>
<p><strong>(Allah onların kalblerini de, kulaklarını da mühürlemiştir. Gözlerinde de </strong>[gerçekleri görmeyen] <strong>perde vardır. En büyük azap onlarındır.)</strong> [Bekara 7]</p>
<p><strong>(Biz onların kalblerini mühürleriz de, onlar</strong> [gerçekleri] <strong>işitmezler.) </strong>[Araf 100]</p>
<p>Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
<strong>(Kalbler dört çeşittir: 1- Kılıfsız kalb, 2- Kılıflı kalb, 3- Ters Kalb, 4- Yamuk kalb.</strong><br />
Kılıfsız kalb: <strong>Bu müminin nurlu kalbidir. Hep iman nuru parlar. </strong>[Rahmete açıktır.]<br />
Kılıflı kalb: <strong>Kâfirin kalbidir. </strong>[Taş gibidir, hareketsizdir. Rahmete kapalıdır.]<br />
Ters kalb: <strong>Münafığın kalbidir. </strong>[Hakkı bildiği halde, inanmaz, ama inanır görünür. Kâfir kalbi gibi bu da terstir.]<br />
Yamuk kalb: <strong>İçinde iman da, nifak da olan kalbdir. Onun imanının misali, bir tohum tanesi gibidir ki, o taneyi su büyütür. Oradaki nifakın misali ise, irin ve kanın büyüttüğü çıban gibidir. Bu ikisinden hangisi diğerine galip gelirse kalbde o hâkim olur.)</strong> [İ. Ahmed]</p>
<div><strong> </strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/kalb-donektir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efendim demek</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/efendim-demek.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/efendim-demek.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jul 2010 02:52:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4636</guid>
		<description><![CDATA[Efendim demek Sual: Gayrimüslime efendim demek küfür müdür? CEVAP Tazim [hürmet] edilmesi emredileni tahkir [aşağılamak] ve tahkir edilmesi emredileni de tazim etmek küfürdür. (Birgivi vasiyetnamesi şerhi) Hadis-i şerifte, (Münafık [ve her çeşit kâfir] ile konuşurken, efendim demeyin) buyuruldu. Zalime, kâfire hürmet etmek, saygıyla selam vermek, üstadım demek, küfür olur. (Berika) Saygı için efendim demek küfürse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;">Efendim demek</span></h4>
<p>Sual: Gayrimüslime efendim demek küfür müdür?<br />
CEVAP<br />
Tazim [hürmet] edilmesi emredileni tahkir [aşağılamak] ve tahkir edilmesi emredileni de tazim etmek küfürdür. (Birgivi vasiyetnamesi şerhi)</p>
<p>Hadis-i şerifte, (Münafık [ve her çeşit kâfir] ile konuşurken, efendim demeyin) buyuruldu. Zalime, kâfire hürmet etmek, saygıyla selam vermek, üstadım demek, küfür olur. (Berika)</p>
<p>Saygı için efendim demek küfürse de,<span id="more-4636"></span> âdet olan kelimelerle hitap etmek küfür olmaz. Telefonda bir gayrimüslime, buyurun efendim demek küfür olmaz, çünkü âdet böyledir. Gayrimüslime selam vermek de küfürdür, çünkü kâfire dua edilmez. Selam da duadır, ancak iş düşünce âdet olarak selam verilebilir. Onlar zaten selamı bilmez. Onlar gibi söylemekte, mesela Bonjour, Good morning, Guten morgen, Günaydın, İyi günler veya İyi akşamlar demekte mahzur yoktur.</p>
<p>Mister, Miss, Mösyö, Madam, Matmazel gibi kelimeler de böyledir. Mailin, mektubun sonuna, Sincerely yazılıyor. Sayın anlamında dear deniyor. Bunlar saygı için değil, âdet olduğu için söyleniyor. Bir de, gayrimüslimi üzmemek için de, bu kelimelerin kullanılması caizdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/efendim-demek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu zat kimdir?</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/bu-zat-kimdir.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/bu-zat-kimdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 01:57:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4634</guid>
		<description><![CDATA[Bu zat kimdir? Evini süpürür, koyununu sağar, ayakkabısının söküğünü diker, çamaşırını yamar. Hizmetçisiyle birlikte yemek yer, onun işine yardım eder. Çarşıdan, pazardan öteberi alıp eve getirir. Fakirle, zenginle, büyükle, küçükle karşılaşınca, önce selam verir. Tokalaşmak için, elini önce uzatır. Irk ve renk ayrımı yapmaz. Her kim olursa olsun, çağırılan yere gider. Güzel huyludur, iyilik etmeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Bu zat kimdir?</span></strong></h4>
<div>
<p>Evini süpürür, koyununu sağar, ayakkabısının söküğünü diker, çamaşırını yamar. Hizmetçisiyle birlikte yemek yer, onun işine yardım eder. Çarşıdan, pazardan öteberi alıp eve getirir. Fakirle, zenginle, büyükle, küçükle karşılaşınca, önce selam verir. Tokalaşmak için, elini önce uzatır. Irk ve renk ayrımı yapmaz. Her kim olursa olsun, çağırılan yere gider.</p>
<p>Güzel huyludur, iyilik etmeyi sever. Herkesle iyi geçinir. Güler yüzlü, tatlı sözlüdür. Söylerken gülmez. Mütevazıdır. Üzüntülü görünür. Heybetlidir, yani saygı ve ciddiyet hâsıl eder. Nazik ve cömerttir. İsraf etmez. Herkese merhamet eder. Kimseden bir şey beklemez.</p>
<p>Hizmetçisi, (10 yıl hizmet ettim. Bir kere bana öf<span id="more-4634"></span> demedi. Şunu niçin böyle yaptın diye sormadı) diyor. Kâfirlerin yok olması için dua etmesi istenildiği zaman. <strong>(Ben, lânet etmek için değil, herkese iyilik etmek için dua ederim)</strong> der.</p>
<p>Bir şey istendiğinde yok demez. Bir ihtiyar kadın, kızını ona gönderir. (Namaz kılmak için örtünecek elbisem yok, bir elbise gönder) diye yalvarır. Onun da o anda başka elbisesi olmadığından gömleğini çıkarıp verir. Namaz vakti gelince, elbisesiz mescide gidemez. O gün damadı gelip, <strong>(Bugün 8 lira ödünç almıştım. Bunun yarısını size vereyim. Kendinize gömlek alın)</strong> der.</p>
<p>Çarşıya çıkıp, 2 lirayla bir gömlek satın alır. Geri kalan 2 lirayla yiyecek almaya giderken görür ki, bir âmâ, (Allah rızası için bana kim bir gömlek verir?) der. Aldığı gömleği bu âmâya verir. Âmâ, gömleği alınca, misk gibi güzel koku duyar. Bunu kimin verdiğini anlar, çünkü onun bir kere giydiği her şey, eskise de misk gibi güzel kokar. Âmâ dua edip, <strong>(Ya Rabbi, bu gömlek hürmetine, gözlerimi aç) </strong>der. İki gözü hemen açılır. 1 lirayla bir gömlek satın alır. 1 lirayla da yiyecek satın almaya giderken, bir hizmetçi kızın ağladığını görür. Niçin ağladığını sorar. (Bir Yahudi’nin hizmetçisiyim. Bana 1 lira verdi. Bununla bir şişe ve yağ satın al dedi. Alıp gelirken elimden düştü, hem şişe, hem de yağ gitti) der, son 1 lirayı da çocuğa verir. <strong>(Bununla şişe ve yağ al, evine götür)</strong> der. Kızcağız, (Eve geç kaldığım için, Yahudi beni döver diye korkuyorum) der. <strong>(Korkma! Seninle birlikte gelir, gerekeni söylerim)</strong> der.</p>
<p>Eve gelip, kapıyı çalarlar. Yahudi kapıyı açınca şaşırıp kalır. Kapıda Yahudi’ye olanları anlatıp, kıza bir şey dememesi için ricada bulunur. Yahudi, (Binlerce insanın baş tacı olan, binlerce aslanın, emrini yapmak için beklediği ey büyük zat! Bir hizmetçi kız için, benim gibi bir fakirin kapısını şereflendirdin. Bu kızı senin şerefine azat ettim. Bana İslam’ı öğret, hemen Müslüman olayım) der. Yahudi’ye Müslümanlığı öğretir. O da Müslüman olur. Evine girip çoluk çocuğuna anlatır. Hepsi Müslüman olurlar.</p>
<p>Bunlar, hep onun güzel huylarının bereketiyle olur. O, âlemlere rahmettir.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-bilgiler/bu-zat-kimdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeşitli nükteler</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/dini-siirler/cesitli-nukteler.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/dini-siirler/cesitli-nukteler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 01:55:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Şiirler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4631</guid>
		<description><![CDATA[Çeşitli nükteler Âlemin kurtuluşu Allahı tanısaydı, gafletteki insanlar Âlem felâh bulurdu, tam olurdu noksanlar Yaratılış gayesi Rabbimize kulluktur, yaratılış hikmeti Dikkatli olmalı hep, bırakmalı gafleti Rızaya kavuşmak için Rabbimizin emrini ihlâs ile edâ et Allah rızâsı için neyin varsa fedâ et Sabır-şükür Hayır ve şer Hak’tandır, takdire sabır gerek Şerler hayra çevrilir, her hale şükür [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Çeşitli nükteler</span></strong></h4>
<div><strong>Âlemin kurtuluşu<br />
</strong>Allahı tanısaydı, gafletteki insanlar<br />
Âlem felâh bulurdu, tam olurdu noksanlar</div>
<p><strong>Yaratılış gayesi<br />
</strong>Rabbimize kulluktur, yaratılış hikmeti<br />
Dikkatli olmalı hep, bırakmalı gafleti</p>
<p><strong>Rızaya kavuşmak için<br />
</strong>Rabbimizin emrini ihlâs ile edâ et<br />
Allah rızâsı için neyin varsa fedâ et</p>
<p><strong>Sabır-şükür<br />
</strong>Hayır ve şer Hak’tandır, takdire sabır gerek<br />
Şerler hayra çevrilir, her hale şükür gerek</p>
<p><strong>Tefekkür<br />
</strong>Tefekkür düşünerek yaratıcıyı bilmektir<br />
Batılları bırakıp gerçeğe<span id="more-4631"></span> yönelmektir</p>
<p><strong>Duâ<br />
</strong>Allaha yalvararak, ihlâslı bir kalb ile<br />
Kişinin murâdını getirmesidir dile</p>
<p><strong>İhlâs<br />
</strong>İhlâs; bir müslümanın ziynetidir, süsüdür<br />
Onda îmân nurunun dıştan görüntüsüdür</p>
<p><strong>Hubb-i fillah ve buğd-ı fillah<br />
</strong>Resûlullah buyurdu: <strong>(En kıymetli ibâdet<br />
Hubb-i fillah ve bir de buğd-i fillahdır elbet.)<br />
</strong><br />
<strong>İhlâs ve sevgi<br />
</strong>İhlâsla Allah’ı seven bir kişi<br />
Kelebekler gibi özler ateşi<br />
Sevip de ateşten kaçarsa eğer<br />
Roldür, gösteriştir onun bu işi</p>
<p><strong>Allah sevgisi<br />
</strong>Allah için muhabbet, elbette büyük nimet<br />
Dünyada çile ise, ahirette ganimet<br />
<strong><br />
Resulullah<br />
</strong>Teşrîf ettiği zaman, değişmişti insanlar<br />
Îmânla şereflendi nice puta tapanlar</p>
<p><strong>Resulullah efendimize<br />
</strong>Güzel yanağını bilen, güle bakar mı hiç?<br />
Senin sevginde eriyen, derman arar mı hiç?<br />
<strong><br />
Fenersiz mum<br />
</strong>İman bir muma benzer, ibadet ise fener<br />
Fenersiz olursa mum, gün gelir birden söner<br />
<strong><br />
Zaman geçiyor<br />
</strong>İlmihâlini öğren, geçip gidiyor zaman<br />
<strong>(Elbette aldanmıştır, iki günü bir olan.)<br />
</strong><br />
<strong>İlmihâlin önemi<br />
</strong>Her işinden bellidir, cahil olanın hâli<br />
Dinden habersiz olur, bilmeyen ilmihâli</p>
<p><strong>Huzur<br />
</strong>Huzur istersen eğer, fazilet olsun yolun<br />
Dinimiz emrediyor: <strong>(Güzel ahlâklı olun!)<br />
</strong><br />
<strong>Fen ve sanat<br />
</strong>Fen ve sanat müminin kaybettiği malıdır<br />
Kimde, nerde bulursa, elbette almalıdır</p>
<p><strong>İlim farzdır<br />
</strong>İlim öğrenmek farzdır, kadına ve erkeğe<br />
Emir vardır en uzak yere bile gitmeğe</p>
<p><strong>Düzgün iman<br />
</strong>Sapıtmak istemezsen, önce imanı düzelt<br />
İlmihâlini öğren, emri yasağı gözet</p>
<p><strong>Arife tarif olmaz<br />
</strong>Arife tarif olmaz, sivrisinek saz gelir<br />
Gafile söz nafile, davul zurna az gelir</p>
<p><strong>İlim öğrenmek<br />
</strong>Dinimiz emrediyor, dikkat eyle şu sese:<br />
İlim öğrenmek farzdır, kadın erkek herkese</p>
<p><strong>Kalem unutmaz<br />
</strong>Kitapları okurken not tutanı överler<br />
Âlim unutur ama kalem unutmaz derler</p>
<p><strong>Kitap çok ama<br />
</strong>Tatlı çok, bal başkadır, çiçek çok gül başkadır<br />
Kitaplar pek çok ama Tam İlmihal başkadır</p>
<p><strong>Âlim tevazu ehlidir<br />
</strong>Başak boşsa dik durur, ona verilmez değer<br />
Taneli başak ise, başı aşağı eğer<br />
<strong><br />
Ağaç yaş iken eğilir<br />
</strong>Unutmayın ki çocuk küçükken eğitilir<br />
Odun bükülür mü hiç, ağaç yaşken eğilir</p>
<p><strong>Âlimsiz olmaz<br />
</strong>Salih âlim olmazsa yanlış fikre sapılır<br />
Bid’at ehli övülür, tağutlara tapılır</p>
<p><strong>Kafayı doldurmak<br />
</strong>Faydalı ilimlerle kafa doldurmaya bak<br />
Kafa sağlam dolunca, cep de dolar muhakkak</p>
<p><strong>Hak rızası<br />
</strong>Ne mutlu ona, maksadı Hak rızası ola<br />
İlmihal okudukça, gönlü imanla dola</p>
<p><strong>Ayıp<br />
</strong>Bilmemek ayıp değil, sormamaksa ayıptır<br />
İlimden mahrum kalmak elbet büyük kayıptır</p>
<p><strong>Amelsiz ilim<br />
</strong>İlimsiz ve ihlâssız Cennet bulunur mu hiç?<br />
Amelsiz ilim ile âlim olunur mu hiç?</p>
<p><strong>İlmi yazmalı<br />
</strong>Çalışan, işleyen demir pas tutmaz<br />
Âlim unutur da, kalem unutmaz</p>
<p><strong>Besmele ile başlamak<br />
</strong>Besmeleyle başlarız, hayırlı olsun kelâm<br />
Allaha hamdü senâ, Resûlüne de selâm</p>
<p><strong>Oruç ve sabır<br />
</strong>Oruç sabrın yarısı ateşe perde olur<br />
Mükâfatı büyüktür oruçlu felâh bulur</p>
<p><strong>Kadir gecesi<br />
</strong>Bin aydan faziletli, ne kadar kadri yüce<br />
Sayısız günahkâr kul, affa uğrar bu gece</p>
<p><strong>Ramazan gidiyor<br />
</strong>On bir ayın sultanı, bize veda ediyor<br />
İçimiz kan ağlasın, sevab ayı gidiyor</p>
<p><strong>Ramazana elveda<br />
</strong>Çok şükür Rabbimize orucu ettik eda<br />
Bugün ayrılıyoruz, ya Ramazan elveda</p>
<p><strong>Bayram<br />
</strong>Ramazan-ı şerifi memnun ederek salan<br />
Bugün artık sevinsin, orucu kabul olan</p>
<p><strong>Oruçlunun uykusu<br />
</strong>Oruçlunun uykusu bile bir ibadettir<br />
Ramazan mümin için ne büyük saadettir</p>
<p><strong>Bedenin zekâtı<br />
</strong>Buyuruldu ki: <strong>(Oruç zekâtıdır bedenin)<br />
</strong>Defteri sevap dolar onu eda edenin</p>
<p><strong>Sahur yemeği<br />
</strong>Sahur yemeklerinin fazileti pek çoktur<br />
Sahur yemeği için sual ve hesap yoktur</p>
<p><strong>Allah’ın emaneti<br />
</strong>Evde saliha kadın, şüphesiz büyük nimet<br />
Yüce Rabbimizden o, erkeklere emanet<br />
Rabbin emanetine etmeli çok riayet<br />
Çok zarar görür elbet, ona eden hıyanet</p>
<p><strong>Erkek ev işine karışmaz<br />
</strong>Erkek karışır ise, evin içine eğer<br />
İki cihanda bunun sıkıntısını çeker<br />
<strong><br />
Sultan üzülmez<br />
</strong>Mümin kadın sultandır onu üzmemek gerek,<br />
Belayı bulur er geç, sultanı üzen erkek,</p>
<p><strong>Dünya kusuru<br />
</strong>Dine zarar vermeyen kusuru görmemeli<br />
Dünya işleri için hanımı yermemeli</p>
<p><strong>Bir insan<br />
</strong>Edepliyse, kusuru öyle kolay görülmez<br />
Edepsizse iyilik etse değer verilmez</p>
<p><strong>Keskin sirke<br />
</strong>İnsan öfkeli iken, çok yanlış karar verir<br />
Unutma keskin sirke, küpüne zarar verir</p>
<p><strong>Selâmet istersen<br />
</strong>Mazlum ol, zâlim olma! Üzül de üzen olma<br />
Mahşerde hesap zordur, ezil de ezen olma</p>
<p><strong>Eden bulur<br />
</strong>Kötü cezasız kalmaz, eden bulur sonunda<br />
Elbette <strong>su testisi kırılır su yolunda</strong></p>
<p><strong>Sabır acıdır<br />
</strong>Allah için sabreden, sıratta atlı olur<br />
Sabır acı ise de, meyvesi tatlı olur</p>
<p><strong>Nimet &#8211; ganimet<br />
</strong>Dine hizmet ederken, sıkıntıyı nimet bil<br />
Herkese nasip olmaz, hizmeti ganimet bil</p>
<p><strong>Kötü arkadaş<br />
</strong>Kötü arkadaş seni, azdırır, yardan atar<br />
Bir gün gelir, bakarsın, beş para için satar</p>
<p><strong>Kalbin temiz ise<br />
</strong>Kalbi kara olana, günahlar kolay gelir<br />
Kalbi temiz olanlar, günahı zehir bilir</p>
<p><strong>Hayır dile<br />
</strong>Soğuk su katmayasın, hiç kimsenin aşına<br />
Hayır dile komşuna, hayır gele başına</p>
<p><strong>Geç kalma<br />
</strong>Zararın neresinden dönülse kârdır elbet<br />
Henüz nefes alırken, durma hemen tevbe et</p>
<p><strong>Ele kuyu kazmak<br />
</strong>Eden kendine eder, belâyı bulur azan<br />
Önce kendisi düşer, el için kuyu kazan</p>
<p><strong>Gülü bülbül bilir<br />
</strong>Gülün güzelliğini, ancak bülbül biliyor<br />
Sizin sevginiz bana, âb-ı hayat geliyor</p>
<p><strong>Bilenin korkusu<br />
</strong>Cam sarayda oturan, rastgele taş atamaz<br />
Dünyayı fâni bilen, gailesiz yatamaz</p>
<p><strong>Kışa yazdan hazırlık<br />
</strong>Dünyadan ahirete, halis ameller taşı<br />
Karıncadan ibret al, yazdan karşılar kışı</p>
<p><strong>Öfkenin zararı<br />
</strong>Kim ki öfkeyle kalkar, ahmak nefsine uyar<br />
İstediğini söyler, istenmeyeni duyar</p>
<p><strong>Sağlıklı hayat<br />
</strong>Sağlığını düşünen, mideyi az doyursun<br />
Az yersen az uyursun, çok yersen güç uyursun</p>
<p><strong>Kötü dost<br />
</strong>Kötü ile dost olan, umursamaz günahı<br />
Hak sözü duymaz olur,<strong> </strong>hatırlamaz Allahı</p>
<p><strong>Asıl pehlivan<br />
</strong>Pehlivan sayılıyor hasmını yere vuran<br />
Öfkesini yenenler işte asıl pehlivan</p>
<p><strong>Sabır ve zafer<br />
</strong>Cenab-ı Hak her zaman sabreden kulu sever<br />
Resulü buyuruyor: <strong>(Sabreden bulur zafer.)</strong></p>
<p><strong>Edeb<br />
</strong>Gafleti bırakmalı, ömür akar, su gibi<br />
Her yerde ve her zaman gözetmeli edebi</p>
<p><strong>Şifreli kasa<br />
</strong>Paraya gönül veren, bürünür sonsuz yasa<br />
Şifresi unutulur, kilitli kalır kasa</p>
<p><strong>Mihnet yeri<br />
</strong>Hizmet, ganimet iken, isteme istirahat<br />
Dünya mihnet yeridir salihler etmez rahat</p>
<p><strong>Affeden affedilir<br />
</strong>Cehenneme lâyıktır, Müslümana kin güden<br />
Elbet sevilir seven, affedilir affeden</p>
<p><strong>Fitne<br />
</strong>Allah lanet ediyor fitne fesat saçana<br />
Fertlerin, toplumların arasını açana</p>
<p><strong>Tevekkül<br />
</strong>Tedbir dinin emridir, edilmeli riayet<br />
<strong>(Deveni sıkı bağla sonra da tevekkül et)<br />
</strong><br />
<strong>Eken biçer<br />
</strong>Dünya nimet yeridir, ahiret âşığına<br />
Ne koyarsan aşına, o gelir kaşığına</p>
<p><strong>Acele şeytandandır<br />
</strong>Hep aceleci olma, ayakların burkulur<br />
Acele ile kalkan, pişmanlıkla oturur</p>
<p><strong>Tuzağa dikkat<br />
</strong>Yakını görmüyoruz, gözlerimiz uzakta<br />
Her an dikkat etmeli, ayağımız tuzakta</p>
<p><strong>Acele<br />
</strong>Yavaş ol, tökezlersin, düşüp başın yarılır<br />
Acele etsen de iş, olacağına varır</p>
<p><strong>Tatlı söz ve yılan<br />
</strong>Acı söz çok kimseyi çekip çıkarır dinden<br />
Tatlı söz de yılanı çıkarır deliğinden</p>
<p><strong>Tevazu ve kibir<br />
</strong>Mütevazı olana, tevazu ile yaklaş<br />
Kibirliyle dost olma, hemen ondan uzaklaş</p>
<p><strong>Sadaka gibi<br />
</strong>Tevazu fazilettir, çirkindir büyüklenmek<br />
Sadaka gibi sevap, kibirliye kibretmek</p>
<p><strong>Kalb temizliği<br />
</strong>Rab, şekle, mala değil, sadece kalbe bakar<br />
İmansız olan kalbi, sonsuz ateşte yakar</p>
<p><strong>Hakka dayan<br />
</strong>Pişman olmamak için, artık uyanmalısın<br />
Batılları bırakıp, hakka dayanmalısın</p>
<p><strong>İki baş<br />
</strong>Anarşidir ikilik, her takımı yatırır,<br />
Şüphesiz iki kaptan, bir gemiyi batırır.</p>
<p><strong>Acele iş<br />
</strong>Hızlı yaşayan kişi, ölüm ile yarışır<br />
Unutma ki <strong>acele işe şeytan karışır<br />
</strong><br />
<strong>Felsefeci<br />
</strong>Felsefeci sonradan olmayı inkâr eder<br />
Der ki bu âlem böyle gelmiş böyle gider</p>
<p><strong>Zırh<br />
</strong>Öyle başıboş gezme, ölüm gelir muhakkak<br />
Söndürme imanını, ibadet zırhını tak</p>
<p><strong>İyilik rehberi<br />
</strong>Bil ki salih arkadaş, iyiye rehber olur<br />
Kişi sevdiği ile elbet beraber olur</p>
<p><strong>Zengin ve zekât<br />
</strong>Salih zengin düşünür muhtaç olan fakiri<br />
Bilir ona aittir malının kırkta biri.</p>
<p><strong>Doğru esnaf<br />
</strong>Müjde doğru esnafa, eşi yok iyilikte<br />
Mahşer günü haşrolur, şehitlerle birlikte</p>
<p><strong>Kalbi temizlemek<br />
</strong>Hep gafletle dolaşma, biraz kendine acı<br />
Artık bulmaya çalış, kalb yıkayan ilâcı</p>
<p><strong>İmanın önemi<br />
</strong>Allah iman vermişse, daha ne vermedi ki?<br />
Ya iman vermemişse, bu kula ne verdi ki?</p>
<p><strong>Zühd nedir<br />
</strong>Düşmemek için asla harama ve şüpheye<br />
Zühd denir mubahların çoğunu terk etmeye</p>
<p><strong>Tesirli söz<br />
</strong>Takva sahibi ise, yazıp konuşan eğer<br />
Nasihat ettiğine, sözü de tesir eder<br />
<strong><br />
Îsâr nedir<br />
</strong>Kendisi muhtaç iken, elindekini kişi<br />
Başkasına verirse îsâr olur bu işi</p>
<p><strong>İbadet<br />
</strong>Şu olmalı ibadet edenin düşüncesi;<br />
Bu, hem Allahın emri, hem kulluk vazifesi..</p>
<p><strong>İslam’ın özeti<br />
</strong>Sacayağı gibidir; <strong>ilim, ihlâs ve amel</strong><br />
Birisi noksan ise, dinimiz tutmaz temel</p>
<p><strong>Adalet<br />
</strong>Âlimler buyurdu ki; “hikmet, şecaat, iffet<br />
Bir araya gelince, buna denir adalet.”</p>
<p><strong>Büyük cihat<br />
</strong>Resulullah buyurdu, bir harpten geldiği gün;<br />
<strong>“Döndük küçük cihattan, büyük cihada bugün.”<br />
</strong><br />
<strong>Sadık<br />
</strong>Kim ki Resulullaha, tâbi olursa eğer<br />
Sadıklardan olmanın, saadetine erer</p>
<p><strong>Müminin hali<br />
</strong>Her hâliyle gösterir mümin sadakatini<br />
Doğruluk ve ihlâsla yapar ibadetini</p>
<p><strong>Sabır<br />
</strong>Sabretmek; günahlardan sakınmaktır ilkönce<br />
Sonra tahammül gerek, dert ve belâ gelince</p>
<p><strong>Şecaat (kahramanlık)<br />
</strong>Şecaat göstermenin gerektiği bir yerde<br />
Korkaklık eden kimse, benzetildi merkebe</p>
<p><strong>Selamet isteyen<br />
</strong>Fazla şaka ve alay cahillik alâmeti<br />
Susmayı bilmelidir isteyen selâmeti<br />
<strong><br />
Hayâ<br />
</strong>Çirkin olan şeylerden arınma duygusudur<br />
Esası da, utanma ve Allah korkusudur</p>
<p><strong>Müminin vasfı<br />
</strong>İyilik ve ihsanda yarışır mümin olan<br />
Kin gütmez, dargın durmaz barışır mümin olan</p>
<p><strong>Vakar sahibi<br />
</strong>Bir hadis-i şerifte şöylece buyurulur;<br />
<strong>(Mümin vakar sahibi, yumuşak huylu olur.)</strong></p>
<p><strong>Hikmet<br />
</strong>Hikmet, hakkı batıldan ayıran bir kuvvettir<br />
Ruhun idrak gücünü gösteren bir haslettir</p>
<p><strong>Havf ve recâ<br />
</strong>Allahü teâlâdan çok korkmalı Müslüman<br />
Ümidi kesmemeli, rahmetinden de bir an</p>
<p><strong>Salih Müslüman<br />
</strong>Dünya menfaatini kalblerinden çıkaran<br />
Allah adamlarına denir salih Müslüman</p>
<p><strong>Tevbe<br />
</strong>Tevbe, pişman olmaktır, söz vererek Allaha<br />
Yapmamaya çalışmak, o günahı bir daha</p>
<p><strong>Tevazu<br />
</strong>Tevazu orta yoldur, ne gurur, ne de zül’dür<br />
Zıddına kibir denir, çoğu da tezellül’dür</p>
<p><strong>Merhamet<br />
</strong>Mümin cenab-ı Haktan diler af ve merhamet<br />
Kendisi de herkese, aynı davranır elbet</p>
<p><strong>İstişare<br />
</strong>Meşveret; kısacası ehline danışmaktır<br />
Başlamadan bir işe sebebe yapışmaktır</p>
<p><strong>Tevekkül<br />
</strong>Kalbin bütün işlerde, her şeyi Yaradan’a<br />
Teslimiyet gösterip güvenmesidir Ona</p>
<p><strong>İhsan<br />
</strong>Bir insana hakkından fazlasını vermektir<br />
Hakkını vermemek de zulmü reva görmektir</p>
<p><strong>En cömert zat<br />
</strong>Gelmiş-geçmiş-gelecek insanların cömerdi<br />
Kâinatın serveri, hazret-i Peygamberdi</p>
<p><strong>Hilm nedir?<br />
</strong>Gazabın, şiddetin ve sertliğin mukabili<br />
Hilm; yumuşaklık, ruhun sakin olması hâli</p>
<p><strong>Besmele<br />
</strong>Önce Besmele ile kapıdan içeri gir<br />
Rabbimiz şükredene, sayısız nimet verir</p>
<p><strong>Danışmak<br />
</strong>İstişare edenler, hiç pişman olmaz elbet<br />
Danışacak bir yerin varsa ne büyük nimet</p>
<p><strong>Şükür<br />
</strong>Şükreden kullarını cenab-ı Allah sever<br />
İmansız ölebilir şükredilmezse eğer<br />
<strong><br />
Sabır<br />
</strong>Sabır, haktan gelene, razı olmak demektir<br />
Her işte ve her zaman Allaha şükretmektir</p>
<p><strong>Tevazu göstermek<br />
</strong>İyi bil kibirdendir hep <strong>tevazu</strong> göstermek<br />
Bu aciz bu günahkâr diye kendini yermek</p>
<p><strong>En zor imtihan<br />
</strong>Hayat imtihanının gayet zor olanı var:<br />
Herkese ömür boyu, namus imtihanı var</p>
<p><strong>Haset<br />
</strong>Haset etmemek için, o kimseyi metheyle<br />
Hediye ver, öğüt ver, iyiliğini söyle</p>
<p><strong>Sözün esiri<br />
</strong>Bizlere esirdir söz, ağzımızdan çıkmadan<br />
Biz onun esiriyiz, çıkınca ağzımızdan<br />
<strong><br />
İyilere kötülük<br />
</strong>Kötüleri yaşatmak, iyilere ölümdür<br />
Zalimleri affetmek, mazlumlara zulümdür</p>
<p><strong>Yaşamak için yemek<br />
</strong>Sırf yiyip içmek için, koca ömür taşınmaz<br />
Yaşamak için yenir, yemek için yaşanmaz</p>
<p><strong>Binmeyi öğrenmek<br />
</strong>Şu dünya bir binektir, taşır binersen seni;<br />
Bilmezsen binmesini, taşıttırır kendini</p>
<p><strong>Baş kesen söz<br />
</strong>Öyle sözler vardır ki, keser kanlı savaşı<br />
Yine sözler vardır ki, kestirir suçsuz başı</p>
<p><strong>Az konuşmak<br />
</strong>Göz iki, kulak iki, ağzımız ise tektir<br />
Çok görüp, çok dinleyip, az söylemek gerektir</p>
<p><strong>Aç gözlü<br />
</strong>Gözü aç olan için, ömürde tokluk yoktur<br />
Kanaatkâr olana, bir lokma bile çoktur<br />
<strong><br />
Gülümse<br />
</strong>Güler yüzlü olmaya, geç kalmadan ver karar<br />
Unutma tebessümden kimseye gelmez zarar</p>
<p><strong>Her kapta ne varsa o sızar<br />
</strong>Bazıları sakindir, bazıları hep kızar<br />
Bir kapta ne var ise, içinden hep o sızar</p>
<p><strong>Gül tutan elde<br />
</strong>Kim iyilik ederse karşılığını alır<br />
Gül ikram eden elde, gülün kokusu kalır</p>
<p><strong>Vefalı kimse<br />
</strong>Vefalı olan kimse, hatayı görmez gider<br />
Yapılan iyiliği her zaman takdir eder</p>
<p><strong>Fakir ve zengin<br />
</strong>Fakir, zengin olsa da, mal hırsıyla yanandır<br />
Zengin, malı çok olan değil, kanaatkâr olandır</p>
<p><strong>Rast gele atış yapmak<br />
</strong>Elbette olur pişman düşünmeden konuşan<br />
Ateş edene benzer bakıp almadan nişan</p>
<p><strong>Kalb kırmak<br />
</strong>Herkesle iyi geçin, öfkelenip sert çıkma<br />
Kalb Allahın evidir, Kâbe’yi sakın yıkma</p>
<p><strong>Bakar kör olmak<br />
</strong>Göz gibi olma sakın, ötesini göremez<br />
Dünyaları görse de kendisini göremez</p>
<p><strong>Ayıp araştırmak<br />
</strong>Nefse öyle güvenme, akıl her şeye ermez<br />
Hep ayıp araştıran, kendinde ayıp görmez</p>
<p><strong>Akıl akıldan üstün<br />
</strong>Verimli kara toprak kumdan, çakıldan üstün<br />
Bir bilene sormalı, akıl akıldan üstün</p>
<p><strong>Altın anahtar<br />
</strong>Bir sanat öğrenenler, kalmaz elbette naçar<br />
Çünkü altın anahtar, her çeşit kapıyı açar<br />
<strong><br />
Akıllı düşman<br />
</strong>Hasır, ayı derisi olan posttan iyidir<br />
Akıllı düşman bile, ahmak dosttan iyidir</p>
<p><strong>Salihler yurdu<br />
</strong>Çalışanın ziyneti alnındaki teridir<br />
Unutma Cennet ancak salihlerin yeridir</p>
<p><strong>Mazlumun âhı<br />
</strong>Sakın kimseyi üzme, kulağın olmalı seste<br />
Alma mazlum âhını çıkar aheste aheste</p>
<p><strong>Allah isterse<br />
</strong>Hak irade edince her işi asan eder<br />
Halk eder sebebini bir anda ihsan eder<br />
<strong><br />
Kurtuluş reçetesi<br />
</strong>İşte özlü nasihat bütün müminlere has<br />
Kurtuluş için şarttır, ilim, amel ve ihlâs</p>
<p><strong>Öfke ve nefret<br />
</strong>Akıllı hep sakindir, göstermez hemen hiddet<br />
Öfkeli olanlardan elbet edilir nefret</p>
<p><strong>Ak akçe<br />
</strong>Gayen hak rızası olsun, çalışma asla ün için<br />
İktisat et, israftan kaç, ak akçe kara gün için</p>
<p><strong>Düşmana güvenilmez<br />
</strong>Dostunun dostluğuna itimat etmiyorsun<br />
Düşmanın dostluğuna nasıl güveniyorsun?</p>
<p><strong>İş işten geçince<br />
</strong>İhtiyaçla yanarken, bütün dostlar yok olur<br />
Araba devrilince, yol gösteren çok olur</p>
<p><strong>Gönlüme düştü<br />
</strong>Cemre, havaya düşer, toprak ve sudan önce<br />
Gönlüme hemen düştü, onu ilk kez görünce</p>
<p><strong>Akılsız baş<br />
</strong>Yapılan kötülükler çıkacak teker teker<br />
Akılsız başın cezasını ayaklar çeker</p>
<p><strong>Can kurtarma devri<br />
</strong>Önce can gelir sonra canan demişler<br />
Gemisini kurtaran kaptan demişler</p>
<p><strong>Danışmanın önemi<br />
</strong>Evde yapılan hesap, çarşıya uymaz elbet<br />
Danışarak iş yapan, pişmanlık duymaz elbet</p>
<p><strong>Pişmanlık tevbedir<br />
</strong>Tevbe kesin söz verip hep pişmanlık duymaktır<br />
Günahlardan vazgeçip hak emrine uymaktır</p>
<p><strong>Ferasetli bakış<br />
</strong>Marifet sahipleri ferasetle bakarlar<br />
Kalblerdeki kirleri bir bakışta yıkarlar</p>
<p><strong>İyi örnek<br />
</strong>Aldanmaman gerekir, her yüzüne gülene<br />
İyi örnek olasın senden sonra gelene</p>
<p><strong>İyilik ve kötülük<br />
</strong>Düşmanın olur dosta kötülük edersen<br />
Düşmanın da dost olur iyilik edersen</p>
<p><strong>Gençlik uçup gitti<br />
</strong>Gençlik kitabımı okudum bitti<br />
Ah bir ömür nasıl da uçup gitti<br />
<strong><br />
Yalnız Allah sevgisi<br />
</strong>Hak sevgisinden başka, güzel olan ne varsa<br />
Hepsi birer zehirdir, hatta şeker de olsa</p>
<p><strong>Gül<br />
</strong>Gonca gül ne yapar, bülbül de olmasa<br />
Aşkı bilinir mi, sararıp solmasa<br />
<strong><br />
Bülbül<br />
</strong>Garip bülbül ne yapar, gonca güle gitmese<br />
Aşkı nasıl bilinir, gece gündüz ötmese</p>
<p><strong>Başa kakmak<br />
</strong>Ettiğin iyiliği başa kakıcı olma<br />
Laf taşıma hiç onu buna takıcı olma</p>
<p><strong>Hasetten kurtuluş<br />
</strong>Haset etme kimseyi, niye onun var diye<br />
Onu övmelisin hep, ayrıca ver hediye</p>
<p><strong>Kızgınlık ateşi<br />
</strong>Öfkelenmek insanı, ateş gibi yandırır<br />
Hiddetin aşırısı hep nefret uyandırır</p>
<p><strong>Kanaat<br />
</strong>Kanaat her hâlinde Allaha şükretmektir<br />
Her şartta ve her zaman mevcutla yetinmektir</p>
<p><strong>Gafile söz nafile<br />
</strong>Öyle kolay uyanmaz, ne söylesen gafile<br />
Eğer nasibi yoksa ne söylesen nafile</p>
<p><strong>Adam adamdır<br />
</strong>Eşek eşektir olsa bile atlastan çulu<br />
Adam adamdır olmasa da parası pulu</p>
<p><strong>Akılsız iş<br />
</strong>Dünyaya para için öyle dalınır mı hiç?<br />
Ahireti verip de, dünya alınır mı hiç?</p>
<p><strong>Yolcu yoluna gerek<br />
</strong>Dünya bir hana benzer, biz de yolcu gibiyiz<br />
Dün geldik, bugün kaldık ve yarın gideceğiz</p>
<p><strong>Tevbe için tevbe<br />
</strong>Midemiz gayet dolu, ruhumuz ise çok aç<br />
İbadetler tevbeye, tevbe, tevbeye muhtaç</p>
<p><strong>Doğru yol tektir<br />
</strong>Ömür sermayesini sakın eyleme heder<br />
Sayısız yol var ancak birisi Hakka gider</p>
<p><strong>Sonsuz azap<br />
</strong>Sonsuz azap yanında her sıkıntı rahattır<br />
Acı değil de sanki uygun istirahattır</p>
<p><strong>Sinirlenmek</strong><br />
Şeytan sinirleneni hemen kolay kandırır<br />
Yüksek sesle bağıran hep nefret uyandırır</p>
<p><strong>Akla uygun din<br />
</strong>Dinde akla aykırı olan bir hüküm yoktur<br />
Ama akıl ermeyen şeyler belki pek çoktur</p>
<p><strong>Din akılla anlaşılmaz<br />
</strong>Dindeki hükümleri akıl ile anlamak<br />
Peygamberliğe olur elbette inanmamak</p>
<p><strong>Sevgi tarif edilmez<br />
</strong>Sevgi anlatılamaz, gelmez kaleme dile<br />
Gül, demişler bülbüle, ağlamış feryat ile</p>
<p><strong>Sağlık için<br />
</strong>Ruhun sağlığı, az günah işlemektedir<br />
Bedenin sağlığı, az yiyip içmektedir</p>
<p><strong>Çare sizsiniz<br />
</strong>Halinizden bellidir, pek çok çaresizsiniz<br />
Sebeplere yapışın, yine çare sizsiniz</p>
<p><strong>Ümit sizsiniz<br />
</strong>Niye kurtuluştan bu kadar ümitsizsiniz<br />
Haktan ümit kesilmez, yine ümit sizsiniz</p>
<p><strong>Çilesizsiniz<br />
</strong>Ne kadar mutlusunuz, ne de çilesizsiniz<br />
Bozulursanız eğer, artık çile sizsiniz</p>
<p><strong>Güvensizsiniz<br />
</strong>Hep yalan söylerseniz, elbet güvensizsiniz<br />
Doğru konuşursanız, artık güven sizsiniz</p>
<p><strong>Gönülsüz iş<br />
</strong>Kişi, angarya ile hedefine varamaz<br />
Hevessiz ve gönülsüz işini başaramaz</p>
<p><strong>Çile çekmek<br />
</strong>Kütükler yontulmadan düzgün tahta olamaz<br />
Çile çekmeyen insan, rahata kavuşamaz</p>
<p><strong>Temelsizsiniz<br />
</strong>Altyapınız yok ise, elbet temelsizsiniz<br />
Dini öğrenirseniz, artık Temel sizsiniz</p>
<p><strong>Servetsiz<br />
</strong>Ahlakça fakirseniz elbet servetsizsiniz<br />
Güzel ahlaklı olun, artık servet sizsiniz</p>
<p><strong>Yol kesici<br />
</strong>Bid’ati yaymak için çalışırsın dört koldan<br />
Yol kesici olma sen, çekil mübarek yoldan</p>
<p><strong>Gözü aç olmak<br />
</strong>Dünyaya malik olsa, cimrinin gözü açtır<br />
Sıkıntıları bitmez, o her zaman muhtaçtır<br />
<strong><br />
Sitem ve matem<br />
</strong>Kötüleri methetmek, iyilere sitemdir<br />
Zalimi alkışlamak, mazlumlara matemdir</p>
<p><strong>Hiddet nefret uyandırır<br />
</strong>Aşırı ise hiddet, uyandırır hep nefret<br />
Lüzumsuz şakalarda, elbet yok olur heybet</p>
<p><strong>Alışan kudurmuş gibidir<br />
</strong>Haramla yorulanın, akıttığı pis terdir<br />
Günahlara alışan, kudurmuştan beterdir</p>
<p><strong>Keklik avı<br />
</strong>Herkes aynı metotla, yola gelmez, tavlanmaz<br />
Davul zurna çalarak dağda keklik avlanmaz</p>
<p><strong>Kuş avlamak<br />
</strong>Avlanmayı bilene, ava gelmez kuş olmaz<br />
Belalara hazır ol, başa gelmez iş olmaz</p>
<p><strong>Dikensiz gül<br />
</strong>Dikensiz gül bulunmaz, hatasız da kul olmaz<br />
Gönül sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz</p>
<p><strong>Aman diyene<br />
</strong>Çorak toprağa tohum ekilmez<br />
Aman diyene kılıç çekilmez</p>
<p><strong>Fakir kimdir<br />
</strong>Dünya malı fanidir, bir hayal, bir yalandır<br />
Fakir, parasız değil, arzusu çok olandır<br />
<strong><br />
Hakkını helal et<br />
</strong>Çok sevaba kavuşmak istiyor isen şayet<br />
İyi kötü herkese, hakkın varsa helal et</p>
<p><strong>Uzun emel<br />
</strong>İnsanın halini ameli tartar<br />
Emeli artanın elemi artar<br />
<strong><br />
Ağlatan söz<br />
</strong>Âlemde nice göz var, sözden iyi anlatır<br />
Öyle söz de vardır ki, kuru gözü ağlatır</p>
<p><strong>Zirveye çıkmak<br />
</strong>Tam zirvedesin ama nasıl geldin oraya?<br />
Kimisi dimdik gelir, kimisi büzülerek<br />
Hem yılan da, şahin de çıkar en yüksek dağa<br />
Ama biri sürünerek, biri süzülerek</p>
<p><strong>Nasip meselesi<br />
</strong>Eğer rast giderse işin<br />
Taşa bile geçer dişin<br />
Ama ters giderse işin<br />
Aş yerken kırılır dişin<br />
<strong><br />
Hakkı sökerek almak<br />
</strong>Hiç kimseden sakın beddua alma<br />
İyilik altında ezilip kalma<br />
Hakkımı sökerek alırım deme<br />
Her zaman mazlum ol da, zalim olma</p>
<p><strong>Elin tavuğu<br />
</strong>İnsan sahip olduğu nimeti hep küçümser<br />
Fakat sahip olmadığı şeyi ise önemser<br />
Mesela elin tavuğu ele kaz görünür<br />
Çok çirkin olsa bile karısı kız görünür</p>
<p><strong>Sırrı gizlemek<br />
</strong>Rabbin ihsan eder, nimet verirse<br />
İyilik etmekten kaçıcı olma<br />
İnsanın başına bir iş gelirse<br />
Sırrını herkese açıcı olma</p>
<p><strong>İyilik eyle<br />
</strong>Ömrünü geçirme faydasız şeyle<br />
Ya sükût et otur, ya hayır söyle<br />
Yaptığını başa kakıcı olma<br />
Elinden geldikçe iyilik eyle</p>
<p><strong>Dinin direği<br />
</strong>Namaz dinin direği, kul olmanın gereği<br />
Günahlara kefaret, ibadetin yüreği</p>
<p><strong>Namaza mani iş<br />
</strong>Namaza mani işte, elbette hayır yoktur<br />
Doğru namaz kılana müjdeler gayet çoktur</p>
<p><strong>Namaz</strong> <strong><br />
</strong>Araç değil amaçtır, İslam’ın binasıdır<br />
Gözlerin nurudur, kalblerin cilasıdır<br />
<strong><br />
Namaz önemlidir<br />
</strong>Namaza önem verip doğru dürüst kılmalı<br />
Yalan yanlış kılmaktan utanıp sıkılmalı</p>
<p><strong>Dua kabul olmaz<br />
</strong>Namaz kılmayanların kabul olmaz duası<br />
İyi işler yapsa da, silinmez kalbin pası</p>
<p><strong>Namaz ve iman<br />
</strong>Kişi namaz kılmazsa, imanı sağlam kalmaz<br />
Kolayca küfre girer, farkında bile olmaz<br />
<strong><br />
Kalbin şifası<br />
</strong>Namaz kalbe şifadır, gönülleri şen eder<br />
Doğru kılındığında, kötülükten men eder</p>
<p><strong>İlahi rıza<br />
</strong>Namazdır insanı Rabbine bağlayan<br />
Namazdır ilahi rızayı sağlayan</p>
<p><strong>En efdal amel<br />
</strong>Namaz en efdal amel, edası pek çok sevap<br />
Kabirde nurlu ışık, Münker Nekir’e cevap</p>
<p><strong>Gafletle namaz kılmak<br />
</strong>Her kim kötülüklerden değil ise selâmet<br />
Namazını gafletle kıldığına alâmet</p>
<p><strong>İhlâslı namaz<br />
</strong>İhlâsla namaz kılan, kavuşur her nimete<br />
Hiç sıkıntı çekmeden, doğru girer Cennete<br />
<strong><br />
Cemaat<br />
</strong>Namaz kılarak göster, Mevla’ya itaati<br />
Fazileti büyüktür kaçırma cemaati</p>
<p><strong>Sonsuz mutluluk<br />
</strong>Kurtuluş kolaylaşır, secdeye değse başlar<br />
Çünkü sonsuz mutluluk, ancak namazla başlar</p>
<p><strong>Yarına bırakma<br />
</strong>Hep düşünmelisin kışı ve yazı<br />
Kıl namazı bırak ahmakça nazı<br />
Hep “yarın kılarım” diyen kişinin<br />
Bugün kılındı cenaze namazı</p>
<p><strong>Danışmak<br />
</strong>İstişare sünnettir, danışan dağı aşar<br />
Danışmayan zavallı, düz yolda bile şaşar</p>
<p><strong>Karganın kılavuzluğu<br />
</strong>Sapık şeyh çoğaldıkça, zil takıp oynar şeytan<br />
Kurtulamaz pislikten, rehberi karga olan</p>
<p><strong>Gözden ırak olmayın<br />
</strong>Sevgi yakınlık ister, kaçan mahrum kalırmış<br />
Gözlerden ırak olan, gönülden de olurmuş</p>
<p><strong>Bir bilene danış<br />
</strong>Şaşkınlık içindesin, sendeki bu çile ne?<br />
Eğer bin bilsen bile, gel danış bir bilene</p>
<p><strong>Soran bulur<br />
</strong>Bilmemek ayıp değil, sormamak ayıp olur<br />
Ehline soran kişi, hakiki yolu bulur</p>
<p><strong>Sohbetin önemi<br />
</strong>Herkes zanneder ki sıhhat gibi devlet olmaz<br />
Ehli de bilir ki sohbet gibi nimet olmaz</p>
<p><strong>Gönül işi<br />
</strong>Eğer gönlün bizim için çarparsa<br />
Fizan’da olsan da yanımızdasın<br />
Eğer gönlün başka diyarlardaysa<br />
Yanımızda olsan da uzaktasın</p>
<p><strong>Sevilen güzeldir<br />
</strong>Kaptırırsa bir âşık, gönlünü bir güzele<br />
Rahat edemez asla, başka güzel yanında<br />
Yüz demet fesleğen verseler de bülbüle<br />
Koklamaz hiç birini, yine gider o güle</p>
<p><strong>Kimseye baki değildir<br />
</strong>Mal-ü mülke olma mağrur, deme var mı ben gibi?<br />
Bir muhalif yel eser, savurur harman gibi</p>
<p><strong>Güç iş<br />
</strong>Kıyamet yaklaştıkça, güçleşir uymak dine<br />
Ateş almaya benzer avucunun içine</p>
<p><strong>Ecel şerbeti<br />
</strong>Ecelin şerbetini herkes bir gün içecek<br />
Ettiğini bulacak, ektiğini biçecek</p>
<p><strong>Öleceksin<br />
</strong>Nasıl yaşarsan yaşa, muhakkak öleceksin<br />
İstediğini topla, bir gün terk edeceksin<br />
<strong><br />
Eken biçer<br />
</strong>Şu dünya ahiretin tarlasıdır muhakkak<br />
Bil ki tohum ekmeden mahsul umanlar ahmak<br />
<strong><br />
Herkes ektiğini biçer<br />
</strong>Bugün ne ekmişsen, yarın onu biçersin<br />
Yaşayışın nasılsa, elbet öyle göçersin</p>
<p><strong>Ölüm<br />
</strong>Ne kadar çok yaşasan, ölüm vardır muhakkak<br />
Gün gelir herkes için, vaki olur emr-i hak</p>
<p><strong>Ölmeden önce ölmek<br />
</strong>Elbette kaçınılmaz ecel gelince ölmek<br />
Ama ne saadettir ölmeden önce ölmek</p>
<p><strong>Ölüm pusuda<br />
</strong>Bilinmez ölüm seni bekliyor nerelerde<br />
O halde onu bekle her zaman ve her yerde</p>
<p><strong>Ayrılık<br />
</strong>Tomurcuk gül de solar, bir gün kopar dalından<br />
Elbet herkes ayrılır, sevdiğinden, malından!.<br />
<strong><br />
Ölüm var</strong><br />
Unutma bu dünya boş, geçicidir sanma hoş<br />
Ölümden kurtuluş yok, nereye koşarsan koş<strong><br />
</strong><br />
<strong>Dün öldü<br />
</strong>Dün öldü, bugün ise, sanki can çekişmede<br />
Yarın henüz doğmadı, doğmayacak belki de</p>
<p><strong>Üç şey<br />
</strong>Felaketten kurtulup, olmak isteyen halâs<br />
Şu üç şeye sarılsın: ilim, amel ve ihlâs.</p>
<p><strong>Sözüm çok sana<br />
</strong>Az söyledim, çekindim kalbini kırmamaya,<br />
Ürkütmek istemedim, yoksa sözüm çok sana.</p>
<p><strong>Mahrum kalan<br />
</strong>Nimete kavuşana, afiyet şeker olsun,<br />
Nimetten mahrum kalan, suçu kendinde bulsun.<br />
<strong><br />
Hakka teslimiyet<br />
</strong>Kim Ona korkusundan ağzını açabilir,<br />
Teslim olmaktan başka, nereye kaçabilir?</p>
<p><strong>Şükür<br />
</strong>Vücuttaki her zerre, gelse de dile,<br />
Şükrün binde birini yapamaz bile.</p>
<p><strong>Siperlenmek<br />
</strong>Düşmana hücum edilmez, her zaman her meydanda,<br />
Savunmak, siperlenmek lazım olur bazan da.</p>
<p><strong>Saadet<br />
</strong>Her işin ihlâs olsun, serde oldukça canın,<br />
Elbette saadeti budur iki cihanın.</p>
<p><strong>Çocukken<br />
</strong>Çocukken öğrenmeli en güzel hareketi,<br />
Baharından bilinir senenin bereketi.</p>
<p><strong>Mazlumun duası<br />
</strong>Her tarafı sarsa da, zalimlerin belası,<br />
Hepsini yere serer, bir mazlumun duası.</p>
<p><strong>Sebeplere yapışmak<br />
</strong>Sebeplere yapışan, elbette kalmaz naçar,<br />
Rabbim dilerse ona, sayısız kapı açar.</p>
<p><strong>Müminin miracı<br />
</strong>İyi bilmeli namaz, ebediyet tacıdır,<br />
Yerin göğün nuru ve müminin miracıdır.</p>
<p><strong>Küfür İman<br />
</strong>Dini doğru öğrenmek gerekir her insana,<br />
Küfrü bırakmadıkça, kavuşulmaz imana.<br />
<strong><br />
İlmihal ve namaz<br />
</strong>İlmihali okuyup dinimizi bilelim,<br />
Namaza yapışarak, kalbden pası silelim.<br />
<strong><br />
Mağrur olma<br />
</strong>Dünyaya olma mağrur, deme var mı ben gibi<br />
Muhalif bir yel eser, savurur harman gibi.</p>
<p><strong>Haddini bilmek<br />
</strong>Haddini bilmek gibi, ilim ve irfan olmaz,<br />
Hak aşkıyla sulanan bahçenin gülü solmaz.</p>
<p><strong>Cehalet ve ilim<br />
</strong>Her türlü iyiliğin düşmanı cehalettir,<br />
İlimden uzak kalmak, çok büyük felakettir.</p>
<p><strong>Hasret<br />
</strong>Dostun ayrılığından, kalbim kan ağlıyor,<br />
Hasret ateşi yakıp ciğerimi dağlıyor.</p>
<p><strong>Tevekkül<br />
</strong>Tevekkül sahibinin yardımcısı Hak olur,<br />
Yardımcısı Hak olan, nasıl olsa kurtulur.<br />
<strong><br />
Gel<br />
</strong>Hasta ruha can veren, etkili bakışa gel,<br />
Kıymetli silsileye götüren akışa gel.</p>
<p><strong>Haktan ayrılmamalı<br />
</strong>İhlâsla amel etmek, mümini usandırmaz,<br />
Doğru yolda gideni, Rabbimiz utandırmaz.</p>
<p><strong>Fırsatı kaçırma<br />
</strong>Ehl-i sünneti öğren, boşuna inat etme,<br />
Fırsat eldeyken uyan, ömrünü berbat etme.</p>
<p><strong>Düşmanı güldürme<br />
</strong>Hâline şeytan güler, görünce bu gafleti,<br />
Yapış dine, güldürme kendine o laneti.</p>
<p><strong>Hüner<br />
</strong>İnsanoğlu bir fener, âkıbet bir gün söner,<br />
Harap olmuş bir kalbi, tamir etmektir hüner.</p>
<p><strong>İlim<br />
</strong>İlim yoksa din çekilir, milletin arasından,<br />
Kurtulmalı cehalet denen yüz karasından.</p>
<p><strong>Gaflet<br />
</strong>Cehennem azabına, kimler dayanabilir?<br />
Gaflet içinde yatan, nasıl uyanabilir?</p>
<p><strong>Ruh<br />
</strong>İnsan denilen varlık, el, kol, ayak, baş değil,<br />
İnsan ruha denilir, burun, kulak, kaş değil.</p>
<p><strong>Evliya<br />
</strong>Velinin zahirine bakar gafil serseri,<br />
Evliya candır, canlı cana olur müşteri.</p>
<p><strong>Yağmur gibi<br />
</strong>Dertlere maruz kalır, enbiya ve evliya,<br />
Semadan yağmur gibi, onlara yağar belâ.</p>
<p><strong>Sevmekten maksat<br />
</strong>Onu sevmekten maksat, sıkıntıyı tatmaktır,<br />
Başkalarından gelen, tadı silkip atmaktır.</p>
<p><strong>Sebebe yapış<br />
</strong>Hakka bırak işini, sebebe yapış yeter,<br />
Peki diyorsan eğer, bu sözümü et rehber!<br />
<strong> </strong><br />
<strong>Asıl marifet<br />
</strong>Ehl-i hüner, kendine her mihneti zevk eder,<br />
Bilir ki neşe ve keder, her zaman gelip gider.</p>
<p><strong>Mezar<br />
</strong>Gitti gençlik, fayda yok, etsek de hep âh-u zar,<br />
Hazırlıklı olmalı, bizi bekliyor mezar.</p>
<p><strong>Hak yoldan sapma<br />
</strong>Dininden taviz verme, paraya pula tapma,<br />
Nefse, şeytana uyup, Ehl-i sünnetten sapma.</p>
<p><strong>Dünya<br />
</strong>Bu dünya gelip geçer, burda sonsuz kalınmaz,<br />
Malın pek çok olsa da, asla murat alınmaz.</p>
<p><strong>Malın hesabı<br />
</strong>Mal mülk biriktirmekle insan niçin yorulur?<br />
Mirasçılar yer içer, hesap ondan sorulur.</p>
<p><strong>Ayrılık<br />
</strong>Yıllarca ayrı kalsam, seni her an anarım,<br />
Hasret ateşi ile durmaz her gün yanarım.</p>
<p><strong>Kader keder</strong><br />
Gurbet ellere düştüm, böyle imiş kaderim,<br />
Sıkıntım tükenmiyor, çoğalıyor kederim.</p>
<p><strong>Kimsesizler kimsesi<br />
</strong>Herkesin var bir kesi, bu bi kesin yok kimsesi,<br />
Bu kesin, sen ol kesi, ey kimsesizler kimsesi.</p>
<p><strong>Evliyanın sohbeti<br />
</strong>Erenlerin sohbeti, öyle kolay bulunmaz,<br />
Sohbete kavuşanlar, feyizden mahrum kalmaz.</p>
<p><strong>Akıllı ve ahmak<br />
</strong>Akıllı mallarını, yok etmez, hayra verir,<br />
Ahmak ele bırakır, düşmanı sevindirir.<br />
<strong><br />
Nasipsiz kimse<br />
</strong>Bir kimse iyiliğe elverişli değilse,<br />
İstifade edemez, Peygamberi de görse.</p>
<p><strong>Niçin<br />
</strong>Kâmil mürşidin yoksa niçin talep etmezsin?<br />
Varsa ne duruyorsun, niçin ona gitmezsin?</p>
<p><strong>Âlemlere rahmet<br />
</strong>Rabbimizin mahbubu, Hazret-i Muhammed’dir,<br />
Cismi pak, ismi Ahmed, âlemlere rahmettir</p>
<p><strong>Viran olur<br />
</strong>Kanma fani dünyaya, gün gelir viran olur,<br />
Bu sürdüğün demlerin, hepsi de yalan olur.</p>
<p><strong>Dilerse<br />
</strong>Rabbim dilerse eğer, herkes sana yol verir<br />
Sebepleri yaratır, ihsan edip bol verir.</p>
<p><strong>Boş gelmeli<br />
</strong>Boş geldim evimizden, hiç bir şey getirmedim,<br />
Ne biliyorsam hepsini yalnız senden öğrendim.</p>
<p><strong>Bulunmaz hazine<br />
</strong>Âlimin her kelamı, bulunmaz hazinedir,<br />
Bir sohbeti, yıllarca, bitmez kütüphanedir.</p>
<p><strong>İmanlı olmak<br />
</strong>Çingeneye kan göründü, berrak olan Nil nehri,<br />
Fakat su gördü Hazret-i Musa ile ümmeti.</p>
<p><strong>Terazi<br />
</strong>Adalet terazisi, bir gün elbet kurulur,<br />
Herkesin yaptığı iş, teker teker sorulur.</p>
<p><strong>Adam sen de<br />
</strong>Haram helal demeyip, bulduğunu yiyenler,<br />
Yarın azap çekecek, adam sen de diyenler.</p>
<p><strong>Kibirlenmemeli<br />
</strong>Şeker kamışı boşum dedi de, şekerlendi,<br />
Kavak ise yükseldi, hemen baltayı yedi.</p>
<p><strong>Esrarlı kuş<br />
</strong>Bu öyle bir kuştur ki, tarif edemem sana,<br />
Zümrüdü Anka ile bulunuyor yan yana.</p>
<p><strong>Danışmak<br />
</strong>Salihlere danışan doğru olanı bulur,<br />
Kerimlerle yapılan işler pek kolay olur.</p>
<p><strong>Âşık maşuk<br />
</strong>Maşuklar denizinin görünmez asla dibi,<br />
Âşıkların sesleri çıkar bir davul gibi.</p>
<p><strong>Aşk olmasaydı<br />
</strong>Eğer aşk olmasaydı, sevgiyi kim yayardı?<br />
Şiiri, ilahiyi, kim okur, kim duyardı?</p>
<p><strong>Mehtap<br />
</strong>Şöyle rahat bir gece ve hoş mehtap bul bana,<br />
Açıklarım her şeyi, işte o zaman sana.</p>
<p><strong>Hikmet<br />
</strong>Ya Rab, ne muazzamdır bütün işlerin senin,<br />
Elbette aklı ermez, hikmetine kimsenin.</p>
<p><strong>Bahane<br />
</strong>Demeyin, (Henüz genciz, her şeyimiz şahane).<br />
Ölüm gelince olur, baş ağrısı bahane.</p>
<p><strong>Dinin direği<br />
</strong>(Namaz karın doyurmaz) diyen ahmak çok olur.<br />
Kişi kılmazsa namaz, din yıkılır, yok olur.</p>
<p><strong>Zehirdir<br />
</strong>Rabbi anmaktan başka, ne güzellik varsa,<br />
Hepsi cana zehirdir, şeker bile olsa.</p>
<p><strong>Tedbir ve takdir<br />
</strong>Gerekli tedbirini al, takdir nedir bilinmez,<br />
Yaratanın takdiri, tedbirle de değişmez.</p>
<p><strong>Hazinenin nişanı<br />
</strong>İstenen hazinenin, nişanı verildi sana,<br />
Artık dönmemelisin, o yana ve bu yana.</p>
<p><strong>Gözyaşı<br />
</strong>Neler yapar gözyaşı ile edilen dua,<br />
Binlerce top ve tüfek, onu yapamaz asla.</p>
<p><strong>Sözüm çoktur<br />
</strong>Yeterince bildirdim, fazla şey sorma bana,<br />
Belki de incinirsin, yoksa sözüm çok sana.</p>
<p><strong>Sohbet<br />
</strong>Halk içinde, muteber bir şey yok, devlet gibi,<br />
Gerçekte devlet olmaz, bir saat sohbet gibi.</p>
<p><strong>Aşkın ateşi<br />
</strong>Aşkın ateşi kalbden kalblere akar gider,<br />
Maşuktan başkasını, ne varsa yakar gider.</p>
<p><strong>İki şeyin hasreti<br />
</strong>Hasrette iki şeyin, bulunmaz yoktur eşi,<br />
Bunun biri gençliktir, diğeri din kardeşi.</p>
<p><strong>Belki faydalanırsın<br />
</strong>Dinin için gerekli her şey söylenmiş sana,<br />
Belki faydalanırsın, ya çarpar kulağına.</p>
<p><strong>İşin özü<br />
</strong>Kitaplardan naklettik, sana işin özünü,<br />
Sakın yabana atma, büyüklerin sözünü.</p>
<p><strong>Güzellik<br />
</strong>Ne de olsa bulunur, bir güzellik çirkinde,<br />
İnci gibi görünür bütün dişler zencide.</p>
<p><strong>Kıymetini bil</strong><br />
Ehl-i sünnet yolunu, aynen naklettim sana,<br />
İster kıymetini bil, istersen darıl bana.</p>
<p><strong>Nazı bırakmalı<br />
</strong>Hak yola baş koyanın, harika olsa da pek,<br />
Nazlanmayı bırakıp, hep naz çekmesi gerek.</p>
<p><strong>Dost<br />
</strong>Herkes farklıdır, kimi yaya, kimi atlıdır,<br />
Ama dosttan konuşmak, elbet daha tatlıdır.</p>
<p><strong>Tükenmez sözüm<br />
</strong>Lafımı uzatmadım, anlarsın iki gözüm,<br />
Belki kalbin kırılır, yoksa tükenmez sözüm.</p>
<p><strong>İş budur<br />
</strong>İbadetler yapılmazsa, kurtuluş ümidi güçtür,<br />
Asıl mesele budur, bundan başkası hiçtir.</p>
<p><strong>Beşer şaşar<br />
</strong>İnsan beşer, bazen şaşar, eder hata üçer beşer,<br />
Yürürken düz yolda bile, ayakları sürçer, düşer.</p>
<p><strong>Usanma<br />
</strong>Senelerce yaşarım, sonsuz kalırım sanma!<br />
Hep iyilik etmekten sakın bıkıp usanma</p>
<p><strong>Gençlik<br />
</strong>İyi tohum ekmeli, şu gençliğin çağında,<br />
Ne ekmişsek biçeriz, elbet Cennet bağında.</p>
<p><strong>İki kimse<br />
</strong>Şu iki kimse elbet ölümü hatırlamaz<br />
Haramlardan sakınmaz, biri de namaz kılmaz!</p>
<p><strong>Bir gün<br />
</strong>Unutma bir gün gelir, tutmaz olur bu eller<br />
Elbette söyleyemez, Allah demeyen diller!</p>
<p><strong>Tevbe<br />
</strong>Elbette kurtulacak tevbeyle ölen kişi<br />
Müjdelere kavuşur günahsız gelen kişi</p>
<p><strong>Öfke<br />
</strong>Hem keskin sirke, küpe zarar verir diyoruz<br />
Buna rağmen kızıyor, küplere biniyoruz</p>
<p><strong>Allah için sevgi<br />
</strong>Kim sevdiğini Allah için severse eğer<br />
Çok sıkıntı çekse de, bunlar her şeye değer.</p>
<p><strong>Aklı yoktur<br />
</strong>Görülmeyen şeye yok diyenin yoktur aklı<br />
Olsa görülür idi diyen değil mi haklı?</p>
<p><strong>Naz çekmek gerek<br />
</strong>Nazlı olsa da, aşka yakalanan kişi<br />
Hep naz çekmek olmalı artık onun işi</p>
<p><strong>Feryat<br />
</strong>Âşıkların feryadı, boş değil, manidardır.<br />
Elbette sözlerinde, ibretli çok şey vardır.</p>
<p><strong>Dostun ayrılığı<br />
</strong>Dostların ayrılığı, çok gelir, sürse de az,<br />
Gözde bir kıl olursa, kim buna hiç aldırmaz?</p>
<p><strong>Kötülük ve iyilik<br />
</strong>Kötülüğe kötülük, her kişinin kârıdır<br />
Kötülüğe iyilik, er kişinin kârıdır.</p>
<p><strong>Akla güvenme<br />
</strong>Hep akla güvenenin, ayağı tahtadandır,<br />
Tahta olan ayağa, denilir mi sağlamdır?</p>
<p><strong>İhlâs<br />
</strong>Makbul ibadet için, ihlâslı olmak gerek,<br />
Elbet işe yaramaz, içi boş bir çekirdek.</p>
<p><strong>Zordur<br />
</strong>Ona kavuşmak zordur, denizde ve karada<br />
Derin uçurumlar ve sarp dağlar var arada.</p>
<p><strong>Allah aşkı<br />
</strong>Ne mutlu Allah aşkı her tarafı sarıyor<br />
Kalb onu düşünüyor, gözler onu arıyor</p>
<p><strong>Onun için<br />
</strong>O, ne iyi bir dil ki, her an onu anıyor<br />
Ne talihli bir kalb ki, onun için yanıyor</p>
<p><strong>Yol<br />
</strong>Rahatı bırakmalı, bu bir çile yoludur.<br />
Teçhizatsız gidilmez, yollar çok korkuludur.</p>
<p><strong>Âşık<br />
</strong>Âşık yaya olsa da, yolunda atlıdır o,<br />
Dağda belde sürünmez, uçar kanatlıdır o.</p>
<p><strong>Medeni olmak<br />
</strong>Eğer medeni olmak, açmak ise bedeni,<br />
Demek ki şu hayvanlar, Batı’dan da medeni</p>
<p><strong>Sohbet<br />
</strong>Gönül ne kahve ister, ne kahvehane<br />
Gönül hep sohbet ister, kahve bahane</p>
<p><strong>Bela yazmaz<br />
</strong>İnsana bela gelmez, Rabbimiz yazmadıkça,<br />
Rabbimiz bela yazmaz, insanlar azmadıkça.</p>
<p><strong>Ölümü unutur<br />
</strong>Şu iki kimse elbet ölümü hatırlamaz:<br />
Biri haramdan kaçmaz, biri de namaz kılmaz</p>
<p><strong>Diploma<br />
</strong>Diplomaya güvenir, kendini âlim sanır,<br />
Böyle kimse şeytana, gayet kolay aldanır.<br />
<strong><br />
Cepsiz kefen<br />
</strong>Sonun cepsiz kefendir, zengin ol, yahut fakir<br />
Varlığa mağrur olan, mecnun değil de nedir?</p>
<p><strong>Kurban bayramı</strong><br />
Gönüller neşe dolsun, bayram mübarek olsun,<br />
Kestiğimiz kurbanlar, sıratta binek olsun!</p>
<p><strong>Rast giderse</strong><br />
Rast gider ise işin<br />
Her şey yoluna girer<br />
Taşa da geçer dişin</p>
<p>Ters gider ise işin<br />
Muhallebi yer iken<br />
Kırılıverir dişin</p>
<p><strong>Batı medeniymiş</strong><br />
Eğer medeni olmak, açmak ise bedeni,<br />
Demek ki şu hayvanlar, Batı’dan da medeni.</p>
<p><strong>Diploma</strong><br />
Diplomaya güvenir, kendini âlim sanır,<br />
Böyle kimse şeytana, gayet kolay aldanır.</p>
<p><strong>Tabut ve yakut</strong><br />
Tahtadan olsa da, korkutur tabut,<br />
Taştan yapılsa da, ziynettir yakut.</p>
<p><strong>İbret almak<br />
</strong>İbret almak gerekir, çağımızın halinden,<br />
Yer taşımaz isyanı, yarılır vebalinden.</p>
<p><strong>Nemelazımcılık<br />
</strong>Şu nemelazımcılık, bizi yiyip bitirir,<br />
En güzel hasletleri, birer birer götürür.</p>
<p><strong>Herkes ektiğini biçer<br />
</strong>Serden geçer de insan, yardan geçebilir mi?<br />
Kötülük eken kimse, hayır biçebilir mi?</p>
<p><strong>Yalancı<br />
</strong>Yalancının evi yanmış, hiç kimse inanmamış,<br />
Çünkü herkes o yine, bir yalan söyledi sanmış.</p>
<p><strong>Allah dostunu seven<br />
</strong>Kişi sevdikleriyle beraber olacaktır,<br />
Allah dostunu seven, elbet kurtulacaktır.</p>
<p><strong>Dost ve düşman<br />
</strong>Şerrin azı da çoktur, hayra bir sınır yoktur,<br />
Bin dost olsa da azdır, bir düşman bile çoktur</p>
<p><strong>Beterin beteri<br />
</strong>Gel haline şükreyle, beterin beteri var,<br />
Hiç bir şey kötü değil, imansız ölmek kadar.</p>
<p><strong>Ahirete hazırlık<br />
</strong>Tarlaya arpa eken, nasıl buğday biçer ki?<br />
Ömrü imansız geçen, nasıl mümin göçer ki?</p>
<p><strong>Bir tut</strong><br />
Mecnuna deli deme, Leyla ile bir tut<br />
Bir damlayı hor görme, derya ile bir tut<br />
Eğer ilmiyle amil, değilse bir âlim<br />
Bülbül gibi şakısa, karga ile bir tut!<br />
<strong><br />
Sen nesin?<br />
</strong>Deliysen doktora git, ölüysen mezara gir,<br />
Müminsen dine uy ki, kalmasın pislik ve kir.</p>
<p><strong>Zakir ve hakir<br />
</strong>Şükreden şâkir olur, zikreden zâkir olur,<br />
Allah’ı tanımayan zelil ve hakir olur.</p>
<p><strong>Akılsız</strong><strong><br />
</strong>Göremediği şeye, yok diyenin yoktur aklı<br />
(Aklı olsa görünürdü) diyen ne kadar haklı<br />
<strong><br />
Gözyaşı<br />
</strong>Mümin için gözyaşı, ilahi bir rahmettir,<br />
Rabbimizden kuluna ihsandır, merhamettir.<br />
<strong><br />
Ağlamak<br />
</strong>Dünya için ağlamak, aşağılık, zillettir,<br />
Acayiplikten öte, katmerli cehalettir.<br />
<strong><br />
Dünya<br />
</strong>Dünya peşinde koşmak, kasvettir, felakettir,<br />
Boşuna bir zahmettir, apaçık dalalettir.</p>
<p><strong>Herkes ektiğini biçer<br />
</strong>Nasıl yaşarsan yaşa, elbet bir gün göçersin,<br />
Ettiğini bulursun, ektiğini biçersin!</p>
<p><strong>İslam gelince<br />
</strong>İslamiyet gelince, değişti hep insanlar,<br />
İmanla şereflendi nice puta tapanlar.</p>
<p><strong>Marifet ehli<br />
</strong>Kâmil mürşid olanlar, firâsetle bakarlar,<br />
Zulmetteki kalblere nurlu ışık yakarlar.</p>
<p><strong>İhlaslı ol<br />
</strong>Bütün ibadetleri ihlâs ile edâ et<br />
Allah rızâsı için, neyin varsa fedâ et</p>
<p><strong>Niye bugün değil<br />
</strong>Yarın iyi bir tevbe edeceğim ben dersin<br />
Bugünü yarınlara sebepsiz ertelersin.</p>
<p><strong>Adamsız elbise<br />
</strong>Çok fakirin sesi yok, yeni elbisesi yok,<br />
Bazı elbiseler var, içinde kimsesi yok</p>
<p><strong>Malını bırakacaksın<br />
</strong>Nasıl yaşarsan yaşa, mezara gideceksin<br />
Biriktirdiğin malı, bir gün terk edeceksin</p>
<p><strong>Dini bilmek için<br />
</strong>Senin bildiklerini çoluk çocuk bilemez,<br />
İlmihal okumayan dinini öğrenemez.</p>
<p><strong>Dine uymak zorlaşır<br />
</strong>Kıyamet yaklaştıkça, güçleşir uymak dîne<br />
Ateş almaya benzer avuçların içine.</p>
<p><strong>Bilgi sizsiniz<br />
</strong>Yoksa ilmihaliniz, gayet bilgisizsiniz,<br />
İlmihaliniz varsa, artık bilgi sizsiniz.</p>
<p><strong>Değer sizsiniz<br />
</strong>İmansızsanız eğer, elbet değersizsiniz<br />
İmana kavuşunca, artık değer sizsiniz.</p>
<p><strong>Akılsız başın cezası<br />
</strong>Cahil öfkelendikçe, çocuğa dayak çeker.<br />
Baş akılsız olunca, cezayı ayak çeker.</p>
<p><strong>Araba devrilince<br />
</strong>Araba devrilince, yol gösteren çok olur<br />
Yardım istendiğin an, hepsi birden yok olur.</p>
<p><strong>Gül için figan<br />
</strong>Bülbülün figanı var,<br />
Gülle halvet anı var,<br />
Canansız can aşksızdır,<br />
Her canın cananı var.</p>
<p><strong>Mazlumun gözyaşları</strong><br />
Aldatmasın şatonun, renkli mermer taşları,<br />
Kralı suda boğar, mazlumun gözyaşları.</p>
<p><strong>Tefekkür</strong><br />
Çekirdek içinde orman gizlidir,<br />
Zehirler içinde derman gizlidir,<br />
Bunları ibretle tefekkür gerek,<br />
Tahıl tanesinde harman gizlidir.</p>
<p><strong>Neye yarar<br />
</strong>Altının yanında pul neye yarar?<br />
Hakkı tanımayan kul neye yarar?<br />
Doğru diye herkes bir yolda gider,<br />
Cennete çıkmayan yol neye yarar?</p>
<p><strong>Bülbülün derdi<br />
</strong>Dikenle gül dost olmuş,<br />
Bülbülün gözü dolmuş,<br />
Göğe çıkmış feryadı,<br />
Tutup saçını yolmuş.</p>
<p>Demişler ki hey bülbül,<br />
Al sana lale sümbül,<br />
Bülbül ah çekip der ki<br />
İstemem, ille de gül.</p>
<p><strong>Yeni sene</strong><br />
Yıllar gelip geçiyor, geldi yeni bir sene,<br />
Boşa harcama ömrü, kıymetini bilsene!<br />
<strong><br />
Ölüm korkusu<br />
</strong>Kim Allah’tan korkarsa, ölüm ona yâr olur,<br />
Kim korkmazsa ölürken, dünya ona dar olur.</p>
<p><strong>İhlasla kılınan namaz<br />
</strong>Vaktinde ihlâs ile kılınırsa bir namaz,<br />
Hem bir engel çıkarmaz, hem de yolda bırakmaz.<br />
<strong><br />
Can verme telaşı<br />
</strong>Veren de, alan da O, ne var ki acınacak?<br />
Telaşını gören de, bu can senin sanacak?</p>
<div><strong> </strong></div>
<p><strong>Kurtuluş fırkası<br />
Doğru iman edenin yardımcısı Haktır.<br />
Ehl-i sünnet olanlar ancak kurtulacaktır.</p>
<p></strong></p>
<p><strong>Aşure günü oruç<br />
</strong>Üzerinden gafleti hemen atmalı mümin,<br />
Yarın aşure günü, oruç tutmalı mümin.<br />
<strong><br />
Sızdıran kap<br />
</strong>Edepsiz olan kişi, her şeye hemen kızar,<br />
Bir kapta ne var ise, dış yüzüne o sızar.<br />
<strong><br />
Nefs kendine taptırır<br />
</strong>Nefis her kötülüğü yaptırmaya çalışır,<br />
Kibirlenir, kendine taptırmaya çalışır.<br />
<strong><br />
Eken biçer<br />
</strong>İyi güzel tohum ek, hayatın her çağında!<br />
Ektiğini biçersin, elbet cennet bağında.</p>
<p><strong>Şu iki kişi<br />
</strong>Şu ikisi ölümü asla hatırlayamaz,<br />
Birisi haram işler, biri de namaz kılmaz!</p>
<p><strong>Tevbe eyle<br />
</strong>Canın bedende iken tevbe eyle Allaha,<br />
Bırak o günahları hiç işleme bir daha.</p>
<p><strong>Mümine Mirac<br />
</strong>Namaz dertlere deva, mahşerde başlara taç,<br />
Doğru kılınır ise, mümine olur miraç.</p>
<p><strong>Allah için uyku<br />
</strong>Allah için değilse, uykusuz kalmak boştur,<br />
Eğer onun içinse, uyusan da çok hoştur.<br />
<strong><br />
Kalbteki taşı erit<br />
</strong>Namaz imanın başı, akıt gözünden yaşı,<br />
Doğru namaz kılarak, erit kalbdeki taşı.<br />
<strong><br />
İman dolu gönül<br />
</strong>Ne mutlu o kişiye, okuduğu Kur’an ola!<br />
Ezanları işitince, gönlüne iman dola!</p>
<div><strong> </strong></div>
<p><strong>Müminin miracı namaz<br />
Namazı doğru kılmak, saadetin tacıdır,<br />
İyi bilin ki namaz, müminin miracıdır.<br />
</strong><strong><br />
Ruh ve beden sağlığı<br />
</strong>Ruhun sağlığı için, az günah işlemeli,<br />
Beden sağlığı için de az yiyip içmeli.</p>
<p><strong>Çalışarak dua<br />
</strong>Önce çalışmak, sonra dua dinin esası,<strong><br />
</strong>Kabule şayan olur, çalışanın duası.<br />
<strong><br />
Usanma<br />
</strong>Dünyada çok yaşarım, sonsuz kalırım sanma!<br />
İyilikten ibadetten, sakın bıkıp usanma.<br />
<strong><br />
Allah de</strong><br />
Öyle bir gün gelir ki, tutmaz olur bu eller,<br />
Şehadet söyleyemez, Allah demeyen diller!</p>
<p><strong>İntihar etme<br />
</strong>İntihar çare değil, kurtulmazsın ölünce,<br />
Anlarsın elbet sorgu melekleri gelince.</p>
<p><strong>Berat gecesi<br />
</strong>Berat gecesi rahmet kapıları açılır,<br />
Müminlerin üstüne ne nimetler saçılır.</p>
<p><strong>Dikensiz gül<br />
</strong>Dikensiz gül olmaz derler,<br />
Bu, vermez dikene değer?<br />
Kıymeti olmaz dikenin,<br />
Yanında gül yoksa eğer.</p>
<p><strong>Kader<br />
</strong>Kader, sanki beyaza yazılan beyaz yazı,<br />
Görünmediği için, silemeyiz beyazı.</p>
<p><strong>Sohbet</strong><br />
Halk indinde, devlet gibi nimet yoktur,<br />
Bilmezler ki, sohbet gibi nimet yoktur.</p>
<p><strong>Kurban kes</strong><br />
Gücün yeterse eğer, Allah için kurban kes,<br />
Sırattan geçirir ve aldırır rahat nefes.</p>
<p><strong>Dünya zevkleri geçer</strong><br />
Dünya zevkleri geçer, kalmaz birinden eser,<br />
Müjde ona ölürken Azrail&#8217;e gülümser.</p>
<p><strong>Aşure günü</strong><br />
Bugün tutulan oruç, bir seneye bedeldir,<br />
Diğer ibadetler de, çok kıymetli ameldir.</p>
<p><strong>Salih amel</strong><br />
Çalış hep ibadet et, bırak uzun emeli,<br />
Son nefesine kadar, koyma salih ameli!</p>
<p><strong>Beynamaz<br />
</strong>Bırak şu yaramazı, günahkâr beynamazı,<br />
Sonra kılarım derdi, dün kılındı namazı.</p>
<p><strong>Kötü arkadaş<br />
</strong>Yılan sokarsa seni, sadece candan eder,<br />
Kötü arkadaş hem can, hem de imandan eder.</p>
<p><strong>İstişare bilmeyen</strong><br />
İstişare bilmeyen, danışmadan iş işler,<br />
Sonunda pişman olur, gider demiri dişler.</p>
<p><strong>Danışmayan</strong><br />
Danışmadan iş yapan, elbet işinden olur,<br />
Demirleri ısırır, birkaç dişinden olur.<br />
<strong><br />
Resulullah&#8217;ın miracı<br />
</strong>Işık hızı yetişmez, benzeri yok cihanda,<br />
Bilinmeyen yerlere gidip geldi bir anda.</p>
<p><strong>Nankörün fendi<br />
</strong>Kurnaz olan nankörün, anlamazsın fendini,<br />
Bir iyilik etmişsen, koru ondan kendini!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/dini-siirler/cesitli-nukteler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hadis-i kudsi</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/hadisler/hadis-i-kudsi.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/hadisler/hadis-i-kudsi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 01:51:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hadisler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4629</guid>
		<description><![CDATA[Hadis-i kudsi Sual: Hadis-i kudsi ne demek, onlar da Peygamberimizin sözü değil mi? CEVAP Peygamber efendimizin, mânâsı da, kelimeleri de kendisinden olan sözlerine hadis denir. Mânâsı Allahü teâlâ tarafından bildirilip de, Peygamber efendimizin kendi kelimeleriyle bildirdiği sözlere ise hadis-i kudsî denir. Bunun için, hadis-i kudsiler nakledilirken, (Allahü teâlâ hadis-i kudside buyurdu ki…) denir. S. Ebediyye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;">Hadis-i kudsi</span></h4>
<p>Sual: Hadis-i kudsi ne demek, onlar da Peygamberimizin sözü değil mi?<br />
CEVAP<br />
Peygamber efendimizin, mânâsı da, kelimeleri de kendisinden olan sözlerine hadis denir. Mânâsı Allahü teâlâ tarafından bildirilip de, Peygamber efendimizin kendi kelimeleriyle bildirdiği sözlere ise hadis-i kudsî denir. Bunun için, hadis-i kudsiler nakledilirken, (Allahü teâlâ hadis-i kudside buyurdu ki…) denir. S. Ebediyye ve diğer kitaplarımızdaki hadis-i kudsilerden bazıları şöyledir:<br />
(Önce gelenleriniz, sonra gelenleriniz; küçüğünüz, büyüğünüz; dirileriniz, ölüleriniz; insanlarınız, cinleriniz; en müttekî, itaatli kulum gibi olsanız, büyüklüğüm artmaz. Aksine olarak, hepiniz, bana karşı duran, Peygamberlerimi aşağı gören düşmanım gibi<span id="more-4629"></span> olsanız, ilahlığımdan bir şey eksilmez. Allah, sizden ganîdir, Ona hiçbiriniz lazım değildir. Siz ise, var olmanız için ve varlıkla kalabilmeniz için ve her şeyinizle, hep Ona muhtaçsınız.)<br />
(Azamet ve kibriya bana mahsustur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, çok acı azab ederim.)<br />
(Ya Âdem! Muhammed aleyhisselamın ismiyle, her ne isteseydin kabul ederdim, Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım.)<br />
(Ey Resulüm! Sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım.)<br />
(Ey Resulüm, İbrahim Halilim [dostum] ise de, sen de Habibimsin [sevgilimsin].)<br />
(Evliya bir zata düşmanlık eden, bana savaş açmış olur.)<br />
(Bir kimse, kendisine farz yaptığım ibadeti yapmakla bana yaklaştığı gibi, hiçbir şeyle yaklaşamaz.)<br />
(Bir kulum bana yaklaşırsa [sevgime ve rızama kavuşursa], ona sesleri duyurur ve saklı şeyleri gösteririm.)<br />
(Dostlarımı insanlar içinde gizlerim, onları kimse bilmez.)<br />
(Yere ve göğe sığmam, fakat mümin kulumun kalbine sığarım.)<br />
(Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belalara sabretmeyen, benden başka Rab arasın. Yeryüzünde kulum olarak bulunmasın!)<br />
(Rahmetim gadabımı aşmıştır. Hasta kulumun günahını affeyledim!)<br />
(Oruç benim için tutulur. Onun karşılığını ben veririm!)<br />
(Kulum, beni nasıl umarsa, onu öyle karşılarım. Öyle ise, benden hep iyilik bekleyin!)<br />
(La ilahe illallah benim (kale)mdir. Bunu okuyan, kale’me girmiş olur. Kale’me giren de, azabımdan kurtulur.)<br />
(Ey Âdemoğlu! Ömrünü dünyayı toplamakla harcettin. Cenneti hiç istemedin.)<br />
(Nefsini, düşmanın bil! Çünkü o, bana düşmandır.)<br />
(Ey kulum! Seni kendim için yarattım. Başka şeylerle oyalanma! Rızkına kefilim, kendini üzme!)<br />
(Ey dünya! Bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet edene güçlük göster!)<br />
(Beni zikreden [hatırlayan] kulumla birlikteyim.)<br />
(Ey Âdemoğlu! Beni sevmek istersen dünya sevgisini kalbinden çıkar, çünkü benim muhabbetimle dünya sevgisini bir kalbde asla cem etmem. Ey Âdemoğlu! Benim sevgimle beraber dünya sevgisini nasıl istersin! Öyle ise, benim sevgimi ve rızamı, dünyayı [dinin yasakladığı şeyleri] terk etmekte ara! Ey Âdemoğlu! Her işini benim emirlerime uygun olarak yap, ben de, senin kalbine muhabbetimi doldururum.)<br />
(Bütün dinler içinde, İslamiyet’i seçtim. Bu din, cömertlik ile ve güzel huyla tamam olur. Bu dini, her gün, bu ikisiyle tamamlayın!)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/hadisler/hadis-i-kudsi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Healthy Eating in Ramadan</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/english-islamic/healthy-eating-in-ramadan.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/english-islamic/healthy-eating-in-ramadan.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 01:54:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[English- Islamic]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4621</guid>
		<description><![CDATA[Healthy Eating in Ramadan Question: What should be observed for healthy eating and drinking in Ramadan? ANSWER The answer that a physician friend of ours has given is as follows: It is witnessed that people who have an unbalanced diet in Ramadan develop many health problems, such as lack of energy, depression, stomach ache, indigestion, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;">Healthy Eating in Ramadan</span></h4>
<p><strong></strong><strong>Question: </strong>What should be observed for healthy eating and drinking in Ramadan?<br />
<strong>ANSWER<br />
</strong>The answer that a physician friend of ours has given is as follows:</p>
<p>It is witnessed that people who have an unbalanced diet in Ramadan develop many health problems, such as lack of energy, depression, stomach ache, indigestion, and blood pressure drop. Just as it is wrong not to get up for pre-dawn meal (<em>sahur</em>) or to consume excess fatty foods during it, so it is wrong to overindulge and to eat a wide variety of foods<span id="more-4621"></span> when breaking the fast at dusk (<em>iftar</em>), to have foods that raise blood glucose levels quickly, to eat dishes fast, and not to drink water adequately. For <em>iftar</em> and <em>sahur</em>, foods that are light, rich in fiber, and vegetable-based should be preferred to foods that are heavy and fatty.</p>
<p>Some health tips for Ramadan are as follows:<br />
<strong>1. </strong>Take care to prepare an <em>iftar</em> table that offers well-balanced foods for dietary needs. <strong><br />
</strong><br />
<strong>2. </strong>Start breaking the fast with foods first that are light and contain little fat. Gorging oneself results in putting excessive strain on the empty stomach. In this case, one will have gastro-intestinal complaints, such as indigestion, heaviness in the stomach, acidity, heartburn, nausea, constipation, and swelling in the intestines. Therefore, the fast should be broken with such foods as dates, cheese, tomatoes, olives, and whole wheat bread or with such light foods as soup and vegetable dishes with meat. Providing opportunity for digestion, one, after 15-20 minutes, should continue with low-fat grilled meat, bean, vegetable dishes, salads, <em>ayran</em> (a yogurt-based beverage), and <em>cacık</em> (Turkish dish, which is made of yogurt, salt, crushed garlic, and chopped cucumber).</p>
<p><strong>3. </strong>Prefer low glycemic index foods, such as bulghur pilaf, whole wheat bread, or whole wheat pasta to high glycemic index foods that give a more rapid rise in blood glucose levels, such as white bread and rice pilaf.</p>
<p><strong>4. </strong>Eat slowly and chew foods well.</p>
<p><strong>5. </strong>At <em>iftar</em>, have light dishes that are cooked by grilling, boiling, or steaming rather than deep fried and fatty dishes.</p>
<p><strong>6. </strong>Prefer milk-based desserts to heavy desserts.</p>
<p><strong>7. </strong>Drink 2-2.5 liters of water or beverages that contain water between sunset and dawn.</p>
<p><strong>8.</strong> If you eat foods between meals, prefer fruits.</p>
<p><strong>9. </strong>Consume tea and coffee one or two hours after meals because they reduce the absorption of iron.<br />
<strong><br />
10. </strong>Avoid smoking cigarettes at <em>iftar</em> before being full. Smoke it 20 minutes later at the very least. The reason is that when cells in the body wait for foods, they will instantly face a density of poisons, nicotine for one. In this case, blood clots, so the risk of a heart attack increases. Because cells immediately start carrying poison instead of oxygen, many cells, especially brain cells, die. The body sustains severe damage.<br />
<strong><br />
11. </strong>Do not regard dinner as sufficient for the fast of the following day. Get up for pre-dawn meal without fail and eat something, be it a little. Prefer light foods. During very long hours of hunger, blood glucose levels and blood pressure decrease. Acid secretion in the empty stomach increases. With the prolongation of hunger hours the following day, metabolic rate slows down; lack of energy and headaches emerge. Therefore, pre-dawn meal must not be skipped so as not to stay hungry during the night and the following day.</p>
<p><strong>12. </strong>The amounts and varieties of foods to be eaten at <em>sahur</em> are very critical. As the metabolic rate slows down at <em>sahur</em>, (fatty and heavy) foods that are consumed at that time are mostly transformed into fats. Additionally, when one eats fatty and heavy foods and goes to sleep, one may end up with serious stomach trouble. Instead of them, one should have a meal that is light, low in fat, rich in protein to meet the daily protein needs, and contains complex sugars that do not raise blood sugar levels quickly.</p>
<p>A light meal that contains milk, cheese, olives, whole wheat bread, soup, tomatoes, cucumbers, chili peppers, jam or a meal that contains milk, oat flakes, and fruits is the most appropriate. Daily water need is 2-2.5 liters. As it will not be possible to drink water all day long, consume plenty of fluids at pre-dawn meal.</p>
<p><strong>Bad breath and fasting<br />
Question: </strong>My dentures cause stench. If I clean them with tooth paste when I am fasting, it is <em>makruh</em>. Since it is prohibited to disturb others, is it permissible for me to clean my teeth with tooth paste?<br />
<strong>ANSWER<br />
</strong>You should clean your teeth with toothpaste at <em>sahur</em>. If you remove your dentures, it will be possible to clean them more easily. Since no food will be consumed during the following day, you will not have stench that emanates from food remnants because of your teeth. You will have bad breath only because of hunger. To prevent it, you should clean your mouth with a <em>miswak</em> (a twig of certain trees used to clean teeth) thoroughly. <em>Miswak</em> reduces bad smell. To use a <em>miswak</em> after noon is <em>makruh</em> in the Shafi&#8217;i Madhhab. Because the smell of the mouth of a fasting person is more beautiful to Allahu ta&#8217;ala than all scents, it is considered <em>makruh</em> to remove this beauty. But it is not <em>makruh</em> in the Hanafi Madhhab. A <em>miswak</em> should be neither dry nor wet, but should be just moist. A new <em>miswak</em> will be more effective.<br />
<strong><br />
You can do the following at <em>iftar</em> and <em>sahur</em>:<br />
</strong>Eating parsley is helpful in the prevention of bad breath.<br />
Consuming fresh yogurt is beneficial as well.<br />
Drink tea while eating a meal or after a meal.<br />
Drinking water that has been added lemon juice removes bad breath.<br />
Chew sugar-free gum.<br />
Eating apples is beneficial as well.<br />
You should gargle with salt water or baking powder.</p>
<p>If you put some of them into practice, you will prevent bad breath.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/english-islamic/healthy-eating-in-ramadan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ammâr Bin Yâser</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/islami/ammar-bin-yaser.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/islami/ammar-bin-yaser.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 01:48:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4618</guid>
		<description><![CDATA[Ammâr Bin Yâser Şehîd oğlu şehîd. Ammâr bin Yâser, ilk Müslümanların otuzuncusudur. Süheyb-i Rûmî ile birlikte, Dâr-ül Erkam&#8217;da aynı vakitte Müslüman olmuşlardı. O zaman Peygamber efendimiz Dâr-ül Erkam&#8217;da bulunuyordu. Ammâr bunu şöyle anlatıyor: Bir gün Hazret-i Erkam&#8217;ın evinin önünde Hazret-i Süheyb bin Sinan&#8217;a rastladım. Ona dedim ki: - Burada ne yapıyorsun? - Sen ne yapıyorsun? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Ammâr Bin Yâser</span></strong></h4>
<div>
<p><strong>Şehîd oğlu şehîd.</strong></p>
<p>Ammâr bin Yâser, ilk Müslümanların otuzuncusudur. Süheyb-i Rûmî ile birlikte, Dâr-ül Erkam&#8217;da aynı vakitte Müslüman olmuşlardı. O zaman Peygamber efendimiz Dâr-ül Erkam&#8217;da bulunuyordu. Ammâr bunu şöyle anlatıyor:</p>
<p>Bir gün Hazret-i Erkam&#8217;ın evinin önünde Hazret-i Süheyb bin Sinan&#8217;a rastladım. Ona dedim ki:<br />
- Burada ne yapıyorsun?<br />
- Sen ne yapıyorsun?<br />
- Ben içeri gireceğim ve Hazret-i Muhammed&#8217;in sözlerini dinleyip bildirdiği dîne gireceğim. Müslüman olacağım.<br />
- Ben de aynı maksatla buraya<span id="more-4618"></span> geldim.</p>
<p><strong>İçeri beraber girdik</strong><br />
Böylece ikimiz beraber içeri girdik. O sırada Peygamber efendimiz de orada bulunuyordu. Beraber Müslüman olduk, akşama kadar orada kaldık. Akşamdan sonra evimize döndük.</p>
<p>İmâm-ı Mücâhid buyurdu ki:<br />
- Mekke&#8217;de Müslüman olduğunu ilk açıklayan, önce Resûlullah sonra da Ebû Bekir, Bilâl, Habbâb, Süheyb, Ammâr ve annesi Sümeyye hanımdır.</p>
<p>Peygamber efendimiz halkı açıktan îmâna çağırmaya başlayınca, müşrikler, kimsesiz Müslümanlara ezâ ve cefâ etmeye başladılar. Ebû Tâlib hayatta iken, putperestler, Resûl-i ekreme kötülükte bulunamazlardı. Eshâbdan tanınmış kimselere de kavimlerinin himâyesi ve aşîretlerinin kalabalık oluşu sebebiyle, istedikleri gibi ezâ ve cefâ edemezlerdi.</p>
<p>Ancak Müslümanların kimsesizlerini ve fakirlerini bulup, bunlara çeşit çeşit azâb ile eziyet edip, türlü cefâlar ederlerdi. Bunların içinde en çok eziyet görenler, Bilâl, Süheyb, Habbâb ve Ammâr bin Yâser&#8217;dir.</p>
<p>Müşrikler Ammâr&#8217;ı yalnız yakaladıkları zaman Ramda mevkiine, Mekke kayalıklarına götürürler, elbiselerini çıkarıp, demir gömlek giydirirler, günün sıcağında kızmış taşlarla dağlarlar, ba&#8217;zan da sırtını ateşle dağlar, kızgın güneş altında aç ve susuz bırakıp derlerdi ki:<br />
- Muhammed&#8217;in dîninden dön, Lat ve Uzzâya tap kurtul!</p>
<p>Ba&#8217;zan da kuyuya daldırıp boğmak isterlerdi. Onlar, bu dayanılmaz cefâlara sabredip,<br />
<strong>- Rabbim Allah, Peygamberim Muhammed aleyhisselâmdır,</strong> diyerek İslâm dîninden dönmezlerdi.</p>
<p>Ebû Huzeyfe bin Mugîre, Ammâr&#8217;ın babası Yâser&#8217;in dostu olduğu ve sözleşme gereğince yardım etmesi lâzım geldiği hâlde, o da müşriklerle bir olup, o Müslüman âileye, arkalarına ateş yapıştırmak sûretiyle işkence yapıyordu.</p>
<p><strong>Dilim dilim doğrasanız</strong><br />
Benî Mahzûm kabîlesinin ileri gelenleri, Ammâr bin Yâser&#8217;in babasına ve vâlidesi Sümeyye&#8217;ye işkenceye devâm edip, sıcak günde kuma gömerler ve üzerinde et pişecek kadar sıcak taşları, gövdesine dizerlerdi. Sonra derlerdi ki:<br />
- Lât ve Uzzâ, Muhammed&#8217;in dîninden iyidir deyin!</p>
<p>Bunun üzerine onlar da şöyle cevap verirlerdi:<br />
<strong>- Derimizi yüzseniz, etimizi dilim dilim doğrasanız sizi dinlemeyiz. Allahtan başka ilâh yoktur. Muhammed aleyhisselâm O&#8217;nun kulu ve Peygamberidir.</strong></p>
<p>Yine bir gün, Resûlullah efendimiz Bathâ denilen yerden geçerken, Yâser âilesine işkence yapıldığını görüp çok üzüldüler. Hazret-i Yâser suâl etti:<br />
- Yâ Resûlallah! Zamanımız hep böyle işkence ile mi geçecek?</p>
<p>Peygamber efendimiz de buyurdu ki:<br />
<strong>- Sabrediniz ey Yâser âilesi! Sevininiz ey Ammâr âilesi! Hiç şüphesiz, sizin mükâfât yeriniz Cennettir.</strong></p>
<p>Ammâr bin Yâser&#8217;in, Kureyşli müşriklerden gördüğü işkence, dillere destân olacak şekildedir. Bir defasında Ammâr Resûlullah efendimize gelerek hâlini arz etti:<br />
- Yâ Resûlallah! Müşriklerin bize yaptığı işkenceler son haddine vardı.</p>
<p>Resûlullah efendimiz onların bu hâlini biliyor ve onlar için üzülüyordu. Buyurdu ki:<br />
<strong>- Sabrediniz ey Yakzân&#8217;ın babası! </strong></p>
<p>Sonra da şöyle duâ ettiler:<br />
<strong>- Yâ Rabbî! Ammâr âilesinden hiç kimseye Cehennem azâbını tattırma.</strong></p>
<p><strong>Ey ateş, serin ol</strong><br />
Yine bir gün Mekke müşrikleri Ammâr&#8217;a ateşle eziyet ve işkence ediyorlardı. Resûlullah efendimiz orayı teşrif ettiler. Buyurdular ki:<br />
<strong>- Ey ateş! İbrâhim&#8217;e </strong>(aleyhisselâm) <strong>olduğun gibi, Ammâr&#8217;a da serin ve selâmet ol.</strong></p>
<p>Daha sonra Ammâr, sırtını açtığında ateşin izi görünüyordu. Bu iz Resûlullah efendimizin duâsından önce idi.</p>
<p>Yine güneşin çok yakıcı olduğu bir gündü. Güneş sanki bütün Mekke&#8217;yi yakmak istiyordu. Toprağın üstünde ve altındaki bitkiler kavrulmuştu. Çöl ve taşlık bölgeler, kızgın bir ekmek fırınını andırıyordu. Kureyşli Mahzumoğulları, daha da kızgındılar!</p>
<p>Yâser ve hanımı Sümeyye&#8217;ye, yapmadık işkence bırakmadılar. Fakat bu Yemenli Müslümanlar, onların bunca işkencelerine rağmen onların isteklerini yerine getirmedi. Nihayet Yâser&#8217;i kızgın taşlar üzerine yatırdılar. Üzerindeki kısa çöl elbisesini yırttılar.</p>
<p>Burası, Mekke&#8217;nin baştan başa taşlık ve çorak bir semtiydi. Hiç su bulunmadığı için zalimler, burayı seçmişlerdi. Güneş en fazla bir saatte, her insanı pişirebilirdi. Ama yere yatırılan Yemenli Müslüman, gülüyordu! Putperest Mahzumoğulları, hırslarından çatlıyacak gibiydiler. Hepsi kıpkırmızı olmuşlardı. Nihayet Yâser&#8217;in bir koluna, bir deve; öbür koluna, başka bir deve bağladılar. Ayaklarına da, aynı şeyi yaptılar.</p>
<p>Sonra içlerinden, en dinsizi bağırdı:<br />
- Hemen şimdi, İslâm dînini inkâr edeceksin!</p>
<p>Hazret-i Yâser:<br />
- Allah birdir, O&#8217;ndan başka tapılacak ilâh yoktur. Muhammed aleyhisselâm, Allahın Resûlüdür, diye haykırdı. Hâin müşrik, şiddetle üzerine doğru eğildi:<br />
- O hâlde, hiç görülmedik şekilde, can vermeye hazırlan!</p>
<p>İşte o zaman, gerçekten, dünyada pek görülmemiş bir vahşet emri verildi.</p>
<p><strong>Dağlar taşlar tekrarladı</strong><br />
4 gaddar cellât, 4 deveyi aynı anda; ellerindeki yanmış ağaçlarla dağladılar. Can havliyle, dört bir yana koşuşan develer; Hazret-i Yâser&#8217;i, doğru Cennete uçurdular. Dağlar taşlar, kurtlar kuşlar, yerlerdeki ve göklerdeki Melekler; aynı ilâhi kelimeyi tekrarlıyorlardı:<br />
<strong>- Lâ ilâhe illallah. Muhammedün Resûlullah.</strong></p>
<p>Bu manzaraya, insan yüreği dayanır mı? Fakat Sümeyye Hâtun dayandı. Çünkü kat&#8217;î olarak biliyordu ki; sevgili kocası Yâser şu anda, Cennet-i âlâdadır.</p>
<p><strong>Bize doğru yolu gösterdi</strong><br />
Yâser âilesinin ezâya ve bir musîbete uğramadığı gün, hemen hemen yok gibiydi. Hazret-i Yâser&#8217;i ve oğlu Abdullah&#8217;ı, görülmedik şiddetli bir işkence ile şehîd ettikten sonra, Sümeyye Hâtun İslâmın en büyük düşmanıyla karşılaştı. Ebû Cehil sırıtarak dedi ki:<br />
- İnandığın Allah, kocanı ölümden kurtaramadı!</p>
<p>Sümeyye Hâtun sükûnetle cevap verdi:<br />
- Allah O&#8217;nu, Cennetine aldı. Kocamı; sizin gibi putlara, paraya ve dünyaya tapınmaktan kurtardı. Allahü teâlânın Resûlü O&#8217;na ve bize doğru yolu gösterdi. Ey Allah ve Resûlullah düşmanı! Sen git, kendi ahmaklığınla yaşa! Kocaman kafanı, vücûdundan kopardıkları gün; içinde beyin olmadığı anlaşılacaktır. Ama o zaman, ne fayda!</p>
<p>Ebû Cehil&#8217;in hakikaten, kocaman olan kafası kızdı ve bağırdı:<br />
- Sus, ey Ebû Huzeyfe&#8217;nin kölesi! Benim gibi bir efendiye, bunları nasıl söyliyebilirsin?<br />
- Sen, köpekten de aşağılıksın! Çünkü kuduz köpekler bile; sizin yaptığınız şekilde insan öldürmezler.</p>
<p>Ebû Cehil, elindeki kısa mızrakla oynuyordu. Birden onu, kadıncağıza fırlattı. Sümeyye Hâtun oracıkta şehîd oldu. İslâm&#8217;da ilk şehîd olan bunlardır. Ya&#8217;nî kadınlardan Sümeyye Hâtun, erkeklerden Hazret-i Yâser idi.</p>
<p>Hazret-i Ammâr&#8217;a da Mugireoğulları, böyle işkenceler yapmışlardı. Müşrikler yine suya batırarak işkence yapmış oldukları bir sırada, Peygamberimiz Ammâr bin Yâser&#8217;e rastlamıştı. Ammâr ağlıyordu. Kâinâtın efendisi mübârek elini, onun gözlerinin üzerine sürdü ve buyurdu ki:<br />
<strong>- Bir daha kâfirler seni yakalayıp suya batırırlar ve sana, şöyle şöyle söyle, derler ve bu işkenceyi tekrarlarsa, onların söyletmek istediklerini söyleyiver, işkenceden kurtul! </strong></p>
<p>Mugireoğulları Ammâr&#8217;ı bir gün yakaladılar. Meymun kuyusunun içine batırdılar.<br />
- Sen Muhammed&#8217;i inkâr edip, putlarımıza dönünceye kadar seni bırakmıyacağız, dediler.</p>
<p>Hazret-i Ammâr da, kâfirlerin dediklerini, kalbiyle kabûl etmediği hâlde diliyle söyledi.</p>
<p><strong>Îmân ile doludur</strong><br />
Resûl-i ekreme, &#8220;Ammâr kâfir oldu&#8221; diye haber verildi. Resûlullah efendimiz buyurdu ki:<br />
<strong>- Hâşâ! O kâfir olmaz. Baştan ayağa kadar îmândır ve eti ile derisi arası îmân ile doludur. </strong></p>
<p>Ammâr, küffâr elinden kurtulup, Resûlullahın yanına geldi. Kâfirlerin ezâ ve cefâsından ağladı. Resûlullah efendimiz iki mübârek eliyle gözünün yaşını sildi ve teselli buyurdu.</p>
<p>Bu hâdise üzerine, Nahl sûresinin; <strong>Kim Allaha küfrederse, onlara şiddetli bir azâb vardır. Ancak kalbine îmân yerleşmiş olduğu hâlde küfür kelimesini söylemeye zorlanıp, sâdece diliyle söyliyenler müstesnâ,</strong> meâlindeki 106. âyet-i kerîmesi nâzil oldu.</p>
<p>Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem de Hazret-i Ammâr&#8217;a buyurdu ki:<br />
<strong>- Müşrikler eziyet ederlerse yine böyle söyle.</strong></p>
<p>Ammâr bin Yâser hazretleri, Mekke devrinde gördüğü işkenceler karşısında Habeşistan&#8217;a hicret edenler arasında bulunmuştur. Bilâhare tekrar Mekke&#8217;ye dönmüş, bir müddet orada kaldıktan sonra Medîne&#8217;ye göç ederek, Hazret-i Münzir bin Abdülmübeşşir&#8217;in misâfiri olmuştur. Daha sonra Peygamber efendimiz onu, Ensârdan Huzeyfe bin Yemân ile din kardeşi yapmıştır.</p>
<p>Hazret-i Ammâr, Medîne-i münevvereye gelince, Resûlullah için bir ibâdet ve istirâhat yerinin gerekli olduğunu söyledi. İslâmda mescid yapılmasına ilk teşebbüs eden o idi ve bu sâyede Kubâ mescidi yapıldı.</p>
<p><strong>Çift kerpiç taşıyordu</strong><br />
Ammâr bin Yâser, Mescid-i Nebevî&#8217;nin de yapımında bulundu. Mescid-i Nebevî&#8217;nin temeli atıldığında, duvar yapılmak üzere kerpiç kestirilmişti. Kuruyan kerpiçler, bulundukları yerden mescid arsasına Eshâb-ı kirâmın sırtlarında taşınıyordu. Herkes birer birer taşırken, Hazret-i Ammâr büyük fedâkârlık gösterip;<br />
- Biri kendim, biri Resûlullah için, diye iki kerpiç getiriyordu ve diliyle de;<br />
- Biz Müslümanlar mescidler inşâ ederiz, diyordu.</p>
<p>Peygamber efendimiz Ammâr&#8217;ın yanına geldi ve mübârek eliyle arkasını sığadı ve buyurdu ki:<br />
<strong>- Ey Sümeyye&#8217;nin oğlu! Senin iki ecrin, sevâbın, başkalarının bir ecri var. Senin, dünyada en son azığın, rızkın da bir içim süttür.</strong></p>
<p>Hazret-i Ebû Sa&#8217;îd Hudrî der ki:<br />
- Biz kerpici birer birer taşırdık. Ammâr ise, ikişer ikişer taşırdı. Resûlullah efendimiz, Ammâr&#8217;ı böyle üzeri toz toprak içinde görünce, onun üzerindeki tozları silkeleyerek:<br />
<strong>- Vah Ammâr! Vah Ammâr! Onu bâgîler öldürecektir,</strong> diye haber verdi.</p>
<p>Ammâr bin Yâser, Bedir başta olmak üzere, Uhud, Hendek ve Tebük gazâsı dâhil, Resûlullah efendimizin bütün gazâlarına katıldı. Her savaşta şecâat ve cesâretiyle tanındı. Resûlullahın yanından hiç ayrılmadı.</p>
<p>Bedir günü, hâin Ebû Cehil&#8217;in koca kafası; iki mücâhîd tarafından kesildi. O zaman Sevgili Peygamberimiz, Hazret-i Ammâr&#8217;a buyurdu ki:<br />
<strong>- Allah teâlâ, anacığının katilini öldürdü.</strong></p>
<p><strong>Cennet ilerde!..</strong><br />
Resûlullah efendimizin vefâtından sonra, Hazret-i Ebû Bekir devrinde yapılan savaşlarda da aynı şecâat ve cesâretle döğüştü. Abdullah bin Ömer der ki:</p>
<p>- Yemâme&#8217;de mürtedlere karşı saldıran eşsiz bir yiğit gördüm. Düşman saflarını yerle bir ediyor, bir taraftan kılıç sallıyor, diğer yandan söyle söylüyordu:<br />
&#8220;Bizim Peygamberimiz, Muhammed-ül Emîn&#8217;dir. Peygamberlerin sonuncusudur. Ondan sonra, Peygamber gelmiyecektir. Aksini söyliyenlerin hepsi, yalancı sahtekârdırlar.&#8221;</p>
<p>Bu sözleri, Müseylemet-ül Kezzab taraftarlarını bile ikna ediyordu. Tam sırada, hızlı bir kılıç darbesi, başucunda vızıldadı. Keskin demir, bir kulağını kesti. Akan kanları, eliyle durdurmaya çalışıyordu. Bir yandan da &#8220;Cennet ilerde!.. Cennet ilerde!&#8221; diye haykırıyor, mücâhidleri aşka getiriyordu. Sanki, şehîd ana ve babasını görüyor gibi, savaşıyordu. Yalancı Müseyleme de, yalancılar ordusu da kısa zamanda; darmadağın oldular.</p>
<p>Ammâr bin Yâser, Hazret-i Ömer devrinde Kûfe vâliliğine tâyin olundu. Halîfe, tâyin emrinde Kûfelilere şöyle yazdı:<br />
- Size Ammâr bin Yâser&#8217;i vâli, İbni Mes&#8217;ûd&#8217;u öğretmen ve yardımcı olarak ta&#8217;yin ettim. Bunların ikisi de Eshâb-ı kirâmın seçilmişlerindendir. İkisi de Bedir harbinde bulunmuşlardır. Onları dinleyip, itâat ediniz.</p>
<p><strong>Sevinmedim ki üzüleyim</strong><br />
Hazret-i Ammâr, Kûfe&#8217;yi bir sene dokuz ay mükemmel bir şekilde idâre etti. Halîfe Hazret-i Ömer, Ammâr&#8217;ı Medîne&#8217;ye çağırdığında, ona sordu:<br />
- Üzüldün mü?<br />
- Vâliliğe ta&#8217;yin olunduğumda sevinmedim ki, alındığım zaman üzüleyim.</p>
<p>Hazret-i Osman devrinde, fitne ve karışıklıklar başladığında, halîfe bunun sebebini öğrenmek için Ammâr&#8217;ı, Mısır&#8217;a gönderdi. Bu büyük sahâbî, fitne ve fesâdı ortadan kaldırmak için çok gayret etti.</p>
<p>Daha sonra Sıffîn muhârebesine katıldı. Savaş esnasında yanındakilere sordu:<br />
- İçecek, bir şeyimiz var mı?</p>
<p>Kırmızı halkalı kap içinde, süt getirdiler. Bunu gören, Ammâr bin Yâser dedi ki:<br />
- Allah Resûlünü, tasdik ederim, doğrularım! Yıllarca önce bize, böyle bir kaptan içeceğim sütün, benim dünyadaki son rızkım olacağını buyurmuştu.</p>
<p>Sonra sütü, Besmeleyle son damlasına kadar içti. Allaha hamd etti.</p>
<p>Ammâr bu savaşta 94 yaşında şehîd oldu. Hazret-i Ali, Ammâr bin Yâser&#8217;in şehîd olduğunu öğrenince, çok üzüldü buyurdu ki:<br />
- Allahü teâlâ Ammâr&#8217;a rahmet eylesin. O, Resûlullahın etrafında birkaç kişi varken Müslüman olmuştu. Kendisi hiç şüphesiz magfirete kavuşacaktır. Çünkü Allahü teâlânın Resûlü, Ammâr âilesini Allahın magfiretiyle müjdelemişti.</p>
<p>Cenâze namazını bizzat kendisi kıldırdı ve elbisesiyle, yıkanmadan Kûfe kabristanlığına defnedildi.</p>
<p>Ammâr bin Yâser, ahlâken yüksek bir zâttı. Az konuşur, çok kerre hüzünlü ve kederli olurdu. Son derece doğru ve hakka riâyetkâr idi. Zühd ve takvâ sahibi olup sâde yaşardı. Gâyet belîğ (açık) ve veciz bir hitâbete sahipti. Namazına çok dikkat ederdi.</p>
<p>Ammâr bin Yâser, hadîs-i şerîfleri en doğru bilenler arasında sayılmaktadır. Şöhretini; dünyaya düşkün olmamasına ve harâmlardan sakınmasına, insanlar üzerinde bıraktığı i&#8217;timâda, da&#8217;vâsına sadâkatle bağlılığına borçludur.</p>
<p><strong>Cennet üç kişiyi arzû eder</strong><br />
Hazret-i Ammâr hadîs-i şerîflerle medholundu:<br />
<strong>&#8220;Cennet üç kişiyi şiddetle arzû eder. Bunlar; Ali, Ammâr ve Selmân&#8217;dır.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Ammâr&#8217;a düşman olana, Allahü teâlâ düşman olur. Ona buğzedene, Allahü teâlâ buğzeder.&#8221;</strong></p>
<p>Ebû Vâil şöyle anlattı:<br />
Ammâr bin Yâser bize kısa bir hutbe okudu. Hutbeyi okuyup, indikten sonra kendisine; hutbeyi gâyet kısa okuduğunu söyledik. Bunun üzerine şöyle dedi:</p>
<p>- Resûlullah efendimizin, <strong>&#8220;Bir kimsenin namazının uzun, hutbenin kısa olması, onun fıkıh bildiğine alâmettir&#8221;</strong> buyurduğunu işittim.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/islami/ammar-bin-yaser.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Il est obligatoire de confirmer la prophétie de Mouhammed alaihissalam</title>
		<link>http://www.kanal-7.net/francais-islam/il-est-obligatoire-de-confirmer-la-prophetie-de-mouhammed-alaihissalam.html</link>
		<comments>http://www.kanal-7.net/francais-islam/il-est-obligatoire-de-confirmer-la-prophetie-de-mouhammed-alaihissalam.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 02:06:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Français-İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kanal-7.net/?p=4614</guid>
		<description><![CDATA[Il est obligatoire de confirmer la prophétie de Mouhammed alaihissalam Question : Si une personne croit en Allah et aussi en tous les prophètes excepté le nôtre, et aussi les conditions dans Amentu, cette personne va-t-elle aller en enfer ? REPONSE Oui, elle ira en enfer. Car elle n’est pas sincère à sa croyance à [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;">Il est obligatoire de confirmer la prophétie de Mouhammed alaihissalam</span></h4>
<p><strong>Question : </strong>Si une personne croit en Allah et aussi en tous les prophètes excepté le nôtre, et aussi les conditions dans Amentu, cette personne va-t-elle aller en enfer ?<br />
<strong>REPONSE<br />
</strong>Oui, elle ira en enfer. Car elle n’est pas sincère à sa croyance à Allah. Il faut croire en toute chose venant de LUI, serai-ce la foi si même on ne croit pas en une seule autre ?<br />
Avant que l’adoration de pèlerinage soit ordonnée, notre Prophète a dit ce qui suit :<br />
<strong>(Je vous ordonne<span id="more-4614"></span> ceci :<br />
1- La foi en Allah. Savez-vous ce que c’est la foi en Allah ? Attester qu’il n’y a aucune autre divinité qu’Allah et que Mouhammed est son Prophète.<br />
2- Accomplir la prière rituelle.<br />
3- Donner la zakat </strong>[l’aumône annuelle].<strong><br />
4- Jeûner pendant le mois du Ramadan.<br />
5- Donner un cinquième du butin que vous avez eus après la guerre, pour l’amour d’Allah. Communiquer mes paroles a ceux qui viennent après vous. )</strong> [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, Ebu Davud, İbni Hibban, Taberani]</p>
<p>Si on fait attention, il est communiqué l’obligation d’accepter que Mouhammed alaihissalam est le prophète d’Allah. Accepter veut dire aimer et se soumettre. Celui qui se soumet ne peut pas croire à ces mensonges des missionnaires et ne peut même pas penser à devenir infidèle.<br />
<strong><br />
Ümmet-i davet </strong>[Communauté invitée]<strong><br />
Question : </strong>Les catholiques et les athées sont-ils aussi de la communauté de notre Prophète ?<br />
<strong>REPONSE<br />
</strong>Ceux qui croient en notre Prophète sont appelé <strong>ümmet-i icabet </strong>[communauté acceptés]<strong> </strong>et ceux qui ne croient pas sont appelés<strong> ümmet-i davet </strong>[Communauté invitée] ; mais lorsqu’on dit seulement ummet [communauté] on comprend ümmet-i icabet. C’est pour cela qu’on ne peut pas dire pour eux seulement “Ummet” [communauté.]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kanal-7.net/francais-islam/il-est-obligatoire-de-confirmer-la-prophetie-de-mouhammed-alaihissalam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
